Günümüz İspanya'sının Müslümanların yönetiminde olduğu Endülüs Emevi devrindeydi.

Devleti yöneten hükümdar kendisine güzel bir saray yaptırmak istedi. Bunu vezirine açıkladı. Birlikte uygun bir yer aramaya çıktılar. Sarayın yapımına uygun çok güzel bir yerde karar kıldılar. Padişah işin yapımını vezirine havale etti. İşin bütün yönlerini halletmek ona düşüyordu.

Arsanın sahibi kimsesiz ve yaşlı bir kadındı. Vezir arsayı ondan satın almak istedi, fakat kadın kabul etmedi. Bu durumu hükümdara da haber veremiyordu. Sonunda işi zorbalığa döken vezir, kadının yerine sarayı zorla yaptırmaya başladı. Kimsesiz kadının bir şey yapacak gücü yoktu.

Muhteşem bir saray yapıldı ve her şeyiyle kullanıma hazır hale getirildi. Görenin gözleri kamaşıyor ve hayretten şaşkına dönüyordu. Sarayın açılışını hükümdar yaptı. ıleri gelenlerle orayı gezdi. Vezirine ve emeği geçenlere teşekkür etti. Artık oraya yerleşebilirdi.

Arsası zorla elinden alınan kadın mahkemeye başvurdu. Hakkının hükümdardan alınmasını istedi.

Hakim bu işi nasıl çözeceğini düşünmeye başlamıştı. Bir yanda koca hükümdar, öbür yanda mağdur edilmiş yaşlı ve kimsesiz bir kadıncağız. Daha da önemlisi, yerde kalmaması, çiğnenmemesi gereken hak, eksiksiz ve doğru uygulanması gereken adalet. Hukukun önünde kocakarıyla padişah eşitti. Yoksulun hakkı sultandan alınıp geri verilmeliydi. Fakat bu nasıl olacaktı. Kimseyi kırmadan, padişahı da üzmeden sorunu çözmenin çaresini bulmalıydı. Akıllı ve inanmış bir adam olan hükümdarı usulüne uygun bir şekilde uyarırsa sonuç alabilirdi.

Hükümdar sarayına çoktan yerleşmişti. Huzur ve mutluluk içinde, çiçeklerle donatılmış bahçesini seyrediyordu. şehir hakiminin geldiğini ve kendisini görmek istediğini haber verdiler. Dedi ki:

-Hemen çağırın buyursun gelsin!

Hakimin yanında bir eşek, elinde boş bir çuval vardı. ıçeri giremezdi. Padişah yanına geldi ve sordu:

-Ne istiyorsun?

Hükümdarı edeple selamlayan ve hatırını soran hakim, istediğini söyler sonunda:

-Efendim, izin verirseniz bahçenizden çuvalıma toprak dolduracağım!

Hükümdar ilk defa böyle bir istekle karşılaşmanın şaşkınlığı içinde söyledi:

-Neden böyle bir şey istediğinizi anlamış değilim, anlatmak ister misin?

Hakim, sözlerini özenle ve kelimelerini maharetle seçerek konuştu:

-Hünkarım, şu anda sizin oturduğunuz bu güzel sarayın bulunduğu yerin toprağı yaşlı ve kimsesiz bir kadıncağıza aittir. Siz de bilirsiniz ki insan toprağa bağlıdır ve çok sever onu. Bu kadın da toprağını çok sevenlerden. Bu kadıncağız bana geldi ve dedi ki:

-Toprağımı elimden aldılar, hiç değilse toprağımdan bir çuval versinler de, öldüğümde mezarıma döktüreyim!

Anlayacağınız, ben de onun için geldim!

Hükümdar gülümseyerek buyurdu:

-Haydi öyleyse doldur bakalım!

Hakim, çuvalı tıka basa toprakla doldurdu. Eşeğe yüklemeye çalıştı. Ne mümkün, sanki içinde kurşun doluymuş gibi, değil eşeğe yüklemek, yerinden bile oynatamıyordu. Hükümdara döndü ve mahcup bir eda ile dedi ki:

-Hükümdarım, istirham etsem, şu çuvalı yüklememe yardım eder misiniz?

İkisi birden çuvalın birer ucundan tutup kaldırmaya çalıştılar. Yerin bir santim oynatamadılar. Sözü söylemenin, taşı gediğine koymanın sırası gelmişti artık. Hakim, düşündürücü, anlamlı, uyarıcı ve sonrakilere ders verici sözünü söyledi hemen:

-Hükümdarım! Bu sarayın yapıldığı arsa kimsesiz, yoksul ve yaşlı bir kadınındır. Rızasına rağmen, zorla elinden alınarak üzerine sarayınız yapılmıştır. Bu durum size söylenmemiş. şu çuvalın içinde, bu kadından haksız yere alınan toprağın sadece bir kısmı bulunuyor. Siz burada, benimle birlikte bir çuval toprağı kaldıramıyorsunuz.

Sultanım! Acaba herkesin hakkının, haklının hakkının haksızdan alınıp haklıya verildiği, hiçbir kimseye haksızlık yapılmadığı kıyamet gününde, böyle bir kul hakkını omuzlarınıza nasıl yükleneceksiniz, bu sarayın bulunduğu ve haksız yere alınan yerin toprağını, yedi kat derinliğinden itibaren taşımayı başarabilecek misiniz bir başınıza?

Hükümdar, hakime hak verdi. Adamın söylediği sözler her kelimesiyle haklıydı. Ahirette onu böyle bir durumdan kimse kurtaramazdı. Hakkı hak sahibine dünyadayken teslim etmeliydi.

-Haklısın hakim efendi, haklısın!

İçinde yaşadığı sarayı içindekilerle birlikte yaşlı ve kimsesiz kadına verdi. Hakkını helal etmesini istedi. Gönül huzuruyla oradan ayrıldı.

Hak ve adalet yerini bulmuştu.

Kadının gözlerinin içi gülüyordu.

Sultana dualar ediyordu.

Öyle ya, insanın ahirette kendisini kurtaracak bir eseri yoksa, dünyada yaptıklarının ne önemi olabilirdi?