Vaktiyle bütün gününü Cenâb-ı Hakka ibâdet ile geçiren birisi, zamanın hükümdarına methedilmişti. Onunla sohbet arkadaşı olması tavsiye edilmişti. Hükümdar, methini işittiği o Allah dostunu sarayına çağırtarak kendisiyle sohbet arkadaşı olmasını ricâ etti. Bu zât hükümdara şöyle cevap verdi:

- Ey hükümdar, bu isteğin güzel! Ancak olur ya, yanlış bir iş yapsam beni affeder misin? Yoksa hemen cezâlandırır mısın?
- Ne gibi bir yanlışın olabilir?

- Meselâ bir gün sarayına geldiğinde beni istemediğin bir işi yaparken görsen ne yaparsın?

Onun bu sözüne şiddetle öfkelenen hükümdar:

- Bana böyle şeyler söylemeğe nasıl cüret edersin? diye bağırdı.

SUÇ İŞLEMEDEN KIZIYORSUN

Bunun üzerine Allah dostu zât da şöyle dedi:

- Benim kerîm bir Rabbim var. O derece kerîm, o derece cömert ki, aynı bir günde bende yetmiş günâh birden görse benim sahibim yine de öfkelenmez, beni kapısından kovmaz, ni'metinden mahrûm etmez. Böyle bir durumda ben O'nun kapısından nasıl ayrılayım da, henüz bir suç bile işlememişken bana öfkelenen birisinin kapısına geleyim? Ben henüz bir suç işlemeden bana böyle kızan birisi acaba suç işlemiş olduğum zaman ne yapar?

Cenab-ı Hak, kullarını kendisine isyan ettiği zaman hemen günah yazmaz, onun tevbe etmesini pişman olmasını bekler. İnsan bir günâh işlediği vakit, sol omuzdaki meleğin âmiri durumundaki sevâbları yazan melek diğerine, "Bekle belki tevbe eder" diyerek günâhı hemen yazdırmaz. Cenâb-ı Hak çok merhametli olduğu için çeşitli vesîlelerle kişinin günâhını affeder. Yeter ki insan geç de olsa hatâsını anlayıp pişman olsun.

Allahü teâlâ Bakara sûresinde, “Şüphesiz ki Allah, hem çok tevbe edenleri, hem de kötü alışkanlıklardan ve kötü ahlâktan temizlenenleri sever" buyurmaktadır.

Tevbe edip hidâyet yoluna yönelenlere hareket tarzımız şöyle olmalıdır:


1) Onu sevmelidir. Çünkü tevbesini kabûl etmekle Allah onu sevmiştir.

2) Allahın onu tevbesinde dâim eylemesi için kendisine duâ etmelidir.

3) Onu kendine örnek edinmelidir.

4) Onunla oturup sohbetlerde bulunmalı, ona yardım etmelidir.

Allahü teâlâ, onun tevbesini kabûl etmekte kendisini dört şeyle şereflendirir:

1) Sanki hiç günâh işlememişcesine onu günâhlardan temizler,

2) Onu sever,

3) Üzerine şeytanı musallat etmez, kendisini ondan korur.

4) Dünya hayâtını terketmezden önce onu korkudan emîn kılar.

Allahü teâlâ Fussilet sûresinde şöyle buyurmaktadır:

"Rabbimiz Allahtır!" deyip de sonra istikamete gelenler, işte onların üzerine, "Korkmayın, tasalanmayın, va'd olunduğunuz Cennetle sevinin!" diye diye melekler inecektir."

Kişinin tevbesi dört şeyde belli olur:


1) Dilini lüzûmsuz sözlerden, gıybetten, yalandan koruyorsa,

2) Kalbinde hiç bir kimseye ne hased, ne de düşmanlık beslemiyorsa,

3) Kötü kişilerden uzak duruyorsa,

4) Ölüme hazırlanarak geçmiş günâhlarına nedâmet duyuyor, onlara tevbe, istigfâr ediyor ve Rabbinin tâatına yöneliyorsa.

SİZ FARKINA VARMADINIZ!

Her müslümanın, her gün en az bir kere, Ya Rabbi, bilerek veya bilmeyerek isyana, günaha, küfre sebep olan bir söz söyledim veya bir iş yaptım ise, pişman oldum. Beni affet! diyerek tevbe etse, Allahü teâlâya yalvarsa, muhakkak affolur. Cehenneme gitmekten kurtulur. Cehennemde yanmamak için, her gün muhakkak tevbe etmelidir. Bu tevbeden daha önemli bir vazife yoktur. Kul hakkı bulunan günahlara tevbe ederken, bu hakları ödemek ve terk edilmiş namazlar için tevbe ederken, bunları kaza etmek lazımdır

Samîmî bir şekilde tevbekâr olanlar, Cehennemden geçtiklerini bile anlıyamıyacaklardır. Cennete girdikleri zaman diyecekler ki: Rabbimiz bize, Cennete girmeden önce Cehenneme sokulacağımızı söylemişti.

Onlara cevâben denir: “Siz oraya sokuldunuz. Fakat o sırada Cehennem sakin idi. Onun için farkına varamadınız"