“Şimdi hayli sühan-verûn içre,
Nef’î mânendi var mı bir şair?..
Sözleri Seba-i Muallâka’dır,
İmrülkays kendidir kâfir!"


Günümüz diliyle: Şairler içinde Nef’i’nin bir eşi yoktur. Şiirleri, cahiliye devrinde Kâbe’nin duvarlarına asılan şiirler gibi güzeldir. Sanki o kâfir (Nef’i), İmrülkays’ın ta kendisidir!

İzah: Kâbe henüz putperestlerin elinde iken, Kâbe duvarına asılan şiirlere “Seba-i Muallaka" deniyor. “İmrülkays" ise şiirleri Kâbe duvarına asılan putpereset bir şairdir.

Kısaca: Şeyhülislâm Yahya Efendi, ince, derin ve zeki dokundurmalarla çağın büyük şairi Nef’i Efendi’ye “kâfir" diyor.
Nef’i bu taşın altında kalır mı hiç? Cevabı anında yapıştırıyor:

“Bize kâfir demiş Mütfî Efendi,
Tutayım ben ana diyem Müselmân,
Vardıkda yarın Rûz-i Cezâ’ya,
İkimiz de çıkarız anda yalan!"

Günümüz diliyle: Şeyhülislâm bana kafir demiş. Hadi ben ona Müslüman diyeyim. Ama yarın mahşerde ikimiz de yalancı çıkarız: Zira ne ben kâfirim, ne o Müslüman!

Sayın Kılıçdaroğlu, CHP Kurultayı’nda Sayın Cumhurbaşkanı’na “Diktatör" deyince, bu hicviyeleri hatırladım.

Fark ettim ki...
Eskiden naziktik, şimdi değiliz!..
Eskiden zekice dokundurmalar yapardık, şimdi kaba-saba benzetmeler yapıyoruz...
Eskiden bir kelimeye birkaç anlam yüklemeyi bilirdik, şimdi bilmiyoruz...
Eskiden söylediklerimiz kalıcı olurdu, şimdi geçici oluyor...
Kısacası, eskiden daha ince, daha zeki, daha derin, daha anlamlı, daha tutarlı, daha bilge konuşurduk.
Meselâ diktatoryal bir geçmişimiz varsa, en azından bu konuda susar, geçmişimizi hatırlatmamaya çalışırdık.
CHP’nin dününde ve bugününde, halka umut olacak, ufuk açacak hiç bir şeyinin olmaması, CHP’yi çarnaçar polemiğe ve saldırganlığa itiyor...

Ve olmadık ithamlara yöneltiyor.

Biri çıkıp, “Diktatörlük görmek istiyorsanız, kesintisiz, muhalefetsiz ve alternatifsiz iktidar olduğunuz döneme bakın" dese (ki Başbakan aynen söyledi) ne cevap vereceksiniz?

Geçmişinizde baskı, şiddet, jandarma-polis copu, tahsildar korkusu, Faşizm tutkusu, Nazizm sevgisi dışında ne var, Allah’ınızı severseniz?..

Hizmet mi var, himmet mi var, merhamet mi var, şefkat mi var, yatırım mı var, kalkınma mı var, bolluk mu var, refah mı var?..
Demokrat Parti’ye ezansız, Kur’an’sız, camisiz, imamsız, cemaatsiz, maneviyatsız bir Türkiye devretti CHP...
Milleti öyle bir bıktırma bıktırdı ki, 14 Mayıs 1950’de yapılan ilk hür seçimde kaybettiği iktidarı bir daha ele geçiremedi. Yüzde 25’lik oy oranıyla sahillere hapsoldu gitti.

Sayın Cumhurbaşkanı’nın yönetim biçimini sorgulamadan önce bunun, yani “ebedi muhalefete mahkûm" olmanın sebeplerini sorgulasalar, kendileri açısından daha faydalı olur.

CHP, zihniyet olarak değişmediği, halkı “köle", kendini “efendi", millet tarafından seçilmiş olanları “diktatör", devleti “müktesep hakkı", saymaktan vazgeçmediği müddetçe, geçmişi sürekli ayakbağı olmaya ve partiyi tökezletmeye devam edecektir.

Benden söylemesi...