Temettüat Defterleri



Osmanlı taşrasının anlaşılmasına yönelik tahlilî çalışmalara imkân veren iki defter serisine sahibiz. Bunlardan; Birincisi: Klasik dönem Osmanlı Tarihi'nde devlet yapılanmasında önemli bir yeri olan Tapu Tahrirleri'dir. Tımar sisteminin uygulanabilmesi için idarî, sosyal, ekonomik ve askerî düzenlemeleri yapmak amacıyla bölgelerin imkânlarını tesbit etmiştir.

İkincisi ise; Osmanlı Devleti'nin yenileşme döneminde ( 19. yy ) düzenlenen defter serisidir ki düzenleniş tarzı ve içeriğindeki bir kısım değişik ögelerle Klasik Dönem Tapu Tahririleri'nden ayrılan Temettüat Defterleri'dir. Temettüat Defterleri araştırmacılara bulunduğu döneme ve ait olduğu bölgeye ilişkin sosyo-ekonomik ve demoğrafik yapı hakkında daha mükemmel ve teferruatlı bilgiler sunar.

Temettü, meta'-tefe'ül bâbında mal, eşya, kazanç, kâr etme, fayda görme mânâsına gelir.

Fertlerin iktisadî imkânlarını tesbit etmek suretiyle kişinin ekonomik gücüne, senelik kazancına göre tarih edilecek verginin tesviyesi amacına yönelik olarak Osmanlı Devleti'nin önemli bir kesiminde emlâk, arazi, hayvanat ve temettüat sayımları sonucu oluşan ve kısaca adına Temettüat Defterleri denen defter koleksiyonları Osmanlı taşrasına ilişkin tahlilî çalışmalar için önemli istatistikî verileri kapsar. Yani kişiye kazanç sağlayacak her türlü mal varlığı, tarla, bahçe, ev, dükkan, hayvanlar ve bundan başka gelir getiren bir mesleği varsa bunların hepsi tesbit edilerek her mükellefin kişisel servetine ve senelik kazancına göre bir vergi konmaya çalışılıyor.

Bu herkesin kazancına göre vergi alınması usulü fermânındaki eşitlik ilkesine dayanarak uygulamaya konulmuş, Tanzimat'ın cari olduğu yerlerde 1840-1845'te iki sayım yapılmış Temettüat Defterleri bu sayımlar sonucu oluşmuştur. İşte bu sayımlar Osmanlı taşrasının anlaşılmasına yönelik önemli istatistikî bilgiler sunar. Nüfus defterleri kadar, nüfusun tesbiti açısından mühim değillerse de Temettüat Defterleri hüviyetleri itibariyle çok daha teferruatlı bilgi ihtiva etmektedir. Hazırlandığı döneme ve ait olduğu bölgeye ilişkin kapsadığı zengin ma'lumât ile bölgenin mikro ve makro düzeyde sosyo-ekonomik profilinin çıkarılması noktasında özgün bilgiler ihtiva eder. Mikro düzeyden kasıt en küçük sosyal birim olan aile, yani defterdeki ifadelerle hânedir. Temettüat Defterleri işte bu en küçük sosyal birim olan hâne düzeyinde bilgi verir. Bunun yanında hâne düzeyindeki bilgilerden bölge düzeyinde bilgilere ulaşılabilir.

Yani bu tek hânelerden mahallelerin, mahallelerden şehirlerin, şehirlerden bir bölgenin sosyo-ekonomik profilini çıkarabiliriz. Mikro düzeyden makro düzeye bilgiler veren Temettüat Defterleri kadar ayrıntılı bilgi veren başka kaynak yoktur. Tapu Tahrirleri de bulunduğu dönemin sosyo-ekonomik yapısı hakkında önemli bilgiler verse de bu bilgiler Temettüat Defterleri gibi hâne düzeyine inmemiştir. Sadece yazıldığı bölgenin genel vergi yüküne ışık tutuyordu. Yani Tapu Tahrirleri ile Temettüat Defterleri arasında bir çok fark var. Öncelikle Tapu Tahrirleri bir köyün veya mezranın adını, bu köyün vergi mükelleflerini, mükelleflerden tahsil edilmesi gereken toplam vergi miktarını, toplam verginin hangi kalemden alınacağını verirken Temettüat Defterleri vergi mükellefinin adını, şöhretini, şemailini, mükellefin vergiye esas olan gelir kaynaklarını, kaynağın yıllık gelirini, gelire göre tarh edilecek vergiyi ayrıca bunlardan fazla olarak varsa ziraat dışı gelir kaynaklarını ve bu kaynaklardan tarh edilecek vergiyi kaydetmektedir.

Kısaca Hâne esasına dayanan Temettüat Defter sayımları araştırıcıya üç cevapta bilgi verir.

1. Hâne reislerinin menkul ve gayrimenkul servetleri
2. Gelirler
3. Vergi ödemeleri

TEMETTÜAT DEFTERLERİ'NİN TARİHİ GELİŞİMİ



Bilindiği gibi 16. Yüzyıl Osmanlı Tarihi'nin önemli bir kırılma noktasıdır. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren iç ve dış faktörlerin etkisiyle Osmanlı toplumu çözülme sürecine girmiştir. Bu dönemde Osmanlı toplum düzeyinin temellenmesinde aslî bir işlev gören tımar sistemi de iyice sarsılmış ve bu sisteme bağlı bütün alt sistemler geleneksel fonksiyonlarını yerine getiremez hale gelmiş ve değişime uğramıştır.

Osmanlı yöneticileri ise bu sarsıntının baştan beri farkındaydılar. Kaleme alınan ıslahat risalelerinde yer alan tema, tımar nizamının yeniden tesis edilerek sistemi eski gücüne kavuşturmak yönündeydi. Bu sebeple ıslahat tedbirlerine ilişkin öneriler başta tımar olmak üzere, vergi sistemi, müsâdere, narh, sikke tağşişi gibi geleneksel iktisat politikası araçları üzerinde yoğunlaşıyordu. Yani aydınların reçetesi Kanun-u Kadim'e dönüştü.

Bozulan nizamı eski haline getirme gayretlerinin yer aldığı ıslahat risalelerinin muhtevası Osmanlı'nın Batı'ya açılmasıyla değişime uğramıştır.

II. Viyana Kuşatması'nı müteakip Osmanlı devlet adamları gözlerini geçmişte kalan muhteşem maziden, güçlü düşmanların örnekliğine çevireceklerdi. Kanun-u kadimin ihyası düşüncesine karşı ilk tereddütler 17. yüzyılda yazılan ıslahat risalelerinde görülmüştür. 19. yüzyılda ıslahat teşebbüslerinde Batı'ya yönelme eğilimi güçlenecek hatta bu tutum Batı baskısından kurtulmanın bir yolu olarak görülecekti.

Ekonominin ağır kriz altına girdiği bu dönemde yani 1789-1839 yılları arsında III. Selim ve II Mahmud tahtta bulunuyordu. III. Selim bütçe açıklarını kapatmak için geleneksel yöntemlere başvurmakla birlikte bazı yeni önlemler almıştır. Ama yine de istenen neticeye ulaşamamıştır. Dışarıdan borç alma girişimi de boşa çıkınca ya yeni vergiler koymak ya da eski vergilere zam yapmak durumunda kalmıştır.

Bu dönemde ilk olarak Nizam-ı Cedid Ordusu kurulmuş bu ordunun ihtiyaçlarını karşılamak için İrâd-ı Cedid Hazinesi oluşturulmuştur. III. Selim döneminde malî alanda bu ıslahatlar yapılırken II. Mahmud dönemine gelindiğinde malî ıslahatlar önem kazanır. Bu dönemde yeni hazineler oluşturulur. Bunlar: Devlet Hazinesi, Tersane Hazinesi, Mukata Hazinesi ve 1826'daki Asâkir-i Muhammedî askeri ocağı için Mansure Hazinesi oluşturulur. Bu hazinelerle maliyede etkinlik gösteren bu kuruluşlar özerk hale getirilmek istenmiştir. 1834 yılına gelindiğinde Asâkir-i Muhammediye Defterdârlığı oluşturulur. Bu defterdârlıkta hazinenin iç ve dış gelirlerinin tek elde toplanmasına çalışılmıştır. Daha sonra defterdârlık örgütü kaldırılarak yerine Maliye Nezareti örgütlenmeye çalışılmıştır.

II. Mahmud döneminde malî alanda yapılan diğer yenilikler ise; daha önce iltizâmla yönetilen hazine gelirlerinin doğrudan tahsil edilmesi gündeme gelecektir. Yine Memuriyet-i Mülkiye yani ülke kalkınmasının gerçekleşmesi için ticaret, ziraat ve sanayinin geliştirilmesi üzerinde durulmuştur. Tanzimat'ın ilanından bir yıl önce Umûr-ı Nafia Meclisi oluşturulur. Bu dönemde yapılan önemli bir gelişme ise Hüdavendigar ve Gelibolu sancaklarında ilk tahrirî denemelerinin yapılması olur. Tahririn amacı vergide adaleti sağlamak, adil vergilemeyi gerçekleştirmektir. Bu çalışmalar Tanzimat ıslahatının öncüleri sayılır. II. Mahmud döneminde bu tahrir çalışmaları sırasında Tevzi Defterleri tutulmuştur. Bu defterler Temettüat Defterleri'ne tecrübe olacaktır. II. Mahmud dönemindeki bu tahrirî çalışmaları pek netice vermemiştir. Bunun için örfi vergiler eskisi gibi iltizâm usulüyle alınmaya devam edilmiş ve tahrirî işi belli bir süre askıya alınmıştır.

III. Selim ve II. Mahmud'un yaptığı ıslahatlardan sonra Osmanlı Devleti'nde bir simge olan Tanzimat Fermanı olarak bildiğimiz Gülhane Hatt-ı Hümâyûnu 3 Kasım 1839 ( 26 Şaban 1255 )' da ilan edildi. Tanzimat Fermanı memuriyet-i mülk ve devlet için bir kalkınma modeli, mülk ve milleti ihya hareketi ve yeniden yapılanma sürecinin başlangıcını oluşturuyordu. Tanzimat'ın hareket noktası imâr-ı memalik, bilad, terfi-i ahvâl-i ahâli ve ibâd idi. Yani memleketin imarı ve bütün reayanın durumunu düzeltmek ve refahını sağlamaktı. Maliyede ıslahat neredeyse Tanzimat'ın temelini teşkil ediyordu. Tanzimat hareketinin can ve mal emniyeti ırz ve namusun muhafazasından sonra maliyenin ıslahı en önemli konu idi. Hatta vergi ıslahatı daha da öncelikliydi. İdarî alanda yapılan ıslahat malî merkeziyetçiliğin uygulanmasında bir araç olarak kabul edilmiştir.

Gülhane Hatt-ı Hümâyûnu'nda şu cümleler zikrediliyor:

(Sadeleştirilmiş) 5. Madde:"İltizâm usulü bir memleketin siyasî maslahat ve malî işlerini bir tek adamın iradesine ve belki onun kahır pençesine teslim demektir. Eğer teslim edilen adam da iyi bir adam değilse sadece kendi çıkarına bakıp bütün hareketleri gadr ve zulümden ibaret kalır. Bu sebeple bundan sonra memleket ahâlisinden her ferdin mal varlığı ve maddi gücüne göre uygun bir vergi vermesi, kimden fazla bir şey alınmaması, Devlet-i Aliyye'mizin karada ve denizde askerî masrafları ve diğer giderlerinin dahi gerekli konularda açıklanması ve sınırlanması ve bunlara göre icraatın yapılması zaruridir."

Tanzimat Fermanı ile eski vergi usulünün usulsüzlüğü gözler önüne serildi ve her kişiden eşit oranda vergi alınması gerektiği ve devlet masraflarının sınırlanması ve açıklanması isteniyordu. Yani verginin âdil tarh tesviye ve tahsili fermanda önemli bir yer teşkil ediyordu.

Tanzimat'la birlikte Osmanlı vergi sistemi, içerisinde cumhuriyete gelinceye kadar sürecek bir dönüşümün başlangıcını oluşturuyordu. Fermanla malî ıslahat çerçevesinde örfi vergilerin yerine ancemaatin veya komşuca alınan vergi gibi isimler alan vergilerin tek isim altında toplandığı vergi sistemi getirilmiştir. Ancemaatin vergi , tevzi olunan vergi ifadesi vergilerden bir cemiyet veya topluluğun sorumlu tutulması ve bu verginin topluluğun üyeleri arasında ödeme gücüne göre paylaştırılması demektir. Yani bir köy veya kasabanın durumuna göre o yerin malî ortalaması bulunuyor ve ortalamanın üzerinden kişinin gelirine göre vergi alınmasına karar verilmiştir. Bu sistemle devlet ilk defa mükelleflerle yani vergi veren halkla doğrudan doğruya temasta bulunmaya başlamıştır. Tanzimat'tan sonra yayınlanan talimatnamelerde kanun uygulamaya konulmaya çalışılmıştır.

TEMETTÜATIN UYGULAMAYA KONMASI



25 Ocak 1840 tarihinde Meclis-i Vâlâ tarafınca düzenlenen talimatname ile görevleri gereği tesbit edilen muhassıllar memur-ı müstakillerdir. Vergiyi vali ve ayanların kontrollerinden alarak devlet hazinesi adına tahsil edilmesini sağlayacak maaşlı devlet memurlarıydı. Muhassıllar tayin oldukları eyalet ve livaların bütün malî işlerinden sorumlu idiler. Tanzimatın taşrada tanıtılmasında da aktif rol oynayacaklardı. Görevlerini rahat yerine getirebilmeleri için nizamiye askerleri maiyetlerine verilecekti.

Tahriri yaparken şu hususlara önemle dikkat edilmesi gerekiyordu : Herkesin isim ve şöhreti, sahip oldukları bütün mal varlıkları, ne kadar emlak ve arazisi olduğu ve ayrıca ne kadarının ekili ve nadasa bırakıldığı, bağ ve bostanı, her türlü hayvanı, tüccar ve esnafın bir senelik tahmini geliri olacağı incelenerek tahriri yapılacak ve bunların yıllık gelirleri ve bu gelir üzerinden tahsili istenen vergi tesbit edilecek, tahrire köylerden başlanılacak ve her bir köyün defteri ayrı tutulacaktı. Muhassıllar tahrire nezaret edecekler, yanlış ya da noksan yapanlar cezalandırılacaktı.

Muhassıllara uymaları gereken noktaları bildiren Talimat-ı Seniyye ve bir de tezkire veriliyordu. Buna göre önce köy ahalisinin emlak ve akarı ile verecekleri verginin yaklaşık miktarı belirlendikten sonra asıl kazada bulunan halkın emlak ve akarı hatır ve gönüle bakılmayacak ve bir fert bile istisna tutmayacak hakkaniyetle tahrir olunmalı deniyordu. Yine aynı tezkirede kazanın ileri gelenleri; müftü, hatip, imam vb. eskiden beri vergi vermedikleri için şimdi kaşı gelebilirlerdi. Fakat muhassıllar kazada emlakı olan kim olursa olsun vergi vermesini sağlamaya çalışacaklar, ellerinde eğer berat veya emr-i âli varsa alacaklardı. Bu kişilerin istisna tutulması ile halkın tepki vermesinden çekinilerek bu kişilerin gerekirse mahkemeye sevkedilmeleri ve cezalandırılmalarına karar verildi.

Muhassıllar verginin adil ölçüler içinde vergi tarh ve tahsilini sağlarken tahriri talimatnamesinin dışına çıkmayacaklar, halka yumuşak ve mutedilâne davranacaklar, edepli ve ölçülü olacaklardı. Böyle davranmadıkları takdirde görevlerinden alınacaklardı. Karamürsel Muhassılı İsmail Ağa, Hacegândan Niğde Muhassılı Tahir Bey, Milas Muhassılı Aziz Ağa işlerinde gereği gibi davranmadıkları ve halkın şikayetleri ile görevlerinden alınan muhassıllara örnek teşkil ederler.

Muhassılların gittikleri yerlerde verginin belirlenip dağıtım ve diğer işlerin görüşülüp kararlaştırılması için talimatnameye konulan 2. madde ile muhassıllık meclisleri oluşturuldu. Bu meclislerde Muhassıl-ı mal, iki katip, mahalli hakim, müftü, bir asker zabiti ile halktan güvenilir dört kişi olmak üzere on kişinin görev alması emredildi.

1256 senesi vergini tevzii bu meclisler tarafından gerçekleştirildi. Defterler meclise geldikçe ilgili şahıslar kaza ve köylerdeki halkın Ruz-ı Hızır, Ruz-ı Kasım aylarında iki taksitle ödeyecekleri vergi miktarı belirlenerek deftere kaydedildi.

Muhassılların yanlarına alarak İstanbul'a götürdükleri bu defterler merkezde hazine tarafından tetkik edilerek Bâb-ı Âli'ye veriliyor Meclis-i Vâlâ'ca tetkik edilerek padişahın iradesi alınarak hangi seneden itibaren muteber olacağı başta eyaletin vali ve defterdârları olmak üzere bütün köy ve kazanın ileri gelenlerine hitaben emr-i âliden isdâr edilip gönderiliyordu.

1256 sayımları istenilen veya beklenilen neticeyi vermediği gibi hazine gelirlerinde büyük azalma görüldü. Bu başarısızlığın en büyük sebeplerinden biri bu göreve atana kişilerin mültezimlere yakın ilişkileri olanlardan seçilmiş olmalarıydı. Ayrıca büyük ailelerin çıkarları zedelendiği için vergi vermede direnmeleri mal varlıklarını vakfetmiş gibi göstermeleri başarısızlığın önemli nedenlerindendi. 1842 yılında eyalet idaresine yeni bir nizam vermek ve muhassıllıkla ilgili problemi kökünden çözmek için muhassıllıklar kaldırılarak valilerin sancaklarına hükmetmesi şeklindeki eski kural tekrar getirilerek Müşirlik sistemi kuruldu. Valilerin maiyetine bir defterdâr, ayrıca her sancağa birer kaymakam ve kazalara halkın yetenekli ve namuslularından birer müdür tayin edildi. Meclis-i Muhassıl ise yapı ve işlev bakımından önemli bir değişikliğe uğramadan adı Memleket Meclisi olarak değişikliğe uğramıştır.

Devletin tamamında uygulamaya konmaya 1256 sayımı Hüdavendigar, Konya, Aydın, Sivas, Ankara, Biga, Edirne, Rumeli, Silistre, Vidin, Selanik gibi Anadolu ve Rumeli'nin bazı eyaletlerinde uygulanmıştır.

1261 SAYIMI



1256 sayımlarından istenilen sonuçlar alınamamıştır. Bunun en önemli nedeni yine yolsuzluklar olmuştur. Bu sayımlarda bazı kazalarda ağır bazılarında hafif vergiler alınması, şahıslar planında kaydedilen vergilerin çok farklı oranlarda çıkması, bazı kazalarda vergi indirimi yapılırken bazı yerlerde artış yapılması bu yolsuzlukların başını çekiyor, yine Cihet-i Hakkaniyet gözetilmiyordu.

Bu hoşnutsuzluklardan dolayı 1259 saferinde âdil ölçülerde vergi alınması için yeni sayım gündeme gelmiş fakat halkın tepkisinden çekinilerek uygulamaya konmamıştır. Bu yüzden yeni çözüm yolları aranmaya başlanmıştır. Meclis-i Vâlâ'da yapılan müzakerelerle her eyaletten biri Müslüman diğeri Hıristiyan iki kişi çağrılarak, imar ve ahalinin refahının temini için görüşlerine başvurulmasına karar verilmiştir. Ve yapılan görüşmelerde emlâk ve temettü tahriri yapılmasına karar verilmiştir.

1261'de yapılan bu müzakerelerde iki temel konu üzerinde duruldu:

1- Eşit şekilde alınan vergilerin gelirleri arttırması
2- Her mahallin hâsılât ve temettüatının layıkı ile yapılması idi.

Temettüatın yeniden tahkiki için müşir, defterdâr ve kaymakamlar marifetiyle icrâ olunması isteniyordu. Sayımların ne suretle yapılacağını belirten örnek matbu nüshalar taşraya gönderilecektir. Ülkenin bütün bölgeleri Tanzimat uygulamalarına dahil edilmemiştir. Bu sayımda Erzurum, Diyarbekir ve Yanya gibi eyaletler de sayıma dahil edilmiştir. Bu sayım için merkezden görevliler gönderilmeyecek her köyün imam ve muhtarları reaya bulunan mahallelerin papaz ve kocabaşları marifetiyle ve ziraat müdür vekilleri nezaretinde tahrire başlanacaktı. Tahrir bittiğinde defterin sonu bunlar tarafından mühürlenerek tâbi oldukları kaza müdürlerine teslim edilecek ve kaza meclisinde kontrol ve tahkik edildikten sonra ya sancak kaymakamına ya da defterdâra teslim edilecektir. Defterler birbirlerine karıştırılmadan her köyün defterleri kaza kaza torbalara konularak takım halinde Maliye Hazinesi'ne gönderilecektir.

1261 sayımında taşrada sayım yapılan bölgelerden ilk etapta numûne olarak bir köyün defteri Meclis-i Vâlâ'ya geliyor ve burada usûl ve kaidesine muvafık olup olmadığına bakılıyordu. Tutulan defter usûl ve kaidesine uygunsa diğerlerinin de buna göre yapılması istenirdi. Merkeze gelen bu numûne defterler Meclis-i Vâlâ'da görülüyor ve uygun olmayanlar Maliye Nezareti'ne gönderilerek burada asıl numûne defterlerde belirtilen hususlara riayet edilmeden tanzim edilen defterlere gereken açıklamalar yazılarak tekrar mahallerine geri gönderiliyordu.

1261 sayımındaki aksaklıklar bunlarla sınırlı kalmıyor, bunun yanında katip ücretleri de sorun olmuştur. Osmanlı arşivinde maliyeden müdevver 7143 numaralı defter katip ücretleri ile ilgili çok sayıda yazışmayı kapsamaktadır. Katiplerin meclis tarafından belirlenen ücretleri Emval Sandığı'ndan ödenecek idi. Ancak bir mahalde eli kalem tutan kimse yoksa, yani dışarıdan katibe ihtiyaç duyulursa katiplerin ücretleri bölgedeki halk tarafından verilecek idi. Meclis tarafından belirlenen katip ücretleri, bir defaya mahsus olarak 1262 yılında emlâk vergisine ilave edilerek tahsil edilmesi yoluna gidilmiştir.

1261 sayımı uzun zaman almış ve bu sebeple bir yıl geçtiği halde sayım yapılamadığından Temettüat Defterleri gelmeyen yerler olmuştur. Meclis-i İmâr memurları merkeze geri çağrılması dolayısıyla, tahrir yapılmayan bölgeler için ellerinde bulunan tahrir talimatnâmesinin bir suretini orada bırakarak tahrir sayımının valiler denetiminde yapılması kararlaştırılmıştır.

Vergi mükellefinin maddî imkânları, kazançları ve şahsî hayatlarında meydana gelen değişikliklerin her yıl izlenmesi öngörülmüş ve tahsilat döneminden birkaç ay önce başlanılarak bu değişikliklerin tesbit edilmesi ve tashih edilmiş halinde defterin gönderilmesi kararlaştırılmıştır.

SOSYAL TARİH KAYNAĞI OLARAK TEMETTÜ DEFTERLERİ

Aile, Şahıs Ad ve Sıfatları :



Defterlerde verginin esas olduğu hane reislerinin isimleri kayıtlıdır. İsimler, tahrir defterlerinde "Ahmed veled-i Hamza" gibi bir önceki şahsın oğlu ve kardeşi olması halinde "Süleyman veled-i o" yahut "İbrahim birader-i o" şeklinde "veled" kelimesi kullanılarak yazılırken Temettü Defterleri'nde "Feyzullah Oğlu Salih" örneğinde olduğu gibi çok kere "Oğlu" kelimesi tercih edilmiştir. Maamafih "bin" ve "veled" kelimelerinin kullanıldığı defterler de vardır. Ancak 1256'daki defterlerde, şahısların isimleriyle birlikte, biraz tımar kayıtlarını hatırlatır tarzda "uzun boylu, orta boylu, ak sakallı" şeklinde eşkâllerine de yer verilmiştir. 1261'de tanzim edilen defterlerde bu kısma rastlanmaz. Çok kere "Osman oğlu Ali" veya "Hasan Oğlu İbrahim" şeklinde baba adı bazen de "Çullu Oğlu İbrahim" gibi babanın lakabı veya aile adı yazılmıştır.

Aile adlarının mevcudiyeti mahalle veya köydeki akrabaların tesbitini mümkün kılmaktadır. Baba-oğul veya kardeşler, hatta bazen amca-yeğen ve kuzenler peş peşe veya araya bir yahut iki tane gelerek yazılmıştır. Bu kolay ayırt edilebilen bir aile adına sahip olmayanların da aynı ailenin kolu olduklarını ortaya koyması bakımından tesbitleri kolaylaştırıcı bir husus olmuştur. Bazı ailelerin bir kolunun diğer mahallelerde yaşadığı da görülmektedir. Aynı lâkabı taşıyanların çoğu iki haneden ibarettir.

Aynı mahallede oturmasalar bile kolay rastlanamayacak aile adlarına sahip olanların akraba olduklarına şüphe yoktur. Böylece ailelerin zaman içinde, muhtemelen bir evlilik sonucu kendi mahallerinden çıkarak diğer bur mahallede oturmaya başladıkları düşünülebilir. Hatta daha da ileri giderek bu nevi yer değiştirmelerin köyler ve kasabalar arasında da vuku' bulduğunu söyleyebiliriz. Zira köyde huzursuzluk çıkaranların civardaki köylere sürgün edildiği, veya diğer bir köy veya kasabada daha geniş imkânlar bulanların buralara göç ettikleri bilinen vakıadır. Temettü Defterleri'nde çok dikkatli bir araştırma neticesinde bu nevi göçlerin nereler arasında yapılmış olduğunun tesbiti de imkân dahilindedir. Temettüat Defterleri, sadece aile adlarının değil, yörede kullanılan şahıs adlarının tesbiti bakımından da mühim kaynak vazifesi görmektedir. Şahıs adlarında göze çarpan bir özellik de baba-oğul aynı adı taşıyanların sayılarında görülmektedir. Babası, doğumundan önce ölmüş bir çocuğa baba adının verilmesi yaygın bir uygulama ise de babasıyla aynı adı taşıyanların hepsinin yetim kaldıkları da düşünülmemelidir. Sosyal bakımdan adlar gibi sıfatların da şahısların belli özelliklerini göstermesi bakımından önemi büyüktür.

Kara, sarı, uzun, küçük şeyh gibi sıfatların ifade ettikleri mânâ açıktır.

Hane Reislerinin Meslekleri :



1256 tarihli görülebilen defterlerde imam, muhtar gibi vazifeliler dışında sadece eşkâl verilip hane reisinin mesleğinin yazılmamasına karşılık 1261 sayımlarında ekseriya hane numarası üzerinde "Erbâb-ı ziraatdan idigi" , " çiftçi, gündelikçi, demirci, çulhacı" gibi hane reisinin mesleği yazılmıştır.

Küçük köylerde halkın hemen hemen hepsi yalnız ziraat ve hayvancılıktan geçimini temin etmektedirler. Ancak ziraatle uğraşanların hepsi toprak sahibi değillerdi. Toprağı olmayanlar, ailelerinin gücü toprağı işleyip ürünü kaldırmaya yetmeyen büyük toprak sahiplerinin yanlarında çalışmaktadırlar. Ekip biçecek az toprağı olanlar da büyük çiftliklerde gündelikçi olarak çalışmakta ve geçimleri için ek kazanç sağlamaktadırlar. Bu suretle biri nisbeten büyük çiftliklerde devamlı çalışan hizmetkârlar, diğeri ekim ve mahsulün kaldırılması sıralarında faydalanılan çapacı, gündelikçi ve ırgatlar olmak üzere iki ayrı ziraat işçi sınıfı ortaya çıkmış bulunmaktadır ki Temettü Defterleri'nde bu iki sınıfın durumunun takip edilmesi mümkündür.

Nisbeten büyük köylerde köyün bazı ihtiyaçlarının kendi içinde karşılanmasını temin edecek şekilde ziraat dışında bazı zanaat kollarının mevcut olduğu görüldüğü gibi hangi işlerin ne ölçüde yapıldığı da tesbit edilmektedir. Mesleklerin yazılmış olması bir mahallede veya köyde hangi zanaatın ne ölçüde geliştiğini tesbit etmemize imkân sağladığı gibi gelirin meslekler arası dağılımını ortaya koymaktadır. Hane reisleri içinde kadın ve yetimlere de rastlanmaktadır. Bunlar kadınsa eşi, çocuksa babası ölmüş olduğundan hane reisi durumuna gelmiş olanlardır.

İKTİSÂDİ TARİH KAYNAĞI OLARAK TEMETTÜ DEFTERLERİ

Gayr-i Menkuller :



Temettüat Defterleri incelendiğinde tahriri yapılan yer veya bölge hakkında sosyal ve iktisâdî bakımdan birçok bilgilere ulaşılabilir. Defterlerde hane reislerinin tarla, bağ, bahçe, bostan, arsa, harman gibi gayr-i menkullerinin teferruatlı bir biçimde dökümleri yapılmıştır. Bunlardan ahalinin refah seviyesi, gelir düzeyi, ekilip-biçilen ürün çeşitleri, bölgenin iklimi, ticarî durumu, yerleşim şekilleri vs. gibi bilgilere ulaşılabilir. Defterlerde ekili tarlalar, "mezru tarla" olarak kaydedilmiştir. Bunlar da "sulak tarla", "kıraç tarla", "dağ tarlası", "ova tarla" şeklinde nitelikleri belirtilerek kaydedilmiştir. Bu niteliklere bakılarak her birinden alınacak vergi ayrı ayrı tesbit edilmiştir. Ekili-dikili tarlaların haricinde kalan boş tarlalar ve kiraya verilen tarlalar da hâli ( boş ) ve kirada ( icârda ) şeklinde kaydedilmiştir.

Defterlerde; dikili ağaçların ürün elde edilenlerinden de vergi alındığından adet veya dönüm olarak bunlardan da bahsedilmiş ve adet olarak belirtilen meyve ağaçları için "sak"ve "dip" tabirlerine de rastlanmıştır. Özellikle zeytin ağaçlarının dağ ve ovada olanları birbirinden ayrılmış ve ova zeytinlerinden daha fazla vergi alınmıştır.

1256 ve 1261 tarihinde yapılan iki sayımın menkul ve gayr-i menkuller konusunda verdiği bilgiler birtakım farklılıklar arz eder. Şöyle ki; ilkinde tarla, bağ, bahçe gibi ekili-dikili gayr-i menkullerin dönüm olarak yüzölçümü, ev, dükkan, kahvehane gibi binaların ise adedi ile altında kıymetleri yani değerleri verilmiştir. Fakat bu sayımdan sonra önemli olan kıymet değil, vergiye esas olan yıllık gelir diye düşünülerek 1261 sayımında defterden "kıymet" hanesi çıkarılıp yerine "hasılât-ı senevisi" konmuştur. Halbuki kıymet bırakılıp hasılât-ı senevisi eklenseydi İktisât Tarihi açısından defterler çok daha faydalı olacaktı.

Mezru tarlalar içinde pirinç, pamuk, afyon, tütün, lök boya (zehri) gibi sanayi mahsullere ait tarlalar, ne tarlası olduğu belirtilerek kaydedilmiştir. Yani mezru tarlalar (ekili tarlalar) içinde sanayi mahsullerine ait tarlalar, özel bir öneme sahiptir. Eğer ürün bir sanayi değilse tarlanın ne tarlası olduğu belirtilmemiştir. İşte bu tarlalar hububat tarlasıdır.

Tarlalardan sonra bağ, bahçe ve bostanlara yer verilmiştir. 1256 sayımında bunların sadece yüzölçümü ve kıymetleri yazılmışken 1261'de gelirleri de kaydolunmuştur.

Temettüat Defterleri'ne kaydedilen diğer gayr-i menkuller evler, dükkanlar ise tahrir arasında ayrıntılı bir şekilde kaydedilmiştir. Evlerin kaç oda, kaç kat olduğu , bahçesi, kuyusu, içme suyu gibi özellikleri belirtilmiştir. Hane reislerinin içinde bulundukları, ev gelire konu teşkil etmediğinden "kendisi mukîm" denilerek vergi kapsamına alınmamıştır. Eğer dükkanını kendi işletiyorsa "kendisi mukîm" denilmiş, kirada ise kira bedeli kaydedilmiş, hisseli ise kiminle müşterek işletildiği ve hisse miktarı yazılmıştır.

Hayvanlar:



Temettü Defterleri'ne gayr-i menkullerden sonra hayvanlar yazılmıştır. Böylece bir köy veya kasabada en çok hangi hayvanların beslenip yetiştirildiği ve bunlardan ne ölçüde kazanç sağlandığının tesbiti mümkündür. Ziraat yapılan yerlerde ahalinin toprağı işleyebilmesi için besledikleri öküz, camus, taşımacılıkta kullanılan merkep, bargir, deve, at defterlere yazılan hayvanların başında gelir. Bu hayvanların yetiştirildikleri bölgelere göre dağılımına baktığımızda ise hayvan sahiplerinin genellikle ziraatle uğraşan çiftçilerden hali vakti yerinde olan ve geniş arazi sahipleri olduğu görülür.

Çiftçilikte ve taşımacılıkta kullanılan hayvanlardan sonra eti, sütü ve yünü için beslenen ve genelde her meslek sahibine ait evlerde bulunan koyun, keçi, inek gibi hayvanlar yazılır. Hayvanlar, koşu öküzü, âla-evsat, erkek-dişi, sağman-kısır veya döllü-dölsüz şeklinde yazılmaktadır.

Ayrıca arıcılık yapılan yerlerde her kovan başına vergi alındığı görülmektedir. Hayvanlar, 1256'da hayvanların kıymetleri sayılırken 1261 sayımında hangi hayvanın kaç kuruş vergi getirdiği belirlenmiş ve bu hayvanlardan gelen gelirlerden de vergi alınmıştır.

VERGİLER :



Vergiler her hane reisinin isminin üst tarafında ve dikine olarak yazılmıştır. Ancak vergi kaydı hususunda da 1256 ve 1261 sayımlarında tutulan defterler arasında fark bulunmaktadır. 1256'da vergilerden sadece vergi-yi mahsusaya yer verilmiştir bunda da bazı defterlerde Ruz-ı Hızır ve Kasımda verilecek taksitler belirtilmiş bazılarında ise tek rakamla senelik bildirilmiştir. 1261 sayımlarında ise sene-i sabıkada bir senede vermiş olduğu vergi-yi mahsusa ile birlikte öşür ve adet-i ağnam vergileri de kaydedilmiştir.

Defterleri ayrı tutulan gayr-i müslimlerin ise mükellef olduğu cizye dilimi, yani ednâ, evsât ve âlâ olduğu ayrıca cizyeden sorumlu oğulları varsa bunların da hangi oranda cizye vereceği belirtilmiştir.

Muaflar :



Tahrir defterlerinde vergiden muaf olanlar için "bâ-berat-ı sultanî imam", "kürekçi", "tuzcu", "pîr-i fânî" gibi şerh verilmiştir. Temettü Defterleri'nde de muaf olanlar hemen hemen aynı şekilde gösterilmiştir. Ancak 1256 sayımında imam, müezzin veya şeyh denmekle yetinildiği halde 1261 sayımında "bâ berat Beyaz Camiî İmamı", "bâ-berat Hızır İlyas Baba Tekyesi Şeyhi" gibi hangi camiin, tekkenin imamı veya şeyhi veya katibi olduğu belirtilmektedir.

Ayrıca muhassıllara gönderilen tezkirelerde eskiden beri muaf tutulan müftü, hatip, imam vb. şahısların vergi vermeme yönünde bir niyetlerinin olmasının mümkün olabileceğine dikkat çekilmektedir. Buradaki amaç, her kim olursa olsun durumuna göre, vergi vermesini sağlamaktadır.

Bu defterlerde ayrıca mansûre ve redif olanlar veya bu teşkilatlarda yakınları bulunanlar da "asâkir-i mansûre tekaüdü" veya " oğlu redif" şeklinde belirtilmiştir. Burada devlet için çalışan askerî sınıf ve birinci dereceden yakınları vergiden muaf tutulduğu görülür. Bu gibi askerîden olanlarını, emeklilikten önce ve sonra edindikleri mal ve mülklerinin gösterilmesi gerektiği belirtilmektedir.

Eğer kişinin herhangi bir mal varlığı yoksa bu durum kaydedilmekte ve vergi tahakkuk ettirilmemektedir. Temettüat Defterleri'nde "şunun bunun i'anesiyle geçinmekte olduğu" ifadesiyle hiç geliri olmayan ve başkalarının yardımıyla geçinen hane reislerinden vergi alınmadığı belirtilmektedir.

Gayr-i müslimlerin çeşitli imtiyazlara sahip olmaları ve vergiden muaf tutulmaları büyük işyeri ve ticarethane sahiplerinin dikkatinin çekmiş ve dolaylı olarak bu imtiyazlardan yararlanmak istemişlerdir. Temettü vergisi önceleri Osmanlı tebaasından alındığı halde daha sonraları ahalinin vergi vermemek için, özellikle Dersaadet'te büyük ticarethanelerini ve işyerlerini ecnebilere devretmeleri ve bu durumda hazineyi büyük zarara uğratması nedeniyle Temettüat vergisinin ecnebilere de teşmili için teşebbüslerde bulunulması ve yeni düzenlemeler yapılması istenmiştir.

Vergiden muaf tutulan vakıfların gelirleri de mütevellilerin ailelerine bırakılmıştır.

Vergiden muaf olan insanların Temettüat Defterleri'nde yer almaları Osmanlı Devleti'nin en küçük birimlerine kadar halkından haberdar olma isteğinden kaynaklanmıştır.

TEMETÜAT DEFTERLERİ'NİN ARŞİVDEKİ YERİ VE KATALOGLAR

Maliye Varidât Kalemi defterlerinden olan Temettü Defterleri Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde ML.VRD.TMT kaydıyla bulunmaktadır. 1988'e kadar bir kısmı maliyeden müdevver ve Kamil Kepeci tasnifleri arasında rastlanmaktaydı. 1988'de kataloglanarak araştırmaya sunulan Temettüat Defterleri serisi 9 katalogda toplanmıştır. 17 747 defteri ihtiva eder. Defterlerde ve o devirdeki idarî taksimât esas alınmıştır.

Eyaletler kendi içinde alfabetik olarak kazalara ayrılmıştır. Sonra sıra numarası verilmiştir. Defterlerin çoğu 1261 sayımından kalmıştır.

Defterleri ilk ele alan Prof. Dr. Tevfik Güran'dır. İncelemelerde Yavuz Cezar ve Mübahat Kütükoğlu öncülerdendir. Ege bölgesine ait Temettüat Defteri'nin yanmış olması Mübahat Kütükoğlu'nun çalışmalarını aksatmıştır. Üniversite bazında İstanbul Üniversitesi, Ege ve Erciyes Üniversiteleri yoğun bir şekilde çalışan üniversitelerdir.

Said Öztürk Temettüat Defterleri hakkında geniş bir makalede çalışırken, Prof. Dr. Musa Çadırcı, Tanzimat Döneminde Anadolu Kentlerinin Sosyal ve Ekonomik Yapısı ve Abdüllatif Şener,Tanzimat Döneminde Osmanlı Vergi Sistemi adlı çalışmalarında Temettüat Defterleri'nden yararlanmışlardır.