Hat Arapça yazı demektir. Padişahın kendi el yazısı ile yazılmış emirlere ise Hatt-ı hümâyun denir. Dolayısı ile Padişahın ihtiyaç halinde verdiği yazılı emirler hakkında kullanılır bir tabirdir. “ Hatt-ı şerif" de denir.

Hatt-ı hümâyunların büyük ekseriyeti padişahların kendi el yazısı olmakla beraber zaman zaman Mâbeyn-i Hümâyun başkâtibi yahut sarayda bir vazifelinin hattıyla kaleme alınmış olanları da vardır.

Devlet işleriyle ilgili mühim meselelerde yazılan hatt-ı hümâyunların müsveddeleri ise reîsülküttâb, kaptanpaşa gibi önemli mevkileri işgal edenlerce hazırlanırdı. Bununla birlikte başka bir elden çıkanların da hiç değilse padişahın kontrolünden geçmiş olduğu muhakkaktır.Hatt-ı hümâyunlarda genellikle tarih bulunmaz. Bu durum çok defa belgenin değerlendirilmesinde zorluklarla karşılaşılmasına sebep olur. Sultan I. Abdülhamid’in, diğer padişahlara nazaran tarih atma konusunda oldukça hassas davrandığı, hatt-ı hümâyunlarının bir kısmında tarih bulunmasından anlaşılmaktadır.Uzun hatt-ı hümâyunlarda yazının paragraf aralarına taştığı da vâkidir. V. Murad ve IV. Mehmed gibi çocuk yaşta tahta çıkanların yazı kaligrafi ve imlâlarında çok kere bozukluk görülür. Hattatlıkları dolayısıyla III.Ahmed ve II. Mahmud’un hattları yazılan padişah yazıları içinde belki de en güzelleridir.

Bazı istisnaî haller dışında padişahın bizzat kaleme aldığı hatt-ı hümâyunlar,

- ünvanına,
- beyaz üzerine
- telhis veya takrir

üzerine yazılanlar olmak üzere üç grupta toplanabilir.

Unvanına Hatt-ı Hümâyunlar.



Ferman ve beratların önemli olanlarında tuğranın üst sağ veya sol tarafında padişahın hattıyla, “Mûcebince amel oluna" ve “Mûcebince amel ve hilafından hazer oluna" gibi, ferman veya beratta yer alan hususların kusursuz yerine getirilmesini bildiren emre denir.

Unvanına hatt-ı hümâyunlarda, emrin yerine getirilmesini bildiren kısımdan önce fermanın gönderildiği kişiler hakkında taltif edici sözlerin yazıldığı da vâkidirNâdir olmakla beraber unvanına hatt-ı hümâyunlarda “Başın gerek ise mûcebiyle amel oluna" veya, “Mukaddem ettiğin gibi bir türlü taksiratın zuhur eder ise sağ kurtulman muhaldir, gözün açıp refakatinde bulunan guzât-ı muvahhidîn kullanma hizmet-i muhafazada kıyam edesin" vb. tehdit unsuruna da rastlanmaktadır.Tuğranın değişik yerlerine yerleştirilen bu hatt-ı hümâyunlar bir çerçeve içine alınarak etrafı tezhip yapılabildiği gibi tuğranın tezhipli kısmı içinde de bulunabilir. Tezhibi bulunmayan tuğralarda ise hatt-ı hümâyunun sade bir şekilde kenara yazıldığı görülmektedir.

Beyaz Üzerine Hatt-ı Hümâyunlar.



Padişahın bir arz olmaksızın herhangi bir konuda kendince verdiği emirlere denir. Bunlar devletin iç işleriyle ilgili olabileceği gibi yabancı bir devlet mensubuna yazılacak bir nâme hakkında, halkın iaşesi, birinin nefyini veya idamını bildirmek, sadrazam ve sadaret kaymakamına yazılanlar vs gibi hususlarda da olabilirdi. Sadrazama yazılan hatt-ı hümâyunlarda çok defa kullanılan elkâb “benim vezirim" şeklinde basit ve kısa idi.Tanzimat’tan sonra sistemdeki değişikliğe, yani genelde padişahla sadrazam arasındaki resmî haberleşmede araya Mâbeyn-i Hümâyun başkâtibinin girmesine rağmen yüksek kademedeki tayin ve tevcihler gibi mühim konularda padişahlar beyaz üzerine hatt-ı hümâyunlar yazmaya devam etmişlerdir. Geç devir hatt-ı hümâyunlarının çoğunda tarih de bulunmaktadır. II. Abdülhamid’in geç devirlerdeki hatlarında imzası da vardır.

Çeşitli meselelerle ilgili olarak sadrazamın sunduğu telhis üzerine padişahın yazdığı emir veya kararına denir. Bu hatt-ı hümâyun türünün muhtevası genelde “verdim/verilsin", “olmaz", “varsın", “yazılsın" gibi tek kelimelik; bazan da “malûm oldu / malûmum olmuştur", “tedârik edesin", “manzûrum oldu / manzûrum olmuştur", “cevap verile", “mukayyet olasın", “tedârik görülsün", “berhûrdâr olsunlar" gibi ikişer kelimelik olurdu.Sadrazamın telhisi üzerine hatt-ı hümâyun, II. Mahmud’un saltanatında. 1832-1834 yılları arasında yerini yavaş yavaş Mâbeyn-i Hümâyun başkâtibinin padişahın iradesini bildirmesine bırakmıştır. Böylece hatt-ı hümâyunların yerini irade almıştır.