Eskilerin Farsça bir sözü var: “Suhan-ı mülûk, mülûk-i suhan est" Yani “Sultanların sözü, sözlerin sultanıdır."

Osmanlı padişahlarının hemen hepsi şiirle yakından ilgilenmişler ve bir kısmı divan oluşturacak derecede manzumeler kaleme almışlardır. Örneğin Yavuz Sultan Selim, Farsça bir divan sahibidir. Oğlu Kanunî’nin Muhibbî mahlasıyla yazdığı gazeller sayısı 3000 civarındadır. Onun oğlu II. Selim Han az da olsa benzersiz beyitler (mısra-ı bercesteler) söylemiştir.

Az ama öz söyleyenlerden biri de II. Selim’in torunu Sultan III. Mehmed’dir. Şiirlerinde Adlî ve Adnî mahlaslarını kullandı. Zulme rızası olmadığını ve daha niçe şeyleri bir gazelinde şöyle açıkladı:

Geniş bir bilgi birikimine sahip olan III. Mehmed Han, kendisine takdim edilen edebî eserleri memnuniyetle karşılar ve eserlerin yazarlarına mükafat olarak ihsanda bulunurdu. Nev’î ve Bâkî gibi şairler onun saltanatı boyunca da ön planda olmuş ve Hoca Sadeddin, Gelibolulu Âlî ve Selânikî gibi âlim ve tarihçiler de zamanlarında haklı birer şöhret kazanmışlardır.

Sultan III. Mehmed, babası III. Murad Han gibi bir divan oluştaracak derecede şiirler yazmadı. Bugüne uğraşan şiirleri sayısı çok azdır. Bunlardan en bilinenleri tezkirelerde yer alır. Adlî ismini mahlas edindi. Osmanlı padişahları arasında aynı mahlası kullanan Sultan II. Bayezid ile II. Mahmud da vardır. III. Mehmed Han’ın bazı kaynaklarda Adlî mahlasının yanında Adnî mahlasını da kullandığı belirtilir. Riyazî’nin Tezkiretü’ş-Şuara isimli eserinde padişahın Adlî mahlasıyla verilen bir şiiri şu şekildedir:

Yokdurur zulme rızâmız adle biz mâilleriz
Gözleriz Hakkın rızâsın emrine kâilleriz
Ârifiz âyine-i âlem-nümâdır gönlümüz
Rûzgârın cünbişinden sanmayın gâfilleriz
Hükm-i Mevlâya mutîiz fâriğiz tedbîrden
Biz tevekkül ehliyiz takdîrine kâilleriz
Gönlümüz kuhl-ı Sıfâhanı alır mı aynına
Tûtiyâ-yı gerd-i râh-ı dilbere mâilleriz
Pûte-i aşk içre Adlî kâlb edelden kalbimiz
Gıll u gışdan hâliyiz âlemde sâfî-dilleriz

(Zulme rızamız yoktur, bizler adalete meylederiz. Allah’ın rızasını gözetiriz ve Onun emrine boyun eğmişiz. Ârifleriz, gönüllerimiz cihanı gösteren birer ayna oldu. Zamanın değişiminden de gâfil değiliz. Mevla’nın hükmüne itaat ederiz, tedbire çok önem vermeyiz. Bizler tevekkül ehliyiz, takdir ne ise kabulleniriz. Gözlerimiz, sürmesiyle meşhur olan Isfahan boyasını kabul etmez; bizler sevgilinin bastığı topraktan yapılan sürmeyi isteriz. Ey Adlî! Kalplerimiz aşk potası içinde eritildiği günden beri kötü düşüncelerden uzağız ve bizler cihanda gönülleri saf olanlarız.)

Kendisine ait bir başka beyit:

Cevr-i dilber ta’n-ı düşmen sûz-ı firkat za’f-ı dil
Dürlü dürlü dert içün yaratmış Allahım beni

(Sevgilinin sıkıntı vermesi, düşmanın kötülemesi, ayrılık ateşi ve gönül zayıflığı... Sanki türlü dertler için yaratılmışım.)