Bismillahirrahmanirrahiym;


Hamd “Ben bir gizli hazine idim bilinmekliğimi diledim" diyen Allah’a (c.c.) Salat ve selamların en üstünü, Allah’ın habibi, sevgilisi Resulü Ekrem’e (s.a.v.) olsun.

Değerli kardeşlerim,

Resulü Ekrem (s.a.v.) efendimizin bizlere öğrettiği ameli ibadetlerimizi, ilmihal düzeyde her birimiz bilsek te fıkıh imamlarımız kadar elbette bilemeyiz, dinimizin fıkhi yönlerini onlardan öğrenmeli ve alışmalıyız. Yine tefsir, hadis, imamlarımızda böyledir. Ahlaki güzellikleride, aşkıda her birimizin kısmen bilmesine, rağmen bu işi dimağında yaşayan mutasavvuf alimlerimizdir, Resulü Ekrem’den (s.a.v.) derinlemesine öğrenen sahabeden (r.Anhüm)onlar günümüze taşımıştır. Öyleyse, aşkıda sevdayıda, özlemide, hasretide onlardan öğrenmeliyiz.

Bismillah diyelim, ve bu alemlerin yaratılmasındaki en büyük duygu olan aşkı ve sevdayı biraz beşeri, biraz ilahi irdelemeye çalışalım, nedir bu aşıkını maşukunda kör eden sevgi birlikte inceleyelim.

Tasavvuf, Allah’ı gönülden sevme işidir. Alemlerin varlık sebebinin aşk olduğunu mutasavvıf alimlerimizden okumuşuzdur.

Rabbimiz “Ben gizli bir hazine idim bilinmeyi, sevilmeyi istedim" demiş ve insanoğlunu yaratmıştır. Bu yolda Hallac-ı Mansur Enel Hak (Ben Hak’kım) diyerek, aşkın Yaradan’da yok olmak olduğunu ifade etmiş ve bu sözünün karşılığını da yakılıp küllerinin Dicle’nin suyuna savrulmasıyla ödemiştir. Uzun yıllar sonra Mevlana Celaleddini Rumi hazretleri (k.s.) Hallac-ı Mansur’un teşhisinin doğruluğunu savunmuştur.

“Ben size şah damarınızdan daha yakınım “ ayeti de bunu doğrular mahiyette değilmidir. Çünkü asıl âşık olunan, kavuşmak için arzulanan Allah’tır, âşık olunan, kavuşmak için arzulanan Allah’tır.

Gelelim beşeri aşka, beşeri aşk ise ilahi aşkın yer yüzüne yansımasıdır. Gerçek te aşk liseli iki gencin birbirini sevmesinden, şehevi arzulardan, çok uzak olmaktır. Zira aşk bedeni değil ruhanidir. Bu arzuların dışına taşabilmektir. Zenginliğin, fakirliğin, varlığın ve yokluğun çok üzerindedir. Ölümü göze aldıran, candan daha kıymetli, canın feda edildiği şeydir aşk.

Bu haliyle aşk bir mıknatıs gibidir diyelim. Âşıklar nerde olursa olsun, sevgileri bir yerde muhakkak kesişir. Değerli kardeşlerim Aşk, aramakla bulunmuyor, sipariş usulü ilede gelmiyor. Aksine ansızın ve habersizce geliyor ve gelirken derdi, acıyı, kederi de beraberinde getiriyor. Bu derdin çaresi ise bu aşktan tat almak, gam, keder, tasa içerisinde boğulmaktır. aşık acı çeker.

Bu acı öyle bir acıdır ki ne kılıç yarasına ne de başka bir yaraya benzer. Çünkü aşk acısı bedenden ziyade ruhu acıtır. Bu acı ne kadar ağır olursa olsun, seven insan o acıdan zevk almasını bilir. Ayrıca aşkta ne makam ne de denklik aranır. Bir bakarsınız ki çalgıcı bir çingene Aliyi, zamanın valisinin kızına aşık eder bir bakarsınız ki Cizre diyarının fakiri Mem’i o zamanın ağasının kızkardeşi Zin’e aşık eder.

İnsanoğlu yalnız başına sadece bir tenden ibarettir. Aşksız insan bir boşluk içerisinde savrulup durur hayatı bir düzensizlikler içindedir. Bunun sebebi ise, hayalimizde hep onun olması, ümidin, idealin o (aşk) olmasında saklıdır.

Aşk sevgili ile buluşma, ona kavuşma isteği ama muvaffak olamama arzusudur. Çünkü aşka erdiği zaman onun biteceğinden, o zevk veren acının kaybolacağından korkar.

Hakikate ancak aşk yoluyla, aklı terk etmekle ulaşılacağına inanmamız gerekir. Gönülde aşk varsa akıl idrak edemez. Yukarıda da değindiğimiz gibi aşk şehvet duyguları, makam ve paranın üzerindedir. Bir rivayete göre Züleyha, Yusuf’u bulmak için yetmiş deve yükü serveti bu yolda harcamıştır. Aşığın gözü kördür dermiş Mubarek pirim Abdullah FARUKİ el Müceddidi (k.s.). Bu sözü, Mubarek üstadım Muhammed Emre Hazin şöyle açıklardı.

“aşık maşukundan başkasını göremediği gibi onun eksiklerini de göremez"

Aşk bazen uzun zamanlar sonunda, bazen de ilk bakışta ortaya çıkar. Bazen de didişmeyle başlar.

Peki aşk biter mi?

Ruha olan aşk hiçbir zaman bitmez. Çünkü ruh kalıcıdır. Ama surete olan aşk belirli bir süre sonra o güzelliğin ölümüyle birlikte son bulmaya mahkûmdur. O sebeple sevgili gençlerimize acizane tavsiyemiz şu olacak ki sevgilerinizi, aşklarınızı ebedileştirmek istiyorsanız, bu aşk sizi Rabbimizde diriltsin ki, sizde bu helal dairedeki sevginizi Cennete taşımaya hak kazanasınız.

Göz gönül penceresi olduğundan dolayı aşkın ilk başladığı yer gözlerdir. Tasavvuf edebiyatımızda sevilenin kaşları yaya gözleri ise kalbi hedef alan oka benzetilir.

Leyla ile Mecnun, Yusuf ile Züleyha, Ferhat ile Şirin, Aslı ile Kerem Mem-u-Zin ve daha nice zamana ve mekâna sığmayan aşklar ve âşıklar... Aşkın büyüklüğü çekilen cefada ezada ve çilede gizlidir. İnsanoğlu erişilmeyene ulaşılmayana her zaman daha çok arzu duyar. O ne kadar uzak olursa ona karşı şiddetli bir istek vardır

Gül ile bülbülün bizde önemli bir yeri vardır. Sevilen bir güle benzetilir. En güzel gül ise Efendimizdir.(s.av.) Rabbimiz insanoğlu için eşrefi mahlukat (yaratılmışların en şereflisi) demiştir. İşte bu üstün yaratılmışın en güzeli de Özlemimiz, hasretimiz iki cihan Serveri Resulü Ekrem’dir (s.a.v.). En büyük sevgili odur. Çünkü asıl sevgili olan Allah’a ulaşmanın yolu peygamberimizin sünneti ve onun aracılığıyla indirilen kuran-ı kerim’i doğru anlamak ve uygulamaktan geçmektedir.

İnsanoğlu doğduğu andan itibaren ben demesini öğrenir. Ne zaman âşık olur, işte o zaman sen demesini öğrenir. Bu cümleden de anlayacağımız üzere aşk insanın kendi bencilliğini kırması için bir araçtır. Çünkü aşkta sevilene itaat söz konusudur. Âşık, kendisi için değil aşkı için yaşar, ona benzemeye çalışır. Onun hoşuna giden davranışları sergiler. Onu güldürebilmek için en kötü hallere bile katlanır. Çünkü onun gülüşü, gülün açışıdır.

Bazı kimseler aşkı yanlış nitelendirir. Bunun sebebi ise aşkta ölçünün kendisi olmasıdır. Zanneder ki ben Yarime, Mürşidime, Peygamberime aşığım. Oysa aşkın belirtileri vardır. İnsan sevgiliyi gördüğü zaman, kalp atışları hızlanır, yüzü kızarır, söz söyleyemez olur. Aşığın korktuğu tek şey sevilenin bir çift gözüdür. O gözler o kadar derindir ki kendisine iltifat etmeyip bakmayacağından korkar. Ayrıca seven insan sevgiliden söz edilmesinden haz alır, onu sözcüklere sığdıramaz. Onu seven her kes, Onun akrabaları hatta sokağındaki kıtmir dediği bir köpek bile sevene tatlı gelir.

Yazımızı noktalarken meramımızı anlatacak bir sözle son verelim. İnsan fıtratı gereği Allah’a (c.c.)büyük bir sevgi taşımaktadır. Bu sevginin dışarıya çıkması için bir aynaya ihtiyaç vardır. İşte o ayna sevgilidir yani mürşididir.

Allah’ım masivanın aşkıyla yenik düşmüş gönüllerimizi dostunun aşkıyla aydınlat, bizi o aşkla kapından içeri al.

Amin....