Reformist, ileri görüşlü ve batıdaki gelişmeleri takip eden III. Selim Han devrinden itibaren bizde Avrupa’ya dâimî elçiler gönderme hususiyeti ayrı bir önem kazanmıştır. Zira bundan önce giden elçiler “fevkalâde sefir" sıratıyla giderler ve gereken diplomatik ilişkileri halle kavuşturduktan sonra tekrar İstanbul’a dönerlerdi.


Paris’e gönderilen ilk dâimî elçiler arasında yer alan Emin Vahîd Efendi burada iken, Napoléon Bonaparte ile iki kez görüşmüş ve bir ara söylediği iki mısralık şiir ile imparatorun yüksek alâkasına mazhar olmuştur...
.Emin Vahîd Efendi Kütüphanesi Bütün dünyaca tanıdık bir sima olan Napolyon o zamanlarda henüz çiçeği burnunda bir imparatordur.

Öteden beri bozulmaya yüz tutan Osmanlı-Fransız ilişkilerini görüşmek üzere III. Selim Han kendisine Emin Vahîd Efendi’yi yollar.

Vahîd Efendi maceralı bir hayat yaşamış, Paşa rütbesi kendisinden defeaten alınıp, iade edilmiş ve en sonunda Bosna valisi tayin edildiği sırada görev yerine gitmekte iken 1828’de Çanakkale taraflarında vefat etmiştir.

Kütahya’da bir buçuk sene kaldığı zaman zarfında burada bulunan âlim ve talebelerin kitap bulmakta sıkıntı yaşadıklarını görünce, kendi cebinden büyük bir kütüphane kurdurmuş ve binanın ayakta kalabilmesi için ayrıca yüksek gelirli vakıfları kütüphaneye bağlamıştır.

Söz konusu kütüphane, içerisinde barındırdığı yüzlerce el yazma eser ile bugün bile meraklılarına hizmet sunmaktadır ve bütün eserler dijital ortama aktarılmış durumdadır.


Sefaretname’den



Eserde, Napolyon’un süslü elbiselerden ziyade, sıradan askerî elbiseler giymeyi tercih ettiği belirtilmektedir. Bir görüşmeden sonra Napolyon’un yakınlarından birisi imparatorun gösterişten uzak bu hususiyetine vurgu yaparak onu över.

Buna karşılık o şahıs Vahîd Efendi’nin ne cevap vereceğini merakla bekler. Vahîd Efendi de okuduğu Farsça bir beyit (iki mısralık şiir) ile karşılık vererek gereken açıklamayı yapar. Şiirin Türkçe karşılığı şu şekildedir:

Sıradan elbise giymek insana bir kıymet biçmez
Eğer cevherden anlıyorsan, kınından çekilmiş olan kılıca bak!

Tam bir kumandan ve muharip kişiliğe hitap eden bu sözlerin manası Napolyon’un kulaklarında yankılandığı andan itibaren kendisi büyük bir neşeye gark olur ve bu memnuniyetini göstermek için de Osmanlı sefiri Vahîd Efendi’ye hemen bir hil’at (kaftan) giydirir.

Vahîd Efendi’nin belirttiğine göre Napolyon bu şiirden o kadar çok etkilenmiştir ki daha sonra başkaları da gelip onun bu memnuniyetini defalarca kendisine bildirmişlerdir.