“ Nice kendi gibi iri sıçanı
Bir ısırmakla iki böldü kedi
Kuyruğu dikdi dedim tarihin
“Farenin hasretinden öldü kedi"
[1213 (m.1798)]
,,

Yukarıdaki mısraların ne anlama geldiğini ya da “acaba niye böyle bir şiir kaleme alınmış?" diye düşünenler olabilir. Bir kedi hayal edin ki, ömrü hayatı farelerin peşinde geçmiş ve daha bir ısırışla onları perişan etmiştir.

Ama en nihayetinde o da tazyik-i nefes ederek ebedi âleme göç eyleyecektir. Efendim, söz konusu mısralar 18. asırda yaşamış bir şairimizin (Sururî) çok sevdiği kedisinin ölümü üzerine hissettiği üzüntünün bir dışa vurumudur.
Bizim kültürümüzde “tarih düşürme" veya “tarih söylemek" şeklinde anılan bir sanat vardır.

Evet, bu sahayı sanat olarak telakki edebiliriz. Nitekim ebced hesabı ile tarih söylemek apayrı bir zeka ve maharet gerektirir. En basit şekliyle tanımlayacak olursak, tarih düşürme, bir mısrada yahut kelimede geçen harflerin ebced hesabına göre toplamıdır.

Tabi bu noktada söz konusu harflerin İslam harfleri olduğunu belirtmekte fayda var.

Bu sahaya tarihçilerden çok şairler ilgi göstermiş ve tarihçilerimiz yaşanan hadiseleri uzun, detaylı anlatma yolunu tercih ederken, şairlerimiz ise bir iki mısra ile hem hadiseyi özetlemiş hem de olayın hangi zamanda meydana geldiğini göstermişlerdir.
Bu tarihler bugün kullandığımız miladi takvime göre değil, hicri takvim üzerinden düşülürdü.

Örneğin Sultan II. Selim Kıbrıs adasını almış ve bunun üzerine “Aldı Kıbrus adasın Şâh Selim" dizesi söylenmiştir ki hicrî 978, miladi olarak da adanın fethi olan 1571 senesine tekabül eder.
Ben Deniz Geçtim...İstanbul 857 senesinde fethedilmiş ve bunun üzerine “Ehl-i din aldı İstanbul’u cidal ü ceng ile" denilmiştir ki, bu da fethin şanlı tarihi olan 1453’e denk düşer.

Sadece savaşlar için değil, günlük hadiseler için de tarihler söylenmiştir. 1754’te Haliç tamamıyla donmuş ve Hakim Efendi isimli birisi şu tarihi söylemiştir:
“ Buz üstünden geçen geldi bana yaz dedi tarihin
Deniz altmış sekizde dondu buzdan ben-deniz geçtim
(1168)
,,

Şair burada tevriye sanatı yapıyor ve kendisinin Haliç denizinde yürüğünü belirtiyor. Son dönemin en önemli şairlerinden Şeyh Galip aynı zamanda bir Mevlevi’dir. O vefat ettiği zaman da “Geçdi Galip Dede candan yâ Hû" denilmiştir ki, hicrî olarak ölüm tarihi olan 1214’ü bizlere verir.

18. asrın neşeli ve zeki simalarından biri de şair Sururi’dir. Asıl ismi Osman’dır ve Adanalı’dır. İlk tahsilini memleketinde tamamladıktan sonra 1779 senesinde İstanbul’a gelir. Yukarıda da belirttiğimiz üzere 1798 senesinde çok sevdiği kedisini kaybetmiş ve bunun üzerine şiir söylemiştir. Bundan başka Sururî, yaşadığı birçok hadise için tarih düşürme usulünü uygulamıştır. Diyebiliriz ki o, edebiyat tarihimizde bu sahada en önde gelen isimlerdendir.

Bunlar arasında eğlenceli olanlardan biri de şudur: Şairin evi yakınlarında olan bir mektebin çatısı damlamaktadır. Veli Baba isimli yetkili biri çocukları evlerine gönderir ve okulun çatısını tamir ettirir. Bu durumda çocukların istedikleri de yerine gelmiştir. Tabii ki de yalnızca çatının tamir işi değil, asıl okulun tatil edilmesi onları sevince boğmuştur. Ardında işte bu mısralar gelir:
“ Muallim hanesinin damı damlardı Veli Baba
Kılup etfâli âzâd istedi tecdidini anın
Hesab-ı ebcedi kalfa bilirmiş söyledi târih
Yıkıldı mektebin sakfı yapıldı gönlü sıbyânın
(1202 / 1787)
,,

Bir sene önce de İstanbul’da şiddetli bir kış yaşanmıştır ve Sururi buradaki teessürünü İstanbul’u Erzurum’a benzeterek göstermiştir:
“ Erzurum’a dönmüş İslambol bu yıl yaz gelmiyor (h.1201 / m.1786) ,,

Son olarak şairin yaşlı bir arkadaşı olan Numan Efendi’nin evliliği üzerine söylediği tarihi paylaşalım. Anlaşılan zat-ı muhteremin yaşı epeyce vardır ve boyu posu da artık keman (yay) olmuştur. Fakat eskiler “ruh kocamaz" derlerdi ve herhalde bu söz tezahür etmişti.

Buna binaen kendisine aldığı kadının da dünyalar güzeli bir şey olmayacağı elbette ki hepimizce tahmin edilebilir...
“ Yine evlendi Bozoklu kocaman
Kâmeti olmuş iken hemçü kemân
Ak imiş saçı dedim târihin
Kara kuru karı aldı Numan
(1775)
,,