Yeni bir darbe girişimi...


Yasin Börü'nün acısı bende bir başkadır. Allah hiç bir aileye Yasin'in anne babasının yaşadığı acıyı yaşatmasın.
16 yaşındayken katledildi.

Suçu, içinde Kobani'den gelen Kürtlerin de bulunduğu mazlumlara kurban eti dağıtmaktı.

Onu ve arkadaşlarını kaçarak sığındıkları bir evde yakalayan teröristler önce defalarca bıçakladı, sonra yaralıyken üçüncü katın balkonundan aşağı attı.

Ölmemişti henüz...

Rüzgarın savurmaya çalıştığı daldaki bir yaprak gibi çırpınıyor ve canı kırmızı bir nehir gibi dışarı akıyordu.
Öyle can vermesine izin vermediler.

Bu kez üzerinden arabayla geçtiler. Bununla da yetinmeyip, son nefeslerini verirken ateşe verip cayır cayır yaktılar!
Bunlar yaşanırken mahalleli kadınlar camlardan, balkonlardan zılgıt çekiyordu.

Babası günler sonra Yasin'i ancak ayağındaki benden teşhis edebildi. Annesi Hatice Börü, tutuşan yüreğindeki acıyı aylar sonra şu sözlerle dile getiriyordu:

"Kurdun kuzuya yapmayacağı eziyeti yapmışlardı çocuğuma... Kabe'de onları, Allah'a şikayet ettim. Kabe'ye dokunduğum zaman Yasin'in bedenine dokunan herkesi şikayet ettim. Ravza'ya gittim dedim ki 'Ya Resulullah kim Yasin'in katline sebep olmuşsa, bedenine dokunmuşsa onlara ümmetim deme'"

Yasin Börü ismi, arkasını PKK'ya, Suriye'ye, ABD'ye, İngilize, Rusa, Fransıza dayayanların Kürt dostu olmadığını bize hep hatırlatacak.

Önceki gün Yasin Börü'nün katilleri hakim karşısındaydı. Olaya karışan canilerden biri, "Hiç pişman değilim, iyi ki yapmışım" dedi.

Bu sözler; teröristlere, katillere ve canilere hakettiği cezanın verilmediğinin göstergesidir. Ve verilmeyen bu cezalar, sözünü ettiğim canilerin yeni ve daha büyük olaylara cesaret edebileceğinin de delilidir.

Kara kışı geride bırakıyoruz.

Bahar aylarında yeni ve çok daha büyük olayların yaşanacağı dilden dile dolaşıyor.

Görünen o ki Güneydoğu'da yaşanan olaylar, Gezi ayaklanması tarzı bir darbe girişimi ile batıya hatta tüm Türkiye'ye yayılmaya çalışılacak. Dehşeti sinsi bir yılan gibi yeniden ülkenin koynuna sokmak isteyenlerin tek amacı var.

Terörü tüm ülkede egemen kılıp, AK Parti'den cebren alacakları iktidarı kendi piyonlarına teslim etmek...

Anlaşılan o ki kararlılığımız bir kez daha tartılmak isteniyor. Kavga istediğimiz son şey bile değil, ama birileri ısrarla bunu istiyor.

Artık hem iktidarın, hem de bizim üzerimize düşen zaruri görevler var. Terör yardakçıları Meclis'te, terörü destekleyenler medya ve bürokraside barındırıldığı sürece bu iş nihayete ermeyecek.

Bu nedenle Milletvekili Metin Külünk'ün Meclis'e taşıdığı "Teröre destek verenlerin vatandaşlıktan atılması ve mal varlıklarına el konulması" konulu önerinin bir an önce yasalaşması gerekiyor.

Aheste hareket edecek zaman değil..

Doğru fiyat teklif edildiğinde ülkeyi gözünü kırpmadan satabilecek binlerce hainle karşı karşıyayız.

Sözüm, hala meselenin ciddiyetini anlamayanlara... Şunu iyi bilin ki mesele PKK veya terör ile mücadele değil.

Daha önceki yazılarımda da bahsini ettiğim üzre, '3. Dünya Savaşı' artık bu coğrafyada yaşanıyor. Yüz yıl önce cetvel koyup haritalarımızı belirleyenler, bir kez daha aynı şeyi yapmak için harekete geçti. Bu eylemi PKK, Daiş, DHKP-C ve benzeri terör örgütleri üzerinden yapmaya çalışanların savaşıdır bu savaş.

Artık şunun farkına varmamız gerekiyor.

Bu topraklar bizim.

Kan hakkıyla, can hakkıyla bizim. Bir kısmı hıyanetle elimizden çalınmış olsa da özünde hala bizim. Her taşının üzerinde acısıyla ve tatlısıyla bir anımız var.

Sonsuza kadar bizim kalması için hepimizin üzerimize düşeni yapmamız gerekiyor.

Dünyada dil soykırımına uğrayan tek millet olduk. Bin yıllık dilimizi kökünden kestiler. Bizi, yeryüzüne 600 yıl boyunca adaletle hükmeden atalarımıza küfür edecek şekilde yetiştirdiler. Dedelerimiz, çocuklarının gözleri önünde bütün çığlıklara ve yalvarışlara rağmen katledildi.

Kimi İstiklal Mahkemeleri'nde, kimi Dersimlerde, kimi şapka takmıyor diye darağaçlarında...Başbakanlarımız, bakanlarımız bir tekme darbesiyle yağlı urganların ucunda sallandırıldı.

Artık onların bize öğrettiği ve onların anladığı dilde "Yeter" deme zamanıdır!

Tarih kitapları Türkiye'nin yeniden Osmanlı İmparatorloğu'na dönüştüğünü yazarken bu günlerden bahsedecek. Bu devirde yaşayan insanları anlatacak.

Vatan, millet, bayrak gibi değerler birileri için değersiz kelimelerden ibaret olabilir.
Ancak bizim usulümüz kadimden geldiği üzeredir. Görev onuru gereği emre uymakla ve bu değerler için can vermekle yükümlüyüz.

Çocuklarımızın bu ülkede özgürce ve korkusuzca yaşamasının bedeli bir kaç hainle savaşmaksa, seve seve!

Yüz yıldır kendi topraklarımızda dövülüyüyoruz. Dövüle dövüle tüm zamanların en keskin kılıcı haline dönüştük. Artık bu kılıcın gerçek bir öfkeyle savrulmak üzene olduğunu göstermenin zamanı geldi.

Özetle...

Meseleyi kökten çözmemiz için hesaplaşmamız gereken günler yaklaşıyor.

Hazırlanın!