Diriliş Ertuğrul Dizisinin Tarihsel Gerçekliği

Diriliş Ertuğrul dizisinin tarihsel gerçekliği yeterlimi? Dizide yaşanan vakalara tarih bilimi ile bakarsak hangi sonuçlara varırız?

Diriliş Ertuğrul dizisi, uzun yıllardır televizyonlarda gördüğümüz en başarılı tarih temalı yapıt olma özelliğini taşıyor. Muhteşem Yüzyıl felaketinden sonra izleyenleri tarihin gerçeklikleri ve muazzam atmosferini yaşatmayı başaran Diriliş Ertuğrul dizisi, hem tarih meraklıları tarafından hem de tarihçiler tarafından yakından takip ediliyor.

Peki bu dizide canlandırılan karakterler ve senaryoda söz konusu edilen vakalar tarihsel gerçeklerle ne denli örtüşüyor ve tarihsel serüvene sadık kalındığı taktirde ilerleyen bölümlerde karşımıza neler çıkacak; İşte bu soruların yanıtlarını bulabilmemiz için tarih bilimi bize pek çok ipucu sunuyor.

Kayı Obası Değil Kayı Oymağı



Dizinin güncel olan (6.) bölümüne kadar senaryoda geçen konuları irdeleyerek başlayalım. Dizi şuan Öncelikle ilk ve en büyük hataya değinmek durumundayız. Kayılar, dizide tasfir edildiği üzere 2000 çadır kadar küçük bir oba değildi. Aslında zaten “Oba" değil bir Oymaktır. Oba’lar genelde 10-20 çadırlık küçük ailelerden oluşur, Oba’nın beyini bir heyet belirlemez; Ailenin reisi doğrudan Oba beyi olur. Oymak ise bir boyun kolunu teşkil eder ve birliğin ileri gelen ailelerinden büyükler bir heyet oluşturarak Oymağın beyini tayin ederler. Eğer Oymak yeteri kadar büyükse siyasi istikrar amacıyla Beylik babadan oğula geçer. Buradan hareketle 2000 çadırlık Oba olmaz, ancak oymak olabilir. Muhtemelen senaryoda ve repliklerde Oba kelimesi, Oymak kelimesine tercih edilmiş ve bu minvalde kullanılmıştır. Bu hususta bir diğer kritikte Oymağın 2000 çadırdan oluşması fazlaca mütevazi bir yaklaşım olur. Zira Kayı’lar, Horasan’dan Anadolu’ya girdiklerinde (2 Yüzyıl kadar önce) 50-70 Bin çadırlık büyük bir Boy olduğu kabul görür. Böylesi büyük bir Boyun 2000 çadıra düşmesi muhtemel değildir. Zira böyle büyük bir bölünme gerçekleşmiş olsaydı muhakkak tarih kayıtlarında Kayı’lara ait diğer Oymak ve Oba’larla da karşılaşırdık. Kuvvetle muhtemel ki; Prodüksiyon maliyetleri gereği bu konuya gerekli hassasiyet gösterilmemiş.

Ertuğrul Gazi’nin Kardeşleri



Dizi de karşımıza üç kardeş olarak Gündoğdu, Ertuğrul ve Dündar çıkıyor. Ancak tarih kayıtları ailenin en büyük oğlunun Sungur Tekin olduğunu gösteriyor. Dizi de Sungur Tekin’in varlığı söz konusu bile olmamış. Belki ilerleyen bölümlerden birden bire ortaya çıkabilir ancak bu tarihsel hatayı örtemeyecektir. Zira Sungur Tekin, saltanat mücadelesinin en önemli aktörüdür ve Halep’e göç ederken Oymağının başındadır. Muhtemelen Sungur Tekin karakteri diziye sonradan sürpriz olarak dahil edilecek gibi görünüyor.

Kayıların Halep Göçü



Senaryoya göre hali hazırda 1220-1230’larda bir tarih canlandırılıyor. Ertuğrul Gazi henüz 25-30 yaşlarında ve evlenmemiş, Selçuklu Devleti ise Alaeddin Keykubat tarafından yönetilmektedir. Kayılar Erzincan dolaylarında Yaylamış durumdadır. Gerçi her ne kadar dizinin akışında bulundukları şehrin ismini telaffuz etmeseler de tarih kayıtları bize böyle olduğunu hatırlatıyor. Dönemin siyasi çalkantılarından günümüzde yeteri kadar kayıt bulunmadığından Halep’e neden göç etme kararı alındığını anlayamıyoruz. Ancak Erzincan-Erzurum hattında sert iklim nedeniyle Kışlanacak bir yer olmadığı ve bu sebeple yeni Yurt arayışına girildiği fikri oldukça mantıklı. Senaryo, tarihsel verilerin yetersiz kaldığı noktalarda mizansen ile serüveni tamamlamış. Ancak Halep konusunda ciddi yanlışlar söz konusu.

Halep, Suriye’nin en kuzeyinde, Gaziantep sınırımızda bulunuyor. Bu bölge, söz konusu tarihlerde Ünlü kumandan Selahaddin Eyyubi’nin kurduğu Eyyubi Sultanlığının hakimiyet alanıydı. Öncelikle Eyyubi Sultanlığının söz konusu tarihteki kısa serüvenini inceleyelim. Selahaddin Eyyubi 1193 yılında ölmüş, yerine oğlu oğlu “Aziz Osman" geçmiş ve 1198 yılında vefat etmiş, onun yerine de oğlu Mansur 1200 yılına kadar hüküm sürmüştür. Küçük yaşta tahta çıkan Mansur’dan sonra Eyyubi Sultanlığına Selahattin Eyyubi’nin küçük kardeşi Adil çıkmış ve 1218 yılına kadar hüküm sürmüştür.
Dizi de canlandırılan El Aziz karakterine paralellik arz eden tek Eyyubi hükümdarı Aziz Osman’dır. Aziz Osman, Amcası (Selahaddin Eyyubi’nin kardeşi) Adil’i veziri yapmış ve devleti Amcasının kontrolünde yönetmiştir. Vezir Adil, yeğeni Aziz Osman’ı devletin yönetiminden uzaklaştırarak idareyi kontrolü altına almıştı. Görüldüğü üzere Dizideki “El Aziz" karakteri Selahaddin Eyyubi’nin oğlu Aziz Osman’ı, Atabey Şahabettin’i ise Selahaddin Eyyubi’nin kardeşi Adil’i işaret ediyor. Buradaki esas hata tarihi karakterlerin isimlerine sadık kalınmaması değil. Adil Aziz Osman’ın Dayısı değil Amcasıydı. Aziz Osman, 1193-1198 yılları arasında hüküm sürüyor. Oysa Ertuğrul Gazi 1191 yılında doğmuştur. El Aziz’in hüküm sürdüğü yıllarda Ertuğrul Gazi henüz 7 yaşındaydı. El Aziz karakterinin yani Aziz Osman’ın sarayı ise Halep’de değil Şam’daydı. Ertuğrul Gazi’nin 20’li yaşlarında Eyyubi Sultanlığı Selahaddin Eyyubi’nin kardeşi Adil tarafından yönetilmekteydi.

Dizideki Diğer Mizansen Unsurları



Dizide karşımıza akışa renk katan pek çok mizansen çıkıyor. Kara Toygar, Kaçak Şehzadeler, Kurdoğlu, v.b. Bu karakterlerin hiçbirine tarih kaynaklarında rastlamamız mümkün değil. Ancak Şehzadeler meselesinin bir dayanağı olmasa da mizansene oldukça uygun. Anadolu Selçuklu Devleti Sultanı Alaeddin Keykubat, babası Alaeddin Keyhüsrev hayatta iken kardeşleri ile taht mücadelesine girişmiş, neticede saltanata sahip olabilmişti. Bu saltanat mücadelesinde diğer kardeşleri ile bir husumet söz konusu olabilir elbette.

Ancak söz konusu mücadelelerde Kayıların rol oynadığını söylemek tahminden öteye gidemez. Ayrıca Ertuğrul Gazi’nin müstakbel eşi Halime Hatun’un da saltanat mensubu bir sultan olmadığını biliyoruz. Tarih bize böyle bir bulgu sunmamıştır. Senaryo yazarları bu konuda mizansene başvurarak bu hususu mantıklı bir zemine oturtmuşlardır.

İlerleyen Bölümlerde Karşımıza Neler Çıkacak?



Dizinin ilerleyen bölümlerinde tarihsel vakalara sadık kalınırsa bazı olası senaryolar söz konusu olabilir. Süleyman Şah, kesin olmayan ancak kuvvetli tevatürlere göre Fırat nehrinde boğulmuştur. Dizinin güncel bölümlerinde Süleyman Şah hasta yatağında Halep’e doğru yol alıyor. Bu iki olgu yanlış bir kanaatle bir arada tutulabilir. Süleyman Şah’ı Halep yolunda boğulmasına şaşırmamak gerekir. Oysa Süleyman Şah, Halep yolunda değil Halep’e ulaştıktan bir süre sonra, yanında birkaç beyle birlikte Cabir kalesine giderlerken Fırat nehrinde boğulmuştur. Cabir kalesi Erzincan – Halep yolu güzergahında değildir. Fırat Nehri’nin Halep’e en yakın kolu ise yaklaşık 150 km. uzaklıktadır. Umarız böyle bir hata yapılmaz ve Halep göçü esnasında Süleyman Şah’ı Fırat Nehrinde boğmazlar. Bizde ünlü oyuncu Serdar Gökhan’ı izleme zevkinden mahrum kalmayız.

Peki Kayılar Halep’e göç edecekler mi? Dizide Halep göçü Emir El Aziz tarafından engellenmişti. Ancak tarih kayıtları Kayıların Halep’e göç ettiklerini işaret ediyor. Yani ilerleyen bölümlerde Halep’e göçle ilgili sorunlar ortadan kalkacak ve Kayılar yeni yurtlarına kavuşacaklar. Peki sonra ne olacak?

Birkaç bölümlük tahminde bulunamayız. Zira konular senaryo gereği dramatize edilerek yavaş yavaş işleniyor. Ancak tarihsel tutarlılık gereği uzun vadede olması muhtemel senaryolarda Kayılar Halep’e yerleşecek ve bir süre burada bölünmeden varlıklarını devam ettirecekler. Süleyman Şah Obasına tekrar hükmedecek ancak karışıklıklar sona ermeyecek. Ertuğrul Gazi’nin zamanla rüştünü ispatlayıp Oba halkının itibarını kazanması müteakip ağabeyi Gündoğdu ile beylik rekabetine gireceklerine kesin gözüyle bakabiliriz. Gündoğdu bu konuda daha hevesli olacaksa da Ertuğrul ağabeyinin tutumu karşısında bir refleks geliştirecektir. Süleyman Şah’ın vefatından sonra ise Oba’da bölünmeler yaşanacak.

Tarihi kayıtlara göre Kayılar, Süleyman Şah’ın vefatından sonra Halep’den göç etme kararı alacaklar ancak Oba’nın bir kısmı Halep’te kalacak. Belki de obanın bir kısmı Kurtoğlu Bey’le ya da Süleyman Şah’ın oğullarının dışında birinin liderliğinde Halep’te kalacak, Ertuğrul, Gündoğdu ve Dündar ile birlikte Çukurova’ya göç edecekler. Kayıların Halep’ten göç etmeleri Süleyman Şah’ın ölümünden kısa bir süre sonrasına tekabül ediyor. Yani Süleyman Şah ölene kadar Kayılar Halep’te varlıklarını devam ettireceklerdir.

Ertuğrul Bey eğer senaryoda tarihsel atlama yapılmaz ise yakın bölümlerde Kayı Obasının tümüyle beyi olamayacak. Süleyman Şah’ın vefatından sonra Çukurovaya göç edilecek, burada da bir bölünme yaşanacak ve Oba’nın bir kısmı Ertuğrul, Gündoğdu ve Dündar Beylerin liderliğinde Erzurum-Pasinler tarafına göç edecekler. Ertuğrul’un Bey olması işte bu konuların işlendiği bölümlerde mümkün olabilecek. Zira Pasinler ovasında bir başka ayrılık gerçekleşecek, büyük kardeşler Gündoğdu ve diziye katılır Sungur Tekin Obanın bir kısmı ile ata yurtları olan Horasan’a dönecek, küçük kardeşler Ertuğrul ve Dündar, anneleri Hayme Anayla birlikte batıya doğru ilerleyerek Selçuklu Devletine tamamen tabi hale gelecekler. Tabi bu tarihlerde Ertuğrul Bey çoluk çocuğa karışmış olacak ve bizde Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Bey’in çocukluğunu görmüş olacağız. Muhtemelen dizi bu dönemlere kadar uzamayacaktır. Zira dizinin ana karakteri Ertuğrul Gazi’dir. Kuvvetle muhtemel ki Osman Bey dünya ya geldiğinde dizi final yapar ve beklide “Diriliş Osmanlı" filmi ile kaldığı yerden devam eder.

Tarihsel Kişilikler:

1 – SÜLEYMAN ŞÂH



A- Süleyman Şah kimdir? Gerçekten Ertuğrul Gazi’nin babası mıdır?

Bu konuda rivayetler çok çeşitlidir. Yaygın kanaat Süleyman Şah’ın Ertuğrul Gazi’nin babası olduğu yönündedir. Bir diğer rivayete göre de Süleyman Şah ile Kutalmışoğlu Süleyman Şah birbirine karıştırılmaktadır. O döneme ait en belirgin kaynak Osmanlı döneminde yaşamış Aşıkpaşazade (ö.1484) Süleyman Şah’ı Osman Gazi’nin dedesi olarak gösterir. Kanımızca Dizi’ye kaynak olarak da Aşıkpaşazade’nin bu tespiti ve yaygın olan kanı benimsenmiştir.

B- Geçtiğimiz günlerde Suriye’de türbesi taşınan Süleyman Şah aynı Süleyman Şah mıdır?

Bu konuda tarihçi Ayşe Hür çok yakın bir zamanda yazmış olduğu köşe yazısında şöyle yazıyor:

Eğer türbe, İstanbul’da sıkça görülen makam mezarları gibi, altı boş mezarlardan biri değilse ve içinde gerçekten önemli bir şahsiyetin kemikleri varsa, Aşıkpaşazade’nin ve diğer Osmanlı tarihçilerinin atıfta bulunduğu kişi muhtemelen 1071 Malazgirt Savaşı’nın muzaffer komutanı Alp Arslan’ın, 1072’de ölümünden sonra Anadolu’ya gelen ikincil, hatta üçüncül komutanlardan biri olan Kutalmışoğlu Süleyman olabilir. Resmi tarihçiler bu şahsın Anadolu (Rum) Selçuklu Sultanlığı’nın kurucusu olduğunu iddia ederlerse de, buna dair hiçbir somut kanıt (adına darp edilmiş para veya adına okunmuş hutbe, yazışmalarda bu minvalde ifadeler vs.) yoktur. (...)

Ayşe Hür’ün dayanak noktası olarak belirlediği “mezar mı yoksa makam mı" ikilemine cevap aradığımızda söz konusu türbenin ilk taşınmasında görev alan (Türbe daha önce Caber kalesinin eteklerindeydi Baraj yapımından ötürü Suriye devleti ile mutabakat içinde taşındı. ) İlahiyatçı Tayyar Altıkulaç türbenin makam değil mezar olduğunu hatıratında yazmış. O hatıratı Murat Bardakçı bizlere şöyle nakleder:

“(...)Bunun üzerine ben mahzen kapağını açtırarak bir erle aşağıya indim. Süleyman Şah’ın kabrinden başka iki veya üç mezar daha bulunuyordu, ölülerin hepsi ahşap tabutlar içinde idi. Rutubet yüzünden tabutların bir hayli çürüdüğü görülüyordu. Cesetlerin kemikleri ilk defnedildikleri gibi muntazam vaziyette bulunuyordu. Onları herbiri için önceden hazırlanan torbalara koyduk, yukarıda sözünü ettiğim ve Türkiye’ye daha yakın bir noktada bulunan yere götürdük, cenaze namazlarını kılıp kendileri için hazırlanmış mezarlara defnettik. Tabiatiyle, cenaze namazlarını ben kıldırmıştım...".

Murat Bardakçı yorum olarak ise şöyle yazar:

Tayyar Altıkulaç mezarların mahzende olduğunu ve mahzene bir kapağı açarak indiklerini yazıyor... Hoca’nın sözünü ettiği “Kapak açılarak inilen mahzen" şeklindeki mezarlar eski Türk geleneğidir, Selçuklular’ın yanısıra Osmanlılar’ın ilk zamanlarında da mevcuttur, bunlara “yer seviyesinin altında" mânâsına gelen “zîr-i zemîn" denir. Mevlânâ’nın, Selçuklu hükümdarlarının ve devlet büyüklerinin, ilk Osmanlı padişahların türbeleri ve hattâ Anıtkabir’in mezar odası da bu şekilde inşa edilmiş ve mozoledeki meşhur mermer, mezarın tam üzerine gelen yere konmuştur.

Bu bilgi, elde belge bulunmamasına rağmen asırlardan buyana Süleymanşah’a ait olduğuna inanılan mezarın “önemli" birine ait olduğunu doğruluyor; zira mezarın zîr-i zemîn şeklinde inşa edilmesi, orada sözü geçen birinin yattığını gösteriyor.

Bu yazılar bize gösteriyor ki söz konusu Türbenin mezar olduğu kesindir ve Murat Bardakçı’ya göre bu mezarın önemli birine ait olduğu da kesindir. Yine de bu mezarın Süleyman Şah’a ait olduğu konusunda tam bir mutabakat yoktur.

Süleyman Şah konusu muallak olsa da Diriliş dizisindeki diğer tarihi karakterler konusu biraz daha fazla aydınlıktır. Tabii bu bilgiler de dönemin eskiliği göz önüne alınırsa kesin ve net değildir.

2 – ERTUĞRUL GÂZİ



Ertuğrul Gazi Osmanlı İmparatorluğu’nun isim babası ve Osmanlı hanedanlığının atası Osman Gazi’nin babasıdır. Nerede doğduğu net olarak bilinmemektedir. Osman Gazi ile birlikte Savcı bey ve Gündüz bey adında iki oğlu daha olduğu bilinmektedir. Süleyman Şah’ın ölümünden sonra, Ertuğrul Gazi’nin bazı kardeşleri Orta Asya’ya ve Horasan Bölgesi’ne göç etmiştir. Ertuğrul Bey önderliğinde bir grup ise Anadolu’da kalmış; Selçuklu saflarında, Moğollara karşı savaşmış ve bunun karşılığında Anadolu Selçuklu Sultanı Aleaddin Keykubad tarafından Ankara’nın batısındaki Karacadağ kışlak, Söğüt ise yaylak olarak verilmiştir.

Ömrünün geri kalanını Anadolu’da uç beyi olarak geçiren Ertuğrul Gazi, bu zaman diliminde birçok başarı kazanmış, Anadolu’yu Bizans ve diğer tehlikelere karşı korumuştur.

1281 yılında oğlu Osman Bey’in temellerini atacağı Osmanlı’nın kurulduğu Söğüt’te hayata gözlerini yummuştur. Türbesi bugün hala Söğüt’tedir.

Yiğit bir Türkmen Beyi olan Ertuğrul Gazi, Oğlu Osman Bey’e aşıladığı, savaşçı ruh ve bıraktığı mirasla altı asır boyunca ayakta kalacak olan bir devletin temellerini atmıştır.

3- GÜNDOĞDU BEY



Kaynaklarda yine diğer kişilikler gibi Gündoğdu bey için de çok fazla bilgi yoktur. Hakkında yazan kısıtlı bilgide “Süleyman Şah’ın iktidar hırsı olan oğlu Gündoğdu Bey ise babasının ölümünün ardından kardeşi Sungur Tekin ile eski yurtlarına dönerek tarih sahnesinden sessiz sedasız kaybolmuştur." denilmiştir.

4- HAYME HATUN



Süleyman Şah’ın eşi, Ertuğrul Gazi’nin annesi Hayme Hatun, kocası Süleyman Şah’ın ölümünün ardından Kayı Boyu’nun başına geçti ve “Devlet Ana" lakabını kazandı. Selçuklu Sultanı’nın Kayı Boyu’na Ankara Karacadağ yöresini yer göstermesiyle birlikte, Hayme ana Kayı Boyu’nun önderi olarak bu bölgeye yerleşti ve ardından oğlu Ertuğrul Gazi’nin önderliğinde Söğüt ve Domaniç’e yol aldı. Ömrü burada son bulan Hayme ana, Kütahya’da defnedildi ve bugünkü türbesi 1892 yılında Sultan 2. Abdülhamid tarafından yapıldı.

5- HALİME HATUN



Osmanlı Beyliği’ni kuran Osman Bey’in annesi ve Ertuğrul Gazi’nin eşi olan Halime hatun 1281 yılında ölene kadar, Ertuğrul Gazi’nin yanından bir an olsun ayrılmadı ve ona Savcı Bey, Gündüz Alp ve Osman Gazi adında üç oğul verdi. Ertuğrul Gazi ve Halime hatun bugün aynı türbede yan yana yatmaktalar. Diriliş Ertuğrul’da Halime Hatun’u ekranların yeni ve güzel yüzlerinden Esra Bilgiç canlandıracak.

6- KURDOĞLU



Tarihte kendisi hakkında çok fazla şey yazılmasını istemeyen ender karakterlerden olan Kurdoğlu’nun denizciliğe merak salan ilk Türk beyleri arasında olduğu biliniyor. Rodos şovalyelerine esir düşen kardeşini kurtarmak için Akdeniz’e hakim olmak gibi bir idealle yaşadığı düşünülmektedir. Diriliş Ertuğrul’da Kurdoğlu henüz tarihteki Kurdoğlu ile aynı noktada değil gibi gözüküyor.

7- MUHYİDDİN İBNİ ARABİ



Ünlü mutasavvıf, İslam düşünürü ve şairi İbn Arabi, Endülüs yani İspanya’da doğmuştu. Mutlak ilme gezip dolaşmadan kavuşamayacağına inanan İbn Arabi 1239 yılında ölene kadar düştüğü yollarda Mekke, Mısır, Bağdat, Halep, Konya gibi şehirlerde bulunarak İslam alemindeki ruhani boşluğu doldurmaya çalışmıştır. Nihayetinde son durağı olan Şam’da gözlerini yuman İbn Arabi, Osmanlı ve Türkiye tarihinde kuşaklar boyu süren bir ekolün kurucusudur. İbn Arabi ekolünden olan Şeyh Bedreddin, Akşemsettin, Ahmed Avni Konuk ve son olarak 2007 yılında vefat eden Lütfi Filiz gibi isimler tarihimize yön vermiş önemli isimler arasındadır.

8- TURGUT ALP



Ertuğrul Gazi ve sonrasında oğlu Osman Gazi’nin en yakın silah arkadaşı olan Turgut Alp gelmiş geçmiş en meşhur Türk savaşçıları arasında sayılır. Bilecik, İnegöl, Adrenos ve Bursa’nın fetihlerinde yer alan ve bu şehirlerin ele geçirilmesinde önemli bir rol üstlendiği için Osman Bey tarafından İnegöl’ü dirlik olarak elinde tutma hakkı kazanan Turgut Alp’in, Bursa’nın fethinden sonra ilerleyen yaşı sebebiyle öldüğü düşünülmektedir.

9- AFŞİN BEY



Horasanlı Türkmen bir ailenin evladı olarak büyük Türk akıncısı Çağrı Bey’in komutasında Anadolu’ya yapılan seferlerde savaşmış bir cengaver olarak bilinen Afşin Bey önemli bir tarihi figürdür.

Bizans ordularını Malatya’da yenip Kayseri’yi ele geçiren ve sonrasında 1071’de Malazgirt Meydan Muharebesinde komutanlık yapan Afşin Bey, Selçuklu hükümdarlarına hizmet etti ve son olarak Halep’te görüldü.

Bir kere daha tekrar etmemiz gerekirse; Söz konusu tarih 12. YY sonu ve 13. YY başlarına denk gelmektedir. Bu döneme ait çok detaylı olmasa da tarihçiler tarafından benimsenmiş yaygın bilgilerin yer aldığı Aşıkpaşazade Tarihi isimli kitaplardan biri okunabilir.