Hun İmparatorluğunun Kuruluşu ve Yükselişi



Hun İmparatorluğunun kuruluşu, yükselişi ve tarihe yön veren Hunların asyada binlerce yıllık varlıklarını bugünkü nesillere taşıması.


Orta Asya bozkırlarında kabileler halinde yaşayan Ön Türk boyları, kendi yaşam tarzlarını oluşturmuş ve birbirlerinden ayrı ve bağımsız halde uzun bir süre bugün Türkistan olarak adlandırdığımız (Tanrı Dağları ve Çevresi) bölgede varlıklarını sürdürmüşlerdir. Zaman zaman bölgelerinde bulunan diğer kavim ve toplumlarla mücadele eden Hunlar, temelde birlikte hareket etmemelerine rağmen, kimi zaman bölgedeki varlıklarını sürdürebilmek için güçlü kabileler halinde bir araya gelerek diğer toplumlara karşı küçük çaplı savaşlar yaşamışlar ve bölgedeki varlıklarını uzun bir süre zarar görmeden devam ettirdiler. Yakın tarihte elde edilen bulgulara göre Türk Tarihi, M.Ö. 2.500’lü yıllara kadar uzanmaktadır. Yüzlerce yılla ifade edilecek bu süreçte bölgede bulunan Ön Türklerde bu yaşam şekli kanıksanmış bir hal almıştı.

İlk Türk İmparatoru Teoman Dönemi (M.Ö. 220- 209)



Hun İmparatorluğunu kuran İlk Türk İmparatoru Teoman, M.Ö. 300 lü yıllarda, bölgesinde güçlü bir kabilenin lideri durumunda olan Teoman, liderlik vasfıyla bölgesindeki diğer kabileleri de kendi bünyesine katarak güçlenerek bulunduğu coğrafyada söz sahibi oldu. Zamanla bölgedeki tüm Hun kabilelerini de himayesi altına alarak merkezi bir yönetim altında topladı ve M.Ö. 220 yılında Dünya Tarihine yön verecek Büyük Hun İmparatorluğunu kurdu.

Türk boyları, bulundukları coğrafyaya en yakın güç olan Çinliler ile tarihleri boyunca mücadele ettiler. O döneme kadar Hunlar, varoluşlarını korumak için Çinle savaşmışlardı. Hun İmparatorluğunun kurulmasıyla birlikte bu savaşlar varoluş mücadelesinden hakimiyet mücadelesine döndü. Teoman, hükümdarlığı süresince 4 yöne doğruda büyüyerek 11 yıl içerisinde bugünkü Kazakistan sınırlarından daha geniş bir alanı hakimiyeti altına aldı. Zamanla bölgede yaşayan bazı Tunguz ve Moğol boylarıda Hun imparatorluğunun yönetimi altına girdiler.

M.Ö. 209 yılına kadar yaşayan Teomanın iki karısından iki oğlu bulunuyordu. Oğulları arasında bir seçim yaparak karısı Yenşi den olan oğlunu muhafazası altına alarak diğer oğlu Mete’yi, ihtilaflı olduğu Yüeçi’lere rehin olarak gönderdi. Ancak daha sonra oğlu Mete’nin ellerinde bulunmasına rağmen Yüeçilere savaş açtı. (Kimi Çin kaynakları Mete’yi öldürmek için bu savaşı başlattığını vurgular. ) Teoman hedefine varmadan oğlu Mete, Yüeçilerin elinden kaçtı. Teoman, Mete’nin gösterdiği bu mukavemet karşısında onu ödüllendirmek için 10 Bin çadırlık bir topluluğu Mete’nin emrine verdi. Ancak Mete, güçlenerek Teomanı, üvey annesi Yenşiyi ve kendi kardeşini öldürerek kağan oldu.

Mete Dönemi (M.Ö. 209-174)



Mete, Tartışmasız Türk Tarihinin en kudretli kağanıdır. Tarihi yazıtlarda Oğuz Kağan ve bazı araştırmacılara göre Kur-an’ı Kerim’de adı geçen Zulkarneyn a.s. olduğu iddia edilmektedir. Hükümdarlığı döneminde Hun İmparatorluğunun sınırlarını Hazar Denizinden Japon Denizi (Bugünkü Kuzey Kore) kadar genişletmiş, orta asyadaki demografik yapıyı şekillendirerek tarihe adını altın harflerle yazmış büyük bir imparatordur. Aynı zamanda ilk Düzenli orduyu kurarak diğer milletlere ilham kaynağı olmuştur.

Tarihde Çavuş Oku olarak tabir edilen lı okun mucidinin Mete olduğu kabul edilir. Bu ok, hangi yöne giderse emrindeki askerlerin hepsi o yönü hedef alarak hedefi yok ederlerdi. Çin kaynaklarında geçen bir bilgide Mete, okunu kendi atına yöneltti. Askerleride aynı yöne hedef aldı ancak bazı askerleri tereddüt etti. Bunun üzerine Mete, okunu sırayla tereddüt edenlerin üzerine çevirdi ve ok atmakta tereddüt eden tüm askerlerini kendi okuyla öldürdü. Bu olay binlerce yıl boyunca Türk Askeri yapısındaki emrin tartışılmazlığı olgusunu ortaya çıkarttı. Mete’nin bu askeri disipline sahip ordusu, bir süre sonra oklarını Teoman’a yönelteceklerdi.

M.Ö. 234 yılında doğan Mete, babası Teoman’ın ikinci oğludur. Mete yetişme sürecinde Hun İmparatorluğunun kuruluşu ve yükselişine şahitlik ederek kağanlık ve liderlik vasfınıda kazanmış oldu. Babası Teoman’ın 15 yaşında kendisini, ihtilafta olduğu Yüecilere rehin vermesiyle 4 yıl kadar esir yaşadı. Esir hayatı kardeşi ve babasına karşı kin duymasına sebep oldu. Kendisinin halen esir olmasına rağmen, babası Teoman’ın Yüecilere savaş açması açıkca kendi ölümü anlamına geliyordu. Ancak Mete, babası Teoman Yüecilerle karşılaşmadan önce kaçarak esaretten kurduldu.

Babası, bu mukavemetini ödüllendirmek için Mete’nin emrine 10 Bin çadırlık bir beylik verdi. Mete, sahip olduğu liderlik vasfı ve esaret döneminin de etkisiyle güçlenerek büyük bir ordu kurdu ve M.Ö. 209 yılında babası Teoman’ı, üvey annesi Yenşi ve kardeşini öldürüp hükümdarlığı ele geçirerek Hun İmparatorluğunun ikinci ve en büyük kağanı oldu.

Mete, önce babası Teoman’dan toprak talebinde bulunan doğu komşuları Donghu üzerine yürüdü ve ağır bir darbe vurarak antlaşma yaptı ve Donghu ları vergiye tabi tuttu. M.Ö. 208 yılında ise tamamen hakimiyeti altına aldı. Donghu’lardan sonra Kuzey Moğolistan bölgesinde yaşayan Tunguzlarıda hakimiyeti altına aldı. M.Ö. 177-165 yılları arasında ise gençlik yıllarında esareti altında bulunduğu Yüeçilerin üzerine seferler düzenledi. M.Ö. 203 de, Çinden sonra en büyük tehdidi oluşturan Yüeçileride mağlup ederek topraklarına kattı. Daha sonrada Ordos bölgesine hakim olmaya çalışan Tahin Türklerini yenerek bölgedeki hakimiyetini güçlendirdi. Bu hakimiyetten sonra bölgede hakimiyetine almadığı tek yönetim olan Çin kaldı. Yeni hedef olan Çinin üzerine sürekli ve yoğun seferler düzenleyerek Altın Nehir bölgesindeki Çin kalelerini egemenliği altına aldı. Bu zaferlerle sonradan Hunlara büyük gelirler getirecek önemli ticaret yollarının kontrolünü eline geçirmiş oldu.

M.Ö. 221 Çinde siyasi birlik sağlanarak M.Ö. 206 da Han Hanedanı iktidara geldi. Bu dönemde Mete de bozkır birliğini kurarak bölgedeki hakimiyetini kesinleştirdi. Artık Çin ve Hun arasında çok büyük bir savaşın çıkması kaçınılmaz hale gelmişti. Çin Han hanedanı, Hunların üzerine 320 Bin kişilik devasa bir orduyla yürümeye karar verdi. Çin tarih kaynakları bu savaştan uzunca söz eder. Zira tümüyle Süvari birliklerinden oluşan Hun ordusu, sayıca az olmalarına karşın yüksek askeri teknikler ve stratejiler uygulayarak ordunun başındaki Han’ında başında bulunduğu Han Ordusunu büyük bir yenilgiye uğrattı. Bu savaş tarihe Baideng muharebesi olarak geçmiştir. Bu savaşın sonucunda Hunlar, Çin Hanedanlığını hem kuzey bölgesindeki geniş topraklara sahip olmuş hemde yüksek vergiye bağlayarak Çine tarih boyunca üzerlerinden atamayacakları Hun (Türk) korkusunu yaşatmıştır.

M.Ö. 174 yılına kadar yaşayan Mete, öldüğünde Hazar Denizinden Japon Denizine kadar olan topraklara hakim olan 18 Milyon M² lik bir alana sahip, bölgedeki toplulukları kendi yönetimi altında toplamış, tarım havzaları ve vaha şehirler oluşturmuş, ekonomik olarak gelecek Hun yönetimlerin önünü açıp, yüksek disipline sahip düzenli ve çok güçlü bir orduya sahip devasa bir imparatorluk bırakmıştır.

Lao-Şang / Kiyük / Ki-Ok Dönemi (M.Ö. 174-161)



Mete den sonra, hükümdarlığı Lao-Şang almıştır. Bazı tarihi kaynaklarda ismi Kiyük ve Ki-Ok olarak da geçmektedir. Lao-Şang döneminde Mete nin kurduğu muazzam imparatorluk istikrarlı bir şekilde devam ettirildi. Hun İmparatorluğunun sınırları zaten çok büyük bir coğrafyaya hükmettiği için bu dönemde fazlaca sınır genişletilmedi. Ancak, Lao-Şang, Mete’nin tarih sahnesinden silmek için uğraştığı ve yok olma noktasına getirdiği Yüecileri kesin olarak mağlup etmiş ve tarih sahnesinden silmiştir.

Hun İmparatorluğu, Lao-Şang döneminde istikrarını devam ettirirken Çin, Hun’lara karşı üstünlük sağlamak ve ağır yenilgiler alarak çekildiği ve küçüldüğü coğrafyada söz sahibi olmak amacıyla büyük ve önemli reformlar hayata geçirmeye başladı. Askeri strateji ve donanımlarını Hun askeri sistemine göre düzenleyip disipline etmeleri bu dönemde başladı. Aynı zamanda siyasi ve askeri reformlarla birlikte Hun birliğini yıkmak ve Hun İmparatorluğu bünyesindeki Türk olmayan toplulukları kışkırtarak Hunların gücünü azaltmak için çeşitli entrikalar üretmeye, tarih kaynaklarında sıkca rastladığımız tabirle kaleyi içten fethetmek için beşinci kol faaliyetleri yürütmeye başladı. Lao-Şang döneminde bu girişimleri sonuçsuz kalsa da ilerleyen dönemlerde başarılı olmuştur.

Lao-Şang’ın ölümünden sonra veliahtı Kün-Çin yönetime geçmiştir.

Büyük Hun İmparatorluğu, muazzam gücünü Kün-Çin döneminde kaybetmeye ve küçülmeye başladı. Çin Hanlığının kendi içinde uyguladığı reformlar ve Hun bünyesinde yürüttüğü entrikalar başarılı olmaya başlamış ve Hun İmparatorluğunu Kün-Çin döneminde zayıflatmaya başlayarak ilerleyen dönemlerde bu imparatorluğu yıkmayı başarmıştır.