196 yıl önce boynunda zincirle başkent ya da payitahtta gezdirilen ve ardından idam edilerek başı Topkapı Sarayı'nın surlarında sergilenen Suudi Kralı Selman'ın Büyük Dedesi Abdullah bin Suud’un hikayesi:

Vahhabilik ve Arap Yarımadası



Arap Yarımadası 18. yüzyılda Vahhabiliğin etkisine girdi. Vahhabilik, 1703'te Necd bölgesindeki Uyeyne köyünde doğan Abdulvahhab'ın, Selefi akımının kurucusu kabul edilen İbni Teymiyye'nin görüşlerinden etkilenen dini doktrinine dayanıyor. Hazreti Muhammed'in dönemindeki hayat tarzına dönülmesini savunan Vahhabilik, gittikçe yaygınlaştı. Her türlü yeniliğe ve mezarlara karşı olan Vahhabiler, bulundukları yerlerde mezar ve türbeleri yıkmaya başlayınca bu öğretilerin yayıcısı Abdulvahhab da çeşitli sürgünlere tabi tutuldu. Ancak Suud Kabilesinin lideri Muhammed bin Suud'dan himaye gördü. 1744'te Der'iye sözleşmesi ile mutabakat altına alınan bu gelişmeyle birlikte bu dini öğreti de siyasallaşarak, bölgesinde yayılmaya çalışan ve bir İslam devleti kurmaya çalışan Suud Kabilesinin meşrulaştırıcı ideolojisi haline geldi.

Suud Kabilesi Mekke ve Medine'yi yağmalıyor



Suud kabilesi 1790'larda Arabistan Yarımadasında Necd bölgesine sahip olur. Suudların bu yayılmasına, Rus ve İran savaşları ile uğraşan Osmanlı pek bir karşılık vermez. Bundan yararlanarak faaliyetlerini genişleten Vahhabiler, Basra Körfezi çevresinde hakimiyetlerini genişletir, Necef'i ele geçirir, 1802'de Kerbela törenlerine katılan Şiileri kılıçtan geçirir ve Hz. Hüseyin'in türbesini yağmalarlar. Ardından da Taif, Mekke ve Medine'yi ele geçirirler. Mekke Şerifi Galip kısa bir süre sonra Mekke’yi geri alınca Suud şeyhi Abdülaziz Necd'e geri döner. Burada da Kerbela'nın intikamını almak isteyen bir Şii tarafından öldürülür. Yerine geçen oğlu Abdülaziz 1805'te yeniden Hicaz'a girer, Medine'yi ele geçirir ve Vahhabiliği kabul etmeyenleri ölümle tehdit eder, şehirdeki türbe ve mazarları yakar. Vahhabiler, Hz. Muhammed'in türbesini de yağmalar. Bir yıl sonra da Mekke'yi ele geçirirler ve Mekke Emiri Şeyh Galip yönetimlerini tanır.

Osmanlı Kavalalı Mehmet Ali Paşa'ya havale ediyor



Kutsal topraklarda terörün hakim olması Hac yolunun uzun zaman kapalı kalması üzerine Osmanlı daha fazla Vehhabi tehdidini gözardı edemeyince hükümdar İkinci Mahmud, Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'ya durumu havale eder. Paşa oğlu Tosun emrindeki bir orduyla 1812-1813 yılları arasında Mekke, Medine ve Taif’i Vehhâbilerden kurtardı. Bu sırada Suud bin Abdülaziz 1814’de ölmüş yerine de oğlu Abdullah geçmiştir.

Yakalanarak İstanbul'a getiriliyor ve idam ediliyor



Diğer taraftan Mısır ordusunun başına da Tosun Paşa’nın ölümü nedeniyle kardeşi İbrahim Paşa geçmiştir. İbrahim Paşa, Vahhabilerin başkenti Der’iye’yi kuşatır ve Nisan 1818’de ele geçirir. Abdullah bin Suud yakalanır. Önce Mısır’a oradan da gönderildiği 1820 yılının Şubat ayının ikinci haftasında İstanbul’da idam edilir.

Sultanın huzurunda kafası kesiliyor



Abdullah bin Suud'un kafası, Beyazıt Meydanı’nda Sultan Mahmud’un huzurunda Bostancıbaşı Halil Ağa’nın kılıcıyla kesilir. İdam başkentte sevinçle karşılanır. Suud'un başı Topkapı Sarayı'nın surlarında sergilenir. Abdullah bin Suud'un beraberinde yakalanan Vahhabi alimlerinden bir kısmı da idam edilir ve bunlar arasında Abdulvahhab’ın torunu Der’iye kadısı Süleyman bin Abdullah da vardır.

Boyunlarına zincir vurularak Divanyolu'nda yürütüldü



Cevdet Paşa Tarihinde, Abdullah bin Suud’un Arabistan’da yakalanıp İstanbul’a getirilişi ayrıntılarıyla anlatılıyor. Buna göre, Abdullah bin Suud’u taşıyan gemi Haliç’te özel bir iskeleye yanaşmış, gemiden zincire vurulmuş olarak indirilen Abdullah hapishaneye kapatılmış ve cezası üç gün devam eden bir sorgudan sonra verilmiştir. Tarih-i Cevdet'te yer alan Abdullah bin Suud'un İstanbul'a getirilişi ve idamı, Selda Güner'in "Vehhabi Suudiler" adlı kitabında aktardığına göre şöyle anlatılıyor:

"Mısır’dan İstanbul’a gönderilen Abdullah bin Suud ile adamlarını taşıyan gemi Haliç’e girdi ve Eyüpsultan civarındaki Defterdar İskelesi’ne yanaştı.

Abdullah ile adamlarının boyunlarına çifte zincir vurulmuştu. Divanyolu’ndan geçirilip Babıáli’ye getirildiler ve Sadrazamın huzuruna çıkartıldılar. Sadrazam, Abdullah’ı Mısır’dan getiren kapı kethüdasına, tatar ağasına, geminin kaptanına ve diğer görevlilere samur kürkler hediye etti ve her birine ömür boyu gelir bağladı. Abdullah’la adamları, Bostancıbaşı’nın hapishanesine gönderilip Mekke’yle Medine’den çaldıkları malların ortaya çıkartılması için üç gün boyunca sorguya çekildiler.

Hünkar, o gün yapılan cirit ve mızrak oyunlarını seyretmek için eski saraya gitmişti. Abdullah’ı adamlarıyla beraber eski saraya götürüp huzura çıkardılar. Hünkar mahkumları bir müddet seyrettikten sonra idamlarını emretti.

Sorguları sırasında Mekke ile Medine’den ve Hazreti Hüseyin’in Kerbelá’daki türbesinden çaldıkları bazı mallar hakkında Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa tarafından hapsedilen öteki adamlarının bilgi sahibi oldukları öğrenilmişti. Bu konuda Mısır’a gereken yazılar yazıldı. Kahvecibaşı da, Mehmed Ali Paşa ile oğlu İbrahim Paşa’ya kılıç, kalkan ve fermanlar götürmek üzere Mısır’a yollandı."

Kaynak: CNN Türk