Merhaba... Kullandığımız, konuştuğumuz, yazdığımız dil, hayatımızı ve geleceğimizi şekillendiriyor.

Dünyada 7.100 dil olduğunu biliyor muydunuz ? 'Canlı dil' denen halen konuşulan, bilinen ve sonraki kuşaklara aktarılan dil sayısı bu kadar fazla... Her biri ayrı kültürün uzantısı.

Ana dilimiz Türkçe. Sonra diğer dilleri de öğrenmemiz gerekiyor. Ve dünyada herkesle kolayca anlaşabileceğimiz dilleri öğreniyoruz. Bu da genelde İngilizce oluyor.

Öte yandan İngilizcenin dünyada en yaygın dil olmadığını da biliyoruz. Dünyada anadili İngilizce olan 440 milyon insan var. Mandarin Çincesi konuşanlar ise 900 milyon. Diğer Çin ağızları dâhil, en az 1.3 milyar kişi Çince konuşuyor. İspanyolca konuşanlar 450 milyona yakın. Ancak hâkim dil İngilizce... Neden ?

Çünkü teknolojiyi İngilizce konuşanlar üretiyor. Bilgisayar dili, akıllı telefon dili, bilim dili, teknolojik aletleri üretenlerin dili, iletişim deli İngilizce.

İngilizcenin 1 milyondan fazla kelimeye sahip olduğu biliniyor. Kullanılabilen durumda 171.000 kelime var, onlar da sözlükte.
İngilizceyi günlük hayatta 1000-2000 kelimeyle kullanmak mümkünken, karşımıza İngilizcenin de katmanları çıkıyor. İngilizceyi kolay günlük kullanmak var, bir de bilim, teknoloji boyutuyla kullanmak var. Dili 'bilmek’ ya da 'konuşmak’ derken, kaç bin kelimeyle konuşuyor ve anlıyoruz?

Öncelikle, üniversitelerde bilimsel makalelerin yazımında İngilizce kullanılıyor. Üstelik bu makalelerde üst düzey İngilizce gerekiyor. Bilim dünyasının dili üzerinden, bilim dünyasını şekillendirmek ve neyin bilimsel olduğuna karar vermek, üniversitelere onay vermek, o dili kullananların tekeline geçiyor.

Dünyada haberi de İngilizce kaynaklardan öğreniyoruz. Bir araştırma, bilimsel makalelerin ve de haberlerin yarısının İngilizce olduğunu gösteriyor. Bilim ve haberi İngilizceden alıyoruz.

Son olarak 'kaos’ konulu Öteki Gündem programımızda bu konuya da değindik. Değerli hocalarımız sayın Hasan Köni, sayın Yalçın Koçak ve sayın Ertan Özyiğit, yabancı dil kullanımı ve kültürel-siyasi ekonomik hegemonyanın boyutlarına vurgu yaptılar.

Sayın Hasan Köni, bilim-üniversite dünyasında geçerli dilin İngilizce olduğunu vurgularken "İngilizce bilirseniz bir yere gelebilirsiniz. O kültür bir teknoloji yaratıyor, bilgisayar kullanmak için İngilizce bileceksiniz teknoloji ürettiğinizde ufak çocuklar bile o bilgisayarın kelimelerini biliyor ve öğreniyor" dedi

Programda Köni hocanın Uzay Hukuku vurgusu çarpıcıydı. Dünyada Uzay Hukuku gelişiyor. Mars’a kimin sahip olacağı, olamayacağı tartışılıyor.

Göktaşlarının üzerine robot araçlar indirip, göktaşından altın platin ve benzeri değerli madenleri kazıp çıkartıp dünyaya getirmek, bir film senaryosu değil. Gerçek ve yakın zamanda olacak bir proje. Wall Street’te böyle bir projenin finansman yolları konuşuluyor, şirketler kuruluyor. Amerikan Kongresi bu tür maden aramalarının yasal olduğunu belirten bir yasa geçirdi. Gezegenler için belki bir mülkiyet kavgası henüz yok, ancak sonsuz sayıda göktaşı, kim el koyarsa, onun olacak.

Hasan Köni Hoca dilin yaratıcılık boyutunu vurgularken, yaratıcılığın ve şekillendirmenin önemini hatırlattı: Bin yıldır Türk kahvesi içiyoruz, ama İtalyanlar onu alıp espresso yapmış. Bu yaratma meselesi...

Sayın Köni, Çin’in ABD’ye yolladığı 600 bin öğrencinin ülkelerine dönüp öğrendiklerini uyguladığını ve ABD’yi aşmaya çalıştığını da anlattı.

Bu noktada üniversitelerimize ve eğitim kurumlarımıza geliyoruz. Sayın Ertan Özyiğit, teknoloji savaşı içinde üniversitelerin de yer aldığını ve üniversitelerimizin bu savaşta zayıf kalmaması gerektiğini anlattı.

Üniversitenin yaratıcılık ve bilimsellikte öncü olması gerektiğini Sayın Yalçın Koçak şöyle vurguladı: 7900 kelime ile mezun oluyoruz. Orta öğrenimde İngiliz öğrenci bunun 10 katı kelime bilerek mezun oluyor.

Sayın Koçak Türkçenin etimolojik sözlüğüne kadar gerekli olduğunu kaydederken: "Biz ne üzerinden konuşacağız? Diplomatlar askerler kurmaylar ne üzerinden konuşacak? Bilimi neyle yapacağız? (Kısıtlı) kelime dağarcıklarımızın üzerinden nasıl kavram geliştireceğiz? Kelime bilmiyorsam nasıl geliştireyim?’’ dedi.

Sayın Koçak’ın, ana dili konuşmakla, sonradan öğrenmek arasındaki farka vurgusu da hayli dikkat çekiciydi: İngiliz diyor ki, biz İngilizceyi sizlerle-yabancılarla başka konuşuyoruz. Ama kendi aramızda sizin anlamadığınız farklı kelimeler kullanarak, farklı konuşuyoruz. Örneğin kendi aralarındaki diplomasi dili farklıdır, maalesef.

Sayın Özyiğit, benzer durumun Lozan Barış Konferansı’nda yaşandığını hatırlattı. Yani dili kullananlar, kendi aralarında farklı, size karşı farklı bir dil kullanabiliyorlar.

Günümüzde bilim ve teknolojiyle fark yaratmak ve ekonomik üstünlük kurmak yolunda dünyada büyük bir mücadele var. Türkiye olarak bu mücadelenin dışında kalamayız. Önce kendi ufuklarımıza sonra da daha uzaklara ulaşacağız. Bu yolda nelerin yapılması gerektiğini de işte uzmanlara sorup, yöntem ve formüller alıyoruz. Beyinler düşünüp bir araya gelince, çareler de bulunuyor. Sonrası da uygulama, yani İcraat dediğimiz şey.

Cansu Canan Özgen - Haberturktv - 18 Nisan 2016