Osmanlı Sarayı’nın Enderun bölümünde bulunan içoğlanlarının eğitimine önem verilirdi. Bu eğitimin bir parçası da fiziksel aktivitelerdi. Bu aktiviteler içoğlanlarının vücutlarının formda kalmaları için gerekliydi. Sportif oyunlar, Enderun’da bulunan içoğlanlarına savaş tatbikatı yaptırmanın eğlenceli yoluydu. Saraydaki sportif faaliyetler arasında, torba darbı, tomak, ok, mızrak atışı, cirit ve tüfekle nişan almak yer alıyordu. Bu oyunların bazıları iki takım halinde oynanmaktaydı. Takım halinde oynanan oyunlar için, özellikle cirit oyunu oynamak üzere, cündiler arasından özel gruplar oluşturulurdu. Alay adı verilen bu gruplar, saray ve çevresinde günümüz takımları gibi itibar gördü. Askeri eğitimin bir parçası olduğu için Enderun’da bu oyunların oynanması önemliydi. İyi oynayan oyuncular alaya alındığından, bu kişilerin askeri yeteneklerinin de iyi olduğuna inanılırdı. Yükselme de liyakat sisteminin geçerli olduğu sarayda, bu takımlarda yer almak, padişahın gözüne girmek için fırsattı. Ayrıca yarışmaya dayalı bu oyunlar saray dışında İstanbul’da heyecan uyandıran bir seyirlik gösteri niteliği kazanmıştı. Her iki grubun sempatizanı olanların coşkuları gündelik hayata renk katıyordu.

Spor oyunlarının toplumlar üzerinde olumlu etkilerinin olduğu bilinen bir gerçektir. Bunlardan en önemlisi toplumsal bütünlük noktasındaki etkisidir. Spor müsabakalarına, sadece izleyerek katılma suretiyle, kişiler günlük sıkıntılardan uzaklaşabilmekte, heyecan, zevk ve neşeyi bir arada yaşayabilmektedir. Öyleki bu oyunlar, eş dost ve arkadaşlar arasında muhabbetlere ortam hazırlamaktadır.

Sözünü ettğimiz etkinlik, Enderun’da içoğlanların Lahanacılar ve Bamyacılar diye adlandırılan gruplara ayrılarak yaptıkları cirit oyunlarıdır. Bu oyunlar, hem bir harb oyunu, hem de bir yarışma etkinliği özelliği taşımaktadır ve iki yönüyle de üzerinde durulmaya değerdir.

Harb oyunu boyutu, Enderun’un eğitim kurumu oluşunu gözler önüne sermektedir. Ancak ikinci boyutu, Enderun’da başlayan bir yarışma heyecanı ve tutkusunun, giderek payitahta yayılması ve kişilere aidiyet bilinci aşılayarak, gündelik yaşamı içinde, sevinç, heyecan ve kazanma hazzı tattırmasıdır. Bu, günümüze kadar uzanan bir geleneğin başlangıcıdır.

Cirit Oyunu



Osmanlı Devleti’nde müsabaka şeklinde oynanan en yaygın spor ciritti. Cirit, Türklerin kullandığı en eski savaş aletlerinden biri olup, bir çeşit mızraktır. At üzerinde bu mızraklarla oynanan oyunun adı da cirit olarak geçer. Cirit oyunu, köyler ve kasabalarda, bazen iki köy arasında bazen de köydeki delikanlıların kendi aralarında düğünlerde, ilkbahar aylarında veya pazar meydanında ürünlerini sattıktan sonra karşılıklı gruplar halinde oynanırdı. Halk arasında oynanan cirit oyununda profesyonel anlamda bir takımlaşmaya gidilmezdi. Halk tarafından oynanan ve sevilen cirit oyunu, aynı zamanda Osmanlı Sarayı’nda da itibar gören bir spordu.

Cirit oyunu, tam bir savaş oyunudur. Saray’da özellikle itibar görmesinin bir nedeni, Enderun’da, görevlendirilen ve hizmet ederlerken, aynı zamanda da daha önemli görevler için yetiştirilen içoğlanlarının askeri eğitimlerinin bir parçası olması ve bu oyun aracılığıyla içoğlanlarına savaş tatbikatı yaptırılmasıdır. Cirit oyuncularına cündi denilmektedir. Arapça’da asker anlamına gelen cündi, binicilikte iyi olanlar için de kullanılan bir sözcüktür. Buradan da oyunun askeri özelliğinin ön plana çıktığı anlaşılmaktadır.

Oyun karşılıklı iki takım halinde oynanmaktadır. Enderun ağaları arasında oyunun önemine binaen cündiler arasında takımlaşmaya gidildi. Hatta Sadrazamların kapı halkı içinde de iki bölük cündi bulundurması kanun haline geldi. Cirit oyununu oynayan bu takımlara özel isimler verildi. Alay olarak Osmanlı belgelerine geçen bu takımların ismi Lahanacılar ve Bamyacılar idi.

Amasya’nın bamyası, Merzifon’un lahanası



Alayların oluşturulması, takımlaşmaya gitme açısından önemli bir özellikti. Lahanacı ve Bamyacı isimlerinin ortaya çıkışı şu şekilde hikaye edilmektedir. Ankara Savaşı sonrasında, ordusunu güçlendirmek için Amasya’ya çekilen Çelebi Mehmet, iki yüz süvariyi talime alır. Bunların bir kısmı Çelebi Mehmet adına diğer kısmı da oğlu Murad adına talim yaparlar. İki rakip durumuna gelen süvarilere Amasya’nın bamyası, Merzifon’un da lahanası ünlü olduğundan Çelebi Mehmed’in takımına Bamyacı, Murad’ın takımına ise Lahanacı denilir. Cirit alayları, cirit oyunu kaldırılıncaya kadar bu isimlerlerle anılırmıştır.

Sarayda düzenlenen spor müsabakaları arasında, cirit dışında, güreş, okçuluk, çevgan, tomak, mızrak, top ve lobut atma gibi oyunlar da oynanmaktaydı. Bu oyunlardan bazıları bireysel oynanırken, cirit gibi tomak oyunu, lobut atma ve top oyunu da takımlar halinde oynanmakta idi. Lahanacılar ve Bamyacılar olarak iki gruba ayrılan cündiler, cirit oyunu dışında yine grup halinde oynanan tomak oyununu oynamaktaydılar. Lobud oyunu da at üzerinde oynanan bir oyun olması ve grup halinde oynanması nedeniyle yine cündiler tarafından oynanıyordu. Bu anlamda günümüz sporcuları uzmanlaştıkları alan dışında bir müsabakaya katılmazken Osmanlı Sarayı’nda takımlaşan bu cündiler farklı oyunlara katılmaktaydılar.

Cündi olmak isteyen acemi cündi, cündi alaylarından birini seçerek, Lahanacı veya Bamyacı gruplarına dahil olurdu. Acemi cündinin eğitimi, Cündibaşı’nın kendisine atadığı usta bir cündi tarafından gerçekleşirdi. Cündilik eğitimi, Enderun’da verilir ve dersler Topkapı Sarayı içinde Kıztaşı mevkiinde, Gülhane’de, Beşiktaş Sarayı’nn çinili meydanında gerçekleşirdi. Eğitimin sonunda cündiler, ata çabuk ve çevik inip binmeyi, at üzerinde kılıç, ok ve tüfek kullanmayı öğrenmiş olurdu. Eğitimi tamamlanan cündiler, cündi ağalarının onayı ile, üstat cündi ünvanı olan keskinler sınıfına dahil olurlardı.

Cirit Oyunlarının Amacı



Cirit oyunlarında tek hedef, sadece askeri değil aynı zamanda atı da savaşa hazırlamaktı. Yapılan antrenmanlarla hem at, hem de cündi forma girerdi. Cündi olmak, alanında iyi olmayı gerektirse de tek başına bir meslek değildi. Fakat iyi yerlere atanmada dikkate alınan bir unsurdu. Örneğin;

- Yavuz Sultan Selim zamanında Cündi İnal Bey,
- Kanuni döneminde Matrakçı Nasuh,
- II. Selim döneminde Cündi Derviş Paşa,
- III. Murat döneminde Cündi Mustafa Ağa,
- IV. Murat döneminde Cündi Halil Paşa önemli görevlere atanan cündilerden bazılarıydı.

Yetenekli cündilerin önemli görevlere atanması da cirit oyunlarına olan ilgiyi arttırmaktaydı.Cirit oyunu, dini bayramların üçüncü gününde, doğum şenliklerinde, mutlaka oynanırken bu özel günler dışında genellikle padişahın isteği doğrultusunda gerçekleşirdi.

Cirit oyunu at ile oynandığı gibi yaya olarak da oynanmaktaydı. III. Ahmet’in (1703-1730) şehzadeleri Süleyman, Mustafa, Mehmed ve Bâyezid için İstanbul’da yapılan şenliklerde yapılan spor müsabakalarından biri de, yaya ciridinin oynanmasıydı. Bu yarışmalar sırasında, Lahanacı ve Bamyacı alayları arasında yapılan oyunun çok sert geçmesi üzerine daha büyük kargaşanın çıkabileceği düşünülerek taraflar birbirinden uzaklaştırılarak oyuna son verilmişti. Böylece kazanan taraf da belirlenememişti.

Vehbi, oyunun iki alay tarafından naralar atarak oynandığını ve bu alayların birbirine düşman olduklarını bildirir. Şenliğin üçüncü gününde cündiler, mızrak atıp atlı cirit oynadılar.

Lahanacı ve Bamyacı alayları şenliğe renk katmaktaydı.Padişah cirit oynanmasını istediği durumlarda, bir gün önce Cündibaşı’na cirit oyunun oynanacağı haberi verilirdi. Cündibaşı da Bamyacı ve Lahanacı alaybaşlarına durumu ileterek cündilerin hazır olmalarını sağlardı.
Oyun, Padişah’ın oyun alanında yerini alması ile başlardı. Sadrazam Kethüdası, oyun oynanan alanın orta yerinde at üzerinde durarak oyunu yönetirdi. Oyun başlamadan önce her iki alaydan birer atlı çıkıp ellerindeki lobutlarla oynardı. Daha sonra alaybaşlarının arkasında Bamyacı ve Lahanacı alayları atlarının üzerinde alana girerdi. Padişahın karşısında tek sıra olup, atlarından inen cündiler, yer öperek, alanın iki ucundaki yerlerini alırlardı. Bamyacı ve Lahanacı alaybaşları atları ile karşı alaya sıra ile değneğini atacakmış gibi yapar, fakat atmazdı. Bundan sonra gerçek oyun başlardı. Cirit oyuncuları oyun sırasında bağırmazlardı. Fakat, atını koşturarak, değneği fırlatacağı rakibinin adını bağırarak söyler ve süratle değneği ona doğru fırlatırdı. Değnek rakip oyuncunun vücuduna değerse sayı kazanılırdı. Rakibine karşı vurma pozisyonuna girerek ciridini atmayıp bağışlayan, rakip oyuncunun attığı ciridi tutan sporcuya da puan verilirdi. Ciridin ata isabet etmesi halinde ise ciridi atan oyuncu oyun dışı kalırdı.

Oyun, yaralanma veya ölümle sonuçlanabileceği için cündileri, her oyunda cesaret sınavı beklerdi. Gerek cirit ve gerekse lobut oyunları bir savaşı canlandırır gibi gerçekleştirilmekteydi. Bu oyunlarda başarılı olmak için binicilikte becerikli olmak gerekliydi.

Sarayda bu oyunların düzenlenmesi işinden Silahtar Ağa sorumluydu. Oyun alanına genellikle her alaydan yirmi veya yirmibir cündi çıkardı ve bir kısmı ise yedekte beklerdi. Sadrazam cündilerinin sayısı bazen ikiyüze ulaşırdı.

Lahanacı ve Bamyacıların taraftarları



Lahanacı ve Bamyacıların taraftarlarının müsabaklarda alaylara destek vermeleri, müsabakaların daha heyecanlı geçmesini sağlamaktaydı. Örneğin, II. Mahmut döneminde 18 Haziran 1816 tarihinde gerçekleşen oyunda Enderun ağalarının bir kısmı, Lahanacıları desteklerken diğer bir kısmı ise Bamyacıları desteklemişlerdi. Görüldüğü gibi, Sakaoğlu’nun dediği gibi Haremağaları hep Lahanacıları, diğerleri de hep Bamyacıları destekleyecek anlamına gelmiyordu.

Topkapı Sarayı Müzesi Arşivin’nde tahmini 30 Aralık 1799 tarihi ile 4231-D kayıtlı olan defterde, yine Bamyacı ve Lahanacı alaylarına dahil olan cündiler kaydedilmiştir. Bu defterde 9564 numaralı defterin aksine cündilerin Enderun’lu olduklarını gösterir bir ifade bulunmamaktadır. Bu cündiler, Birun’dan katılmış olmalılar. Bu anlamda Bamyacı va Lahanacı alaylarına alınan cündiler sadece Enderun’dan değildi. Belgede oyuncuların sadrazam cündileri oldukları açıkça belirtilmişti. Buna göre, sadrazam cündileri elli beş oyuncudan oluşmaktaydı. Deftere göre cündiler yirmi bir kişilik gruplara ayrılmıştı. Alana çıkan cündi sayısında kesin bir sınırlama yoktu. 30 Aralık 1799 tarihinde kaydı düşülen ellibeş oyuncudan onbiri yaralanan ve sakatlanan oyuncuların yerine geçmek için hazır bekletiliyor olmalıydı. Oyun sonunda ise oynayan ve yedek olarak bekletilen bütün cündilere altışar guruştan 330 guruş, alaybaşlarına ise 162 guruş verildi. Aynı tarihte oynanan oyunda iki cündi attan düşmüş ve onlar için ayrıca 44 guruş ayrıca ödeme yapılmıştı. Bu para düşerek sakatlanan veya yaralanan cündilerin tedavi masraflarının karşılanması için ödenmiş olmalıydı.

Padişahlar bile açıkça bu alaylardan birine taraf olmuşlardır



Cirit oyunlarının saray içinde itibar görmesi ve özellikle özel günlerde gelenekselleşmesi ile zamanla saray ve çevresinde cirit alayları taraftar buldu. Öyle ki tarafsız olması beklenen padişahlar bile, açıkça bu alaylardan birine taraf olmuşlar hatta taraf oldukları alayları sembol eden sebze motiflerini kullanarak mimari yapıtların ortaya çıkmasını sağlamışlardır.

Osmanlı padişahlarından II. Mahmut’un (1808-1839) Bamyacılar’ı , III. Selim’in ise Lahanacılar’ı tuttukları bilinmektedir. Hatta III. Selim’in “Benim Güzel Lahanam" ismiyle bir şiiri bulunmaktadır.

Lahanacılar ve Bamyacılar sarayda takım ruhunun oluşmasını sağladılar. Kıyafet, bayrak ve semboller bu ruhun oluşmasında etkili oldu.
Lahanacılar ve Bamyacılar farklı renklerde giyinerek oyun alanına çıkarlardı. Bu da onlara takım ruhunu kazandırdı. Lahanacılar, kırmızı kadife şalvar, yeşil mintan giyinerek, yeşil bayrak taşımakta, Bamyacılar kırmızı kadife şalvar, mavi mintan giyinerek, kırmızı bayrak taşıyarak birbirlerinden ayrılmaktaydı.

Lahana ve bamya sembolleri



Takım ruhunun oluşmasının diğer bir sonucu lahana ve bamya sembollerinin, saraylıların kullandıkları eşyalarda ve yaşadıkları mekanlarda kullanmalarıdır. Topkapı Sarayı’nda şehzadelerin bulunduğu dairenin içindeki ocakta lahana ve bamya sembolleri birarada yeraldı. Bunun yanında meydanlara lahana ve bamya sembolleri olan sutünlar dikildi.

Osmanlı padişahları cirit oyuna önem vermiş ve özel günlerin dışında eğlence olarak bu müsabakalarının yapılmasını istemişlerdir. III. Mustafa (1757-1774) en çok cirit oynattıran padişahlar arasındadır. Ruznamesine göre, cülusunun ondördüncü gününde Ağa Bağçesi’ne biniş yapmış ve Sadarazam Koca Ragıb Paşa’nın organizasyonunda kırk cündi Ağa Bağçesi’nde cirit oynamıştır. III. Mustafa, yirmisi Lahanacı, yirmisi Bamyacı olan cirit oyuncalarına ihsanlar dağıtmıştır.

III. Selim de (1789-1807) sık sık cündi gösterileri düzenlettirmişti. Bu bazen bayram nedeniyle bazen de eğlence ve talim amaçlı olmuştu. Örneğin, 22 Aralık 1805 tarihinde bayram münasebetiyle ağalar, cirit oyunu oynamışlar ve ikindi namazına kadar başka etkinliklerle eğlenmişlerdi. 23 Ocak 1806 Perşembe günü ise, Topkapı’da Ağa Bahçesi’nde, acemi cündiler cirit atmışlardı.

IV. Mustafa (21 Şubat 1808- 26 Temmuz 1808) 6 Mayıs 1807 tarihinde Ağa Bağçesi’nde, gerçekleşen cündilerin gösterilerini izledi.

Oyunlar genellikle, Saray içinde Ağa Bahçesi’nde gerçekleşirken, özellikle biniş için çıkıldığı zamanlarda halkın da izleyebileceği geniş alan ve çayırlarda yapılmaktaydı. Kabak Meydanı, Atmeydanı, Okmeydanı, Etmeydanı, Haydarpaşa, Büyükdere, Kâğıthane çayırları bunlardan bazılarıydı.

Cirit Oyununun Kaldırılması



Lahanacı ve Bamyacılar arasında gerçekleşen müsabakalar, bazen çatışmaya dönmekte, hatta sporun ve rekabetin ötesine geçmekteydi. 1812 yılında II. Mahmut huzurunda Büyükdere’de oynanan oyun çok heyecanlı ve sert geçti. Taraftarlar, Bamya’ya lezzet Lahana’ya kuvvet diyerek tezahuratta bulundular. Oyunun sonunda Büyükdere çayırı savaş alanına döndü. Aralık 1816 da oynanan oyunu ise mahbuslar da izledi.

Sarayda oynanan cirit oyunu her mevsim oynanabilmekteydi. Cirit oyunları sert oynanan bir oyun olması nedeniyle yaralanma, sakatlanma hatta ölümlere bile neden olabilmekteydi. Bu oyun nedeniyle ölen cündi ağaları bulunmaktaydı. Örneğin Yavuz Sultan Selim zamanı cündilerinden olan Yusuf Ağa, I. Ahmet zamanının cündilerinden cündi Ahmet Ağa, III. Selim zamanı cündilerinden Kara Hasan Ağa aldıkları cirit isabetiyle ölen bazı cündilerdi. Cündiler, bazen bunun bir oyun olduğunu unutup, hırs ve kin duyguları ile hareket edebilmekteydi. Bu da oyunların amaç dışına çıkmasına neden olmaktaydı.

2 Kasım 1816’da II. Mahmut zamanında Çırağan Yalısı’nda yapılan oyunda Çopur Hasan Ağa’nın Şuayıp Ağa’ya kin beslemesi ve oyun alanı dışında pusu kurarak Şuayıp Ağa’yı düşürmesine neden oldu. Şuayıp Ağa aldığı yaradan dolayı altı ay yatakta kaldı fakat iyileşemeden 1817’de vefat etti. Şuayıp Ağa’nın ölümü hem Enderun Ağalarını hem de II. Mahmut’u çok üzdü. II. Mahmut bu vesile ile bir daha cirit oynatmadı ve cirit oyunu, 1826 yılında tamamen kaldırıldı. Fakat menzil ciridi ve lobut atma oyunlarına devam edildi. Bu durum bir anlamda, spor oyunlarının barış ve sevgi ortamında, kardeşlik ve dosluğu güçlendirmek için oynanması gerekliliğini ortaya çıkardı.

Sonuç olarak...



Sonuç olarak, eski bir Türk oyunu olan cirit oyunu, Osmanlı sarayında yüzyıllarca oynanmış ve Enderun’da yetişen içoğlanların askeri talimlerinin bir parçası olmuştu. Enderun’da cirit oyunları hem eğlence hem de eğitim amaçlı gerçekleşmişti. Oyunun genel hedefi ise savaşlarda başarılı olmak ve barışı güçlendirmekti.

Diğer yandan, bu oyunlar cündilerin kendilerini göstermelerinin bir fırsatı da oluyordu. Çünkü Enderun’daki yaşamın en önemli yanı, içoğlanlarının sürekli bir elemeyle, en yeteneklilerin üst odalara yükseltilmeleridir.

Elemelerde etkili olan iki ölçüt vardı. Bunlardan biri üstün yetenek, ikincisi de padişahın mutlak güvenini kazanacak özellikler taşımaktı. Bu iki husus gündelik yaşam içinde görülen hizmetlerde de anlaşılabilirdi. Fakat en iyi görüldüğü yer, böyle yarışma ve oyunlardır. Takım ruhu içinde bir yandan kişiler yeteneklerini sergilerken bir yandan da takım arkadaşlarıyla uyum, yardımlaşma, feragat, ait olduğu grubun şan ve onurunu öne çıkarma gibi özellikler burada daha net şekilde ön plana çıkardı. Bu müsabakaların bu açıdan da önemi vardı.

Cirit oyunu askeri eğitimin bir parçası olması dolayısıyla sert geçmekte, sanki iki ordunun savaş meydanındaki görüntüsü canlandırılmaktaydı. İki grup halinde oynanması nedeniyle Enderun’da günümüzün spor takımlarına benzetebileceğimiz alaylar oluştu. Lahanacı ve Bamyacı alayları olarak anılan bu alaylara mensup cündiler, cirit dışında takım halinde oynanan diğer oyunları da oynadılar. Bu gruplar, taraftarlık ruhunun doğmasına neden oldular. Böylece kalabalık nüfusa sahip olan sarayda alayların taraftarları oldu.

Takımlar arasındaki rekabet, dikilen anıtlarda kendisini hissettirmekte ve tebaaya yayılışını göstermektedir. Gündelik yaşamın çeşitli etkinlikleri, “kültür"ün bir parçasıdır ve bu davranış kalıpları, toplumun üst katmanlarında oluşur. Enderun ve Harem, bu açıdan değerlendirilmelidir. Sonra dalga dalga çevreye yayılır. Bu bir anlamda “moda"dır. Her ne kadar tebaa, oynanan cirit oyunlarında bir takımlaşmaya gitmese de bu kültürden haberdardır. Tebaa kendisi alay oluşturmuyor ama bir alaya sempati besliyordu. Bir savaş oyunu tarzında oynanan bu oyun, izleyicisine büyük heyecan yaşatmaktaydı. Fakat oyunların sert geçtiği ve kin ve nefret duygularına sebebiyet verdiği durumlar da olmaktaydı. Spor ahlak ve anlayışına uymayan bu durum bir anlamda cirit oyunun kaldırılmasına ve böylece cündiliğin de gözden düşmesine neden oldu. Oyunun kaldırılmasında savaş teknolojisinin değişmesi ve ateşli silahların daha önem kazanmış olması da etken olmuş olmalıdır.

Enderun: Saray’da padişahın özel hayatını geçirdiği bölümdür. Enderun, hem içoğlanlarının padişaha hizmet sunduğu bir bölüm hem de bunların eğitildiği bir mektep durumundadır.

İçoğlan: Saray hizmetine alınıp, devlet hizmetleri için yetiştirilen devşirmeler.

Birun: Osmanlı sarayında harem dairesinin ve Enderun’un dışında kalan kısım.

Çevgan oyunu: At üzerinde, çevgan denilen eğri bir sopa ile topa vurarak, topu kendi taraflarındaki çizgiye geçirme oyunu.

Tomak Oyunu: Bir ipin ucuna meşin bir topun bağlanarak rakip oyuncunun sırtına bu topla vurmaya çalışma oyunu.

Mızrak Oyunu: Yere daire çizilerek atlıların bu dairenin içinde toplanması ve oyuncuların birbirlerini daire dışında bırakmaya zorlaması
oyunu.

Top Oyunu: iki bölük olan ağaların karşılıklı olarak top atması ve topu yakalamaya çalışması oyunu.

Lobut Oyunu: Atlıların ellerindeki lobutlarla atlarını sürmesi ve iki ağaç arasında gerili olan ipin üzerinden lobutları geçirmeye çalışması oyunu.

Lahana Abidesi 1790 tarihinde III. Selim’in 430 adım mesafeden bir yumurtayı vurabilmesinin anısına dikilmiştir.

Bamya Abidesi 1811 yılında II. Mahmut tarafından 454 adım mesafeden yumurtayı vurabilmesinin anısına dikilmiştir.


Kaynak: Milli Folklor, wikipedia, google