Yolcu uçakları, genellikle 10.000 metre yükseklikte uçarlar. Çok daha yükseklerde hava basıncı ve yakıt için gerekli oksijen azalacağı için uçma konusu sorun olur. Uçak yükseldikçe, hava basıncı azalmaya,atmosfer incelmeye, havayı oluşturan moleküller ve motorlara giren oksijen oranı azalmaya başlar. Bu nedenlerden dolayı yolcu uçaklarında kabinin içine, hava basıncını dengeleyecek şekilde hava basılır. Yükseklerde havanın incelmesi, kanatlar üzerindeki taşıma ve kaldırma kuvveti konusunda da sorun oluşturur.

Biliminsanları 160 km'yi sınır, daha ötesinide uzay olarak kabul ediyorlar. Bu nedenle uzay araçları için dünya üzerindeki en alçak yörünge uçuşu 200 km olarak kabul ediliyor.

Yerden yaklaşık 310-530 km yukarılarda dolaşan uzay mekiğinin bu yörüngede tutunabilmesi için yaklaşık saatde 28.000 km hız yapması gerekiyor. Dünya etrafında dönüp dolaşan bir uzay aracının, dairesel yörüngesinden kurtulup, uzayın boşluğuna doğru hareketlenebilmesi için, yörüngenin yüksekliğine bağlı olarak saate en az 40.000 km yani ses hızından 30 kat daha fazla bir hıza ulaşması gerekir. Ancak ne yazık ki insanlık henüz ses hızının 10, 20, 30 kat üzerine çıkacak bir uçak yapamamıştır.

Yerden havalanan bir uçağın uzaya çıkabilmesi için hıza ve enerjiye ihtiyacı vardır. Motorlar her zaman, her yükseklikte yer çekimini yenecek gücü verebiliyorsa, uçakların ulaşabileceği yükseklik konusunda bir sorun yoktur. Bu fizik kuralından dolayı çok uzun bir yolu daha hızlı ve daha kısa sürede almak konusunda, uzay sınırına çıkma konusunda ele alınabilecek tek yolcu uçağı, Concorde uçağıdır.

Concorde, sesten 2 kat daha hızlı uçabilen, süpersonik, tek yolcu uçağıydı. 20 km kadar yüksekliğe çıkabiliyordu. Atlantik okyanusunu 2 saat 53 dakikada geçerek kırılması zor bir rekora ulaşmıştır. Saat farkından dolayı, Avrupa'da güneş doğarken kalktıktan az sonra karanlığa giriyor, Amerika'ya ulaştığında güneşin doğuşunu tekrar görüyor, yerel zaman olarak oraya kalktığı saatten daha önce varmış oluyordu.

Concorde'un güçlü 4 motoru, onu atmosferin birinci tabakasının üzerine çıkarır, ikinci tabaka stratosferin içinde uçmasını sağlar. Bu yükseklikte, mavi ışığın oluşmasını sağlayan hava molekülleri iyice seyrekleştiği içim, gündüzleri bile yolcular gökyüzünü daha koyu, daha siyaha yakın bir renkte görürler, geceleri yıldızlar daha parlak görünür. Ancak yinede Concorde'un uzaya erişebilmesi için birkaç kilometrelik yolu daha vardır.

Bir uçuşta hiç yere inmeden ve yakıt ikmali yapmadan binlerce kilometre uçabilen yolcu uçağı için, burnunu yukarı dikip 300 km dikine yol almak yakıt açısından bir sorun değildir. Ancak daha stratosferin 50 km yükseklikteki üst sınırına gelmeden motorlar durur. İyice incelen havanın içindeki az miktardaki oksijen artık motorlardaki yakıtın yakılmasını sağlayamaz. Bu nedenle, uzaya çıkacak araçları, havaya ve oksijene ihtiyaç göstermeyecek şekilde roketlerle gönderme zorunluluğu vardır.

Aslında roket motorlarının da oksijene ihtiyacı vardır. Onlar bu ihtiyaçlarını atmosferdeki oksijenle gidermezler. Kendi oksijenlerini içerilerindeki oksijen tanklarında taşırlar.

U-2'lerin iniş ve kalkışlarında yanında özel araçlar eşlik ediyor. Pilotlar için en tehlikeli anlar, iniş ve kalkış anlarıdır. Dev bir planöre benzeyen uçağın geniş kanatları, 25 bin metre gibi normal uçakların çıkamayacakları yüksek irtifada U-2'nin rahatça tutunmasını sağlar. Pilotlar U-2'lere astronot kıyafeti ile biniyor. U-2 uçuşlarının en tehlikeli bölümü iniş. U-2 inişe geldiğinde uçakla aynı hizada pist kenarında bir otomobil ilerliyor. Otomobildeki görevli pilota pistten kaç metre yüksekte olduğunu söylüyor. Piste tekerleklerin değmesinden hemen önce pilotlar çok dikkatli olmak zorunda. Herhangi bir yanlış kumanda uçağın kanat açıklığından dolayı kaza riski taşıyor.

U-2'ler 25 km seyir irtifası ile dünyada en yükseğe çıkabilen uçak unvanına sahip. Pilotlar uzaya çok yakın bir irtifada uçtukları için tamamen basınçlı özel astronot giysileri giyiyor. Bu kıyafetler pilotları düşük basınçlı ortamlarda koruyor. Pilot önce yer ekibinin yardımıyla astronot kıyafetini giyiyor. Ardından her uçuştan önce bir saat boyunca saf oksijen soluyor. Bu işlem sayesinde kandaki nitrojen baloncukları yok ediliyor. Uçuş öncesinde saf oksijen alınmaması durumunda kandaki nitrojen genleşerek yüksek irtifada ölüme neden olabiliyor. Deniz dibine çok hızlı dalıp, çok hızlı çıkan dalgıçlardaki VURGUN sorunuda basıncın çok hızlı değişmesi nedeniyle ortaya çıkıyor.

Kaynak: youtube, google