" SEVGİ GÖNÜLE İNERSE, BÜTÜN KAHIRLAR LÜTUF OLUR!"

“ " İnsanlardan bazıları Allah'tan başkasını Allah'a denk tanrılar edinir de onları Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah'a olan sevgileri ise ( onlarınkinden) çok daha fazladır. Keşke zalimler azabı gördükleri zaman ( anlayacakları gibi) bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azabının çok şiddetli olduğunu önceden anlayabilselerdi." ( Bakara sûresi, âyet 165 ) ,,

Sevgi, sanki sihirli bir kelimedir!.. Ümmetin ve bilhassa aziz milletimizin muhtaç olduğu, ısrarla, aşkla ve iştiyakla aramış olduğu kelimedir!..

Millet katmanlarının arasında sevgi olmadığı için, her tarafta, bağnazlık, kin, nefret, çekememezlik, hased, kıskançlık, husumet , düşmanlık, buğz göze çarpmaktadır!..

Eşler bile, kardeşler, yakın akrabalar arasında bile, aynı dinden, aynı mezhepten, aynı tarikattan olan insanlar arasında bile sevgisizlik hakim, nefsani arzular, kaprisler egemendir!..

Bir resmi daireye girmiş oluyorsunuz, orada çalışan insanların birbirlerinin ayaklarını nasıl kaydırmak için düello, çekişme, sevgisizlik, emin olmayan bir ortamda çalıştıklarını görürsünüz!.. Onun içindir ki, öylesi yerlerde, iş veriminden, başarıdan, çalışkanlıktan bahsetmek söz konusu değildir!.. Şu ibret dolu alıntıyı birlikte okuyalım:

" Ordu vilayeti Kabataş kazasından bir arkadaşım; bir gün geldi ve benden tabut istedi. Ben de; " başınız sağ olsun, birisi mi vefat etti?" dedim. Arkadaşım: " Evet, sizlere ömür annem vefat etti" dedi.

Taziyede bulunduk, marangoza tabutu ısmarladık, tabut yapılırken acılı gününde onu yalnız bırakmadım, konuşuyorduk. Bir ara arkadaş bana dönerek: " Babamın gözleri otuz senedir görmez. Babam, annemin ölümünü öğrenince: Hanım! Hani anlaşmıştık ya. Beraber gidecektik, neden sözünde durmadın, diye anneme sitem ediyor", dedi.

Tabut yapıldı ve arkadaş alıp gitti.

Bir kaç gün sonra arkadaşın döndüğünü gördüm, " baban nasıl?" diye sordum. " Hocam, babam sizlere ömür vefat etti. Annemin cenazesini otobüsün altına koyduk yola çıktık giderken, babam da ruhunu teslim etti. ve her ikisini birden toprağa verdik" dedi." ( Hayata Yön Veren Düşünceler, E. S. Osmanoğlu, say. 142-143)

Yüce Allah'ımız neler yapmağa kadirdir değil mi? Seveni, sevdiğinden ayırır mı?.. Nice aşıklar vardır ki, eşiyle tıpkı bu anlatımda olduğu gibi, anlaşarak, Hakk'a birlikte yürürler, beraberce aynı mezara konurlar!..

Çünkü, onlar birbirlerini çok sevmektedirler!..Hem de gönülden sevgi!.. İşte, böylesi bir sevgi, millet hayatında hükümran olmuş olsaydı, bu gün ne mezhepçilik kavgası, ne Türk-Kürt ayırımı, ne siyasi farklılık, ne tarikat kavgası olmazdı!..

Keşke!.. " Din kardeşliği sevgisi" her yere, her gönüle nakış nakış, ilmik ilmik işlenmiş, "ben" değil; " biz" sevgisi hakim olsaydı!.. Benlik, ego uğruna neler yapılmıyor ki? İşte, yine bir anı ile beraberiz:

" Allah rahmet eylesin" bir eniştem vardı. Hastalandığı zaman ablama: " Hanım sakın beni fazla bekletme , bir seneden fazla izin vermem" demiş.

" Eniştem on üç yaş küçük olan ve hiç bir hastalığı olmayan " ablam, tam üç yüz altmış dört gün sonra vefat etti ve mezarı da, " aklımıza gelmediği halde, tevafuken" tam eniştemin yanında nasip oldu." ( a. g. e. say.143)

Evet, toplum olarak huzur ve sevgi istiyoruz!.. Tıpkı, Resulullah (sav) ve ümmeti arasındaki sevgi gibi. Sahabe ve Resulullah sevgisi gibi.. Resulullah (sav) ve Ehl-i beyti arasındaki sevgi gibi. Hz. Peygamber (sav) ve kızı Hz. Fatima (ra) arasındaki sevgi gibi.

Hani, şu Kerbela yiğidi Hz. Hüseyin (ra) var ya!.. Tıpkı, Resulullah (sav) ile torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (ra) arasındaki bitmez, tükenmez sevgi gibi. Onun içindir ki, yine sevgi ile ilgili bir anekdot sunmak istiyorum:

" Aynı tavuktan iki tane yumurta alın, birini kuluçka tavuğun altına, diğerini kuluçka makinesine koyun. Yirmi bir gün sonra hem tavuğun altına konulan yumurtadan, hem kuluçka makinesine konulan yumurtadan civciv çıkacaktır.
Bu civcivlerin büyüdüğünü, her ikisinin de horoz olduğunu kabul edelim. Tavuğun altından çıkan civcivden olan horoz, normal olarak iç güdüsü gereği korkak bir hayvandır, kışşt deyince kaçar.

Fakat, kuluçka makinesinden çıkan civcivden olan horozun anormal olduğunu, kişşt deyince kaçmayacağını, hatta insanların suratına sıçrayıp, özellikle çocukların gözlerini çıkarmaya çalışacağını göreceksiniz.

Bunu tesbit edelim ki bu bir anarşi alametidir.
İkincisi: Tavuğun altından çıkan horoz, tavukların etrafında döner, fazla yem bulduğunda onları çağırır, bulduğu yemin fazlalığını tavuklarla beraber yer, bölüşmeye ve bütünlüğe çok büyük önem verir.

Makineden çıkan horoz, tavuklarla beraber olmayı sevmez, bir yem bulduğunda tavukları çağırmaz, şayet tavuklar yem yerken yanına gelirlerse, onları gagalamak sureti ile yanından kovar. Bölüşme, koruma-kollama görevlerini yerine getiremez ve bütünlüğü sağlayamaz.

Bunu da tesbit edelim ki bu da bir anarşi alametidir.
Üçüncüsü: Tavuğun altından çıkan horoz olduğu müddetçe tavuklar yumurtlar, fakat yumurtalarından çoğunlukla civciv çıkmaz. Çünkü tavuklarla normal ilişki kuramadığı için döllenmeyi gerçekleştirmez.

Bu daha büyük bir zafiyet ve anarşi alametidir. Bu horozla ilgili, yukarıdan aşağıya izaha çalıştığımız olayların sebepleri, tamamen sevgisizliktir.

Tavuk, altındaki yumurtayı yirmi bir gün sevdi ve yavruyu çıkardı. Fakat, makine yumurtanın içindeki yavruya sevgi veremedi ve horoz sevgisizlikten anarşist ve başarız oldu." ( a. g. e. say. 144)

Onun içindir ki, sevgilerin başında yerini alan Allah sevgisini hiç bir zaman başka sevgilerle kıyaslamayalım. Çünkü, bu bedeni, bu cismi, bu narin vücudu, bu aileyi, bu evladı, bu sağlığı, sıhhatı, malı, mülkü, dünyada yaşam sürmeyi o vermiştir!..

Hele şu akıl nimeti var ya!.. Bu akıl nimetini idrak etmek bizler için zordur ama, yüce Allah için kolaydır!.. Bu akıl nimetini bize vermişdir ki, bunun hakkını, kıymetini ifa etsinler diye!..

Bu kadar nimetle donatılmış bir insan ne yapmalıdır? Rabba; kıyam, rüku ve sücud halinde olmaktır!.. Zaten, kulun, en güzel, en muteber hali de bu değil midir?

Sonra da, diğer mahlukatı sevmektir!.. Diğer mahlukat Allah'ın ayetleri olduğuna göre, bu mevzuda en küçük lakaydilik, ayetlere ihanet, nankörlük olmaz mı?..

Netice olarak;

Uçan kuşlar, börtü-böcekler, sulardaki envai çeşit yüzenler, karada koşuşturan diğer mahluklar, atlar, eşekler, menekşeler, kuşlar, ay, yıldız, güneş, galaksiler, samanyolu, dağlar, taşlar, otlar, yeşillikler, çiçekler ve güller!..

Tüm bunları, Allah'ın yaratması, ibret alınması sebebiyle seveceğiz!.. Zaten, sevmeyende nedir ki, neye yarar ki?.. Sanki, mekanik bir alet, naylon, barbi bir bebek, sanki, bir Çin imalatı plastik varlık!..

Oysa, insan; ruh, beden bütünlüğü içerisinde, hislerle, duygularla, düşünce ve tefekkürle yüklü, akılla donanmış, tüm bunları hayır istikametinde yönlendiren varlıktır!.. Dünyayı dizayn eden, hayırlara kapıyı aralayıp, şerleri def eden yaratılmıştır!..

O insan ki, yufka yüreklidir,kalbi dilhundur.. Küçük bir hal karşısında hislenir, hüzünlenir ve ağlar!.. Göz yaşları sel sebil olur!.. Merhameti yakın, acıması tez, imdada, yardıma yetişmesi her andır!.. Çünkü o, sevgi ile bezenmiş, sevgi ile yatıp kalkan harikülade bir varlıktır!..

O insan ki, öfkeden, gazaptan, şehvetten, asabiyetten, hiddetten, şiddetten müteşekkil bir varlık değildir!.. O bir bütündür. Akıl, düşünme, izan, idrak, algı, öfke ve agresif dez avantajı ile.. Selam ve dua ile..

Şerafettin ÖZDEMİR