Biz Dünya'mızda, küçük çevrelerimizde günlük koşturmaca içindeyken, kâinat ve uzay akıl almaz gizemiyle ihtişamını sürdürüyor. Dünyayı altüst eden, nimetlerini yok eden, kaynakları kötü kullanan, doğayı kirleten, insanoğlu, kendisini uzaya da taşıma derdinde. Ama uzay, insan için çok tehlikeli bir ortam. Kırılgan insanoğlu uzayın tehlikeleri karşısında savunmasız, korunaksız.

Üstelik uzayda insan eliyle yaratılmış tehlikeler de var. Dünyayı ve atmosferi kirlettiğimiz gibi, dünya yörüngesini de kirlettik: Dünya yörüngesinde onbinlerce çöp parçası var. Bunlar uzay araçlarından ve uydulardan kopan metal parçaları. Aralarında bozulmuş, görevi bitmiş, hatta benzer metallerin çarpmasıyla hasar görmüş uydular var. Bu halde boşlukta dolaşan 10 santimden küçük parçaların sayısı, 500 bin. 10 santimden büyük ve uzay araçlarına tehlike yaratan parçaların sayısı ise 20 binden fazla. Kontrolsüz biçimde ve büyük hızla dünyanın çevresinde uçuyorlar. Ne kadar hızla?- dersek, saatte 32 bin km’ye varan hızla. Bu parçalar atmosfere girse, yanıp yok olacaklar ve ortam da temizlenecek. Ancak ne atmosfere, ne de dış uzaya gidebilen metal çöpleri, dünya çevresinde kirlilik ve tehlike yaratıyor.

GRAVITY’NİN GERÇEK SENARYOSU



Neden tehlike ? dersek, Gravity - Yerçekimi filmini hatırlayın. Kocaman ve modern uzay aracı, yörüngede parçalanmış bir uydudan kopan parçaların çarpmasıyla yok olmuştu.

Üstelik dünya yörüngesinde sadece insan çöpü yok, mikro meteor denen kaya parçaları da var. Birkaç milimetreden başlayan mikro meteorların sayısı milyonlarla ölçülüyor. Bunlar da uzayda kurşun ya da roket gibi dolaşmakta.

Bu uçan parçaların tehlikesi geçen hafta yeniden hatırlandı. Dünya yörüngesinde, yerden 420 km yüksekte dolaşan, 28 bin km hızla uçan ve dünya çevresini 90 dakikada dönen Uluslararası Uzay İstasyonuna bir cisim çarptı.

Astronotların dışarı bakıp resim çektikleri camlı bölgeye çarpan cisim, camı 7 milimetre çatlattı. İşin ilginci, bu çatlağı astronotlar çok sonra fark etti. Çatlağın istasyona ve astronotlara tehlike yaratmayacağı bildirildi ama, özel alaşımlardan yapılmış zırh kadar dirençli camı çatlaması, herkese soğuk terler döktürdü.

ZERRE ÇARPTI



Üstelik camı çatlatan cismin, milimetrenin binde biri büyüklükte bir zerre olduğu söyleniyor. Yani zerre minikliğindeki bir taşla koca uzay istasyonu hasar almış. Her 6 ayda bir istasyona böyle bir zerrenin çarptığı biliniyor. İstasyonun radaları da 10 santimden büyük cisimleri izliyor ve bu cisimler çok tehlikeli sayıldığından, istasyon gelen parçalara göre rota değiştiriyor. İstasyonun hızı, saatte 17 bin km. İstasyon 90 dakikada bir dünya turu atıyor. Hergün astronotlar 15 gündoğumu - 15 de günbatımı yaşıyorlar. Dünyaya hem çok yakınlar, hem de mahallemizde oldukları halde tehlikelere karşı çok korunaksızlar.

UZAY ÇATLAĞI



Peki daha yerden 400 km uzaktaki insanı doğru dürüst koruyamazken, daha uzak noktalara Aya, Marsa yollanacakları nasıl koruyacağız ? Dünya yörüngesinde zerre kadar kaya parçasından etkilenen araçlarla nerede nasıl 'koloni’ kuracağız ? Ya da insanı gerçekten oralara yollayabilecek miyiz ?

Evet 'Bilim daha da gelişecek, bu sorunlara da çare bulunacak’ diyebiliriz. Ancak sanki dünyadaki sorunları bitirdik de uzay sorunları kusur kaldı- gibi bir hava var.

ELDEKİNİ İYİ KULLANIYOR MUYUZ?



Dünyaya alternatif dünyalar aramak güzel bir düşünce, bilimin ve yaratıcılığın elbette bir sınırı yok. Ama elimizdeki dünyanın kıymetini bilsek, kaynakları iyi kullansak, kirletmesek, dünyayı yok etmeye çalışmasak, barış ve huzuru, karşılıklı saygıyı ve insan sevgisini, kardeşliği ve imanı pekiştirsek, daha az maliyetli ve daha az tehlikeli bir süreci başlatmış oluruz.

Bilimin çabası sürerken, dünyayı binlerce kez yok etme gücüne sahip nükleer silahlarla ve sonu gelmez bencillik ve kibirle, herkesi düşman gören ve düşmanı yok etmekten başka birşey düşünmeyen ilkellikle, dünyada kontrolsüz ve sürdürülemez bir sona doğru gidiyoruz. İnsan modernleşse de dünya siyasetinde mağara adamının ilkeleri geçerli. Korkarız ki insan, ilahi cezayı bekleyemeden kendi cezasını vadeden çok önce yine kendisi verecek. Sonra da buna 'Kıyamet’ denecek.

BERDUŞLUK ŞİFRELERİ



ABD’de 1800 lerde iş bulmak için sürekli hareket halinde olan işçiler türemişti. Bu işçiler bir kasabadan diğerine gidip , ne iş bulursa çalışırlardı. Yoksuldular, ulaşım için yük trenlerinin vagonlarına gizlice atlar, yolda kim yardım ederse onun elinden yer ve nerede bulurlarsa uyurlardı. Sokak serserileri ve avarelerden farklı olduklarını savunurlardı. Çünkü iş bulunca çalışıyorlardı. Çokluk, vasıfsızdılar. Bu kişilere Hobo denirdi. Berduş da diyebiliriz, ancak Türkçemizde tam karşılığı olduğunu sanmıyoruz. İyi ki de yok, çünkü ülkemizde benzer bir ekonomik ve sosyal felaket, çok şükür yaşanmadı. Ve Hoboların şifresi vardı.

1930’larda Amerikanın büyük finansal krizi Büyük Buhran patlayınca, işsizlik de patladı. Çalışmayı isteyene bile iş yoktu. 2. Dünya Savaşının ortasına dek ABD bir yerden diğerine umutsuzca giden Hobolarla doldu.

Hobolar kendi aralarında şifre geliştirmişti.. Bir yerden ayrılırken, kendilerinden sonra gelecekler için oranın özelliklerini anlatan özel işaretler bırakırlardı.

Ev ve bahçe duvarlarına, istasyonlara tebeşirle ya da sert bir cisimle kazılarak bırakılan bu işaretlerde, nerede bedava yemek var, nerede uyunur, o evde ya da çiftlikte iş var mı - yok mu ? tehlikeli köpek var mı - ya da ev sahibi gelen Hoboyu silahla kovalar mı ? Kilisede yemek için dua etmek şart mı, değil mi ? gibi bilgiler yer alırdı. Bu şekilde 50 den fazla işaretin geliştirildiği söylenir. Arkadan gelenler de bu işaretlere göre davranırdı. Hatta kentin hapishanesi temizse, iyi yemek veriliyorsa, küçük bir polisiye sorun yaratıp geceyi nezarette geçirmek isteyenlere de yararlı olacak şifreler vardı.

ABD’de hala demiryolu hatları boyunca yük vagonlarında seyahat edip dolaşan Hobolar olduğu bildiriliyor. Ancak sayıları az. Öte yanda ABD’de sokakta yatıp kalkan evsizlerin sayısı arttı. Bu çaresiz insanlar mahallelerinden ya da kent merkezinden uzağa gidemiyorlar. Ve günümüzde Hobo Şifresi kullanılmıyor. Hobo Şifresi 20. yüzyılın korkunç ekonomik krizlerinin bir alt kültür anısı olarak hatırlanıyor.

Mars'a mı gidiyoruz ? Peki Dünya ne olacak? - HABERTURK TV