Avrupa Birliği neden dağılıyor?

Dünyanın önemli siyasi güçlerinden olan Avrupa Birliği'nin oluşum ve dağılma sürecini Prof. Dr. Ali Arslan anlattı.

İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılmasının ardından Avrupa’daki tedirgin hava, dünyanın her yerinden hissedildi. Piyasalar hareketlenip, ticaret kendi rotasını çizerken sonuç siyasetin rotasına pek uymadı. Almanya ve Fransa kurucu devletler olarak ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarda Avrupa Birliği’nin halen mevcut en önemli sosyo-politik güç olduğuna vuradursun; gözler bir anda Rusya ile arasında belirli bir mesafe var gibi görülen ve Güney komşularındaki iç savaşın göç dalgasından birebir etkilendiği için Avrupa ile Avrupa Birliği’ne alım süreci dışında türlü anlaşmaları bulunan Türkiye’ye döndü.

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne alım sürecini, AB’nin en temeldeki dinamiklerini ve 'AB dağılıyor mu?’ sorusunu Efendi ve Uşak Avrupa Birliği – Türkiye İlişkileri kitabı ile 2004 yılında AB’nin neden ve nasıl dağılacağını yazan İstanbul Üniversitesi Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Arslan’a sorduk.

- Hocam, AB’nin oluşumu herkesçe malum peki zaman içerisinde AB nasıl siyasi bir güce dönüştü?



Avrupa kelimesi bir kıtaya atfedilmekle beraber, Avrupa Birliği temeli Almanya ve Fransa kabul edilen siyasi bir oluşumun da ötesinde Avrupalılığın, Hristiyan kültür coğrafyasına dâhil olmak olarak algılanır. Burada, AB’nin siyasi bir güç olması, ekonomik anlamda kendi iç dinamiklerini ortaya koyması ile oldu.

- Peki, aday olan ülkeler nasıl AB’ye dâhil edilir?



Burada ülkelere bugün belirli kriterler sunuluyor elbette ama AB’nin ilk büyüme aşamalarının yaşandığı 1986 yılında, İspanya’nın komşusu Fas’ın AB başvurusuna yanıt olarak; AB’nin yalnızca Avrupalılara olduğunun bildirilmesi ilk kuralı belirlemiştir.

Bu sabit kuralın üzerine bugün sosyal, ekonomik, toplumsal ve özellikle de siyasal birçok kural ile ülkeler belirlenen kriterler çerçevesinde AB üyeliğine kabul edilir.

- Hocam, AB Türkiye’nin de siyasal gündeminde uzun yıllardır mevcut bir konu. Türkiye AB üyesi olacak mı?



Türkiye, iki yüz yıldır Avrupalı olmak isteyen ve bir Avrupaî devlet olarak kendini gönüllü olarak Avrupalı saymasına, Soğuk Savaş döneminde Batı Avrupa ile birlikte hareket ederek 1963'te AB'nin kuruluşuna basamak olan AET ile Ortaklık Anlaşması imzalamasına rağmen, AB'ye giriş listesinde, dünün Varşova Paktı ülkelerinden Romanya gibi ülkelerden bile çok geri ve hatta AB'ye alınmamak üzere son sırada yer alır.

Bu durum da AB'ye girişte esas alınanın Avrupa Hıristiyan kültür alanına mensubiyet olduğunu tasdik eder. Hıristiyan ve muhafazakar partilerin şimdiki görüşüne göre ise Türkiye zaten Avrupa'ya dâhil değildir.


- Peki ya Türkiye’nin AB’ye bakışı?



Türkiye'de ekseriyetle son medeniyet projesi olarak algılanan AB, gerçekten en son ve mükemmel medeniyet olarak mutlaka girilmesi şart olan bir zirve mi, yoksa yeni bir siyasal gücün doğuş hamlesi midir? Veya dünyadaki hakim medeniyete beşiklik etmiş ancak önderliği kaybetmiş Avrupa'yı, insanlığın yeni arayışlar döneminde, kendi değerlerini de savunarak, yeniden etkin hale getirmek için bir ittifak mıdır? Bu ve bunun gibi soruların tamamının cevabını anlamada anahtar rol oynayacak kavramlar yeni Avrupa kimliğinin niteliği ve her kültürden olan insanlara eşit bakış açısıdır. Bu kavramların oluşturacağı anlayış aynı zamanda Türkiye'nin AB'deki konumunun ne olacağını da ortaya çıkaracak.

- Son olarak AB dağılıyor mu?



Esasında birbirine güvensizlik ve belirli ölçüdeki korkular, AB’ye üye devletlerin hepsinin birliğe üye kalabilmesinin de mümkün olmadığını gösteriyordu. Bu sinyalleri ve AB’nin Türkiye ile olan ilişkilerini 2004 yılında kapsamlı olarak ele aldık.

ABD’nin Irak'a savaş açmak için kamuoyu oluşturduğu sırada Almanya'nın daha net olan tavrına karşı. Fransa Irak’ın işgaline karşı çıkarken birkaç ay geçtikten sonra ABD’in grubuna yaklaşmıştı.

Her zaman ABDnin müttefiki olan İngiltere ile İspanya, Portekiz ve İtalya bu olayda ABD’nin yanında yer aldı. AB’nin kendisinden olmayan insanlara karşı bakış açısını yansıtan bu tavırlar daha önce Afrika ve Doğu’da sömürgeciliğin liderliğini yapan bu ülkelerin eski reflekslerinin aynen devam ettiğini gösterdi.

NATO'ya üye olma. AB ve Almanya’dan çekinme gibi refleksler dolayısıyla Polonya gibi ülkeler ABD`nin yanında yer alsa bile, AB’deki aktörlerin “Güney ve Kuzey" olmak üzere ikiye ayrıldıklarını gösterdi.

Güney eski alışkanlıklarını yeni formatlarla takdim ederken, Kuzeyden kesin bir şekilde ayrıldı. Zaten ABD, İngiltere, İspanya, Portekiz, İtalya ve hatta Fransa’nın Almanya’yı dengelemek ve AB’nin Almanya önderliğinde siyasi/askeri bir güce dönüşmemesi ve sadece iktisadi bir teşekkül olarak kalması için, Türkiye’nin AB üyeliğini destekledikleri ya da destekler nitelikte bir tavır ortaya koydukları açıktı.

Almanya’nın AB için öngördüğü politikaların Güney tarafından benimsenmemesi AB’yi parçalayacak en önemli unsurlardan birisiydi ve Güney Avrupa Birliği – Kuzey Avrupa Birliği olarak devam etmesi en belirgin işaretti. Bugün, İngiltere’nin ayrılması 2004 yılında değindiğimiz bu dinamikleri de doğrular niteliktedir.