Aya İrini Kilisesi, İstanbul’un hem ilk kilisesi hem ilk müzesidir! Aya İrini adı, “Kutsal Sulh" anlamına gelen Hagia Eirene (Aziz İren) isminden gelmektedir. Yaklaşık 2.500 yıllık bir tarihe sahip olan bu mabedin efsanevi tarihine ve mimari yapısına birlikte göz atalım.

Aziz İren’in Roma’ya Etkisi



Aya İrini Kilisesi’ne ismini veren aslında Penelope adında genç bir kadındır. Efsaneye göre Büyük Konstantin’in, şehri başkent yaparak yeniden imar ettiği dönemde birçok Romalı gibi o da Konstantinopolis’e gelmiştir. İnançlı bir Hıristiyan olan Penelope, Roma halkını Hz İsa ile tanıştırmak için çaba harcar. Ancak bunu ret eden pagan Romalılar, Meryem Ana’yı inkar etmesi ve Paganizm’e tabii olması için kadına çeşitli işkenceler yaparlar.

Önce yılanlarla dolu bir kuyuya atarlar fakat yılanlar gece boyunca ona ilişmezler. Ardından kadını büyücülükle suçlayarak taşlarlar. Son olarak atlara bağlayıp saatlerce sürüklerler... Penelope hiçbirisinden zarar görmeyince Romalılar ona biat ederler. Rivayete göre Hıristiyanlık ile tanışan İstanbul halkı hiç taşkınlık yapmaz ve yüzyıllardır kesik kesik de olsa süren isyanlar son bulur. Bunun neticesinde İmparator Konstantin, genç hanımı azize ilan ederek “Kutsal Barış" anlamına gelen St Hagia Eirene ismini verir ve onun onuruna Aya İrini Kilisesi’ni yaptırır.

Kiliseyi yaptırdığı yer ise son derece anlamlıdır: Pagan Jüpiter tapınağının üstüne!

Aya İrini’nin Tarihi



Yukarıdaki efsanevi geçmişe sahip olmanın yanı sıra Aya İrini, Aya Sofya’dan sonra Roma döneminden kalma en büyük mabettir. Ayrıca 588 Konsülü de burada toplanmıştır.

Bugünkü Aya İrini, Konstantin döneminde yapılan kilise değildir. Yapının orijinali 532 Nika ayaklanmasında yanmış ve İmparator Jüstinyen tarafından yerine yenisi yaptırılmıştır. Aynı yüzyılda bir kez daha yansa da bu sefer yıkılmamış, onarılması yetmiştir. 738 yılındaki depremde zarar gören kilise onarılırken tüm apsisleri ve tavanı yeni fresklerle ve mozaiklerle süslenmiştir. İkonoklazma döneminde diğer tüm ibadethanelerde olduğu gibi tasvirleri kapatılmıştır.

Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi



Fatih Sultan Mehmet Han, 1453 fethinden sonra kiliseye dokunmamıştır. Bazı tarihçiler, Grek ve Roma tarihini çok iyi bilen Sultan’ın, Aziz İren’in hikayesini de bildiğini ve saygısından ötürü burayı camiye dönüştürmediğini yazarlar. Topkapı Sarayı’nın Sur-i Sultani denilen ilk sıra surunun ardında kalan mabet, iç cephane olarak kullanıldı. Saray muhafızlarının silahlarına burada bakım ve onarım yapılırdı. 18.yy’da ise (3.Ahmet döneminde) ise Harbiye Nezareti’nin (savunma bakanlığı diyebiliriz) silah deposu olarak kullanılmaya başlandı ve yapının kuzey yönüne “Darü’l-esleha" yani silahhane yazılı bir kitabe eklendi (1726).

Zaman içerisinde depodaki silahlar eskiyip antika haline gelince, Sultan Abdülmecit’in emri ile Aya İrini, Tophane Müşiri Fethi Ahmet Paşa tarafından silah müzesine dönüştürüldü. Osmanlı Devleti’nin bu ilk müzesi; Mecma-i Esliha-i Atika (Eski Silahlar Koleksiyonu) ve Mecma-i Asar-ı Atika (Eski Eserler Koleksiyonu) adlı iki bölüme ayrılarak ziyarete açıldı. Aya İrini Müzesi’ne, imparatorluğun diğer bölgelerinden de eski silahlar getirtildiği belirtilir.

Cumhuriyet döneminde (1939) Ayasofya Müzesi’ne bağlanan Aya İrini, 1949’a kadar askeri müze olarak kullanılmıştır. Harbiye Askeri Müzesi açıldıktan sonra bu işlevini yitirmiş ve zaman zaman bakıma alınmıştır. 1983 yılından beri ise çeşitli sanatsal etkinlikler için kullanılmaktadır.

Aya İrini Kilisesi’nin Mimari Yapısı



Aya İrini, klasik bir Roma ibadethanesi gibi bazilikal planda çizilmiştir. Nartekslerden ve apsislerden oluşmaktadır. Ana kubbeyi 35 metre yüksekliğinde 4 büyük fil ayağı taşımaktadır. Orta avlu tıpkı Ayasofya’daki gibi boştur. Yapının üst katı ise devasa bir antik Roma haçı şeklinde planlanmıştır. Aya İrini, inşa edildiği dönemde yalnızca İstanbul’un ilk kilisesi değil, aynı zamanda Roma İmparatorluğu’nun en büyük yapıları arasındaydı.