Peygamberlerin mucizeleri medeniyet harikalarına ışık tutuyor ve insanlara ulaşabilecekleri son noktaları gösteriyor ve teşvik ediyor. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri bu konuyu ele almış biz size bunlardan sadece bir kısmını paylaşıyoruz. Sizler Yirminci Söz isimli eserinden tamamını okursunuz inşaallah.

Kur’an-ı Hakim, enbiyaları, insanın cemaatlerine terakkiyat-ı maneviye cihetinde birer pişdar ve imam gönderdiği gibi, yine insanların terakkiyat-ı maddiye suretinde dahi, o enbiyanın herbirisinin eline bazı harikalar verip yine o insanlara birer ustabaşı ve üstad etmiştir; onlara mutlak olarak ittibaa emrediyor.

İşte, enbiyaların manevi kemalatını bahsetmekle insanları onlardan istifadeye teşvik ettiği gibi, mu’cizatlarından bahis dahi, onların nazirelerine benzerlerine yetişmeye ve taklitlerini yapmaya bir teşviki işmam ediyor.

Hatta denilebilir ki, manevi kemalat gibi, maddi kemalatı ve harikaları dahi, en evvel mu’cize eli nev-i beşere insanlığa hediye etmiştir. İşte, Hazret-i Nuh’un (aleyhisselam) bir mu’cizesi olan sefine gemi ve Hazret-i Yusuf’un (aleyhisselam) bir mu’cizesi olan saati, en evvel beşere hediye eden, dest-i mu’cizedir.

Bu hakikate latif bir işarettir ki, san’atkarların ekseri, herbir san’atta birer peygamberi pir ittihaz ediyor. Mesela gemiciler Hazret-i Nuh’u aleyhisselam, saatçiler Hazret-i Yusuf’u aleyhisselam, terziler Hazret-i İdris’i (aleyhisselam)...

HAZRETİ SÜLEYMAN


Mesela, Hazret-i Süleyman Aleyhisselamın bir mu’cizesi olarak teshir-i havayı beyan eden “Rüzgarı da Süleyman’a boyun eğdirdik ki, sabahtan bir aylık, öğleden sonra da bir aylık yol giderdi." Sebe’ Suresi, 34:12.ayeti, “Hazret-i Süleyman, bir günde havada tayeran ile iki aylık bir mesafeyi kat’ etmiştir" der.

İşte, bunda işaret ediyor ki: {Beşer}e yol açıktır ki, havada böyle bir mesafeyi kat’ etsin. Öyle ise, ey beşer! Madem sana yol açıktır; bu mertebeye yetiş ve yanaş.

Cenab-ı Hak, şu ayetin lisanıyla manen diyor: “Ey insan! Bir abdim heva-i nefsini terk ettiği için havaya bindirdim. Siz de nefsin tembelliğini bırakıp bazı kavanin-i adetimden güzelce istifade etseniz, siz de binebilirsiniz."

HAZRETİ MUSA


Hem Hazret-i Musa Aleyhisselamın bir mu’cizesini beyan eden “[Musa’ya] 'Vur asanı taşa’ buyurduk. Asasını vurduğu yerden, on iki pınar fışkırıverdi." Bakara Suresi, 2:60.

Bu ayet işaret ediyor ki, zemin tahtında gizli olan rahmet hazinelerinden, basit aletlerle istifade edilebilir. Hatta taş gibi bir sert yerde, bir asa ile ab-ı hayat celb edilebilir. İşte, şu ayet, bu mana ile beşere der ki: Rahmetin en latif feyzi olan ab-ı hayatı, bir asa ile bulabilirsiniz. Öyle ise haydi, çalış, bul.

Cenab-ı Hak, şu ayetin lisan-ı remziyle, manen diyor ki: “Ey insan! Madem Bana itimat eden bir abdimin eline öyle bir asa veriyorum ki, her istediği yerde ab-ı hayatı onunla çeker. Sen de benim kavanin-i rahmetime istinat etsen, şöyle ona benzer veyahut ona yakın bir aleti elde edebilirsin. Haydi, et!"

İşte, beşer terakkiyatının mühimlerinden birisi, bir aletin icadıdır ki, ekser yerlerde vurulduğu vakit suyu fışkırtıyor. Şu ayet, ondan daha ileri nihayat ve gayat-ı hududunu çizmiştir. Nasıl ki evvelki ayet, şimdiki halihazır tayyareden çok ileri nihayetlerinin noktalarını tayin etmiştir.

HAZRETİ İSA


Hem mesela, Hazret-i İsa Aleyhisselamın bir mu’cizesine dair: “Allah’ın izniyle, anadan doğma körleri ve alaca hastalığına tutulanları iyileştirir ve ölüleri diriltirim." Al-i İmran Suresi, 3:49.

Kur’an, Hazret-i İsa Aleyhisselamın nasıl ahlak-ı ulviyesine ittibaa beşeri sarihan teşvik eder. Öyle de, şu elindeki san’at-ı aliyeye ve tıbb-ı Rabbaniye remzen tergib ediyor.

İşte, şu ayet işaret ediyor ki, en müzmin dertlere dahi derman bulunabilir. Öyle ise, ey insan ve ey musibetzede beni Adem! Meyus olmayınız. Her dert, ne olursa olsun, dermanı mümkündür. Arayınız, bulunuz. Hatta ölüme de muvakkat bir hayat rengi vermek mümkündür.

Cenab-ı Hak, şu ayetin lisan-ı işaretiyle, manen diyor ki: “Ey insan! Benim için dünyayı terk eden bir abdime iki hediye verdim: biri manevi dertlerin dermanı, biri de maddi dertlerin ilacı. İşte, ölmüş kalbler nur-u hidayetle diriliyor. Ölmüş gibi hastalar dahi onun nefesiyle ve ilacıyla şifa buluyor. Sen de Benim eczahane-i hikmetimde her derdine deva bulabilirsin. Çalış, bul. Elbette ararsan bulursun."

İşte, beşerin tıp cihetindeki şimdiki terakkiyatından çok ilerideki hududunu şu ayet çiziyor ve ona işaret ediyor ve teşvik yapıyor.

HAZRETİ DAVUD


Hem mesela Hazret-i Davud Aleyhisselam hakkında “Demiri de onun için yumuşattık." “Erimiş bakırı ona sel gibi akıttık." Sebe’ Suresi, 34:12. ayetleri işaret ediyorlar ki, telyin-i hadid en büyük bir nimet-i İlahiyedir ki, büyük bir peygamberinin fazlını onunla gösteriyor.

Evet, telyin-i hadid, yani demiri hamur gibi yumuşatmak ve nuhası eritmek ve madenleri bulmak, çıkarmak, bütün maddi sanayi-i beşeriyenin aslı ve anasıdır ve esası ve madenidir.

İşte şu ayet işaret ediyor ki, büyük bir resule, büyük bir halife-i zemine, büyük bir mu’cize suretinde, büyük bir nimet olarak, telyin-i hadiddir ve demiri hamur gibi yumuşatmak ve tel gibi inceltmek ve bakırı eritmekle ekser sanayi-i umumiyeye medar olmaktır. Madem bir resule, hem halife, yani hem manevi hem maddi bir hakime, lisanına hikmet ve eline san’at vermiş. Lisanındaki hikmete {sarih}an teşvik eder. Elbette elindeki san’ata dahi terğib işareti var.

Cenab-ı Hak, şu ayetin lisan-ı işaretiyle, manen diyor ki: “Ey beni Adem! Evamir-i teklifiyeme itaat eden bir abdimin lisanına ve kalbine öyle bir hikmet verdim ki, herşeyi kemal-i vuzuhla fasledip hakikatini gösteriyor. Ve eline de öyle bir san’at verdim ki, elinde balmumu gibi demiri her şekle çevirir, halifelik ve padişahlığına mühim kuvvet elde eder. Madem bu mümkündür, veriliyor. Hem ehemmiyetlidir. Hem hayat-ı içtimaiyenizde ona çok muhtaçsınız. Siz de {evamir-i tekviniye}me itaat etseniz, o hikmet ve o san’at size de verilebilir. {Mürur-u zaman}la yetişir ve yanaşabilirsiniz."

İşte, beşerin san’at cihetinde en ileri gitmesi ve maddi kuvvet cihetinde en mühim iktidar elde etmesi, {telyin-i hadid} iledir ve {izabe-i nuhas} iledir. Ayette {nuhas} “kıtr" ile tabir edilmiş. Şu ayetler, umum nev-i beşerin nazarını şu hakikate çeviriyor ve şu hakikatin ne kadar ehemmiyetli olduğunu takdir etmeyen eski zaman insanlarına ve şimdiki tembellerine şiddetle ihtar ediyor.

HAZRETİ İBRAHİM


Hem mesela, Hazret-i İbrahim Aleyhisselamın bir mu’cizesi hakkında olan “Ey ateş,’ dedik, 'İbrahim için serin ve selametli ol." Enbiya Suresi, 21:69. ayetinde işaret-i latife var.

İşte bu işaretin remziyle, manen şu ayet diyor ki: “Ey millet-i İbrahim! İbrahimvari olunuz, ta maddi ve manevi gömlekleriniz, en büyük düşmanınız olan ateşe hem burada, hem orada bir zırh olsun. Ruhunuza imanı giydirip Cehennem ateşine karşı zırhınız olduğu gibi, Cenab-ı Hakkın zeminde sizin için sakladığı ve {ihzar} ettiği bazı maddeler var; onlar sizi ateşin şerrinden muhafaza eder. Arayınız, çıkarınız, giyiniz."

İşte, beşerin mühim terakkiyatından ve keşfiyatındandır ki, bir maddeyi bulmuş, ateş yakmayacak ve ateşe dayanır bir gömlek giymiş. Şu ayet ise, ona mukabil, bak, ne kadar ulvi, latif ve güzel ve ebede kadar yırtılmayacak, Hanifen Müslimen destgahında dokunacak bir {hulle}yi gösteriyor.