Atatürk'ün Kur’an’ı Türkçeye Çevirmesindeki Sır

Atatürk'ün Kur’an’ı Türkçeye Çevirmesindeki Sır Ünlü tarihçi Mustafa Armağan cumhuriyet dönemi ile ilgili ezber bozan açıklamalarına devam ediyor. İşte onlardan biri daha...1970’lerin sonunda kitap sevdamın filizlenmiş, o kitapçı senin, bu ...

  1. #1
    Atatürk'ün Kur’an’ı Türkçeye Çevirmesindeki Sır
    Atatürk'ün Kur’an’ı Türkçeye Çevirmesindeki Sır

    Ünlü tarihçi Mustafa Armağan cumhuriyet dönemi ile ilgili ezber bozan açıklamalarına devam ediyor. İşte onlardan biri daha...
    1970’lerin sonunda kitap sevdamın filizlenmiş, o kitapçı senin, bu kitapçı benim, saatlerim artık bu yeni irfan tapınaklarının rafları önünde geçer olmuştu.

    Bursa’da Ulucami’nin köşesinde MTTB’nin kitabevinden tutun da ciltçi Cavit Çemrek’in üst katı eski kitaplarla dolu dükkanına kadar süren turlarımda kitabiyat bilgilerimin temeli atılmaktaydı.

    Rahmetli Cavit Çemrek’in dükkanında geçirdiğim saatlerde Osmanlıca bir Kur’an tercümesine rastlamıştım. Adı “Nuru’l-Beyan", yazarı da Şeyh Muhsin-i Fani (Hüseyin Kazım Kadri’nin takma adı).

    Cumhuriyet devrinin bu ilk meal-tefsir denemesi zamanında yoğun eleştirilere uğramış, hatta “Sebilürreşad" dergisi şiddetli hücumlarda bulunmuştur.

    Mesela daha ilk ayetin ilk kelimesinde hata yapılmıştır. “Kaffe-i hamd Rabbu’l-alemine mahsustur" şeklindeki çeviride “kaffe" kelimesi 'istiğrakı’, yani başına geldiği cins ismin eksiksiz bütününü ifade etmez, halbuki ayette istisnasız bütün hamdin Allah’a mahsus olduğu kastedilmektedir.

    Kur’an’ın tercümesi tartışmasını yapmadan önceki aylarda Mustafa Kemal ve Kazım Karabekir Paşalar diğer arkadaşlarıyla birlikte Dumlupınar’da (18 Ocak 1923).

    Dakika bir, gol bir hesabı. Nitekim eleştiriler yüzünden bu tercüme bir daha basılamadı. Aynı yıl yeni bir çeviri yayımlandı. Üzerinde Cemil Said (Dikel) imzası olan bu sözde Kur’an tercümesi ise gerçekte bir çevirinin çevirisiydi. 1840’ta Fransızcaya Albert Kazimirski’nin çevirdiği Kur’an tercümesi bu defa Türkçeye kazandırılıyor ve bu da dinde reform taraftarlarının ekmeğine lezzetli bir yağ sürüyordu.

    Cumhuriyetin ilk yılında Kur’an tercümelerinin birbiri ardınca geliyor olması hayra alamet miydi? Fakat bu çeviri de hücuma uğramaktan kurtulamadı. Mehmed Akif’in damadı Ömer Rıza (Doğrul) ile sonradan Diyanet İşleri Başkanı olacak Ahmed Hamdi (Akseki) tarafından yöneltilen sert eleştirilere tatminkar cevaplar verilemedi ama anlaşılan, niyet farklıydı. Nitekim 1923 yazında Mustafa Kemal ile görüşmelerinde sık sık Kur’an’ı Türkçeye çevirteceğine dair fikirler duyduğunu bizzat Kazım Karabekir anlatmaktadır.

    Özetle Cumhuriyet daha kurulmadan önce Kur’an’ın tercümesi fikrinin birdenbire akla gelmiş olması manidardır.

    Karabekir Paşa ne diyordu?

    “Kızıl Pençe"de bu anı Karabekir’in ağzından şöyle aktarmıştım: “Belli olmayan hususlardan birisi de, hükümetin din, daha doğrusu İslamiyet hakkındaki git-gelleriydi. Nitekim Kur’an-ı Kerim’in Türkçeye çevrilmesi meselesi, bu git-gellerden biriydi sadece. 14 Ağustos akşamı Türk Ocağı’nda verilen çay ziyafetinde ilk tehlikeli hamle göründü. Bakanlardan kimse yoktu. Hayli geç gelen Mustafa Kemal Paşa, bilim heyetinin şimdiye kadarki mesaisiyle ilgili görünmeyerek “Kur’an’ı Türkçeye aynen tercüme ettirmek" arzusunu ortaya attı. Şer’iye Vekili Konya Milletvekili Hoca Vehbi Efendi ve bunun gibi sözüne inandığım bazı zatlar şu bilgiyi vermişlerdi:

    Atatürk'ün Kur’an’ı Türkçeye Çevirmesindeki Sır

    Mehmed Akif ve Elmalılı Hamdi (Yazır) ile Diyanet adına Ahmed Hamdi (Akseki) arasında yapılan meal ve tefsir yazılması hususundaki sözleşmenin son sayfası (26 Ekim 1925).

    “Gazi Kur’an-ı Kerim’i bazı İslamiyet aleyhtarı züppelere (Cemil Said’i kastediyor) tercüme ettirmek arzusundadır. Sonra da Kur’an’ın Arapça okunmasını, namazda bile yasaklayarak bu çeviriyi okutacak! Ve o züppelerle işi alaya boğarak güya Kur’an’ı da, İslamiyet’i de kaldıracaktır. Çevresindekiler böyle bir çevre, kendisini bu tehlikeli yola sürüklüyor."

    Aynı akşam bu fikre ayak uyduran bazı kişileri görünce bu tehlikeli gidişatı önlemek için Mustafa Kemal Paşa’ya şöyle cevap verdim: “Devlet Başkanı sıfatıyla din işlerini kurcalamanızın içeride ve dışarıdaki etkileri çok aleyhimize olur ve bize zarar verir. İşi ilgili makamlara bırakmalıyız. Fakat din konusu rastgele şunun bunun içinden çıkabileceği basit bir iş olmadığı gibi, kötü politika zihniyetinin de işi karıştırabileceği göz önünde tutularak, içlerinde Arapçaya ve dini bilgilere hakkıyla vakıf değerli şahsiyetlerin de bulunacağı yüksek ilim adamlarımızdan oluşan bir kurul toplamalı ve bunların kararına göre tefsir mi, tercüme mi yapmak uygundur, ona göre bunları harekete geçirmelidir."

    Mustafa Kemal Paşa bana şu cevabı verdi:“Din adamlarına ne gerek var, dinlerin tarihi malumdur. (Kur’an’ı) Doğrudan doğruya tercüme edivermeli!"

    Bu fikrine şöyle karşılık verdim: “Sömürgeleri Müslümanlarla dolu olan büyük milletler Kur’an’ı kendi siyasi çıkarlarına göre dillerine tercüme ettirmişlerdir. İslam dinine ve Arapçaya hakkıyla vakıf kimselerin bulunmayacağı herhangi bir kurul, tercümeyi mesela Fransızcasından yapabilir. Fakat bence burada eğitim programımızı tespit için toplanmış bulunan bu yüksek kuruldan, vicdani bir mesele olan din bahsinden değil, pozitif bilim cephesinden yararlanmak hayırlı olur. Kur’an’ın yapılmış tefsirleri var, gerekirse yenisini de yaparlar. Devlet otoritesini bu yolda yıpratmaktansa enerjimizi milli kalkınmaya akıtmak daha hayırlı olur."

    Mustafa Kemal Paşa bu beyanlarıma karşı hiddetle içindekini tamamen ortaya döktü ve şöyle dedi: “Evet Karabekir, Arap oğlunun yavelerini Türk oğullarına öğretmek için Kur’an’ı Türkçeye tercüme ettireceğim ve böylece de okutturacağım! Ta ki, budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler!"

    Orada bulunan Hamdullah Suphi (Tanrıöver) ve Ruşen Eşref (Ünaydın) Beyler işin bir bilim kurulu önünde berbat bir şekle dönüştüğünü görerek, “Paşam, çay hazır, herkes bizi sofrada bekliyor." diyerek müdahale edip bahsi kapatabildiler. Bizler de özel masadan kalkarak sofraya oturduk, yedik içtik."

    Tebbet Suresi’ne eleştiri!

    “Arap oğlunun yavelerini tercüme ettireceğim" sözü ile Cemil Said’in bazılarınca “Türkçe Kur’an" diye anılmaya başlanan çevirisini yan yana koyunca nasıl bir yol açılmak istenildiği de netleşiyor. Mehmed Akif’e sipariş edilen (ama kendisi tarafından yaktırılan) meal ile Elmalılı Hamdi (Yazır) Efendi’ye yazdırılan tefsirin de bu ışık altında incelenmesi gerekir. Zira her ikisi de bu yeni protestan Kur’an ve din anlayışına direnmiş, buna Diyanet İşleri Başkanı sıfatıyla Rifat (Börekçi) de katılmış ve sonunda Kur’an’ın çevirisini resmileştirme ve Türkçe ibadette kullanma çabalarını akim bırakmışlardır.

    1933 yılında Türkiye’ye gelen ABD’li General Sherill’in Atatürk’le görüştükten sonra yazdığı rapordan bir parçayı beraberce okuyalım (Rifat Bali çevirisiyle): “(Atatürk) Türk halkının uzun zamandan beri ezberden okuduğu bazı Arapça duaların gerçek manasını anladığı zaman tiksineceğini söylüyor. Kur’an’dan alınan bir Arapça bölüm okudu.

    Bu duada (Tebbet Suresi) Hz. Muhammed amcası ile amca kızının yaptıkları bir şeyden ötürü cehenneme gitmeleri için beddua eder. “Düşünen bir Türk’ün böylesi bir duayı okumaktan elde edeceği dini ilhamı veya dine ilgi göstermesini tahayyül edebilir misin?" dedi. Bu fikrini geliştirdikçe ben de gitgide Kur’an’ın Türkçe okunmasını teşvik etmesinin sebebinin Kur’an’ın Türkler arasında gözden düşmesi olduğu neticesine varıyorum."

    Karabekir Paşa ile General Sherill’in söyledikleri bir noktada çakışıyor. Atatürk gerçekte ne yapmak istemişti dinde? Reform mu? Yoksa...

    Atatürk'ün Kur’an’ı Türkçeye Çevirmesindeki Sır

    Said Nursi hazretlerinin şualar isimli eserinde de bu mesele şöyle geçmektedir.

    "Bundan oniki sene evvel işittim ki, en dehşetli ve muannid bir zındık Kur'ana karşı su'-i kasdını tercümesiyle yapmağa başlamış ve demiş ki: "Kur'an tercüme edilsin, ta ne mal olduğu bilinsin."

    Yani, lüzumsuz tekraratı herkes görsün ve tercümesi onun yerinde okunsun diye dehşetli bir plan çevirmiş.

    Fakat Risale-i Nur'un cerhedilmez hüccetleri kat'i isbat etmiş ki:

    Kur'anın hakiki tercümesi kabil değil ve lisan-ı nahvi olan lisan-ı Arabi yerinde Kur'anın meziyetlerini ve nüktelerini başka lisan muhafaza edemez ve herbir harfi, on adedden bine kadar sevab veren kelimat-ı Kur'aniyenin mu'cizane ve cem'iyetli tabirleri yerinde, beşerin adi ve cüz'i tercümeleri tutamaz, onun yerinde camilerde okunmaz diye Risale-i Nur her tarafta intişarıyla o dehşetli planı akim bıraktı."
    Ugur bunu beğendi
    Atatürk'ün Kur’an’ı Türkçeye Çevirmesindeki Sır

  2. #2
    Yani bilemedim ne yazacağımı ama bir Müslüman olarak, Namazımı kılabiliyorsam, çocuklarıma kuran öğretebiliyorsam ve Camiye Namaza gönderebiliyorsam, binlerce kez teşekkür ederim. Hepsi GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK sayesindedir.

    Din düşmanı olarak yansıtılıyor hep ve bu beni üzüyor.
    Ben bir bayan olarak çalışabiliyorsam, işe gidebiliyorsam, seçme seçilme hakkım varsa, evime çocuklarıma, ekmeğimi getirebiliyorsam sabahın 6 sında veya aksamın 9 unda yalnızken yolda yürüyebiliyorsam, başım açık veya kapalı diye tekme tokat dövülmüyorsam bunu GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'e borçluyum
    İyiki tarihi okudum biliyorum. İyi ki Kuranı biraz öğrendim beni aydınlatacak kadar ve yanlış yayınlara inanmayacak kadar biliyorum.


    Ugur bunu beğendi

  3. kosovalısait - Kullanıcı Resmi (Avatar)
    kosovalısait 20.09.2016
    #3
    Yaşanan şu günde bile herşey mustafa kemalin sayesinde. O kadar sayesinde ki ;
    İslamiyeti gökten indiği sanılan din olarak yorumluyor. Peygamber efendimizi arap bedevi olarak yorumluyor. Türkiyeyi geliştirmek için önce halkı din ve namus kavramından uzaklaştırmak gerekiyor diye hristiyanların adetlerini ülkemize zorla kabul ettirip , etmeyenleri de astırıyor.

    Kendi sesi kendi ifadesi kendi görüntüsü inyternet aleminde boy boy gezerken onun avukatlığını yapanlar bir türlü eksilmiyor

    Hatta o kadar islamı savunuyor ki, kurduğu parti tarihi boyunca inançlı insanların düşmanı oldu. Camileri kapadı, kuranı yasakladı, ezanı yasakladı .... uzantısı olan o değerli (!) parti de hala aynı düşmanlıkla yoluna devam ediyor.

    Mesela başı açık diye eğitimi yarım kalan kimse olmadı . Başı kapalı diye eğitimi engellenenlerin sayısı belli değil.

    Başı kapalı diye oğlunun yemin törenine alınmayan anneler uzaktan tel örgüler arkasında ağlayarak seyretti.

    Başı kapalı diye devlet dairelerine alınmayanlar , devlet dairelerinde çalışamayanların sayısı belli değil.

    uzun lafın kısası...

    Hiçbirşey mustafa kemalin sayesinde değildir. Diğrek birinci ağızdan ve sesten islam düşmanı bir ateisttir.

    Şu an başı kapalı veya açık , inançlı veya inançsız herkes aynı haklardan faydalanıp eşit görülüyorsa bu kesinlikle atarütkün sayesinde DEĞİLDİR.

    Siz gidin kendinizi kandırın.

    Murat44 kardeşimide tebrik ediyorum. Doğrular can acıtır. Bazılarının canının yanması da normal. Çünkü gerçekler gerçekten acı verir insana..............................................

    Tarih okumakla olmuyor. Okumakla öğrenilmiyor Belgeler canlı şahitler gerekenleri anloatıyor zaten. ;)

    Ayrıca kuran okuyup kuranı savunan biri nasıl dinsizleri savunuyor?

  4. Misafir - Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Misafir 20.09.2016
    #4
    Belgeler yalan söylemez. Kabullenemeyen kendine inandıracak yol arar. yutupta islamı inkar ettiği görüntülü ses kaydı mevcut. Partisinin de geçmişten günümüze icraatlerini biliyoruz . Fazla söze gerek yok her şey ortada.

    O öyleydi bu böyleydi atatürk dindardı masallarına gerek yok. Biliyoruz dindar(!) olduğunu.

  5. #5
    Herşeyin tek nedeni mustafa kemaldir diyenler , acaba hangi gerekçelerle bunu söylüyorlar. Mesela ne yapmış ki, bugün kuran serbest olmuş , başı açık kapalı eşit olmuş, vb vb.... İslam adına ne gibi güzellikler yapmıştır acaba?

    Açıklanırsa seviniriz ;;)

  6. #6
    Sevgili yazar arkadaşlar güzel yazmışsınız elbette şuan bu kadar net düşüncelerinizi aktarıp ve sitelere yazabiliyorsanız, düşünce özgürlüğünüz varsa geri dönünüz ve tarihe bir göz atınız, ve kime borçlu olduğunuzu görünüz.
    Belgeler doğru ise eğer, bu konuyla ilgili diğer yazıları da yayınlamalısınız, dinimiz bunu gerektirir adil olmalıyız, oradaki yayındada tam tersi anlatılmış, kimler niçin bu şekilde aktırılmış hepsi yazıyor okursanız araştırırsanız göreceksiniz. Murat bey onlarıda yayınlar sanırım.


    Yavuz Bülent Bakiler'in 6 Kasım 2014 gecesi Habertürk TV’de yayınlanan “Öteki Gündem" isimli programda anlattığına göre Atatürk Kazım Karabekir'e demiş ki:"Karabekir, Kur’an-ı Türkçeye çevirttim; millet okusun ve o Arap oğlunun(peygamberden bahsediyor), o Arap oğlunun ne yaveler yediğini görsün diyor, Atatürk'ün Kur'an-ı Türkçeye çevirmesinin başında bu geliyor..

    bu açıklamaya dayanarak Risale Ajans'da yayınlanan haber, peki bu haber doğruysa diğer yerlerde yayınlananlar?

    sessizliğin sesleri gazetesin dede var bu konu ile ilgili yazısı onuda yayınlayınız, okuyunuz, bu yazılara dayanarak ben diyemem ki din karşıtı Ataist diye.
    (DİN KİŞİNİN ALLAH'la arasında olan bir şeydir.Ben giremem araya, herkes kendisi verir sualini gerçek mekana gittiğimizde.)




    Konu :Eylül: tarafından (21.09.2016 Saat 11:16 ) değiştirilmiştir.

  7. Misafir - Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Misafir 21.09.2016
    #7
    Atatürkten günümüze nerdeyse 100 yıl geçmiş.
    İslamı yaşayıp , inançlarını yaşamak isteyenler bu yüz yılda hep kötü muamele , haksızlık ve şiddete maruz kaldılar.
    Bunları yapanlarda kendilerine laik etiketi yapıştırıp dinsizliği savunanlardan geldi. bunu kimse inkar edemez. Yaşadık ve gördük. İnancını yaşamak isteyenler hep gerici sayıldı ama dünya tarihini hep 1881-1938 yılları arasına hapsedenler her ne hikmetse ilerici sayılıyor. Aynı tarihlere odaklanıp hep aynı noktada kalmak çağdaşlık ve medeniyet , öyle mi ? (!)

    bunları yapanlar ise atatürkün kurduğu partinin o günden bu güne kadar olan geçmişi ve bugünü. Şu gün olmuş , vatan , memleket için iyi olan herşeyin karşındalar.

    Murat44 yerine ben birşey sorayım. aşağıdaki videoyu nasıl açıklayacaksınız? O şöyle dedi bu böyle dedi ..ile değil bizzat kendisiniden dinleyelim. açıklamalarınızı bekliyorum.

    videoda kendi el yazısıda var. Kanıtmı istiyorsunuz. buyrun kanıt....


  8. Misafir - Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Misafir 21.09.2016
    #8
    videoyu baştan sona dikkatlice izleyin bakalım ne diyeceksiniz? Sizdeki atatürk savunuculuğu değil , hükümet karşıtlığı sadece. Tek çıkar yol atatürk olarak kabul ediyorsunuz.

    Atatürkün kurduğu parti , kurulduğu günden bu güne kadar din düşmanlığı yaptı , yapıyor. Bunun neresini savunuyorsunuz

    Belge isterseniz belge çooook. O şöyle dedi bu böyl dedi. Sadece dedilerle konuşanlar ellerinde hiç bir belge olmadan körü körüne savunuculuk yapıp milleti kandırdıklarını sanıyorlar.

    ama belgeler karşısında da cevap veremiyorlar. Tarih belgelerle dolu Konuyu açan arkadaş elbette belgeleri sunacaktır.

    Bende bekliyorum.

  9. Misafir - Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Misafir 21.09.2016
    #9
    Kuran: "Gökten indiği sanılan kitapların doğmaları" ...Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. M. Kemal

    Kaynak: Söylev ve demeçler, cilt 1, s 389. (1 Kasım 1938'deki son meclis konuşması)




    "Suçlu Allah'ın dinidir." Kralların ve padişahların istibdadına (baskılı yönetim), dinler mesnet olmuştur. M. Kemal, Kaynak: Atatürkün El Yazmaları, Medeni Bilgiler, s 30.



    "Kuran'ın yasalarını Muhammed yazmıştır." Muhammed'in koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kur'an denir. Kaynak: Atatürkün emriyle liselerde okutulan tarih kitabı (1938), 2. cilt



    "Din, körü körüne bağlanmaktır." Gerçekte dinleri konusunda halkın hiçbir fikri yoktur, din dediği şey, bilinmeyen inanç dizgelerine ve gizle karışık emellere kör bağlılıktan başka birşey değildir. M. Kemal

    Kaynak: Atatürkün El Yazmaları, Medeni Bilgiler, Afet İnan



    "Tanrı tarafından gönderildiğini söyleyen adamlar (!)" Tarih bize öğretir ki, bütün dinler, milletlerin cehaletlerinin yardımıyla utanmaksızın Tanrı tarafından gönderildiğini söyleyen adamlar tarafından tesis olunmuştur. M. Kemal, Kaynak: Atatürkün El Yazmaları, Medeni Bilgiler, Afet İnan



    "İnsanları Allah değil "tabiat" üretti" Natür (Tabiat) insanları üretti, onları kendisine taptırdı da... M. Kemal, Kaynak: Atatürkten Düşünceler, Derleyen: Prof. Enver Ziya



    Çünkü malumdur ki, insan tabiatın mahlukudur. M. Kemal, Kaynak: Atatürkün El Yazmaları,

    Medeni Bilgiler, Afet İnan



    Onlar (Ashab-ı Kiram) aptallaştılar. M. Kemal

    "Ashabım yıldızlar gibidir." Hadis-i Şerif



    "Kaza ve kadere Türkler inanamaz!" Kaza ve kader, talih ve tesadüf tabirleri Arapça'dır, Türkleri alakadar etmez. M. Kemal, Kaynak: Prof. İlkan Arsel, Teokratik Devlet Anlayışından Laik Devlet Anlayışına



    "Duanın faydası yoktur." M. Kemal

    "Bana dua edin." Mümin/60

    Ali Kılıç (İstiklal mahkemeleri savcısı, merhamet nedir bilmez)anlatıyor: "Meclise geldik. Bir de müezzin geldi. Müezzin ezan okudu. Meclis kapısından içeri girdiğimiz zaman atatürkün önüne sırmalı elbiseler giyinmiş bir imam dikildi. Atatürk ne istediğini sordu. İmam ellerini kaldırarak: "Dua etmeden girilmez!" dedi. Atatürk, "Bu yurt askerin süngüsü ile kurtarıldı ve bu meclis onun gayretiyle kuruldu. Yoksa senin duanla değil! Çekil oradan!" dedi ve imamı eliyle iterek meclise girdi." Kaynak: Kemal Arıburnu, Atatürkten Anekdotlar-Anılar



    Aynı M.Kemal yanına hocaları alıp dualarla meclisi açmıştı. Ama artık emeline ulaşmıştı. İktidarı ele almış ve içindekileri alenen dışa vurmaya başlamıştı. Zaten ileriki yıllarda binlerce hocayı asması da amacını göstermişti.



    "Arapların dini Türkleri mahvetti"

    Türkler, Arapların dinini kabul etmeden evvel büyük bir milletti. Arap dinini kabul ettikten sonra Türk milletinin milli rabıtaları gevşedi; milli hisleri ve heyecanı uyuştu. Bu pek tabii idi. Çünkü Muhammed'in kurduğu dinin gayesi, bütün milliyetlerin fevkinde, bir arap milleti siyasetine müncer oluyordu. M. Kemal

    Kaynak: Medeni bilgiler ve Atatürkün El Yazmaları, Afet İnan, Türk Tarih Kurumu Basımevi,

    Ankara 1969, s 364-365



    "Laiklik için kemalistler 600.000 ilim ehlini öldürdüler." M. Akif Ersoy

    Hocaları toptan kaldırmadıkça hiçbir iş yapamayız. Bugünkü kudret ve prestijimizle bugün bu inkilabı yapmazsak, başka hiçbir zaman yapamayız.

    M. Kemal Kaynak: Kazım Karabekir, Paşaların Kavgası; Emre Yayınları, Aralık 1991, s 165.



    İnsanlar ilk devirlerinde pek acizdi. Kendilerini koruyamıyorlar, hiçbir hadisenin de sebebini bilmiyorlardı. Kendilerini koruyacak bir kuvvet aradılar. Nihayet insanlık vicdanında bir kuvvet yarattı. O da işte Allah'tır. Herşeyi ondan beklediler, ondan istediler. Hastalıktan, felaketten korunmayı hep Allah'larından istediler. Fakat modern çağlarda insan herşeyi Allah'tan beklemedi. Ancak toplumdan bekledi. Her şeyin koruyucusu insan cemiyetidir. Bizi koruyan, refah içinde yaşatan toplumdur.

    M. Kemal Kaynak: Enver Behnan Şapolyo, Atatürk ve Milli Mücadele Tarihi, 1932, s 305.



    Masum ve cahil insanları, yüzlerce Allah'a taptırmak veya Allah'ları muayyen gruplarda toplamak ve en nihayet bir Allah kabul ettirmek, siyasetin doğurduğu neticelerdir. M. Kemal

    Kaynak: Türk Tarihinin Ana Hatları, 1930, Devlet Matbaası, s 220-221



    İnsanlar, kurtçuklar gibi sulardan çıktılar en önce... İlk ceddimiz balıktır. İşler daha daha ilerledikçe o insanlar, primat zümresinden türediler. "Biz maymunlarız"; düşüncelerimiz insandır.

    M. Kemal Kaynak: Ruşen Eşraf Ünaydın, Atatürk Tarih ve Dil Kurumları, s 53.



    Muhammed, iptida Allah'ın resuluyüm diyerek ortaya çıkmamıştır, bunu düşünmemiştir. Bu düşünce, senelerce mücadele ettikten ve fikirlerini neşreyledikten sonra kendisinde hasıl olmuştur.

    M. Kemal Kaynak: Nokta Dergisi, 17 Kasım 1985



    Muhammed'in peygamberliğinin başlangıcına dair birçok eski rivayetler vardır. Bunlar artık efsanelere karışmıştır. Hakikatte peygamberin ilk söylediği Kuran ayetinin ne olduğu malum ve belki de mazbut değildir. Kuran sureleri Muhammed'e açık semada peyda olmuş bir şimşek gibi günün birinde, birdenbire bir taraftan inmiş değillerdi. Muhammed'in söylediği sureler uzun bir devirde dini düşüncelerinin ürünü olmuştur. Muhammed, bu surelere birçok çalıştıktan ve incelemeler yaptıktan sonra edebi şeklini vermiştir. M. Kemal

    Kaynak: Afet İnan, Atatürkün El Yazmaları, 2000'e Doğru Dergisi, 8. Sayı, s 15-16.



    "Beyni sulanmış hafızlar" Türk milleti, bir kelimesinin manasını bilmediği halde, Kuran'ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndüler. M. Kemal

    Kaynak: Medeni Bilgiler, Afet İnan, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1969, s 364-365.



    Dini ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkumdurlar. Onun için önce din ve namus telakkisini kaldırmalıyız.

    İstanbul, Tekin Yayınevi, 1990, s 83-84.



    Benim bir dinim yok ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını istiyorum. Hükümetini ayakta tutmak için dini kullanmaya gerek duyanlar zayıf yöneticilerdir, adeta halkı bir kapana kıstırırlar. M. Kemal, Kaynak: Andrew Mango, Atatürk, s 447.

    muhammed dediği kim? Kendi yoldaşlarından bir mi ? Yoksa Alemlere rahmet olarak gönderilmiş bir peygamber mi ?

    Arapların dini..... Bu nasıl ifadedir ki , islamı araplara maledip , türkleri islamdan ayrı tutuyor?

    Bu kaynakları araştırınca başkalarının kaynaksız sözlerine itibar edilmeyeceği de otaya çıkıyor. Hala hangi delil ve cümlelerle bugünümüzün kolaylıklarını Atatürkün neden olduğunu söyleyeceksiniz?

    Kendi düşüncelerinin yaşatıldığı partinin geçmişini ise 90 yıldır hep birlikte izledik. izlemeye devam ediyoruz. ama onlarla aynı zihniyeti taşıyanlar ise onların doğru olduğunu savunup , ben dindarım diyenler çıkıyor. dindarlık kuranı sadece öğrenmekle olmuyor. Yaşamak gerekiyor. Öğrenipte ne oluyor? kuranı boş boş okuyunca ne oluyor?

    Din , Allah ile kul arasındadır. Doğru ama başkasının din düşmanlığının savunuculuğunu yapmanında açıklaması yok. Kendisi açık seçik beyan ettikten sonra , yok öyle demek istemedi , öyle değildi demek ise komik oluyor.

    --------


    Mustafa Kemal’in DİN hakkında ki islam hakkında ki diğer görüşleri ve sözleri ;

    • “Türk milleti birçok asırlar,bir kelimesinin manasını bilmediği halde Kuran’ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndü"
    • “Türkler, Arapların dinini kabul etmeden evvel büyük bir millet idi. Arapların dinini kabul ettikten sonra millî rabıtalarını gevşetti,millî hislerini uyuşturdu."
    • “Bu Arap fikri, ümmet kelimesi ile ifade olundu. Muhammed’in dinini kabul edenler, kendilerini unutmaya, hayatlarını Allah kelimesinin, her yerde yükseltilmesine hasretmeye mecburdurlar"
    • “Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz"
    • “Türk ulusunun yürümekte olduğu ilerleme ve uygarlık yolunda elinde ve kafasında tuttuğu meşale, pozitif bilimdir."
    • – Kaynak: ATATÜRK, 1933, 10.Yıl Nutku, Söylev ve Demeçleri


    • “Ben size manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır. Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, cemiyetlerin, fertlerin saadet ve bedbahtlık telâkkileri bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur."
    • – Kaynak: ATATÜRK, 1933, Milli Eğitim Bakanı Dr.Reşit Galip’e hitaben, İsmet Giritli, Kemalist Devrim ve İdeolojisi



    • “Muhammed’in koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kur’an denir. İslam ananesinde bu ayetlerin Muhammed’e Cebrail adında bir melek vasıtasıyla Allah tarafından vahiy, yani ilham edildiği kabul olunur. Muhammed birdenbire Allah’ın Resulüyüm diyerek ortaya çıkmamıştır. O, Arapların ahlak ve adetlerinin pek fena ve iptidai ve islaha muhtaç olduğunu anlamış, bunları islah için tenha yerlere çekilerek senelerce düşünmüş ve yıllarca tefekkürden sonra kendisinde vahiy ve ilham fikri doğmuştur."
    • – Kaynak: ATATÜRK, 1931, Lise için yazdığı Tarih kitabı



    • “Evet Karabekir, Arapoğlu’nun yavelerini (uydurmalarını) Türk oğullarına öğretmek için Kuran’ı Türkçe’ye tercüme ettireceğim ve böylece de okutturacağım, ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler."
    • – Kaynak: ATATÜRK, Kazım Karabekir, Paşaların Kavgası



    • “Bizi yanlış yola sevk eden habisler (alçaklar), biliniz ki çok kere din perdesine bürünmüşlerdir."
    • – Kaynak: ATATÜRK, 1923, Adana Nutku, Söylev ve Demeçleri



    • “Arabistan’ın muhtelif yerlerinde insan heykellerinden ve nebat resim ve suretlerinden ibaret ağaçtan ve taştan putların muhafazasına mahsup yerler vardı. Muhammed’in neş’et etmiş olduğu Mekke’de ki Kabe denilen mabet bu yerlerin en büyüklerinden idi. İbrahim oğlu İsmail ile birlikte Kabe’yi bina etmişlerdi. Cebrail kendilerine o zaman beyaz ve mücella olan Haceriesvedi getirmişti, bu taş sonradan günahkarların ellerini sürmelerinden dolayı kararmıştı. Bunların hepsi, bittabi sonradan uydurulmuş masallardır."
    • – Kaynak: ATATÜRK, 1931, Lise için yazdığı Tarih kitabı



    • "Medineniler ile Mekkeliler arasında derin bir düşmanlık ta vardı. Muhammet te Mekke’den kalkıp Medine’ye kaçtı. Buna Hicret denildi."
    • – Kaynak: ATATÜRK, 1931, Lise için yazdığı Tarih kitabı



    • “Din dediği şey, bilinmeyen inanç dizgelerine ve gizle karışık emellere kör bağlılıktan başka bir şey değildir. Tarih bize öğretir ki, bütün dinler, milletlerin cehaletlerinin yardımıyla, utanmaksızın Tanrı tarafından gönderildiğini söyleyen adamlar tarafından tesis olunmuştur. Tüm dönemlerde toplumun kutsallaştırdığı boş düşüncelerden tehlikesizce sıyrılmak imkansızdır."
    • – Kaynak: ATATÜRK, 1931, Lise için yazdığı Medeni Bilgiler kitabı



    • “Tabiatın herşeyden büyük ve herşey olduğu anlaşıldıkça tabiatın çocuğu olan insan kendinin de büyüklüğünü ve haysiyetini anlamaya başladı."
    • – Kaynak: ATATÜRK, 1931, Lise için yazdığı Medeni Bilgiler kitabı


    Önce ben bir kaç örnek vereyim istedim. Başka belge ve resimleride eklemeye çalışırım.

  10. Salih - Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Salih 21.09.2016
    #10
    Gözünüzde o kadar büyütmüşsünüz ki, herşeyin tek nedeni sadece atatürk. Yapmadıklarını yapmış gösterip , yaptıklarını yapmamış gösterip sürekli bir aklama çabasındasınız? Yüce rabbimiz , "... sevdiklerimi sevin , sevmediklerime buğzedin." buyuruyor. İslama zarar verenleri savunarak Allaha karşı gelenleri savunmuş oluyorsunuz. Sonra da ben kuran okudum , şöyle yaptım böyle yaptım diyorsunuz. İslam karşıtlarını savunmak size ve ülkeye ne kazandırıyor? Kaybettirdiklerini sıralamak bile günler sürer. islam karşıtlarını savunup , islam savunanlara karşı durmak... islamiyetin neresinde var? bu halde kuran okuyor olmak nasıl izah edilebilir? İslama sahip çıkanları kötüle, aşağıla, hakir gör , görenlerle aynı fikirleri paylaş aynı şeyleri savun , islama karşı olanlarıda savunup destekle , sonra da çıkıp ben kuran okuyorum deyin..bu nasıl bir çelişkidir ki, böyle bir inanışın içindesiniz?

Facebook Yorumları

Konu Bilgileri

Şu An Görüntüleyenler

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

    Bu Konu için Etiketler