Kuran Okumak İçin mi Yaşamak İçin mi İndi?

KURAN OKUMAK MIYAŞAMAK MI NE İÇİN İNDİ lafızları tekrar için mi, okumak bunu yapmak mı. Ya, ne....

  1. #1
    Kuran Okumak İçin mi Yaşamak İçin mi İndi?
    KURAN OKUMAK MIYAŞAMAK MI NE İÇİN İNDİ
    lafızları tekrar için mi,
    okumak bunu yapmak mı.

    Ya,
    ne.

  2. #2
    aldemira Nickli Üyeden Alıntı
    KURAN OKUMAK MIYAŞAMAK MI NE İÇİN İNDİ
    lafızları tekrar için mi,
    okumak bunu yapmak mı.

    Ya,
    ne.
    Çok tuhaf bir cümle. Şu yazdığına bi baksana ,sen birşey anlayacak mısın? Her soruyu ;

    Ya ,
    ne.

    gibi salakça bir cümle ile bitirmesen daha anlaşılır olursun. Nedir bu?

    Diğer mesajındaki cümleye bak:

    sayfa linki.

    aldemira Nickli Üyeden Alıntı
    İkra yapabİldİĞİmİz ÖlÇÜde kuran ahlakiyla ahlaklaniriz.
    İkra yapmak ne demek ? Böyle bir cümle ilk defa duydum. İkra yapabildiğimiz ölçüde............

    Önce oku! demekle okunması istenen şeylerin ne olduğunu bir anla. Kura'anı Kerimi baştan sona düz okumak değildir.

    Sonuna kadar oku aşağıyı.

    Malum, Hz. Peygamber’e ilk gelen ayetler “Alak" suresinin ilk beş ayeti idi.
    Hz. Peygamber, Hira mağarasına çekilip derin düşüncelere daldığında kendisine böyle ayetler geleceğini beklemiyordu.
    35 yaşına bastığında kendiliğinden biriken bir “vicdani uyanış" ile mağaralara çekilmeye başlamış, Mekke’de yaşanmakta olan vahşet ve insanlığın gidişatı üzerine düşünmeye başlamıştı.
    Öyle ki bazen kırk gün kırk gece gelmiyor, mağarada kalıyor ve dağlarda tepelerde dolaşıyordu. Hatta bazı geceler gözünü tek bir noktaya dikerek sabaha kadar yıldızların ötesini seyrettiği oluyordu.
    İşte “bin aydan hayırlı" böylesi bir gecenin şafağında vicdanının derinliklerinde yankılanan o ilk sesleri duydu:
    “Oku! yaratan Rabbinin adıyla.
    İnsanı alâkadan/sevgiden yarattı.
    Oku! Senin Rabbin çok cömerttir.
    Kalemi öğretti.
    İnsana bilmediği şeyleri öğretti."
    Tarihin akışını değiştiren “ilk mesajlar" işte bunlardı...
    Peki, verilen ilk mesajlar neydi?
    Bugün için ne anlama geliyor?
    Aslında “ıqra", “halq", “Rabb", “insan", “alaq", “kerem", “kalem" ve “ilm" kavramları her şeyi anlatıyor.
    Ancak bu makale çerçevesinde bunlardan sadece “ıqra" ve “alaq" üzerinde durmak istiyorum.
    ***
    Sözlükte İQRA mastar olarak “Okumak, incelemek, selâm söylemek, bir araya getirmek, taşımak" demek... Okutmak, öğretmek (iqrâen), birisinin okumasını istemek, dikkatle inceleyip araştırmak (istiqrâ), okuyan, okuyucu, okur (qârî), hayız, hayızdan temizlenme (qur), okuma, okuyuş, kıraat (qırâat), medyumluk, fal bakma (qırâeh), rahle (mıqra), okunmuş, okunan (maqrŭ), okunanlardan toplanan (qurân), doğurmak (qare’e’l-hâmileh), devenin rahminde meni tutunmak (garae’l-nâgati), yel vaktinde esmek (garae’l-riyâh) kelimeleri bu kökten...
    Eski Türkçe’de “Yüksek sesle seslenmek, çağırmak, okumak" ifadesi okı-mak şeklinde söyleniyordu. Fransızca ecole sözcüğü buna benzetilerek yeni Türkçe’de (1935) Arapça mektep ve medrese yerine okuma, öğrenme yeri anlamında okul şeklinde yeniden türetilmiş... İlginçtir, gerçi kelimenin kökünde de bu anlam var ama yukarıdaki “Yaratan Rabbinin adıyla oku" ayeti Türkçedeki “Yükses sesle seslendir, çağır, dile getir" anlamında kullanıldığında bağlama uygun düşmektedir.
    Demek ki bunun için bir “okuma" yapılması gerekiyor. Öyle ki bu okuma insanı, toplumu, dünyayı, yaşamı, geçmişi, geleceği, iyiyi, kötüyü, varlığı, oluşu, akışı içine alan ve varoluşun özünden gelen derin bir “sesleniş, çağrı ve dillendirme" şeklinde bir okuma olmalıdır. Eşyanın manasını ve yaşamın anlamını gösteren ve örnekleyen bir okuma olmalıdır. Bu anlamda ayetteki okuma “yazılı bir metni yüzünden okumak, tilâvet etmek"ten ziyade bir eylem çağrısı olup Türkçedeki “ezan okumak (yükses sesle çağırmak), meydan okumak, gözlerinden okumak, yüzüne yüzüne okumak, hayatı okumak, rahmet okumak" deyimlerindeki “okuma"nın kullanılışı gibidir...
    Şu halde “Oku" ile şu denmek istenmiş oluyor: “ Düşündüğün sorumluluğu yüklen, onu şehre/insanlığa taşı, insanları buna çağır, zulme meydan oku, haydi uyanışı başlat ve harekete geç... İnsanı sevgi ve merhametinden yaratan, kalemi öğreten ve daha bilmediği nice şeyleri öğreterek onu varlık ve oluş alemine çıkaran cömert Rabbin seninledir..."
    Şu halde İslam’ın ilk emri “Düşün, sorumluluk yüklen, mesajı taşı, ona çağır, harekete geç ve zulme meydan oku" olmak icabeder...
    Bunun böyle olduğunu Hz. Peygamber’in “Oku" emrini aldıktan sonra ne yaptığına bakarak anlamamız da mümkündür. O, bu ilk ayetlerden sonra aynen yukarıdaki işleri yapmıştır. Örneğin “Oku" dendi diye Mekke’de okuma yazma seferberliği başlattığı veya kendisine kitaplarla dolu kütüphane aradığı görülmemiştir. Çünkü “okuma" yı böyle anlamamıştı. Zaten Hz. Peygamber okuma yazma da biliyordu (bkz. “Hz. Peygamber okuma bilmiyor muydu?" başlıklı makale).
    Öyle bir “okuma" başlatmıştır ki bu tam 23 yıl sürmüş ve sonunda okunanlar toplanarak bir araya getirilmiş ve adına okunanların; düşünülenlerin, yüklenilenlerin, taşınanların, çağırılanların, harekete geçip meydan okunanların bir araya getirilip toplanması anlamında “Kur’an" denmiştir.
    İşte bu Kur’an o Kur’an’dır. Açıp baktığınızda onları bulursunuz. Düşünmeyi, yüklenmeyi, taşımayı, çağırmayı, harekete geçmeyi, meydana okumayı bulursunuz. Bu esnada yaşanan olayları: yürüyüşleri, acıları, çığlıkları, göçü, savaşı, barışı, sevinç gözyaşlarını, toz bulutlarını, at kişnemelerini, kılıç şakırtılarını, şehit feryatlarını, gazi çığlıklarını duyarsınız. Duymuyorsanız zaten okumuyorsunuz, hatmediyorsunuz demektir...
    ***
    “Alaq" kavramına gelelim...
    Sözlükte ALAQ mastar olarak “ilişmek, takılmak, yapışmak, bitişmek, tutunmak, sevmek, tutkun olmak" demek... Asmak, askıya almak, ertelemek, yorumlamak, bir şey hakkında yorum yapmak, takmak, iliştirmek (ta’lîgan), ilgilenmek, ilişkili olmak, ilişmek, takılmak, bir şeye ilişkin olmak, bir şeye ait olmak (ta’alluq), ilgi, alaka, dostluk, iş, meslek, uğraş (a’lâqa), yorum, siyasi yorum (ta’lîq), dipnot, şerh, haşiye (ta’lîga), kan pıhtısı, sülük (alaq), hayvana verilecek yiyecek (alîq), ile ilgili, ilişkin, alakalı (mutealliq), askı, asacak (mi’lâq), askıda bırakılmış (mu’allaq) kelimeleri bu kökten...
    Yukarıdaki ayette “İnsanı 'alaq’tan yarattı" ifadesi “kan pıhtısından, embriyodan, zigottan" şeklinde biyolojik, “ilgisinden, alâkasından, sevgisinden" şeklinde teolojik açıdan yorumlanmaya müsaittir. Her iki anlamda kelimenin kökanlamına uygun düşmektedir. Ancak teolojik açıdan yorumlamak anlama ve bağlama daha uygun duruyor. Çünkü bunlar Kuran’ın ilk inen ayetleri olup Allah insana kim olduğunu, neyi niçin yaptığını ve neler vermekte olduğunu sıralayarak işe başlamaktadır.
    Anlaşılan bu ilk beş ayette tutarlılık içinde beş temel özelliği ile Allah kendini tanıtıyor:
    1- Rabb (Kim?)
    2- Yaratma (Ne yapıyor?)
    3- Alak (Neden?)
    4- Kerem (Ne veriyor?)
    5- İlim (Ne öğretiyor?)
    Bunların hepsi de mantıksal tutarlılık içinde insanoğlunun zihnini meşgul eden beş temel soruya cevap vermektedir.
    Şöyle ki: İçinde yaşadığımız evreni çekip çeviren, ayakta durmasını sağlayan bir yüce “Rabb" vardır. O bizi “yaratarak" varlık sahnesine çıkarmıştır. Bunu, duyduğu sonsuz sevgi, ilgi ve alâkadan dolayı yapmıştır. Karşılıksız olarak boyuna vermiş de vermiş (hava, su, toprak/gıda, ısı, vucut), verdiği nimetler hesaba kitaba sığmaz olmuştur. Dahası diğer varlıklardan ayrı olarak insanoğluna bir de “ilim" öğrenme yeteneği bahşetmiş (bilgi, akıl, zihin, beyin, kalp), “kalemi" (kelime, söz, konuşma, yazı, ifade) kullanabilmeyi, varlığı okuyabilmeyi, anlayabilmeyi, derinliklerine nüfuz edebilmeyi nasip etmiştir. Öyle ya insanı hayvanlardan ayıran şey bilgisi, aklı, zihni, beyni, okuması, anlaması, konuşması ve yazması değilse nedir?
    Şu halde alaq’tan yaratılma ifadesini bu çerçeve içinde yorumlamak gerekir. Gerçekten de, içimizden birisi Rabbimiz ile ilk karşılaştığında öğrenmek isteyeceği ilk şey ne olabilir? Merakımız daha çok biyolojik mi teolojik mi olur? Biyolojik olduğunu farz edersek, ana rahminde bir spermden nasıl dokuz ay boyunca gelişip büyüdüğümüzü zaten kendi araştırmamızla bulabilirdik. Asıl merakımız rahmi de yaratanın, anneyi babayı da yaratanın, bizi varlık sahnesine çıkaranın, bunu neden yaptığı değil midir?
    “Nasıl yaratıldım?" değil; “Neden/Niçin yaratıldım?"
    Vahiy asıl bu soruya cevap için var değil midir? Çünkü nasılını insan araştırmasıyla bulup ortaya çıkarabilir. Bu ilk ayetler nedenin/niçinin cevabını veriyor. Bu nedenle alaq kavramı, biyolojik olarak hangi maddeden nasıl yaratıldığımızdan ziyade, teolojik olarak hangi manadan niçin yaratıldığımızın cevabı olmaktadır.
    İşte alaq bunun cevabı; sevgi, ilgi ve alâka ...
    İnsanın ve de bütün varlığın kökeninde bunun olduğu anlaşılıyor. Demek ki yaratılış, evrene boyuna yayılan sonsuz bir şefkatin, taşan coşkun bir sevginin, oluş ve akışı ilgi ve alâka yumağı haline getiren yüce bir merhametin eseridir. Nitekim bu ayetin tefsiri mahiyetinde Allah insanları sevgi ve merhametten/onun için yarattığını söylemektedir (Hud; 11/119). Peygamber bunun için yani sevgi ve merhameti insanlıkta yaymak için gönderilmiştir (Enbiya; 21/107).
    Şu halde Allah bilinmez bir hazine iken bilinmek veya rakip bir kötülük tanrısı var da onu köşeye sıkıştırmak için yaratma eylemine girişmiş değildir. İnsanlığı Âdem’in yasak ağaçtan yemesi sonucu “sürgün" ve “ölüme yazgısına" mahkûm ederek de yaratmış değildir. Bilakis bilinen bir karakterinin; Rahman (çok seven, sevgisi taşan) ve Rahîm (sevgisi varlığa yayılan, merhametli) tabiî taşması sonucu yaratma inkişaf etmiş ve etmeye devam etmektedir...
    Halen her canlı yavrusu bir erkek ile dişinin birbirine olan ilgi ve alâkasının, aşk ve sevgisinin zirveye çıktığı bir anda rahme düşüyor değil mi? İnsanlar böyle ilgi ve alâkaların, sevgi ve tutkunlukların sonucu olarak doğmuyorlar mı? Bu ilgi, alâka ve tutkunluk insan soyunu sürdüren en çoşkun saik değil mi?
    Biteviye ilgi ve alâkalardan “sürekli yaratılış" işte budur. İnsan denen tür yaratılışın belirli bir zaman ve mekânında bu taşmaya, yani “oluşa" katılmıştır. Çektiği acı, sürgün cezası değil oluş ve varoluş sancısıdır. Bu nedenle insan, nasıl ilgi ve alâka gösterilerek varlık sahnesine çıkarıldıysa ve çıkarılmaya devam ediyorsa, aynı şekilde buna cevap vermeli, bu sürece kendisi de coşkun bir ilgi ve alâka göstererek katılmalı, oluş ve akışın tersine bir yola girmemelidir.
    Öte yandan alaq sözcüğüne semantik açıdan baktığımızda Kuran’da altı yerde geçtiğini görüyoruz. Beşinde (22/5, 23/14, 23/14, 40/67, 75/38) insanın ana rahminde (rahim: sevgi ve ilgi ile büyütme yeri/sevgi yuvası!) oluşum aşamaları bağlamında “kan pıhtısı" anlamında ve mutlaka “toprak, nutfe, meni, cenin" kelimelerinden biriyle ve de sonda yazılan “ta" ile geçiyor. Bir yerde de (96/2) Allah’ın insanı niçin yarattığı bağlamında ve sonda yazılan “ta" sız geçiyor.
    Bu durumda bu ikisi arasındaki fark şu oluyor: İnsanlarla ilgili olarak bir erkekten bir dişiye atılıp iliştirme/yapışma (alaqatun)... Tek olan Allah’ın ilahî ilgi, alâka, sevgi ve merhametinden binlerce mahlûk yaratma, binlerce beşerî ilgi ve alâkadan da yaratılmışlar yaratma (alaq)...
    Meselâ erkeğin dişiye, dişinin erkeğe ilgi ve alâkası, tohumun toprağa, toprağın tohuma ilgi ve alâkası, ağacın suya ilgi ve alâkası, ateşin oduna ilgi ve alâkası vs. binbir çeşittir... Bunların birbirine ilgi ve alâkasından boyuna yeni yaratılışlar birbirinin içinden yarılıp ortaya çıkıyor (felaq). Bu ilgi ve alâka yumağı sayesindedir ki “oluş" her daim yenilenerek sürüyor (kun feyekun).
    İşte insanın alaq’tan yaratılması, ilk inen ayette bu manada iken diğer beş yerde bildiğimiz kan pıhtısı anlamında kullanılıyor. Bu nedenle Alak suresindeki ilk kullanımı, daha genel ve bağlam gereği Hz. Peygamber’e ilk kez hitap etmeye başlayan Allah’ın kendini tanıtışı olarak okumak mümkündür.
    Keza bu ilk ayetteki “Niçin yaratıldık?" sorusunun cevabı olan “ilgi/alaka/sevgi", Kur’an’ın başka yerinde şöyle tefsir ediliyor:
    “Rabbin isteseydi bütün insanlığı bir tek ümmet yapardı. Bu yüzden birbirlerine karşı çıkıp duracaklar. Ancak Rabbinin sevgi ve merhameti ile bağışladığı kimseler hariç; zaten Allah onları bunun için yarattı... Böylece Rabbinin “Cehennemi görünür görünmez varlıklarla dolduracağım" sözü yerine gelmiş olacak." (Hud; 11/118-119).
    Yani: Allah layık görseydi bütün insanları tek bir ümmet yapardı. Fakat insanlar kendilerine verilen seçme yeteneğini kötü yolda kullandıkları için tek bir ümmet haline gelmeye de layık olamıyorlar. Çünkü Allah insanları sevgi ve merhametinin taşması sonucu, varlığa duyduğu ilgi ve alakadan dolayı yaratmıştır. İnsanlardan bu sevgi, ilgi ve alakanın karşılığını beklemektedir. Fakat insanların çoğu umursamaz bir tavırla bunu görmezden gelmekte, kendini bir şey zannetmekte ve aynı sevgi, ilgi ve alakayla Allah’a karşılık vermemektedirler. Bunun için de cehennemi hak etmiş olmaktadırlar. Ancak “sevgi ve merhametten" yaratılmış olmayı fark edenler, vicdanının derinliklerinde bunu bulanlar (vecd: buluş, vicdan: bulma yeri), Allah’tan varlığa feyezân eden sevgi ve merhamet hâlesini (feyz: yayılış, feyezân: yayılma hâlesi) hissedip duyumsayanlar bir araya gelebilmekte ve tek bir ümmet olabilmektedirler...
    ***
    Peki, bu ilk mesajlar bugün için neyi ifade ediyor?
    Şunu: Biz de, bugün, Hz. Peygamber gibi önce kendimiz, geçmişimiz ve geleceğimiz üzerine düşünerek işe başlamalıyız. Tarih, hayat ve tabiat üzerine, üzerimizdeki nimetler ve o nimetleri veren Allah’ın yüceliği üzerine, şehrimiz, ülkemiz, bölgemiz ve insanlığın gidişatı üzerine tefekkür etmeli, gözümüzü yıldızların ötesine dikmeli, varoluş sancıları çekmeli, kendi “Hira"larımızda vicdanımızın sesini dinlemeliyiz. İç dünyamıza dönerek orada kendi akıl, zihin, ruh ve gönül kozamızı örmeliyiz. Aydınlanmalı, öğrenmeli, her birimiz böyle kendiliğinden vicdanî uyanışlar yaşamalıyız. Bu potansiyel enerjinin içimizde yerleşik olduğunu farketmeliyiz.
    Sonra kozamızdan taşarak Hira’dan şehre inmeli, toplumsal sorumluluk yüklenmeli ve gereğini yerine getirmeliyiz. Üzerimizdeki örtüyü atmalı, kalkmalı ve başka uyanışları başlatmalıyız. Ebedi mesajları yaşayarak okumalı; söze, adalete, özgürlüğe, sevgiye, merhamete, doğruluğa, dürüstlüğe çağırmalıyız. Her tür baskıya, zulme ve zorbalığa meydan okuyarak, insanoğlunun inancına, düşüncesine ve emeğine zincir vurulamayacağını haykırmalıyız. Bunlar için harekete geçmeliyiz...
    Kur’an’ın ilk emirleri işte bunlardı.
    Hep böyle başlar ilkler ve her dem yeniden iner.
    Ta insanlığın son tanyeri de ağarıncaya kadar...

    Bu arada yaşını söyler misin?

  3. #3
    önce, edep gerek,
    o kullanılan s... gibi kelimeler ,
    kötü söz sahibine ait olduğu gerçeği hiç unutulmaya,

    Allah kibirli olanı sevmez,
    insan ne olduğunu unutmamalı,

    sonra da bağcıyla değil, üzümle uğraşmak esas olmalı,



    İkra yapmak ne demek ? Böyle bir cümle ilk defa duydum. İkra yapabildiğimiz ölçüde............


    denilmekte,
    arkasından İKRA açıklanmakta!
    ........

    kesip yapıştırma denilmekte,
    bunu diyen aynı işi kendi yapmakta

    böyle değil, şöyledir,

    benim dediğim ancak doğrudur
    yaklaşımını hiç hoş görmedi düşünce alemi,

    her neyse esası konuşmak güzel olandır.

    gelelim konuya,

    bu metin alıntı veya değil, içeriği çok güzel,
    ayetin açılımında tefekkür edene katkı sunmakta,

    ikra için


    ALAK SURESİNE
    VE İLGİLİ AYETLERE
    YAPILAN AÇIKLAMALARA

    havale etmek gerek.
    Konu aldemira tarafından (17.07.2013 Saat 21:10 ) değiştirilmiştir.

  4. #4
    aldemira Nickli Üyeden Alıntı
    önce, edep gerek,
    o kullanılan s... gibi kelimeler ,
    kötü söz sahibine ait olduğu gerçeği hiç unutulmaya,

    Allah kibirli olanı sevmez,
    insan ne olduğunu unutmamalı,

    sonra da bağcıyla değil, üzümle uğraşmak esas olmalı,

    .
    Şu cümleni bi açıkla istersen.. Benim kullandığım yanlış bir cümle yok ama şimdi olacak..

    ne bağcıyı ne de üzümle uğraşmaya hakkın var. Haddini bil ve uğraştığın şeye dikkat et.
    Yap ! denilmiş. Yapacaksın.
    Uyacaksın ! denilmiş. Uyacaksın.

    Yapmak istmiyorsan da zorla değil. Allahın emirlerini, sözlerini sorgulamak ne senin , ne de başkasının haddi. Uğraşacak başka üzümler bul. O Allah ac ki;

    "Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim." (Maide, 5/3)

    Allah ac'ın kemale erdirip herşeyi en güzel şekliyle onayladığı dini sorgulamak sana mı düştü ? amacın neyse açık açık söyle. Fesat çıkarmak mı?

    son sözü Rabb'im zaten buyurmuş, sen kendini ne sanıyorsunda üzümle, bağcıyla uğraşıyorsun.?

    cümlelerine de ayrıca dikkat et. Kibir kimde belli oluyor. allahın sözünü beğenmeyenden başka kibirli mi var ? Allah bilmiyor haşa siz biliyorsunuz ki ,sorgulama ihtiyacı duyuyorsunuz. Sen ve senin gibiler. Sakın ola ki masum tavırlarla uğraşmayasın. Niyetin açık seçik belli.

  5. #5
    murats44 Nickli Üyeden Alıntı
    Şu cümleni bi açıkla istersen.. Benim kullandığım yanlış bir cümle yok ama şimdi olacak..

    ne bağcıyı ne de üzümle uğraşmaya hakkın var. Haddini bil ve uğraştığın şeye dikkat et.
    Yap ! denilmiş. Yapacaksın.
    Uyacaksın ! denilmiş. Uyacaksın.

    Yapmak istmiyorsan da zorla değil. Allahın emirlerini, sözlerini sorgulamak ne senin , ne de başkasının haddi. Uğraşacak başka üzümler bul. O Allah ac ki;

    "Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim." (Maide, 5/3)

    Allah ac'ın kemale erdirip herşeyi en güzel şekliyle onayladığı dini sorgulamak sana mı düştü ? amacın neyse açık açık söyle. Fesat çıkarmak mı?

    son sözü Rabb'im zaten buyurmuş, sen kendini ne sanıyorsunda üzümle, bağcıyla uğraşıyorsun.?

    cümlelerine de ayrıca dikkat et. Kibir kimde belli oluyor. allahın sözünü beğenmeyenden başka kibirli mi var ? Allah bilmiyor haşa siz biliyorsunuz ki ,sorgulama ihtiyacı duyuyorsunuz. Sen ve senin gibiler. Sakın ola ki masum tavırlarla uğraşmayasın. Niyetin açık seçik belli.

    konuyu bu denli çığrından çıkarmak marifet olmasa gerek,

    kimileri, fikirlerle değil, bu fikirleri sunanlarla uğraşmakta, şucu bucu demekte, onların şahsını öne koymakta,

    kimileri de düşünce ve sundukları görüşlerle uğraşmakta, eleştirmekte, vb,

    üzümlerle değil, bağcıyla uğraşmak bir kalıp ve bunu anlatmakta olduğu aşikardır, biline.

    anlamadan, yargıya varmak ne denli yanlış, değil mi.

    2- "Yap ! denilmiş. Yapacaksın.
    Uyacaksın ! denilmiş. Uyacaksın."

    KURANI anlamak, düşünmek, ibret almak, ders çıkarmak, ALLAHIN EMİRLERİNİ MURADINI, gereğince yaşamak için elzemdir.
    Bunun için de İKRA ile başlamış,
    ve adına da KURAN denilmiş ve KERİMİ de eklenmiş.

    3- ön yargı kadar, anlamamak ve anlamamaya çalışmakta hoş değildir,
    4- niyet okurluğu da yaygın bir ön hastalık
    5- konu çok açık, olduğu gibi görülse,

    DEĞİL, Mİ.

    KURAN, düşünmemizi, akletmemizi, beşyüzden ziyade bu ve benzeri kelimeler kullanarak emretmekte.
    düşünenler için, akledenler için ibretler vardır. hala düşünüp, ibret almayacakmısınız demekte,

    GELELİM KONUYA, KONUYU HATIRLAYALIM:

    KURAN OKUMAK MI YAŞAMAK MI NE İÇİN İNDİ

    lafızları tekrar için mi,
    okumak bunu yapmak mı.

    KURANIN anlamı, mesajı, getirdiği hükümleri yokmuşcasına,
    sadece Arapça lafızları anlamadan tekrar etmeyi okumak sayan,

    hayatında 17 kez baştan sona böyle tekrar yapmış, 17 kez hatmettim diyerek murada uygun davrandığını sanan insana, ALLAH BU KİTAPTA SANA NE SÖYLEDİ, NEYİ EMRETTİ, hele bir bize de anlat deyince neyi anlatayım, ben Arapça bilmiyorum ki, böyle okumayı öğrendim, kimse bana bunun içi de var, anlamı var demedi diyenden tutun da,

    KURANI, anlamdan okumak için inmiş ibadet kitabı sayana dek tüm anlayışların cirit attığı bir ülkede yaşamaktayız.

    bu konunun amacı, hedefi düşündürmek.
    yapılanı düşündürmek,
    KURANA yaklaşımı düşündürmek,
    KURANIN YAŞAMAK İÇİN İNDİĞİNİ
    HAYATA MÜDAHALE İÇİN GELDİĞİNİ
    ....
    düşündürerek paylaşmak.

    BEN ihvanların kardeş olduğu gerçeğini unutmadan konuşmaya ve yazmaya özen göstermenin gerektiğine inanarak,
    her daim, ihvanlara hakkımı helal ettim.

    ilim hangi kapta, nerede olursa yitik malımdır,
    asla bağcısına bakmadan, sadece üzümlerle/fikirlerle ilgilenmek gerekmektedir.
    tüm çiçeklere konulsa da sadece özü alınmalı, KURAN POTASINDA işlenmelidir.

    İKRA EMRİNE UYANLARA selam olsun.

  6. #6
    Çok konuşuyorsun ayrıca BOŞŞŞŞŞŞŞŞŞ konuşuyorsun.

    Olayın çığrından çıkmış bir hali yok. Cümlelerim oldukça normal. Çığrından çıkmış gibi göstermeye çalışsanda boylı ve süslü cümlelerine rağmen amacını anlamış bulunuyorum..

    Kendi çapında Allahın emir ve yasaklarını sorgulama cüreti gösteriyorsan sana eyvallah derim. Cesaretini de ayakta alkışlarım. Allaha savaş acacak kadar cesur olduğun için.

    İkra , sözünü sana açıkladığım şeklini okuma zahmetinde bulunmadığın için kabul edemiyorsun içindekileri.

    İkra demek , sadece kuranı yüzden oku demek değil. alemleri oku, kainatı oku, ağaçları oku , dağları oku .. herşeyi oku ve tefekkür et. Okuduğun , yani senin okuyup anlayamacağın konu ise;

    okunan herşey bizi Yüce yaradana götürür. Herşeyi hakimi ve tek sahibi ALLAHac'tır. Herşeyin hakimi , yaradıcısı ve herşeyin bir gün tekran ona Döneceği Yüce ALLAHac sana demez ki,

    kalkta beni sorgula. Sana cümlelerde sorgulamak için açık kapı bırakmaz. Herşeyi kusursuz yaratmışsa sana demezki , hele bak biyerde yanlış yaptım mı. ?
    Haşaaaaa, sümme haşaaa......

    bukonunun amacı hedefi düşündürmek değil dediğin gibi, Amacın ilahi emirlerinde sorgulanabilir olduğunu gösterme çırpınışın.

    Sen kimsin ki, hedef düşündüresin. Yapılması gerekenler , uyulması gerekenler açık açık bellirlenmişken , aklına gelen basit bir soruyu araştırmadan böyle sazan gibi atlaman niyetini belli ediyor.

    Sen bunu sorgulama kapasitesinde de değilsin, yetkisinde de değilsin.

    Kuranın ne için geldiğini , nerden geldiğini aç ilim kitaplarında , tefsir ve ilmilal kitaplarında oku.

    Hiçbirşey bilmeden öğrenmişsin bir ikra , sonra kurana.

    Tekrar söylüyorum. Her kimsin bilmiyorum ama bu konu seni aşar. Amacın öğrenmek değil , ortalık karıştırmak. ;);););))

    Senin süslü cümlelerinle ben daha önce defalarca karşılaştım. Hem gerçek hayatta hem sitelerde. O kadar basit açıklarla kimliğinizi ele veriyorsunuz ki ;)

    Sen git başka sitelerde dene şansını. Burda yemedi.

  7. #7
    Bağcılarla uğraşmak,
    fikir ve düşünce üretemeyenlerin ve İKRA emrini yapmaktan yoksun ve yoksullaşanların
    işidir.

    niyet okurluğu da keza öyledir.

    atılan her iftira, sahibini helak eden bir silahtır, ahiret azabı ise daha şedittir.

    bin düşünüp, bir konuşur,iman edenler, ahiretten/hesaptan haberi olanlar,


    murats44 Nickli Üyeden Alıntı

    Kendi çapında Allahın emir ve yasaklarını sorgulama cüreti gösteriyorsan sana eyvallah derim. Cesaretini de ayakta alkışlarım. Allaha savaş acacak kadar cesur olduğun için.

    dam üstünde saksağan vur beline kazmayı,

    yazdıklarımla, uzaktan yakından zerre miskal ilgisi olmayan iftira ve iddialar, halisinasyonlar.

    BEN ALLAHA SIĞINIRIM

    KURAN AHLAKI
    izin verdiği kadarla yetinmek erdemdir.

    Kuranın ilk emri olan İKRA emrini
    alaya alan tavrını sözünü,
    tutturmuşsun bir ikra
    cümleni de
    aklı selimlere havale ediyorum.

    ikra konusundaki yazıyı iftira etmene rağmen her zaman
    ilim nerede olursa olsun al,
    ilkesini rehber edinenlerin yaptığı gibi
    okudum, inceledim, farklı düşünmediğimi, daha da geniş anladığımı ifade ederken, konunun özüyle ilgisi nedeniyle de sevindim.

    kuranın sadece Arapça lafızlarının anlamadan telaffuz edilmesini, OKUMA! olarak kabul edip, KURANLA İLİŞKİSİ bu noktadan öte gidilmeyen bir tutumu müzakereye açana karşı yapılan iftiraları, hakaret ve karalama tutumunu,
    bilesin müminler kardeştir ilkesine bağlı kullar bağışlasa da,
    ALLAH bu tutumdan nedamet etmedikçe ve vaz geçmedikçe af etmez.
    RABBİN bağışlaması dileğiyle,

    temennim, KURANLA OLAN ve telaffuzdan öte geçmeyen tutum ve yaklaşımların irdelendiği ve İKRA emrinin paylaşıldığı yazışmaların yer almasıdır.



  8. #8
    söylediklerin birbirini tutmuyor.

    Bağcılarla uğraşmak,
    fikir ve düşünce üretemeyenlerin ve İKRA emrini yapmaktan yoksun ve yoksullaşanların
    işidir.
    bu konu ne bağ işi , ne de bağcı işi.

    Sen bağ ile uğraştığını sanıyorsunda, uğraştığın bağın sorgulanamaz olduğunu anlayamıyorsun. Başka bağ bulamadın mı?

    Senin bu yaptığına verdiğim cevap tepkiyse evet. Çünkü edebi laflarla damarıma basıyorsun. bu damara bastıkça da ya hesaba alınmayacaksın , yada daha büyük tepki göreceksin. Amacın oyun ise , bir sürü oyun konusu var.

    boş ve gereksiz işlerle uğraşıyorsun. Uğraştığın konu da seni aşar. Bilmem anlatabildim mi? Eğerki amacın gerçekten öğrenmek olsaydı, ilm mesajında

    ya
    ne
    neye geldi


    gib, saftirik cümleler kullanmazdın. amacın öğrenmek değil. acaba birşey tutturabilirmiyim kafası.

    bir daha söylüyorum, Uğraşacağın o kadr bağ varkennn,

    özellikle bu bağda ne işin var ? ;)

    cevap belli.....

  9. #9
    DAMARIN MI,
    seni anlamamakta inatçı ediyor,

    hala, düşünceyle fikirle değil, kişilerle, kişiliklerle uğraşmaya devam etmektesin.

    ALLAHA SIĞINMAK
    GEREK.
    BAŞKA KURTULUŞ YOK.

    BU evrensel çağrıyla birlikte, düşünceye müteallik olmayan hallerinle seni başbaşa bırakmak elzem oldu.

  10. #10
    önce
    KURAN OKUMAKLA başlayalım,

    KURAN OKUMAK


    Sevgili Dostlar,
    Allah Kuranda buyuruyor ki:


    • 6 Enam 38 Biz Kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.
    • 16 Nahl 89 Sana bu Kitabı, her şeyi açıklayan ve Müslümanlara yol gösterici, rahmet ve müjde olarak indirdik
    • 2 Bakara 2 İşte o Kitap; kendisinde hiç şüphe yoktur; muttakiler için yol göstericidir.
    • 39 Zümer 27 Andolsun biz, bu Kurân’da insanlara, öğüt almaları için her temsili anlattık.
    • 30 Rum 58 Andolsun biz bu Kurân’da insanlara her çeşit misali getirip anlattık.
    • 5 Maide 3 Bugün sizin için dininizi olgunlaştırdım, size nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm'a razı oldum. “
    • Yine:
    • 56/81 Şimdi siz, bu hadisi (sözü, haberi) mi küçümsüyorsunuz?
    • 45/6 İşte şunlar, Allâh'ın âyetleridir, onları sana gerçek ile okuyoruz. Allah'tan ve O'nun âyetlerinden sonra hangi hadise (söze, habere) inanacaklar?
    • 77/50 Onlar bundan sonra hangi hadise (söze, habere) inanacaklar?


    Bu nedenle, önce Kuranı ikra yapmalıdır. Yani, okumalı, anlamayı, düşünmeli, ibret almalı, ders çıkarmalı, yaşamalı ve anlatmalıdır.
    Bu doğrultuda Kuranı anlamada, Nahl suresindeki arı misalini de dikkate almalı. Arı, özü olan her çiçeğe konar. Çiçeği değil özünü alır. Kendi potasında özümler. Fıtratına konulan İlahi sistem çerçevesinde yoğurur ve bal yapınca gider kusar, dağıtır. Bir kısmını kullanır, çoğunu da insanlığa onların yararlanacağı biçimde armağan eder.
    Kuranı daha iyi ve daha doğru anlamada, ortak aklın oluşmasında, başta en güzel örnek olan Peygamberimiz olmak üzere, bu yolda damgasını vuran her çiçekten, her görüşü değerlendirip özünü almalı. Asla çiçeği koparıp, aynen almak yerine, çiçeğin özüne ulaşıp mutlaka Kuran ilkeleri boyutunda değerlendirmelidir. Arı misali bal üretip, insanlıkla paylaşmalıdır. İnsanlığa sunulan balın kalitesi ölçüsünde insanın Rabbi huzurunda değerinin olduğu aşikârdır.
    Yine, Kuranın tarihsel anlamı ile evrensel anlamının farkına vararak İKRA yapmayı, yani, okumayı, anlamayı, düşünmeyi, ibret almayı, ders çıkarmayıbaşarmalıdır.
    Bunu yaparken, Kuranda düşünmeyle ilgili örneğin “bunda düşünenler için ibretler vardır" vb yüzlerce emri ve kelimeleri dikkate almalı; bunlardan biri olan, arka planını, satır arasını ve temelleri araştırıp tedbir almayı ihtiva eden ve emredilentedebbür okumasını da unutmamalıdır.
    Rabbimizden, en güzel elçiyle gelmiş, hayat rehberi olan mektubu/Kuranı, öncelikle ikrayapmalı; asır yani sıkıp suyunu, özünü, ilkelerini çıkarmalı; bu suyla, ilkelerle inşirahaulaşıp, bakış açısı zenginliğine ulaşmalı; inzale yani, Kuranın hakikatlerini hücrelerimize kadar indirip, Kuran rehberliğine dayalı yaşamı başarmalı ve öncelikle bu dünyada Nura, cennete ulaşmalı, böylece “Sen Ondan razı, O da senden razı olarak Rabbine dönenlerden olmayı hedeflemelidir.

    İKRA yapanlara selam olsun.

Facebook Yorumları

Konu Bilgileri

Şu An Görüntüleyenler

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

    Bu Konu için Etiketler