Mağusa Limanı Türküsünün Sözleri


Mağusa limanı limandır liman (aman aman)
Beni öldürende yoktur din iman

Uyan Alim uyan
Uyanmaz oldun
Yedi bıçak yarasına
Dayanmaz oldun

İskeleden çıktım yan basa basa (aman aman)
Mağusa'ya vardım kan kusa kusa

Uyan Alim uyan
Uyanmaz oldun
Yedi bıçak yarasına
Dayanmaz oldun

Ölür oldum hey hey bak neler oldu (aman aman)
Elbiselerim de kan ila doldu

Uyan Alim uyan
Uyanmaz oldun
Yedi bıçak yarasına
Dayanmaz oldun

Mağusa Limanı'ndan aldılar beni (aman aman)
Üç mil uzağına attılar beni
Kafir İngilizler vurdular beni

Uyan Alim uyan
Uyanmaz oldun
Yedi bıçak yarasına
Dayanmaz oldun

Türkünün Başka bir varyantı


Meyhaneden çıgdım sağ selâmed
Yan tarafıma bagdım kobdu gıyamed
Yan tarafıma bagdım kobdu gıyamed
Uyan Alim uyan
Uyanamaz oldun
Yeni gamalara
Dayanamaz oldun
Meyhaneye girdim üş gonyag işdim
Düşmannarı gördüm gendimden geşdim
Yedi süngü yedim sekizde düşdüm
Uyan Alim uyan
Uyanamaz oldun
Yeni gamalara
Dayanamaz oldun
Meyhaneden çıgdım yan basa basa
Ciyerlerim döküldü gan kusa kusa
Ölümüme sebep oldu Mağusa
Uyan Alim uyan
Uyanamaz oldun
Yeni gamalara
Dayanamaz oldun

Mağusa Limanı Türküsünün Hikayesi


Türküyü yaratan olayın kahramanı Arap Ali, Limasol’un Arnavut Mahallesinde oturan zenci Arap Mahmut Efendi ile beyaz ırktan Hatice Hanımın oğludur. Arap Ali’nin bir erkek iki de kız kardeşi vardı. Günümüzde hepsi rahmete kavuşmuştur.

Arap Ali, oldukça mert ve cesur bir Türk gencidir. O, yemeyi ve içmeyi seven birisiydi. Olayın geçtiği gün, Mağusa’da gümrükteki işini bitirip biraz eğlenmek amacıyla bir meyhaneye gider ve içmeye başlar.

İngiliz askerleri de aynı meyhanede içki içerken Arap Ali’ye sataşırlar ve bu yüzden aralarında kavga çıkar.Kavga esnasında Arap Ali’nin İngiliz askerlerinden sekiz süngü darbesi aldığı ağıttan anlaşılmaktadır.

Yere yığılan Ali, hemen orada can vermiştir. Cenazesi memleketi olan Limasol kentine getirilmiş ve kılınan cenaze namazından sonra Türk kabristanlığına defnedilmiştir.

Bu genç ve yiğit delikanlının ölümü o yörede öylesine etkili olmuştur ki adına ağıtlar yakılmış ve bestelenmiştir. Böylece bu “ağıt-türkü”,günümüze kadar gelmiş, sürekli okunmuş ve söylenmiştir.

Kaynak kişi: Mahmut İslâmoğlu (Emekli öğretmen, müdür)