Hz. MUHAMMED (sav) Nadirlilerin Medine’den kovulmaları

MURATS44

topragizbiz.com
NADİRLİLERİN MEDİNE’DEN KOVULMALARI

Onlar kalelerinin kendilerim Allah’tan koruyacağını sanmışlardı. Allah’ın azabı onlara hiç düşünmedikleri şekilde geldi. (Allah) onların kalplerine korku saldı. Öyle ki, evlerini kendi elleriyle ve müminlerin elleriyle tahrip ediyorlardı. Artık basiret sahipleri ibret alsınlar. [1]

Esed topluluğuna düzenlenen harekâtın başarısı Uhud sonrası günlerde Müslümanlar için bir sevinç kaynağı oldu. Ancak üst üste yaşanan Raci ve Mauna katliamları Medine’deki havayı Müslümanların aleyhine olmak üzere tekrar bozdu. Yahudilerin ve münafıkların şımarıklıkları her geçen gün arttı. Hiç çekinmeden Müslümanlarla açıktan alay etmeye başladılar. Bunda Mekke müşriklerinin gönderdikleri mektupların ve haberlerin de etkisi vardı. Mekke eşrafı, Yahudilere ve bildikleri bazı münafık liderlere hitaben yazdıkları mektuplarda, kendi aralarından çıkıp Medine’ye hicret etmiş Müslümanlara istediklerini yapabileceklerini, bu konuda kendilerine hiçbir şekilde engel olmayacaklarını, hatta memnun olacaklarını bildiriyorlardı. Fakat Mekke eşrafının bu teşvikleri istedikleri türden bir hareketi başlatmaya yetmeyince, bu sefer tehdit etmeye, korku vererek Yahudi ve münafıkları Müslümanlara karşı bir harekete kalkışmaya zorladılar: ‘Sizler silah ve kalelere sahipsiniz. Güçlüsünüz. Adamımızı öldürüp kendinizi ve bizi kurtarırsanız ne alâ, yoksa kanlarınızla bizim aramıza ayaklarındaki halhallarından başka hiçbir şey giremez [2] diyerek tehditler savurmaya başladılar.

Aslında Mekke eşrafının istediğini münafıklar da, Yahudiler de en az Mekke eşrafı kadar istiyorlar, fakat içinde bulundukları şartlarda düşmanlıklarının gereklerini istedikleri gibi yerine getiremiyorlardı. Münafıkların bu korkaklıkları devam ederken, özellikle Nadir Yahudileri Mekke eşrafından aldıkları sözlü desteklerle cesaretlendiler ve içinde bulunulan zamandaki genel havanın Müslümanların aleyhinde olmasının da etkisiyle kendi aralarında gizliden gizliye Müslümanlara yönelik saldırıların planlarını konuşmaya başladılar. Bu konuşmalardan ve planlardan Resulüllah’m haberi oldu. Resulüllah, öncelikle içinde bulunulan psikolojik ortamı Müslümanların lehine çevirecek ve onu takiben de Nadir Yahudilerinden kurtuluşu sağlayacak çare arayışına girdi. Ne yapacağını düşünürken, şartlar Allah’ın dilediği şekilde gelişip Müslümanları savaşsız bir zafere ulaştırdı.

Resulüllah, Mauna katliamında kurtulan Amr b. Umeyye’nin Medine’ye gelirken yolda öldürdüğü iki Amirlinin fidyesi için Nadir Yahudileriyle görüşmeye ve onlardan yardım istemeye karar verdi. Nadirlerden yardım istemesinin iki nedeni vardı. Birincisi, Nadirliler fidyenin verileceği Amir boyunun müttefikiydiler. îki kişi yanlışlıkla öldürülmüştü ve bu yanlışlık Müslümanlarla Amirler arasında bir probleme yol açmadan çözülmeliydi. Nadirler eğer isterlerse Amirlerle Müslümanlar arasındaki problemin çözümüne katkı sağlayabilirlerdi. Ayrıca, hicreti takiben Yahudilerle yapılan anlaşmalar gereği, taraflar birbirlerini fidyeler konusunda destekleyecekler, ihtiyaçlarını karşılayacaklardı. Bu durumda Nadirlilerin Müslümanlar tarafından yanlışlıkla öldürülenlerin fidyesine destek olmaları gerekiyordu.

Resulüllah Medine’ye iki kilometre uzaklıkta bulunan Nadirlerin yerleşim merkezine aralarında Ebû Bekir, Ömer ve Ali’nin de bulunduğu 8-10 kişilik bir Müslüman grubuyla birlikte gitti. Nadir ileri gelenleriyle görüştü. Nadirler Resulüllah’m isteklerini uygun ve haklı bulup fidye için gerekli yardımı yapacaklarını bildirdiler. Resulüllah’ı ve yanındaki Müslümanları bir müddet oturmaya davet edip, kendi aralarında konuşacaklarım bildirdiler. Resulüllah ve yanındaki Müslümanlar bir evin duvarının dibine oturarak beklemeye başladılar. Bu sırada Yahudiler asıl planlarını uygulamaya koydular. Planlarına göre, evin damından taş yuvarlayacak ve böylelikle Resulüllah’ı öldüreceklerdi. Taşı kimin yuvarladığı bilinmediği için de katil tespit edilemeyecek ve Nadirler sorumlu olmayacaklardı. Hazırlanan hain plan Allah tarafından Resulüllah’a bildirildi ve hemen oradan uzaklaşması istendi. Resulüllah hiç kimseye bir şey demeden kalkıp Medine’ye döndü. Geride kalan Müslümanlar ve Yahudiler O’nun ihtiyaç karşılamak için bir yerlere gittiğini zannetmişlerdi. Resulüllah’m dönmediğini görünce Yahudiler telaşlandılar. Planlarının anlaşılmış olmasından korktular. Ne yapacaklarını görüşmeye başladılar. Hiçbir şey planlamamış gibi davranıp, Müslümanları yemeğe davet etmeyi kararlaştırdılar. Ancak Müslümanlar da Yahudilerin durumlarından şüphelendiler. Resulüllah’ın da kaybolduğunu görünce durumu aralarında görüşüp, bir değerlendirme yaptılar. Resulüllah’ın Medine’ye dönmüş olabileceğini düşünüp, kendileri de Medine’ye döndüler. Medine’de Resulüllah’la karşılaşıp olup bitenin nedenini sordular. Resulüllah durumu anlatınca, o Müslümanlar da Yahudilerin hâl ve hareketlerinden dolayı kuşkularında haklı olduklarım anladılar. Bu hainlik, daha önce yapılan dostluk anlaşması gereği Yahudilere karşı bir harekâta girişemeyen Resulüllah’a düşündüğünü uygulama imkânı sağladı. Daha önce vahyolunmuş bir ayet de bu konuda kendisine rehber ve destek oldu. Ayet şöyleydi: ‘Bir topluluğun (yapılan anlaşmaya) hainlik etmesinden korkarsan, sen de (onların seninle yaptıkları anlaşmayı) aynı şekilde onların üzerine at; çünkü Allah hainler sevmez.[3] Resulüllah, Muhammed b. Mesleme’yi ‘Resulüllah’ı öldürme girişiminizle anlaşmayı bozdunuz. Size on gün süre tanınmıştır. On gün içinde evlerinizi ve topraklarınızı terk edip Medine’den ayrılın. Eğer Medine’yi terk etmezseniz boyunlarınız vurulacaktır [4] ültimatomuyla Nadirlere gönderdi. Nadirler şaşırdılar. Oyunlarının bu kadar kolay anlaşılmasının ve hiç ummadıkları bir karşılık almalarının şaşkınlığıyla İslâm öncesi dönemde dostları olan Muhammed b. Mesleme’ye ‘Evslilerden hiç kimsenin bize böylesi çetin bir haber getireceğini ummazdık’ diyerek, yardımını rica ettiler. Ancak Muhammed b. Mesleme ‘Kalpler değişti’ diyerek, artık Nadirlerle dost olmadığını ve kendilerine bir yardımının olmayacağını ifade etti.

Nadirler, Resulüllah’ı öldürme girişimleriyle, anlaşmayı bozdukları için yapabilecekleri bir şey yoktu. Kendilerini savunamadılar. Suçlu olduklarım biliyorlardı. Fakat Medine’den de ayrılmak istemiyorlardı. Ne yapacaklarına bir türlü karar veremiyorlardı. Ne yapacakları konusunda kararsızlık içerisindeyken, münafıkların lideri Abdullah b. Ubeyy gizlice Nadirlerle irtibata geçti. Abdullah b. Ubeyy, Nadir topluluğunun liderlerine kesinlikle Medine’yi terk etmemelerini iletti; çıkacak bir savaşta kendilerini destekleyecekleri sözünü verdi: ‘Evlerinizi terk etmeyin. Her an emrimi yerine getirmeye hazır iki bin adamımla yardımcınızım, Aynca Kurayzalar da yardımlarını esirgemezler. Gatafan’dan olan müttefiklerimiz de yardım ederler [5] dedi. Bu sözlü destek Nadirleri cesaretlendirdi. Kalelerine çekildiler ve kapıları kapayıp, beklemeye başladılar. Kalelerine çok güveniyorlardı. En kuvvetli orduların bile kendilerini bu kaleden çıkaramayacağına inanıyorlardı. Üstelik Abdullah b. Ubeyy, Kurayza ve Gatafan gibi dostları da olduktan sonra korkmalarını gerektiren bir şey yoktu. Bir adamla Resulüllah’a haber gönderdiler. Medine’den ayrılmayacaklarını, gerekirse savaşacaklarını bildirdiler. Bu cevapları Resulüllah tarafından ‘Allah-u Ekbef sözüyle karşılandı ve mücahitlerden bir grupla gidip Nadirleri kalelerinde ablukaya aldı. Abluka bir süre devam etti. Bu süre içerisinde Nadirlere birkaç kez kararlarında ısrarcı olmamaları, eğer Medine’yi terk etmeyi kabul ederlerse kendilerine ilişilmeyeceği bildirildi. Ancak gizliden gizliye Abdullah b. Ubeyy tarafında kışkırtılan Nadirler savaşa hazır oldukları cevabını verdiler. Resulüllah, çoğu Uhud’da aldığı yaralar nedeniyle güçsüz olan Müslümanları yeni bir savaşa sokmayı düşünmüyordu. Bu işin savaşsız sonuçlanmasını arzuluyordu. Üstelik Nadirliler sayı olarak Müslümanlardan fazlaydılar. Resulüllah ne yapacağını düşünürken, başından sonuna kadar Kur’an’m bilgilendirme, sevk ve idaresinde bir harekât başladı. Resulüllah sadece kendisine vahyolunan ve emredilenleri yaptı ve iş bitti.

Vahyolunan ayetlerin birisinde Nadirlilerin bir düşüncelerine değiniliyor ve güvenlerinin temelsizliği açıklanıyordu: ‘Onlar kalelerinin kendilerini Allah’tan koruyacağım sanmışlardı.[6] Bu ayet açıkça, Nadirlilerin kalelerine güvenmelerinin Allah için hiçbir değer ifade etmediğini bildiriyordu. Daha da önemlisi, Nadirlilerin kalelerine sığınma amaçları, söz konusu ayette, ‘Müslümanlardan korunmak olarak değil ‘Allah’tan korunmak” biçiminde ifade ediliyordu. Bu da açıkça dile getiriyordu ki, Resulüllah’m komutasındaki Müslümanlar Allah’ın yeryüzündeki askerleriydiler ve Allah her yaptıkların da onlarla birlikte olacaktı. Onların her yaptıkları Allah için olacaktı. Öyle de oldu. Sonuçta hiçbir çaba sarf edilmeden, yorulup, bitkin düşülmeden, kan akıtmadan, can almadan ve can vermeden Müslümanlar büyük bir zafer elde ettiler. Allah, o güçlü kalelerin kendi güç ve iradesi karşısından hiç bir şey olduğunu kolay bir zaferle münafıklara ve diğer tüm müşriklere açıkça gösterirken, Müslümanların itibarını da olması gereken şekilde yükseltti. Çatışmanın, kanın, ölümün olmadığı savaş şu şekilde gerçekleşti: Nadirler çok verimli ve iyi bakılmış bahçelere ve meyveliklere sahiptiler. Bahçeleri kendileri için her şeydi; çünkü tek gelir kaynakları tarımcılıktı, ilk anından sonuna kadar ilâhî iradenin emir ve komutasıyla süren savaşın ilk aşamasında, Resulüllah, bazı Müslümanlara, Nadirlilerin kalelerinden görebilecekleri yerlerdeki bazı ağaçlan kesmelerini, evlerini yıkmalarını emretti. Müslümanlar bir kısım ağaçları kesip, Nadirlerin kaleye sığındıkları için boşalttıkları bazı evleri yıktılar. Yahudiler bütün mal varlıklarının, geçim kaynaklarının, hayat damarlarının gözleri önünde imha edilmesinin dayanılmaz acısıyla seyretmekten başka bir şey yapamadılar. Her an dostlarının gelip kendilerine yardım edeceklerini düşünüyorlardı. Allah’ın kalplerine verdiği korkuyla aslında sayıları Müslümanlardan çok olmasına ve onlar gibi yaralı olmamalarına rağmen, kalelerinden çıkıp savaşmayı göze alamadılar. Bu durum ayette şöyle anlatıldı: ‘Onlar kalelerinin kendilerini Allah’tan koruyacağını sanmışlardı. Allah’ın azabı onlara hiç düşünmedikleri şekilde geldi. (Allah) onların kalplerine korku saldı.[7]

Müslümanlar ağaçların bazılarım keserlerken, diğer bir kısmına dokunmadılar. Ancak, ağaçların ne kadarını kesmeleri gerektiği konusunda tereddüt yaşadılar. Acaba hepsini mi kesmeliydiler, yoksa ağaçları kesmekle yanlış iş mi yapmış oluyorlardı? Çünkü ağaçların kesilmeye başlanmasıyla birlikte münafıklar karşıt propagandaya, zihinleri bulandırıcı konuşmalara başladılar: ‘Ağacın günahı ne? Sizler kendinizin ıslah edici, düzeltici olduğunuzu söylemiyor muydunuz?’ diyorlardı. Fakat vahyolunan ayet problemi çözdü ve Müslümanları münafıkların dedikodularından uzaklaştırdığı gibi, ağaçların ne kadarını kesmeleri gerektiğiyle ilgili tereddütlerini de giderdi: ‘Hurma ağaçlarından her ne kesmiş iseniz veya kesmeyip akmış iseniz (bütün bunlar) Allah’ın inryledir vefasık olanları alçaltmak içindir.[8]

Günler geçiyor ve her yeni günle birlikte Nadirlerin durumu daha da kötüle yordu. Kalelerinin surlarında, Abdullah b. Ubeyy’in adamlarıyla birlikte yardımlarına gelmesini bekliyorlardı. Ama yardım için gelen-giden yoktu. Münafıkların vaatlerinin asılsız olduğunu anlamakta gecikmediler. Dindaşları olan Kurayzalan da Resulüllah’la dostluk anlaşmasını yenilediklerini öğrenince, yaptıklarına pişman olup Resulüllah’m daha önce kendilerine teklif ettiği şartları kabul ettiklerini bildirdiler. Böylelikle altı gün süren kuşatma hiçbir çatışma olmadan sona erdi. Üç kişinin bir deve alması ve develerine savaş teçhizatları hariç istedikleri bütün değerli eşyalarım yüklemeleri şartıyla Nadirlerin Medine’den çıkmalarına izin verildi. Nadirler yol hazırlığı için evlerine döndüler. Bütün değerli eşyalarını topladılar, hatta öyle ki bazıları evlerinin pervazlarını ve kapılarını dahi söktü. Diğer bazıları ise Müslümanların eline geçmesin diye evini kendi elleriyle yıktı. Allah, onlara, övündükleri evlerim ve kalelerini kendi elleriyle yıktırma gibi gibi bir durum yaşattı. Bu durum bir ayete şöyle konu oldu: ‘Onlar kalelerinin kendilerini Allah’tan koruyacağını sanmışlardı. Allah’ın azabı onlara hiç düşünmedikleri şekilde geldi. (Allah) onların kalplerine korku saldı. Öyle ki, evlerini kendi elleriyle ve müminlerin elleriyle tahrip ediyorlardı. Artık basiret sahipleri ibret alsınlar.[9]

Nadirler, 600 deveden oluşan bir kervan halinde bütün değerli eşyalarını da yanlarına alarak Medine’den ayrıldılar. Bir kısmı Şam’a, bir kısmı ise Hayber’e gitti. Nadirlerin Medine’den kovulmaları Müslümanların aleyhine olan psikolojik ortamı büyük oranda tekrar lehlerine çevirdi. Müslümanlar, aynı zamanda, hemen yanı başlarındaki önemli bir potansiyel düşmandan da kurtulmuş oldular.

Bu ilginç ve büyük bir zaferle biten savaşın sonrasında, diğer birçok konuda olduğu gibi, ele geçen mal, bağ ve bahçelerin nasıl paylaşılacağı da yine ayetle bildirildi: ‘Allah’ın o şehir halkından Resulüne verdiği mallar, Allah’a, Resulüne, (Resulle) akrabalığı bulunanlara, yetimlere, yoksullara, (yolda kalan) yolcuya aittir. Böylelikle o mallar içinizde yalnız zenginlerin arasında dolaşan bir şey olmasın. (Ey Müslümanlar) Peygamber size ne verdiyse alın, size neyi yasakladıysa ondan sakının ve Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın azabı şiddetlidir. (O mallar bir de) hicret eden fakirlere aittir ki onlar, yurtlarından ve mallarından (sürülüp) çıkarılmışlardır; Allah’ın lûtfu ve rızasını ararlar, Allah’a ve Resulüne (canlarıyla, mallarıyla) yardım ederler. îşte doğru olanlar onlardır’ [10] Resulüllah, bu ayet üzerine Medineli Müslümanları yanma çağırdı. Hicretten bu yana muhacirler için yaptıkları fedakârlıkları dile getirdikten sonra, eğer isterlerse Nadirlerden elde edilen malları herkese eşit olarak paylaştıracağını, fakat bu durumda Muhacirlere yardım etmeye devam etmeleri gerekeceğini; ama eğer razı olurlarsa elde edilen bütün malları Muhacirler arasında dağıtıp onları mal, bağ, bahçe sahibi yaparak kendi ayakları üzerinde duracak konuma getirmeyi düşündüğünü, bu durumda da o ana kadar devam eden yardımlarını devanı ettirmelerine gerek kalmayacağını bildirdi. Medineli Müslümanlar bütün malları Muhacir kardeşlerine dağıtılmasını, fakat kendilerinin de yardımlarına kesintisiz devam edeceklerini söylediler. Resulüllah ‘Allahım! Ensar’ı ve Ensar’ın evlatlarını koru’ diye dua ederek memnuniyetini bildirdi. Ensar’ın bu takdire değer tavrı vahyolunan bir ayetle Allah katında da övüldü: ‘(Muhacirlerden) önce o yurda yerleşen ve imana sarılanlar, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinden bir ihtiyaç duymazlar. Kendilerinin ihtiyaçları olsa bile (Muhacir kardeşlerini) öz canlarına tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar umduklarına erenlerdir.[11] Elde edilen mallar muhacir arasında dağıtıldı. Ensardan ise çok yoksul oldukları için sadece Sehl b. Hüneyn ile Ebû Dücane’ye mal verildi.

O sıralar sayı olarak hiçte az olmayan münafıklar, bazı Müslümanların bazen zihinlerini karıştıracak, hatta korkmalarına neden olacak girişimlerden geri kalmıyorlardı. Nadirlileri kışkırtmaları ve Nadirlerin Medine’den kovulması sırasında şımarıklık yapıp Resulüllah’ı karanndan vazgeçirmeye çalışmaları herkes tarafından görüldü. Böylelikle kimlikleri iyice belli oldu. Allah yine o zaman vahyettiği ayetlerle Müslümanların kalplerindeki bazı korku ve ürpertileri, münafıkların iç yüzlerini açıklayarak, korkaklıklarını açığa vurarak çekip aldı. Üstelik bizzat yaşanan olaylardaki rollerini ifade ederek münafıkların bizzat kendilerine aşağılık durumlarını gösterdi. Ayet şöyledir: ‘îki yüzlülük edenleri görmedin mi, Kitap ehlinden inkar eden kardeşlerine, ‘Eğer siz (yurdunuzdan) çıkarılırsamz, mutlaka biz de sizinle beraber çıkarız. Sizin aleyhinize hiç kimseye itaat etmeyiz. Şayet sizinle savaşırlarsa mutlaka size yardım ederiz’ derler. Allah, onların yalancı olduklarına şahitlik eder. Andolsun eğer onlar çıkanlsalar bunlar onlarla çıkmazlar; eğer onlarla savaşılsa onlara yardım etmezler, yardım etseler bile arkalarına dönüp kaçarlar, sonra (bir daha) kendilerine yardım edilmez. Onların kalplerinde sizin korkunuz Allah’ınkinden fazladır (Allah’tan çok sizden korkarlar). Böyledir; çünkü onlar anlamayan bir topluluktur. Onlar toplu olarak sizinle savaşamazlar, ancak sağlam korunan şehirlerde veya kalelerin arkasından (sizinle savaşmaya cesaret ederler). Kendi aralarındaki çekişmeleri şiddetlidir. Sen onları birlik-beraberlik içinde sanırsın, oysa onların kalpleri dağınıktır. Böyledir, çünkü onlar akıllarını kullanmayan bir topluluktur.[12]

[1] Haşr, 59:2
[2] Abdürrezzak, el-Musannef, V/359.
[3] Enfal, 8:58
[4] lbn Sâ’d, et-Tabakatü’l-Kübra, H/57; Taberî, Tarihu’r-Rusül ve’l-Mülûk, 111/37.
[5] lbn Sâ’d, et-Tabakatü’l-Kübra, 11/57; Vakıdî, Meğazi, 1/287.
[6] Haşr, 59:2
[7] Haşr, 59:2
[8] Haşr, 59:5
[9] Haşr, 59:2
[10] Haşr, 59:7,8
[11] Haşr, 59:9
[12] Haşr, 59:11-14
 
Üst