Hz. MUHAMMED (sav) Kureyş’in zor günleri

MURATS44

topragizbiz.com
KUREYŞ’İN ZOR GÜNLERİ

Bir kısım insanlar, müminlere ‘Düşmanlarınız olan insanlar, size karşv asker topladılar; aman sakının onlardan!’ dediklerinde bu, onların imanlarını bir kat daha arttırdı ve ‘Allah bize yeter. O ne güzel vekildir!’ dediler. Bunun üzerine, kendilerine hiçbir fenalık dokunmadan, Allah’ın nimet ve keremiyle geri geldiler. Böylece Allah’ın rızasına uymuş oldular. Allah büyük kerem sahibidir. [13]

Uhud savaşının üzerinden bir yıl geçmişti. Resulüllah Müslümanlardan yeni bir harekât için hazırlanmalarını istedi. Bedir’e gidilecek ve gerekirse Kureyş ordusuyla savaşılacaktı. Zira Ebû Süfyan, Uhud savaşının sonunda Müslümanlara seslenerek ‘Gelecek yıl, Bedir’de sizinle buluşup, çarpışmaya söz veriyorum, var mısınız?’ tehdidinde bulunmuştu. Ebû Sûfyan’m bu tehdidinin cevabını verme zamanı gelmişti. Bu bir itibar konusuydu. Kim kaçarsa o itibar kaybına uğrayacaktı. Zaten bu nedenledir ki, Müslümanlar Ebû Sûfyan’ın tehdidini savurduğu sırada, Resûlüllah’ın izniyle, “Varız! Bedir, inşallah sizinle bizim buluşma yerimiz olacak’ demişlerdi.

Resulüllah’ın askerî bir harekât için gerekli hazırlıkların yapılmasını Müslümanlardan istediği ve Müslümanların hiç itirazsız bu isteğin gereklerini yerine getirmek için çabaladıkları sırada, Mekke’de durum daha farklıydı. Ebû Süfyan savurduğu tehditten bin pişman bir halde, Mekkelilerden savaş için hazırlanmalarını istiyor, itiraz seslerini kesmeye çalışıyordu. Hiç kimse bu işe gönüllü değildi. Bu savaşı anlamsız buluyorlardı. Ancak bütün itirazlara rağmen Kureyş’in lideri olarak Ebû Süfyan sözünden dönemezdi. Bedir’e gidilecek ve gerekirse Müslümanlarla savaşılacaktı. Ortada Mekke adına verilmiş bir söz, daha da önemlisi, yapılmış bir tehdit vardı ve eğer bunlar unutulup da Müslümanlara karşı çıkılmazsa, Kureyş’in itibarı zedelenir, Müslümanların itibarları artardı. Ebû Sûfyan’ın ve birkaç arkadaşının istek, rica ve tehditleri karşısında isteksiz bir şekilde harekât için hazırlıklara başlandı. Aslında geçerli bir gerekçe bulabilse Ebû Süfyan da sözünden hemen dönecekti ama ne var ki hiçbir gerekçesi yoktu.

Bu harekâtın aleyhlerine sonuçlanma ihtimali yüksekti; yol uzundu ve ağır bir kuraklık hüküm sürüyordu. O sene Medine bölgesi hariç Hicaz bölgesinde çok ağır bir kuraklık yaşanmış ve hâlâ yaşanıyordu. Halk aç ve sefildi. Ebû Süfyan harekâttan vazgeçmelerini meşrulaştıracak, tehdidini geçersiz kılacak bir gerekçe bulmaya çalıştı. Uzun düşüncelerin sonunda, geçerli bir gerekçe bulamayınca, geçerli bir gerekçeyi kendisi oluşturmaya çalıştı. Bu konuda farklı kişilerin bilgi ve kurnazlıklarına başvurdu. Görüştüğü kimselerden birisi, Hac için Medine’den Mekke’ye gelmiş olan Nuaym b. Mes’ud idi. Yakın dostu Nuaym’a sıkıntılarını anlattı. Harekâtın çok sıkıntıya neden olacağını, hayvanlara ot ve su bulmakta zorlanacaklarını, bunun ise kendilerini zora sokacağını, ama harekâttan vazgeçecek olursa ‘Muhammed’den korktu’ denileceğini, bunu da istemediğini söyledi. Nuaym’dan kendilerine yardımcı olmasını, Medine’ye dönerek Müslümanları harekâttan vazgeçirmesini istedi. Nuaym, eğer Müslümanları vazgeçirebilirse, kendisinin de bir harekâta kalkışmasına gerek kalmayacaktı.

Nuaym gönlü ve dini bir olan Mekke eşrafına yardım etmek ve bu arada teklif edilen yirmi develik ödülü de hak edip alabilmek için son derece hızlı bir şekilde Medine’ye döndü. Medine’ye varınca, Müslümanların harekâta hazırlandıklarım duydukları için Mekkelilerin son derece büyük bir ordu hazırladıklarını, bu orduyu bizzat gördüğünü, hiç kimsenin bu ordu karşısında duramayacağım, fakat eğer Müslümanlar harekâttan vazgeçerlerse Mekkelilerin de kuraklık nedeniyle vazgeçeceklerinden emin olduğunu anlatmaya başladı. Bazı müşrik ve münafıklar da bu konuda kendisine yardımcı oluyorlardı. Nuaym, çabalarında başarılı oldu ve Müslümanlardan bir çoğu sırf gurur nedeniyle durup dururken Mekkelilerle bir savaşa girmenin gereksiz olduğunu, harekâttan vazgeçilmesinin iyi olacağım kendi aralarında konuşmaya başladılar. Açıkça görülmemekle birlikte Müslümanlardan bazıları Bedir’deki bu muhtemel savaşın sonu nedeniyle korkuya kapıldılar.

Münafıklar ve Yahudiler ise gerçekleşenler karşısından keyifle içten içe gülüyor, aralarında Müslümanları korkuttuklarını konuşuyorlardı. Resulüllah, Müslümanlardan bir kesimin çıkılacak harekâtın gereksiz olduğu kanaatine sahip olduklarını duyunca, tam bir kararlılık içerisinde, gerekirse tek başına bile olsa kararını uygulamaya koyacağını söyledi. Mescitte Müslümanlara hitaben ‘Varlığım kudret dinde olan Allah’a yemin ederim ki, yanımda hiç kimse olmasa bile ben Bedir’e gideceğini [14] dedi. Sözünde kararlı olduğu belliydi. Zaten o iş olsun diye konuşacak birisi değildi. Üstelik o ölümden korkan birisi de değildi. Buna hem Bedir’de ve hem de Uhud’da bizzat tanık olmuşlardı. Bu iki savaşta ve diğer bazı harekâtlarda kendileri korkmuşlar, paniklemişler, geri kaçmışlardı da, Resulüllah düşman ordularının karşısında gerekirse tek başına durmuş ve bir adım bile gerilememişti. Resulüllah’m Bedir’e yönelik harekât için kararlılığı Müslümanları utandırdı; yaptıkları yanlışlığı fark ettiler ve hazırlıklarına bıraktıkları yerden devam ettiler. Böylelikle Nuaym’m dolayısıyla Ebû Süfyan’m oyunu bozuldu. Resulüllah, Medine’de yerine Abdullah b. Revâha’yı bırakarak, bin beş yüz kişilik orduyla Bedir’e doğru hareket etti (Mart 626). Sancağı Ali taşıyordu.

Bedir ovası Arapların önemli panayır yerlerinden birisiydi. Yılda sekiz gün panayır kurulur ve yarımadanın her bir yanından gelen tüccarlar orada buluşur, birbirleriyle alışveriş yaparlardı. Müslümanların Mekke ordusuyla savaşmak amacıyla Medine’den çıktıkları zaman, Bedir’de panayırın kurulduğu zamandı. Yarımadanın her bir yanından tüccarlar gelmiş, alışveriş yapıyorlardı. Bu nedenle Müslümanların bir kısmı Mekkelilerle savaşmanın dışında, ayrıca panayırda ticaret yapmayı da düşünerek bazı ticarî mallarını yanlarına almışlardı. ‘Bedir’de Ebû Sûfyan’ı bulursak onunla savaşırız. Bulamazsak pazarlarda mallarımızı satarız’ diye düşünmüşlerdi.

Ebû Süfyan, Nuaym’m başarılı olamadığını ve Müslümanları engelleyemediğini öğrenince isteksiz bir şekilde hazırlıklarını tamamlayıp, iki bin kişiden oluşan ordusunun başında Bedir’e doğru yola çıktı. Fakat yolculuğun çok zor geçeceği daha ilk anda belli oldu. Kuraklık çok ileri safhadaydı. Hayvanlar aç ve susuz kalmak üzereydiler. Harekâta isteksiz çıkılmış olması yolculuğun zorluklarını hepten dayanılmaz kılıyordu. Birkaç günlük yolculuğun sonunda, Mekke’ye 40 kilometre mesafedeki Merri Zahran’a vardıklarında, Ebû Süfyan olayı bir gurur ve itibar konusu olmaktan çıkarıp ordusuna ‘geri dön’ emrini verdi. Bu tam anlamıyla psikolojik bir hezimetti. Bütün itibarlarını ayaklar altına aldılar. Bu nedenledir bizzat Mekke halkının azar ve alaylarına muhatap oldular. Ordunun birkaç gün sonra geri dönüşünü ‘Sû ancak sevik içmek için gittiniz’ diye kınayıp, ordularını ‘Sevik ordusu’ olarak isimlendirdiler. Böylelikle Mekke ordusu Mekkelilerin gözünde bile önemli bir itibar kaybına uğramış oldu.

Müslümanlar ise gerekirse savaşmak üzere Bedir’e gittiler. Sekiz gün Bedir’de kaldılar ve Mekke ordusunu beklediler. Bu arada panayıra katılıp ahş-veriş yaptılar, ticaretleri nedeniyle çok kâr elde ettiler. Mekkelilerin gelmeyeceklerini anlayınca da Medine’ye döndüler. Müslümanların Mekkeliler karşısında yılgınlık göstermeyip savaşmak için Bedir’e gitmeleri bölge insanlarının yanında Müslümanların itibarını yükseltti. Üstelik imanlarının gerektirdiği kararlılığı gösterdikleri için Allah katında değerleri yükseldi. Vahyolunan bir ayetle övülüp, takdir edildiler. Ayet şöyledir: ‘Bir kısım insanlar, müminlere: ‘Düşmanlarınız olan insanlar, size karşı asker topladılar; aman sakının onlardan!’ dediklerinde bu, onların imanlarını bir kat daha arttırdı ve ‘Allah bize yeter. O ne güzel vekildir!’ dediler. Bunun üzerine, kendilerine hiçbir fenalık dokunmadan, Allah’ın nimet ve keremiyle (evlerine) geri geldiler. Böylece Allah’ın rızasına uymuş oldular. Allah büyük kerem sahibidir.[15] Buna karşılık Mekkeliierin döneklik yapmaları ve üstelik kendi tehditlerinin gereğini yapmaktan kaçınmaları, bölgede Mekkeliierin itibarını tamamen yok etti. Mekke eşrafı tüm Arapların alay konusu oldu. Böylelikle Müslümanlar savaşsız bir zafer elde etmişlerdi. Artık Hicaz bölgesinde Müslümanların bölgenin gerçek hakim gücü olduğu konuşuluyordu.

[13] Al-i İmran, 3:173,174
[14] İbn Sâ’d, et-Tabakatul~Kübra, 11/59.
[15] Al-i îmran, 3:173,174
 
Üst