Yeni bir din olarak kişisel gelişim

Kaptan43

5 Yıldızlı Kaptan
  • Eğitimliyiz, kariyerliyiz, para da kazanıyoruz ama gelin görün ki mutsuzuz. Manevi boşluğumuz gün geçtikçe büyürken mutlu hissettiğimiz anlar giderek azalıyor. Haliyle de kişisel gelişim adı altında pazarlanan
    kendini iyileştirme gerekliliği​
    dev bir endüstri haline geliyor. Etraf kişisel gelişim kitapları, yaşam koçları, spiritüel deneyimler, motivasyon konuşmaları ve uygulamalarından geçilmezken öğretilerin birçoğu​
    “Sen önemlisin, değerlisin, bir tanesin, aslansın, kaplansın”​
    temasında kişiyi kendi Kaf Dağı’na çıkarıp, egosundan da tatlı bir makas alıyor.​

Kişisel gelişim kitapları, yaşam koçları, hayata yön veren uygulamalar (sağlıklı beslenme, meditasyon, yoga, zayıflama vs.) motivasyon konuşmacıları derken dünyada 10 milyar dolarlık bir pazardan bahsediyoruz. Son 30 yılın en çok gelişmekte olan sektörü sayılıyor. Üstelik din, politika, popüler kültür, sağlık, kozmetik gibi birçok alana açılan kapısıyla da dev bir pazarlama gişesi olmuş durumda. Bir yandan diğer disiplinleri beslerken diğer taraftan da kişiyi statükodan kurtarıp kendi yolculuğuna çıkarma ayağıyla kapitalist düzene çivilemesi onu daha da kullanışlı hale getiriyor.



KİŞİSEL GELİŞİM Mİ KİŞİLİK GELİŞİMİ Mİ

İlk defa 1980 yılında New York Times’da değinilen kişisel gelişim alanı Türkiye’ye 20 yıl geç ulaştı. Şu an satılan kitapların yüzde 10’undan büyük bir kısmını kişisel gelişim konusu oluştururken çok satanlar listelerinin de büyük bir bölümünü kaplıyor. Bu kitapların çok azı mesleği ruh bilimi olan psikolog, psikiyatr ve terapistler tarafından yazılırken, kalan büyükçe bir kesim deneyim yoluyla başarıya ulaşan kalemlerden oluşuyor.
Bir de tabi hiçbir başarının kendisine uğramadığı, hikayesi dahi olmayan sadece tavsiyeden, iddiadan ve kişisel pohpohtan oluşan kitaplar var. Kişinin özüne inmeden oracıkta, iki beylik laf - üç iddialı kural arasına sıkışmış, genelde de sıkışıklığını tekrarlarla açmaya çalışan bir üslup ve boca edilmeye çalışılan yapay bir özgüvenden oluşan bu kitaplar, kişisel olarak gelişmek isteyen değil, henüz kişiliği gelişmemiş bireyleri hedef alıyor. Kişiyi kendi gölgesinde büyüterek narsisizmin doruklarına buyur eden bu kitaplar, ilk gerçekle yüzleşme anında en ince parçasına kadar kırılacak veya daha da kötüsü kırılmamak için etrafını kıracak kibirde insanlar yaratıyor.
Tabii bir de bireyin açısından bakmak lazım. Özellikle son yıllarda bir şeye ulaşmak için efor sarf etmek istemeyen insan tipi için bu yayınlar biçilmiş kaftan. Tüm dünyayı internetten satın alabilmenin, bir ilişkiyi WhatsApp’ta tek cümleyle bitirebilmenin, başucumuza astığımız diplomayı bile yattığımız yerden edinebilmenin mümkün olduğu bu çağda iki cümleyle neden mutlu olunmasın? Veya çoğunun vaat ettiği gibi “yeterince inanırsak neden olmasın.”



DİNLER KİŞİSEL GELİŞİME KARŞI

Bakıldığında doğu felsefelerinin adeta kaynatılıp süzülerek batı kültürüne uyarlandığını, bunu yaparken de materyalist ve kapitalist düşüncenin kazanmaya odaklı elini bırakmadığını görüyoruz. Yani daha iyi bir hayatı yaşamayı odak alan kitapların çoğu daha başarılı olmak, kazanmak, zenginleşmek ve dünyaları ele geçirmek gibi temaların etrafında dönüyor. Bunu hem aslında uhrevi bir varlık olan insanı dünyaya bağımlı kılarak, yani dünyevileştirerek yapıyor. Hem de üzerine temellendiği inanç olgusunu Tanrı ve dinlerden bağımsız bir şekilde palazlandırarak gerçekleştiriyor. Haliyle de daha iyi olma yolunda Tanrı’yı aradan çıkarmak ilk görevi; dünyayı değiştirebilecek inanç ve güce sahip olduğunu haykıran insanoğlunun yanağına çimdik atarak uyandırmak ve onu kendi hayatında Tanrılaştırmak da ikinci görevi oluyor.

OLMA DEĞİL, GÖRÜNME TELAŞINA OYNAMAK
Kişisel gelişimden beklenen ben’in içini deşmek olsa da çoğunlukla yaptığı“ben” olgusunun algısını değiştirerek onu yeniden lanse etmek. Olma değil, görünme telaşına oynamak. Aslında hiçbiri insan acısının karmaşık doğasını irdelemiyor. Belli başlı öğretilerden süzülen hiçbir tortusu, derinliği olmayan bilgiler herkesin anlayacağı şekilde paketleniyor. O da yetmiyor, bazen hayatımızda bulamadıklarımızı bir veya birkaç nesil yukarıda hatta başka yaşamlarımızda aramamıza teşvik edici teknikler yaygınlaşıyor. Sıklıkla duyduğumuz affet, vedalaş, evrene bırak gibi ruhumuzun reflekslerini kısıtlamakla görevli bu cümleler aslında acıyı doğal sürecinde yaşamamızı engelliyor.
Türkiye’de olduğu gibi dünyada da kendisine vaat ettiği tavsiyelerden memnun kalmadığı için koçunu, psikoloğunu, mentörünü suçlayanlar, hatta o da yetmeyip onu öldürme seviyesine gelenler yok değil. Uzmanlar, bu tür destekler almak üzere yola çıkanların başlangıç seviyesinden çok daha kötü noktalara gelebileceği konusunda uyarırken, mesleği ruh bilimi olmayan kimselerin insan hayatını yönlendirici bir role soyunmasının onları onarmaktan çok daha da yaralayacağının altını çiziyor.
Bu yüzden daha iyi yaşama iştahını bir kenara koymak, zaten yaşadığımız hayatla mutlu olma becerisini de beraberinde getirecek.
Bir de asıl acı hiç acı çekmemiş olmak.
Onu yaşamadan, onsuz yaşamanın mutluluğuna nasıl varacaktık sahi?

Elçin Demiröz
 
İlginizi Çekebilecek Benzer Konular
Üst