Ülkeler Türkiye Cumhuriyeti

GEZGİN

Üye


Türkiye
Başkent Ankara
Resmî diller Türkçe
Yönetim Şekli Başkanlık Sistemi
Yüzölçümü 783.356 km²
Nüfus 80.810.525
Nüfus Yoğunluğu 103,1/km²
Para birimi Türk lirası (TRY · ₺)
Zaman dilimi UTC+3 (UDAZD)
Telefon kodu +90
İnternet TLD .tr
Türkiye, topraklarının büyük bölümü Anadolu'da, küçük bir bölümü ise Balkan yarımadası'nın güneydoğu uzantısı olan Trakya'da yer alan ülkedir. Kuzeybatıda Bulgaristan, batıda Yunanistan, kuzeydoğuda Gürcistan, doğuda Ermenistan, İran ve Azerbaycan'ın ekslav toprağı Nahçıvan, güneydoğuda ise Irak ve Suriye komşusudur. Güneyini Akdeniz, batısını Ege Denizi ve kuzeyini Karadeniz çevreler. Marmara Denizi ise İstanbul Boğazı ve Çanakkale Boğazı ile birlikte Anadolu'yu Trakya'dan yani Asya'yı Avrupa'dan ayırır. Türkiye, Avrupa ve Asya'nın kavşak noktasında yer alması sayesinde önemli bir jeostratejik güce sahiptir

Etimoloji


Türkiye'nin adı Türk etnik kimliğinin adından gelir. Sözcüğün günümüzdeki hâlinin orijinali bugünkü Türkiye toprakları için ilk kez 12. yüzyılda İtalyanlar tarafından Ortaçağ Latincesi kullanılarak Turchia veya Turcmenia şekillerinde oluşturuldu. Bunların yanı sıra Orta Çağ'ın Alman seyyahları bölgeyi Turkei veya Tirkenland şeklinde, Fransızlar ise Turquie şeklinde andı.

Sözcüğün Yunanca soydaşı Tourkia (Modern Yunanca: Τουρκία), Bizans imparatoru ve bilgini VII. Konstantinos Porfirogennetos tarafından De Administrando Imperio kitabında kullanıldı. Osmanlı İmparatorluğu ise kendi çağdaşı olan diğer ülkeler tarafından zaman zaman Türkiye veya Türk İmparatorluğu şeklinde tanınırdı.

Türk bayrağı




Türk Milli Marşı - İSTİKLAL MARŞI ve Memet Akif ERSOY



Türkiye Cumhuriyeti Hakkında


Türkiye ya da resmî adıyla Türkiye Cumhuriyeti, topraklarının büyük bölümü Anadolu'da, küçük bir bölümü ise Balkan yarımadası'nın güneydoğu uzantısı olan Trakya'da yer alan ülke. Kuzeybatıda Bulgaristan, batıda Yunanistan, kuzeydoğuda Gürcistan, doğuda Ermenistan, İran ve Azerbaycan'ın ekslav toprağı Nahçıvan, güneydoğuda ise Irak ve Suriye komşusudur. Güneyini Akdeniz, batısını Ege Denizi ve kuzeyini Karadeniz çevreler. Marmara Denizi ise İstanbul Boğazı ve Çanakkale Boğazı ile birlikte Anadolu'yu Trakya'dan yani Asya'yı Avrupa'dan ayırır. Türkiye, Avrupa ve Asya'nın kavşak noktasında yer alması sayesinde önemli bir jeostratejik güce sahiptir.

Türkiye toprakları üzerindeki ilk yerleşmeler Yontma Taş Devri'nde başlar. Doğu Trakya'da Traklar olmak üzere, Hititler, Frigler, Lidyalılar ve Dor istilası sonucu Yunanistan'dan kaçan Akalar tarafından kurulan İyon medeniyeti gibi çeşitli eski Anadolu medeniyetlerinin ardından III. Aleksandros egemenliğiyle birlikte Helenistik dönem geldi. Daha sonra sırasıyla Roma ve Anadolu'nun Hristiyanlaştığı Bizans dönemleri yaşandı. 11. yüzyılda Abbasi hilafetini siyasi hakimiyeti altına alan ve İslam dünyasında büyük bir güç konumuna gelen Selçukluların 1071 yılında Bizans'a karşı kazandığı Malazgirt Muharebesi ile Anadolu'daki Bizans üstünlüğü büyük ölçüde kırılarak Anadolu kısa süre içerisinde Selçuklulara bağlı Türk beyleri tarafından alındı ve Anadolu toprakları üzerinde İslamlaşma ve Türkleşme başladı. Kısa sürede Anadolu'daki diğer Türk beylikleri üzerinde hakimiyet kuran Konya merkezli Anadolu Selçuklu Sultanlığı, 1243'teki Moğol istilasına Anadolu'yu kadar yönetti.

13. yüzyılın sonundan itibaren Batı Anadolu'daki Türk beyliklerinden biri olarak öne çıkan Osmanlılar, 14. yüzyılda Balkanlar'da gerçekleştiriği fetihlerle büyük bir güç haline geldi ve Anadolu'daki diğer Türk beylikleri üzerinde de hakimiyet kurdu. Osmanlılar, 1453 yılında Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'u fethederek Bizans İmparatorluğuna son vermesiyle büyük bir imparatorluk haline geldi. İmparatorluk 1516-1517'de Yavuz Sultan Selim'in Suriye ve Mısır'ı fethedip Mekke ve Medine'yi de hakimiyeti altına almasıyla İslam dünyasındaki en büyük güç haline geldi ve İslami hilafetin de tek temsilcisi oldu. İmparatorluk zirvesini Orta Doğu ve Kuzey Afrika'dan Macaristan'a kadar hakimiyet kurduğu 15. ve 17. yüzyıllar arasında, özelikle Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaşadı. 1683 II. Viyana Kuşatması sonrasında gelen bozgun ve 15 sene süren Kutsal İttifak Savaşları neticesinde 1699'da Osmanlı İmparatorluğu'nun Avrupa'ya karşı üstünlüğü sona erdi. 19. yüzyıla gelindiğinde imparatorluk, Tanzimat adı verilen ciddi bir modernleşme sürecine girdi. 1876 yılında anayasanın ilan edilip meclisin açılmasıyla başlayan I. Meşrutiyet devri, Sultan II. Abdülhamid'in 1878 yılında Osmanlı-Rus Savaşını gerekçe göstererek anayasayı askıya alıp meclisi kapatması ile kısa sürse de, 1908 yılında İkinci Meşrutiyet ilan edilerek anayasa tekrar yürürlüğe girdi. Ancak reformlar dağılmayı engelleyemedi. Bu süreçte bağımsızlığını kazanarak imparatorluktan ayrılan Balkan devletlerinin birleşerek Osmanlı İmparatorluğuna savaş açması ile başlayan 1912-1913 Balkan Savaşı ile Osmanlı İmparatorluğu, Balkanlar'daki tüm topraklarını kaybetti. Balkan bozgunundan bir sene sonra da I. Dünya Savaşı'na (1914-18) İttifak Devletleri'nin yanında giren imparatorluk savaş sonucunda yenik düşerek Orta Doğu'daki tüm topraklarını kaybetti ve İtilaf Devletleri'nin işgaline uğradı. 16 Mart 1920'de İtilaf Devletlerinin İstanbul'u işgal edip bazı milletvekillerini tutuklayarak sürgüne göndermesi sonucunda Meclis-i Mebusan'ın kapanmasıyla Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde 23 Nisan 1920 tarihinde Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi kuruldu. Mustafa Kemal Paşa önderliğinde işgalci kuvvetlere karşı yapılan Kurtuluş Savaşı (1919-22) başarıya ulaşıp 1 Kasım 1922 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından saltanatın kaldırılmasıyla Osmanlı monarşisi tarihe karıştı. 29 Ekim 1923'te cumhuriyetin ilan edilmesi ve 3 Mart 1924'te hilafetin kaldırılıp Osmanlı Hanedanı'nın yurt dışına sürgün edilmesinden sonra çağdaş Türkiye'nin oluşumunda önemli yer tutacak olan bir dizi devrim gerçekleştirildi.

Türkiye, başkanlık sistemiyle yönetilen demokratik, laik ve üniter bir anayasal cumhuriyettir. Resmî dili, nüfusun %85'inin anadili olan Türkçedir. Ülkenin %70-80'ini Türkler, geriye kalanını Lozan'a göre yasal olarak tanınan (Ermeniler, Rumlar ile Yahudiler) ve yasal olarak tanınmayan (Arnavutlar, Boşnaklar, Çerkesler, Gürcüler ile Kürtler vb.) halklar oluşturmaktadır. Nüfusunun büyük bölümü Müslümandır. Avrupa Konseyi, NATO, OECD, AGİT ve G-20 topluluklarına üye olan Türkiye, Batı dünyasıyla bütünleşmiştir. 1963'te Avrupa Ekonomik Topluluğu ortak üyesi olmuş, 1995'te AB Gümrük Birliği'ne katılmış ve Avrupa Birliği'ne tam üyelik müzakerelerine 2005'te başlamıştır. Ülke ayrıca Türk Keneşi, Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Ekonomik İşbirliği Teşkilatı gibi örgütlere de üyedir. Günümüzde Türkiye, büyüyen ekonomisi ve diplomatik girişimleri sayesinde bölgesel güç olarak kabul edilmektedir.

TARİHÇE

Anadolu Selçuklu Devleti ( 1077 - 1308 )



Büyük Selçuklu Devleti ( 1037 - 1157 )



 
Son düzenleme:

GEZGİN

Üye

Anadolu Selçuklu Devleti


Anadolu Selçuklu Devleti, Rum Selçuklu Sultanlığı veya Türkiye Selçuklu Devleti (Arapça: السلاجقة الروم el-Salācika el-Rūm, Farsça: سلجوقیان روم Selcūkiyân-i Rūm; Rum Selçukluları), Selçuklulardan Kutalmış'ın oğlu Süleyman Şah tarafından Anadolu’da, 1075 yılında kurulmuş olan, Türk-İran geleneğine mensup bir Sünni İslam devletidir.

Türkler çeşitli sebeplerden ötürü ana vatanları olan Orta Asya'dan göç etmek zorunda kalmışlar ve kendilerine yeni bir vatan aramaya başlamışlardır. Bu yüzden Büyük Selçuklular; çevre bölgelere akınlar düzenlemeye başlamışlardır. Örneğin Anadolu'ya yapılan ilk akınlar 1015-1018 yılları arasında gerçekleşmiştir. Büyük Selçuklular; 1040 Dandanakan Muharebesi ile Gazneliler'i mağlup etmiş ve bağımsız olmuşlardır. Selçukluların bağımsız olmasıyla beraber çevre bölgelere yapılan akınlar daha sistemli hale gelmiştir. Nitekim bu akınlar sonucunda Anadolu'nun uygun bir bölge olduğu anlaşılmıştır. Anadolu hakimiyeti için Büyük Selçuklularla Anadolu'yu elinde bulunduran Bizans İmparatorluğu arasındaki ilk savaş, 1048 yılında gerçekleşmiş ve Pasinler Muharebesi olarak bilinen bu savaşla beraber Anadolu hakimiyeti için gerçekleştirilen ilk savaş Selçuklu zaferiyle noktalanmıştır.

 
Son düzenleme:

GEZGİN

Üye

TÜRKİYE CUMHURİYETİ


Türkiye Cumhuriyeti tarihi, Osmanlı İmparatorluğu`nun temelleri üzerine Atatürk ve silah arkadaşları tarafından inşa edilmiş bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti`nin Kurtuluş Savaşı ile başlar.

Türkiye Cumhuriyeti tarihi


Türkiye Cumhuriyeti tarihi, Osmanlı İmparatorluğu`nun temelleri üzerine Atatürk ve silah arkadaşları tarafından inşa edilmiş bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti`nin Kurtuluş Savaşı ile başlar.

Bu yeni rejim I. Dünya Savaşı sonrasında yenik düşen ve toprakları paylaşılan Osmanlı Devleti`nin son ordusu ve milis kuvvetlerinden oluşan Kuvayi Milliye denilen bir halk direnişinin Atatürk tarafından organize edilerek işgalci devletlere karşı konularak kurulmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti`nin temel nitelikleri, Lozan Antlaşması`nda da yer almıştır. Buna göre, ülkesi ve ulusuyla bölünmez bir bütün oluşturan Türkiye`de yaşayan ve Türk devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes eşit ve aynı haklara sahip Türk ulusunu oluşturmaktadır.

Saltanatın kaldırılmasının ve Lozan Antlaşması`nın ardından TBMM`de en çok tartışılan konulardan biri olan yeni devletin niteliği sorunu Mustafa Kemal Paşa`nın 28 Ekim gecesi İsmet İnönü`yle, devletin niteliğinin cumhuriyet olduğunu saptayan bir yasa tasarısı hazırlaması ile son buldu. 29 Ekim 1923 günü;

Cquote|"Hakimiyet kayıtsız ve şartsız milletindir. İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına dayanır. Türkiye Devletinin hükümet şekli Cumhuriyettir" thumb|right|Atatürk esasına dayalı olarak Cumhuriyet ilan edildi ve yeni Türk Devleti`nin adı artık Türkiye Cumhuriyeti idi.

Devletin kuruluşu


Kurtuluş savaşı : Sivas Kongresi anamadde|Türk Kurtuluş Savaşı I. Dünya Savaşı sonrasında İtilaf Devletleri`nce Osmanlı Devleti`ne imzalatılan Sevr Antlaşması neredeyse devleti haritadan silmiş ve egemenliğini ciddi biçimde sınırlayan hükümlere yer vermiştir.

Kurtuluş Savaşı
Kurtuluş Savaşı

İtilaf Devletleri Osmanlı Devleti ile hemen barış yapmaya yanaşmıyorlardı. Hazırlayacakları barış şartlarını Osmanlı Hükümetine kabul ettireceklerinden emindiler. Fakat mütarekeden sonra, aradan geçen iki sene içinde, Kurtuluş Savaşı Milli Kurtuluş hareketi başlamış, Ankara`da yeni bir Türk Hükümeti kurulmuştur. Bu hükümetin yapmış olduğu savaşlar neticesinde Türk halkı istiklale kavuşmıştur.

TBMM`nin kurulması : Atatürk, İstanbul`un işgalinden üç gün sonra, ünlü 19 Mart 1920 tarihli bildiriyi yayımladı. Bildiride, "Olağanüstü yetkiler taşıyan bir Meclisin Ankara`da toplanacağı, Meclis`e katılacak üyelerin nasıl seçilecekleri, seçimlerin en geç onbeş gün içinde yapılması gereği, kesin ve kararlı ifadelerle yer alıyordu.

23 Nisan 1920 tarihinde, Parlamento geleneklerine göre, en yaşlı üye olan Sinop Milletvekili Şerif Bey (1845), Başkanlık kürsüsüne çıktı ve konuşma yaparak Meclis`in ilk toplantısını açtı.

Meclis "Misak-ı Milli"ye yemin ederek, Türk topraklarının parçalanmasına müsaade etmeyeceğini dünyaya ilan etti.

Cumhuriyetin İlanı : TBMM`de 30 Ekim 1922`de başlayan saltanatın kalkması hakkındaki görüşmeler 1 Kasım 1922`de çıkarılan bir yasa ile son buldu ve Osmanlı Hanedanı`nın Türk toplumu üzerindeki otoritesi yıkılarak monarşi kaldırıldı.

Saltanatın kaldırılması ile Osmanlı İmparatorluğu tasfiye ediliyor, Türkiye Cumhuriyeti`nin temelleri atılıyordu.

24 Temmuz 1923 tarihinde İsviçre`nin Lozan şehrinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi temsilcileriyle ``İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Portekiz, Belçika, S.S.C.B, Yugoslavya`` temsilcileri tarafından, Lozan Üniversitesi salonunda imzalanan Lozan Antlaşması barış antlaşması ile Atatürk önderliğinde Milli Mücadele`ye başlayan savaş meydanlarında büyük zaferler kazanan Türk ulusu siyasi ve hukuki olarak varlığını tescil ettirmiştir.

Lozan barış görüşmeleri 8 ay sürmüş ve Türk tarafının kayıtsız şartsız bağımsızlık talebi nedeniyle çetin geçmiştir. Görüşmelerde Türkiye`yi temsil eden İsmet Paşa başkanlığındaki heyetin bu başarıdaki rolü büyüktür.

Tek partili Dönem : Türkiye Cumhuriyeti`nin Tek Partili Dönemi Atatürk, 24 Nisan 1920 ve 13 Ağustos 1923 tarihlerinde TBMM Başkanlığına seçildi. Bu başkanlık görevi, devlet-hükümet başkanlığı düzeyindeydi. 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyet ilan edildi ve Atatürk ilk cumhurbaşkanı seçildi. Anayasa gereğince dört yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilendi. 1927, 1931, 1935 yıllarında TBMM Atatürk`ü yeniden cumhurbaşkanlığına seçti.

9 Eylül 1923`te Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuş olan ``Cumhuriyet Halk Partisi`` (CHP), Türkiye Cumhuriyeti`nin ilk siyasi partisidir.

Başlangıçta adı ``Halk Fırkası`` olan parti 1924 yılındaki kurultayda adını ``Cumhuriyet Halk Fırkası`` olarak değiştirdi. 1927yılında ``Cumhuriyetçilik``, ``Halkçılık``, ``Milliyetçilik``, ve ``Laiklik-1937`` ilkelerini tüzüğüne ekledi. 1935 yılındaki kurultayda daha önceki dört ilkeye ``Devletçilik`` ve ``Devrimcilik`` ilkeleri de eklenerek ilkeler altıya çıkarıldı ve partinin adı ``Cumhuriyet Halk Partisi`` oldu.

Atatürk sık sık yurt gezilerine çıkarak devlet çalışmalarını yerinde denetledi. İlgililere aksayan yönlerle ilgili talimatlar verdi. Yurt dışına hiçbir resmi ziyaret için çıkmamakla birlikte, Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye`yi ziyaret eden yabancı ülke devlet başkanlarını, başbakanlarını, bakanlarını ve komutanlarını ağırladı.

Atatürk Devrimleri : Başöğretmen Atatürk anamadde|Atatürk Devrimleri Atatürk Devrimleri veya diğer adıyla Atatürk İnkılapları, Türkiye Cumhuriyeti`nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı olan Mustafa Kemal Atatürk tarafından öncülük edilen, günümüzde Atatürk İlkeleri olarak bilinen ilkeler doğrultusunda, 1922 ve 1938 yılları arasında hayata geçirilen bir dizi yasal değişikliktir. Bu devrimlerin amacı, Atatürk tarafından; "``Türkiye`yi gelişmiş devletler seviyesine çıkartmak``" olarak beyan edilmiştir.

Atatürk Devrimleri 5 ana kategoride gruplanabilir
  • Siyasal alandaki inkılaplar
  • Toplumsal alandaki inkılaplar
  • Hukuk alanındaki inkılaplar
  • Eğitim ve kültür alanındaki devrimler
  • Ekonomi alanındaki devrimler
Atatürk Devrimleri`nin esas amacı, Osmanlı`nın son dönemlerinde ilmen geri kalmış Türk toplumunu, çağdaş ve modern bir ulus haline getirmektir.

Atatürk`e göre bu devrimlerin amacı; Türk Milletinin son asırlarda geri kalmasına neden olan bütün kurumları kaldırarak yerine milletin karakterine, şartlara ve çağın gereklerine uygun ve ilerlemeyi sağlayacak yeni kurumlar kurmaktır.

Milli Şef Dönemi : İsmet İnönü Atatürk`ün ölümü üzerine 11 Kasım 1938`de cumhurbaşkanlığına seçildi. Cumhurbaşkanlığının yanı sıra CHP genel başkanlığına da getirildiğinden yönetim üzerinde geniş otorite sahibi oldu. CHP`nin 26 Aralık 1938`de toplanan I. Olağanüstü Kurultay`ında partinin "değişmez genel başkan"ı seçildi. Ayrıca kendisine ``Milli Şef`` sıfatı verildi.

Cumhurbaşkanı seçilmesinden hemen sonra başlayan II. Dünya Savaşı (1939-1945) döneminde İnönü ülkeyi savaştan uzak tutmaya çalıştı. Savaş yıllarındaki ekonomik ve toplumsal sıkıntılar ise, dönemin unutulmayan mirası olarak kaldı. Gene bu dönemde Hasan Ali Yücel`in öncülüğündeki Köy Enstitüleri kuruldu ve geliştirildi.

II. Dünya Savaşı : II. Dünya Savaşı`nın gelişim süreci Amerikalı general McArthur`la 1931 senesinde yaptığı bir konuşmada Mustafa Kemal Atatürk şöyle demektedir;

Versay Anlaşması I. Dünya Savaşı`nı hazırlayan nedenlerin hiç birini ortadan kaldırmamış, aksine dünün başlıca rakipleri arasındaki uçurumu daha fazla derinleştirmiştir. Galip devletler yenilenlere barış koşullarını zorla kabul ettirirken bu ülkelerin etnik, jeopolitik ve ekonomik özelliklerini dikkate almamışlar, yalnız düşmanlık duygularının üzerinde durmuşlardır. Böylelikle de bugün içinde yaşadığımız barış, ateşkesten öteye gidememiştir. Bence dün olduğu gibi yarın da Avrupa`nın kaderi Almanya`nın tutumuna bağlı kalacaktır.

20. yüzyılın iki topyekun savaşından ikincisidir. Altı yıl boyunca, dünyanın çeşitli bölgelerinde süren kesintisiz savaşlarla süregiden II. Dünya Savaşı, Alman ordularının Polonya`ya saldırıdığı 1 Eylül 1939`da başlamış kabul edilir. Ne var ki birbirinden kopuk görünseler de bu tarihten önceki çatışmalar ve I. Dünya Savaşı sonrası yapılan ancak mağlup devletleri memnun etmemiş olan antlaşmaların geçersiz kılınması, savaşta birincil rol oynayan tarafların stratejik hedefleri arasında yer aldığından, savaşın başlangıcı tarihsel olarak daha gerilerden başlamaktadır.

İnsan kaynakları yönünden ağır sonuçları yaşanan birKurtuluş Savaşı`nın hemen ardından yeni bir savaşa girmemek konusunda kesin olarak kararlı olan Türk yönetimi, sonuna kadar denge politikasını sürdürebilmiştir.

Kaçınılmaz görünen Avrupa savaşı dışında kalabilmeyi sağlamak üzere, İngiltere ve Fransa`yla 19 Ekim 1939`da Ankara`da bir ittifak anlaşması imzalandı.

Alman ordularının Balkanları istilasının hemen ardından Alman hükümeti Türkiye`ye bir saldırmazlık anlaşması önermiştir. Hitler, devrin Türk başbakanı İsmet İnönü`ye gönderdiği kişisel mektubunda, Alman ordularının Türk sınırlarına 85 km.den daha fazla yaklaşmayacağı garantisini kişisel olarak verdiğini belirtmektedir.

18 Haziran 1941`de imzalanan saldırmazlık anlaşması Türkiye`nin Almanya ile olan ilişkileri yönünden bir kilometre taşı oldu. Ne var ki 10 Ağustos 1941`de Rusya ve İngiltere, ortak notayı Türk hükümetine ilettiler.

Bu notada, Türkiye`nin toprak bütünlüğüne saygılı olunacağı ancak, Montrö Boğazlar Sözleşmesi gereği Türkiye`nin boğazları savaş gemilerine kapalı tutma taahhüdüne sadık kalmasının gereği belirtilmiştir.

İzleyen yıllar, Müttefiklerin Türkiye`nin kendi cephelerinde savaşa girmesi konusunda baskılarının giderek arttığı yıllar olmuştur.

2 Ağustos 1944 tarihine kadar Türk yönetimi bu baskılara direnmiş, savaşın kaderinin belli olduğu tesbitiyle Müttefiklerle anlaşmaya yönelmiştir. Almanya ile ve hemen ardından Japonya ile tüm diplomatik ve ekonomik ilişkilerini kesme kararı alan Türk yönetimi, Müttefik liderleri Şubat 1945`te toplanan Yalta Konferansı`nda, yeni kurulacak Birleşmiş Milletler`e yalnızca 1 Mart 1945 tarihine kadar Almanya`ya savaş açmış ülkelerin katılmasını içeren bir karar almaları üzerine, 23 Şubat 1945`te Almanya`ya savaş ilan etmiştir.

Kuşkusuz göstermelik bir karardır bu, Almanya yenilmiştir ve Türk Silahlı Kuvvetleri`nin bir çatışmaya girmesini gerektiren bir durum yoktur.

50`li yılllar : türkiye Cumhuriyeti`nin Çok Partili Dönemi Türkiye`nin en eski partisi ise 21 Mayıs 1889`da İttihad-ı Osmani adı altında kurulan padişah II. Abdülhamit`i tahttan indirmek amacıyla kurulan dernektir. Sonradan İttihat ve Terakki Cemiyeti adını alan bu örgüt II. Meşrutiyet`in ilanının ardından 18 Ekim-8 Kasım 1908 tarihleri arasında toplanan kongresinde siyasi fırka (parti) haline geldiğini ilan etti.

2.Dünya Savaşı`nın bitmesiyle basında ve mecliste çok partili siyasal sistemi savunan bir anlayış oluştu. Buna CHP genel başkanı ve cumhurbaşkanı İsmet İnönü de yaptığı konuşmalarla destek verdi. Bunu takip eden gelişmelerde, meclisteki bütçe görüşmeleri sırasında, CHP içinde başını Adnan Menderes, Feridun Fikri Düşünsel, Yusuf Hikmet Bayur, Emin Sazak gibi bazı milletvekillerinin çektiği bir muhalefet oluştu. 11 Haziran`da kabul edilen Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu, parti içindeki muhalefetin güçlenmesine yol açtı. Bu yasanın görüşüldüğü sırada Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuad Köprülü ve Refik Koraltan, parti Meclis Grubu`na Dörtlü Takrir olarak bilinen bir önerge verdiler. Ülke ve parti yönetiminde liberal düzenlemeler yapılmasını isteyen bu önerge, 12 Haziran`da reddedildi. Bu gelişmelerden sonra Menderes, Köprülü ve Koraltan partiden çıkarıldı. Bayar ise önce vekillikten sonra partiden istifa etti.

``Demokrat Parti`` (DP), 7 Ocak 1946`da Dörtlü Takrir`e imza atanlar tarafından kuruldu. Parti genel başkanlığına Bayar getirldi. DP, ekonomi ve siyasette liberal düzenlemeleri savunuyordu. DP`nin kuruluşu iktidar tarafından önceleri hoş karşılanmıştır.

1950 genel seçimlerinde Demokrat Parti galip olarak çıkmıştır. Adnan Menderes liderliğindeki DP ilk başlarda çok popülerken 1950`lerin sonlarına doğru yaşanan ekonomik sıkıntılar nedeniyle sıkıntılı bir döneme girmiş ve 1960 yılında yapılan askeri darbe ile çok partili yaşam kesintiye uğramıştır.

Kore Savaşı : Kore Savaşı Türkiye Cumhuriyeti, 1950 yılında başlayan Kore Savaşı`na fiilen katılmış ve 1950`den 1953`e kadar tugay büyüklüğünde bir kuvvetle Kuzey Kore`ye karşı savaşmıştı. Kunuri Muharebesi`ndeki başarılarıyla dikkat çeken Türk Tugayı, başta Koreliler olmak üzere bütün dünyanın takdirini kazanmıştır.

İkinci Dünya Savaşı`nın bitip Soğuk Savaş`ın başlamasıyla Türkiye, uluslararası ortamda kendini yalnız buldu. İkinci Dünya Savaşı`nda tarafsız kalarak bütünlüğünü Almanya`ya karşı korumuş ancak savaş sonrasında Sovyetler`in Doğu Anadolu`da toprak ve Boğazlar`da üs ve ortak savunma talepleriyle karşılaşmıştı. Böylece Sovyet tehdidine karşı müttefik arayan Türkiye Batı Bloğu`na ve Amerika`ya yaklaşmaya başladı.

Türkiye, NATO`ya girişini hızlandırmak için başlayan Kore Savaşı`na birlikler göndermiştir. Özellikle sol kesimler tarafından "Türk gencinin kanının Amerika`ya satılması" şeklinde eleştirilen bu davranış, Türkiye ile Batı Bloğu arasındaki yakınlaştırmayı hızlandırmış ve 18 Şubat 1952`de Türkiye bir NATO üyesi olmuştur.

27 Mayıs 1960 İhtilali : 27 Mayıs 1960 Darbesi Türk Silahlı Kuvvetleri 27 Mayıs 1960 tarihinde Demokrat Parti hükümetini görevden uzatlaştırıp, Meclis`i lağvetmiştir. Silahlı Kuvvetler adına ülke yönetimini Milli Birlik Komitesi üstlenmiş, Orgeneral Cemal Gürsel Milli Birlik Komitesi`nin başına getirilmiştir. Milli Birlik Komitesi ilk iş olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi`ni ve hükümeti fesh etti ve her türlü siyasi faaliyeti yasakladı.

Emir komuta zinciri içinde yapılmayan ve küçük rütbeli subayların etkin olduğu 27 Mayıs 1960 Darbesi ardından başlatılan Yassıada duruşmalarında, başbakan Adnan Menderes, maliye bakanı Hasan Polatkan ve dışişleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu idama mahkum edildiler ve Marmara Denizi`ndeki İmralı Adası`nda asılarak idam edildiler. Yassıada duruşmalarında çok sayıda hapis cezası da verildi.

Kıbrıs Barış Harekatı


1960`da Kıbrıs`ta yaşayan Rum ve Türk cemaatleri arasında kurulan ortaklık Kıbrıs Cumhuriyeti yaşanan iç çatışmalar sonucu sürdürülemez olmuş ve 15 Temmuz 1974 tarihinde Yunan cuntasının Kıbrıs`da darbe yaptırması sonucu 20 Temmuz 1974 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti Türk Silahlı Kuvvetleri`nin Garanti Anlaşması`nın III. maddesine istinaden Kıbrıs Barış Harekatı`nı gerçekleştirmiştir.

20 Temmuz 1974 sabahı Türk Ordusunun Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Kıbrıs`a havadan indirdirme ve denizden çıkarma yapmaya başladı. thumb|right|225px Türk kuvvetleri 22 Temmuz`da Girne`yi ele geçirdi. Türk paraşütçüleri Kıbrıs`ın başkenti Lefkoşa`nın Türk kesimine indi. Yunan birliklerinin Ada`da garantör olarak bulunan Türk birliğine saldırması ise, çarpışmaların Ada geneline yayılmasına neden oldu. 22 Temmuz akşamı Türkiye, BM Güvenlik Konseyi`nin ateşkes kararını kabul etti. Türk müdahalesi sonucu Yunanistan`daki cunta idaresi ve Kıbrıs Nikos Sampson Hükumeti de yıkılmıştır.

12 Eylül 1980 darbesi


Ana madde|12 Eylül Darbesi 27 Mayıs 1960 darbesi ve 12 Mart 1971 muhtırasının ardından Türkiye Cumhuriyeti tarihinde silahlı kuvvetlerin yönetime üçüncü açık müdahalesi 12 Eylül 1980 darbesi.

Post-modern darbe; 28 Şubat



İç isyanlar ve Terörle mücadele


İlk ayaklanma 1921 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi`ne karşı bağımsız Kürt devleti amacıyla girişilen Koçgiri aşireti tarafından başlatılan Dersim aşiretlerinin de desteklediği (Tunceli) yöresinde gerçekleşen Koçgiri İsyanı ayaklanmasıdır. Koçgiri ayaklanmasını Kürtlerden; Haydar ve Alişan beyler ile Gülağaoğullarından Mehmed İzzet, Naki, Hasan Askeri, Kazım ve Alişir yönetmiştir. İsyan, Nurettin Paşa ve Topal Osman yönetimindeki [1] muhafız alayı tarafından kısa sürede bastırılmış ve isyandan netice alınamamıştır. İsyana katılıp yakalananlara idam cezası verilmiş ancak daha sonra Dersim aşiretlerinin araya girmesiyle Mustafa Kemal Paşa cezaları kaldırmıştır.

1930`larda meydana gelen ayaklanmaı, yapılan bir askeri harekattan sonra 13 Kasım 1937`de sona erdi. Ayaklanmanın lideri Seyit Rıza ile 6 kişi idam edildi. Çok sayıda ayaklanmacı değişik hapis cezalarına çarptırıldı. Durulmayan olaylar üzerine 1938`de yeni bir ayaklanma çıktı ve başlatılan ikinci askeri harekat sonunda Eylül 1938`de ayaklanma tamamen bastırıldı.

TBMM`de yapılan görüşmelerde, bu gelişmelerin başta Fransa ve Fransa`nın mandası altındaki Suriye tarafından kışkırtıldığı ileri sürüldü. Başbakan İsmet İnönü ise, Tunceli ilinde iki yıldır izlenen reform programının amacının bölgenin uygar bir hale getirilmesi olduğunu belirterek, programa karşı bölgede direniş olduğunu belirtmiştir.

Kurtuluş Savaşı sırasında dahi yaşanan isyanlar Cumhuriyetin ilanından sonrada devam etmiş ve etmektedir.

1970`lerin başında örgütlenmeye başlayan, 1984`te dağ kadrolarını oluşturarak paramiliter yapıya bürünen, Kürdistan İşçi Partisi (Kürtçe:``Partiya Karkerên Kurdistan``, daha alışılmış haliyle PKK), KADEK ve Kongra-Gel isimlerini kullanmış olan, kendisine Türkiye`nin güneydoğusu, Irak`ın kuzeyi, Suriye`nin kuzeydoğusu ve İran`ın kuzeybatısını kapsayan bölgede bir devlet kurmayı amaçlayan ve bu amaçla söz konusu toprakların Türkiye Cumhuriyeti sınırları dahilinde kalan kısmına sahip olabilmek için Türk Silahlı Kuvvetleri ve sivillere karşı silahlı eylem yapan örgüt, 15 Şubat 1998`de Abdullah Öcalan`ın Kenya`da uluslararası bir operasyonla yakalanması ile büyük oranda çökertilmiş ve etkinliği yok denecek noktaya getirilmiştir. Bugün ise ad değiştirip siyasallaşarak meşrulaşma çabasına girmiştir.

İktisadi tarih


Askeri ve siyasi zaferler iktisadi zaferle taçlandırılmazlarsa elde edilen zaferler sürüp gidemez, az zamanda söner...

diyerek bir ülkenin varlığını ve bağımsızlığını sürdürebilmesinin yegane koşulunun iktisadi alanda gelişmek olarak dile getirdiği anlayışını birçok devrim niteliği taşıyan atılımlar yaparak uygulamaya geçirmiştir.

Atatürk`ün uyguladığı modelin özgünlüğü de burada kendini göstermektedir. Bu modelin ``ulusal`` çıkarları öne alan, tam bağımsızlık ilkesine dayalı, ``demokratik`` nitelikleri sıklıkla vurgulanmıştır.

Lozan görüşmelerinin kesintiye uğradığı bir dönemde (17 Şubat - 4 Mart 1923) düzenlenen “Türkiye İktisat Kongresi” ekonomik bağlamda ``ulusalcılık`` yönelimine ilişkin atıfların oldukça yoğun yapıldığı bir toplantı olmuş, devletin ``milli iktisat`` ilkelerini benimsediğini ifade eden kararlar alarak ``Misak-ı İktisadi`` olarak adlandırılan ekonomik hedef ve yöntemleri ortaya koymuştur. Bu esaslar bütün zorluklara ve sorunlara rağmen Türkiye Cumhuriyeti`nin ekonomik siyasetinin esaslarını teşkil etmiştir.

Türkiye`nin bu yıllarda belirlediği ekonomik model “Karma-ekonomik” bir modeldir. Özel sektörün serbest faaliyeti desteklenmekle birlikte, bu noktadaki çeşitli yetersizlikler yüzünden devletin ekonomik alanda faaliyeti adeta bir zorunluluk olmuştur. Fakat bu kararların asıl dikkati çeken tarafı : devletin düzenleyiciliğine ve destekleyiciliğine yoğun olarak vurguda bulunulmasıdır.

Türkiye`de çok partili sisteme geçiş ve dünya ile ekonomik ilişkilerin sıkılaşması, İktisadi İşbirliği ve Gelişme Teşkilatı (OECD), Dünya Bankası (IBRD) ve Uluslararası Para Fonu`na (IMF) üyelikle birlikte liberal düşüncelerle etkileşimin arttığı görülmektedir. Ancak Türkiyeyi kontrol altına almak için kullanılan IMF , Türkiyeyi borç ile büyüyüp gelişemez hale getirmek için bir maşa olarak kullanılınca 2002 yılında iktidara gelen AKP yönetimi IMF'ye olan bütün borçları ödeyerek Türkiyenin önündeki büyük bir engeli kaldırmıştır. Büyük bir engel olan IMF ile borç alışverişi kalmadıktan sonra ülke büyük bir hızla ilerlemeye, gelişmeye ve güçlenmeye başlamıştır.

İdari bölümler


Türkiye, idari açıdan üniter bir yapıya sahiptir ve bu durum Türk kamu yönetimine şekil veren en önemli etkenlerdendir. Devletin temel işleyişindeki üç güç olan yasama, yürütme ve yargı dikkate alındığında, yerel yönetimlerin hemen hemen herhangi bir gücü yoktur. İllerin ve diğer birimlerin yönetimi, merkezi yönetimden sonra gelir. Yerel yönetimler yalnızca bulundukları yerde hizmet vermek amacıyla kurulmuşlardır. İllerin başında valiler, ilçelerin başında kaymakamlar yönetici olarak görevlidir. Vali ve kaymakamın yanı sıra, merkezi yönetimi ve belediye başkanları tarafından atanan diğer üst düzey yetkililer de vardır.

Türkiye'nin başkenti Ankara'dır. Ülkenin en büyük idari birimleri illerdir ve 81 il vardır. Bu iller ilçelere ayrılmıştır, toplamda 923 ilçe mevcuttur. Ayrıca ülke coğrafi, demografik ve ekonomik koşullar göz önüne alınarak 7 bölge ve 21 alt bölgeye ayrılmıştır ancak bu bölgeler herhangi bir idari yapıyı temsil etmemektedir.

Anadolu yarımadası ile Trakya toprakları üzerine kurulan Türkiye'nin, seksen bir ili vardır. İller, Türkiye'nin en büyük idari bölümleridir. Bu seksen bir il, dokuz yüz on dokuz ilçeye bölünmüştür. Bu ilçeler, en küçük idari birim olan mahalle ve köyleri içinde barındırır. İllerde yönetme ve yürütme görevi, içişleri bakanı tarafından önerilen ve bakanlar kurulunun onayından sonra cumhurbaşkanı tarafından atanan valiler tarafından yerine getirilir.

Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılışı ve 29 Ekim 1923'te Türkiye Cumhuriyeti'nin resmen kuruluşundan sonra idari sistemde değişikliklere gidildi. 1924 yılında Ardahan, Artvin ve Kars il yapılarak yetmiş bir olan il sayısı yetmiş dörde yükseltildi. İki yıl sonra Ardahan, Beyoğlu, Çatalca, Dersim, Ergani, Gelibolu, Genç, Kozan, Oltu, Muş, Siverek ve Üsküdar illeri ilçeye dönüştürüldü. 1927'de ise Doğubayazıt ilçeye dönüştürüldü ve Ağrı'ya bağlandı. 1929'da Muş tekrar il oldu, Bitlis ilçe hâline getirildi. Dört yıl sonra Aksaray, Cebelibereket, Hakkâri ve Şebinkarahisar ilçe olması, Mersin ile Silifke'nin birleştirilip İçel adında yeni bir ilin oluşturulmasıyla ve Artvin ile Rize'nin birleştirilip Çoruh adında yeni bir ilin oluşturulmasıyla sayı elli altıya düştü. 1936'da Rize, Tunceli ve Hakkâri tekrar il oldu, yine aynı yıl Dersim'in adı Tunceli olarak değiştirildi; 1939'da Hatay Cumhuriyeti, Türkiye'ye bağlanarak Hatay ili adını aldı. 1953'te, Uşak'ın il, Kırşehir'in ilçe olması kararlaştırıldı, 1954'te Adıyaman, Nevşehir ve Sakarya il statüsü kazandı. 1956'da Artvin il statüsünü geri kazandı, 1957'de Kırşehir'in il statüsü geri verildi. Bu yıldan sonra otuz iki yıl boyunca il sayısında herhangi bir değişiklik olmadı. 1989'da Aksaray, Bayburt, Karaman ve Kırıkkale; 1990'da Batman ve Şırnak; 1991'de Bartın; 1992'de Ardahan ve Iğdır; 1995'te Yalova, Karabük ve Kilis; 1996'da Osmaniye il oldu. Böylece il sayısı seksene tamamlandı. Devletin il sayısı, Aralık 1999'da Düzce'nin il olması ile günümüzdeki hâlini aldı.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, Türkiye'nin nüfusu 2014 yılı itibarıyla 77.695.904 kişiye ulaştı. Bu rakamın 71.286.182'ini il ve ilçe merkezlerinde yaşayanlar oluşturdu. Ülkedeki en fazla nüfusu barındıran il İstanbul, en az nüfusu barındıran il Bayburt'tur. Ayrıca en büyük yüzölçümüne sahip il Konya, en küçük yüzölçümüne sahip il Yalova'dır. Bunların dışında büyükşehir olmayan tüm illerin merkez ilçelerinin adı, il ile aynı adı taşır.

Hukuk


Türkiye'de, tamamı Avrupa kıtasıyla uyumlu hâle getirilmiş olan bir hukuk sistemi vardır. Örneğin Borçlar Kanunu ve Türk Medeni Kanunu, İsviçre'den alınmıştır. Medeni Kanun, İsviçre'nin medeni kanununun Türk kültürüne uyarlanmasıyla hazırlanmıştır. İdare Hukuku kuralları Fransa'daki muadili ile benzerlikler taşır, Ceza Kanunu ise İtalya'dan alınmıştır.

Türkiye'de güçler ayrılığı ilkesi benimsemiştir. Bu ilke doğrultusunda, yargı gücü Türk milleti adına yalnızca bağımsız mahkemeler tarafından kullanılabilir. Mahkemelerin bağımsızlığı ve kuruluşu, hâkim ve savcıların görev süreleri boyunca güvenliklerinin sağlanması, hâkim ve savcıların görevleri, hâkim ve savcıların denetlenmesi, askerî mahkemeler ve kuruluşu, yüksek mahkemelerin yetki ve görevleri Türkiye Anayasası ile belirlenir.

Türkiye Anayasası'nın 142. maddesine göre mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ile yargılama usulleri kanunla düzenlenir. Bu yasada ve ilgili diğer anayasa maddeleri doğrultusunda Türkiye'deki mahkeme sistemi üç ana başlık altında toplanır: Yargı Mahkemeleri, İdare Mahkemeler ve Askerî Mahkemeler. Her başlık, birinci derece mahkemeler ile yüksek maddeleri bünyesinde barındırır. Ülkedeki adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemek için Uyuşmazlık Mahkemesi kurulmuştur.

Türkiye'de kolluk kuvvetleri Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı gibi çeşitli birimlere ayrılmaktadır. Tüm bu kolluk kuvvetleri Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı'na veya çoğunlukla İçişleri Bakanlığı'na bağlı olarak hareket ederler.

Dış ilişkiler


Türkiye, Birleşmiş Milletler (1945), OECD (1961), İslam İşbirliği Teşkilatı (1969), AGİT (1973), EİT (1985), KEİ (1992), D-8 (1997) ve G-20 (1999) gibi uluslararası örgütlerin kurucu üyelerinden birisidir. 1951-1952, 1954-1955, 1961 ve son olarak 2009-2010 yıllarında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde geçici üye olarak görev yapmıştır.

Geleneksel Batı yönelimi doğrultusunda, Avrupa ile ilişkiler her zaman Türk dış politikasının merkezî bir parçası olmuştur. 1949 yılında Avrupa Konseyi'ne üye olan ülke, 1963 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu (sonradan Avrupa Birliği'ne dönüştü) ile ortaklık ilişkisi kurdu. Uzun yıllar devam eden siyasi görüşmelerin ardından, 1987 yılında AET'ye tam üyelik için başvurdu, 1992 yılında Batı Avrupa Birliği'nin ortak üyesi oldu, 1995'te AB Gümrük Birliği'ne katıldı ve 2005 yılında Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerine başladı. Türkiye'nin Kıbrıs Sorunu'nda AB üyelerinin aksine Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni desteklemesi, AB ilişkilerini zorlaştırmakta ve ülkenin AB'ye üyelik sürecindeki önemli bir engel olmaya devam etmektedir. Bugün, Avrupa Birliği üyeliği Türkiye tarafından stratejik bir hedef ve devlet politikası olarak kabul edilmektedir.

Türkiye'nin dış ilişkilerinin bir diğer belirleyici unsuru Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkiler olmuştur. Sovyetler Birliği'nin oluşturduğu ortak tehdit sebebiyle Türkiye, 1952'de NATO'ya üye oldu ve Soğuk Savaş boyunca Washington hükûmetleri ile yakın ikili ilişkiler içinde bulundu. Türkiye, Avrupa Birliği'ne üyelik gibi önemli konular da dahil olmak üzere Amerika Birleşik Devletleri'nin siyasi, ekonomik ve diplomatik desteğinden yararlandı. Soğuk Savaş sonrasındaki dönemde Türkiye'nin jeostratejik önemi, çevresinde bulunan Orta Doğu, Kafkasya ve Balkan coğrafyalarına doğru kaydı.

1991 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılmasının üzerine Türk Cumhuriyetleri bağımsızlıklarını elde ettiler. Türkiye, Ön ve Orta Asya'da bulunan bu cumhuriyetler ile ikili ilişkilerini, aralarında bulunan derin kültürel ve dilsel bağ sebebiyle ilerletme çabası içine girdi. Özellikle Azerbaycan, Türkiye ile ilişkilerinin önemini vurguladı. Bakü'den Ceyhan'a uzanan Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı (BTC), Hazar Denizi'ndeki petrolü küresel pazara aktarmayı sağlamakta ve Türkiye'nin dış politika stratejisinin bir bölümünü oluşturmaktadır. Azerbaycan'ın Ermenistan ile yaptığı Karabağ Savaşı'nda Azerbaycan'ı destekleyen Türkiye, savaş yıllarından bu yana Ermenistan ile var olan sınır kapılarını kapalı tutmaktadır. Günümüzde AK Parti hükûmeti dönemi, Türkiye'nin Yeni Osmanlıcılık dönemi olarak adlandırıldı ve ülkenin etkisi stratejik konumuna bağlı olarak Ortadoğu'da arttı. Bu politikalar Türkiye'nin çevresindeki Arap ülkeleriyle sorunlar yaşamasına yol açtı. Örneğin Suriye İç Savaşı'ndan sonra Suriye ile, Muhammed Mursi'nin devrilmesinden sonra Mısır ile Türkiye'nin arası bozuldu.

Türkiye, 1950'den bu yana Birleşmiş Milletler ve NATO bünyesi dahilinde uluslararası alanda çeşitli güçlerin korunmasına yardımcı olmuştur. Somali ile eski Yugoslavya'da barış ortamının korunmasına destek sağlamış ve Birinci Körfez Savaşı'nda koalisyon güçlerini desteklemiştir. Bunun yanı sıra varlığı tartışmalı olsa da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti topraklarında 36.000 askerini bulundurmaktadır. Afganistan'da Amerika Birleşik Devletleri'nin istikrar gücü, BM yetkilisi ve 2001'den bu yana NATO komutası altında Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvveti'nin bir parçası olarak bulunmaktadır.2003'ten beri Türkiye, Avrupa Kolordusu'na askerî personel sağlamakta ve AB Savaş Grupları'nda yer almaktadır.

Ordu Yapılanması


Türk Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı : Türk Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı (eski adıyla Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisliği), Türk Silahlı Kuvvetlerini komuta eden ve yönlendiren Çankaya, Ankara'daki en üst düzey askerî birim olup Genelkurmay Başkanı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 117. Maddesi gereğince Türk Silahlı Kuvvetleri'nin komutanı olarak Cumhurbaşkanı tarafından atanır. Görevlerinden dolayı Millî Savunma Bakanlığı'na karşı sorumludur. Genelkurmay başkanlığı binası, 29 Ekim 1931'de (Cumhuriyetin 8. yılında) Atatürk'ün katıldığı bir törenle açılmıştır.

Görevleri : Genelkurmay Başkanı, Silahlı Kuvvetler Komutanıdır ve şu görevleri yerine getirir:
  • Savaşta Başkomutanlık görevini Cumhurbaşkanı adına yerine getirme
  • Silahlı Kuvvetlerin savaşa hazırlanmasında personel, istihbarat, harekat, teşkilat ve eğitim hizmetlerine ilişkin ilke, öncelikler ve ana programların tespiti
  • Yapılacak uluslararası anlaşma ve antlaşmaların askeri yönlerinin tayininde ve uygulama esaslarının tespitinde mütalaa verme; gerektiğinde bu toplantılara katılma veya temsilci gönderme
Görev süresi : Genelkurmay Başkanlarının görev süresi 4 yıldır. Kara Harp Okulu, 1962 ayaklanması ile 1963 ayaklanmasına katıldığı için 1963 ve 1964 yıllarında mezun verememiştir. Bunun etkisi de 2000'li yıllardaki komuta kademesine yansımış, komutanlar yaş haddine takıldığı için görevlerinde daha kısa kalmışlardır. Genelkurmay Başkanlığı'nı Yaşar Büyükanıt ve İlker Başbuğ iki sene yürütmüştür. Sonraki genelkurmay başkanı Işık Koşaner, görevini üç yıl boyunca sürdürecek ve 2013'ten sonra yaş haddi sorunu ortadan kalkacaktı. Ama Orgeneral Işık Koşaner Balyoz darbe planı tutuklamalarına karşı tepki göstermek için 29 Temmuz 2011 tarihinde üç gün sonra yapılacak Türk Silahlı Kuvvetleri Yüksek Askerî Şûra öncesi görevli tüm kuvvet komutanları ile birlikte istifa etti. Aynı gün tüm kuvvet komutanlarının istifası üzerine en kıdemli Orgeneral Necdet Özel önce Kara Kuvvetleri Komutanlığı ve Genelkurmay Başkanvekilliği'ne, 4 Ağustos 2011 tarihinde de asaleten Genelkurmay Başkanlığı görevine atandı. Orgeneral Necdet Özel'in emekli olmasının ardından 4 Ağustos 2015 tarihinde yapılan Yüksek Askerî Şûra'da Orgeneral Hulusi Akar'a Genelkurmay Başkanı oldu.

Türkiye'nin savunma organizasyonu
Millî Savunma Bakanlığı'na bağlı olan Türk Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı, Türk Kara Kuvvetleri, Türk Hava Kuvvetleri ve Türk Deniz Kuvvetleri'nden meydana gelmektedir.

Türk Kara Kuvvetleri


Türk Kara Kuvvetleri, Türkiye'yi karadan gelebilecek her türlü saldırıya karşı korumakla görevlidir. Türk Silahlı Kuvvetleri komutası altındaki en büyük kuvvettir. Ayrıca asker sayısı bakımından NATO'nun dördüncü ve dünyanın beşinci büyük kara ordusudur.

Tarihi : Bir Türk devletine âit ilk organize ordunun kuruluş tarihi olan MÖ 209 yılı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın da kuruluş yılı olarak kabul edilir.

9 Kasım 2016 tarihinde değiştirilerek kabul edilen Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesi ile bu tarihe dek Genelkurmay Başkanlığı kuruluş ve kadrolarında bulunan Komutanlık, Millî Savunma Bakanlığı kadro ve kuruluşuna geçirilmiştir. Ayrıca aynı Kararname, cumhurbaşkanı ve başbakanın kuvvet komutanı ve astlarına emir verebilmesini ve bu emirlerin hiçbir kurum, kuruluş veya kişinin onayı olmaksızın yerine getirilmesini de hükme bağlamaktadır.

28 Haziran 1963'te Türk Ordusu 600. kuruluş yıldönümünü kutladı. O tarihlerde, Türk Kara Kuvvetleri'nin kuruluş tarihi, yeniçeri ordusunun kurulduğu 1363 yılı olarak kabul ediliyordu. Aynı yıl, turancılık fikrini savunan Nihal Atsız, bunu eleştirerek Hiung-nu hükümdarı Mete'nin onluk sisteme dayalı bir ordu kurduğu düşünülen tarih olan MÖ 209 yılının "Türk Ordusu"nun da gerçek kuruluş tarihi olduğunu iddia etti. 1968'te Yılmaz Öztuna ise, genelkurmay başkanı Cemal Tural'a bu öneriyi sundu. 1973'te ordunun kuruluşunun 610. yıldönümü kutlanırken Atsız bu iddiayı yeniden öne sürdü. 12 Eylül Darbesi'nden sonra bu iddia benimsendi. Hâlen, m.ö 209, Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın kuruluş yılı olarak kabul edilmektedir.

Mütareke dönemi : I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti 7 cephede savaşa 2.850.000 kişiyi silah altına alarak girdi. Bu ordu 70 piyade, 2 süvari tümeninden oluşan 24 kolordulu 9 ordu birliğiydi. Mondros Mütarekesi'nden sonra zorunlu terhislerle 50.000 kişiye inmişti. Osmanlı Ordusu'nun kalan iki kolordusundan biri Suriye cephesinden Ankara'ya nakledilen Ali Fuat (Cebesoy) komutasındaki 20. Kolordu, diğeri ise Kafkas Cephesinde Erzurum'da konuşlandırılmış Kâzım Karabekir komutasındaki 15. Kolordu'ydu.

Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın kuruluşu : Kurtuluş Savaşı sonrasında 9 kolordu ve 3 süvari tümeninden oluşan 1., 2. ve 3. Ordu müfettişliği kuruldu. Ordu Komutanlıkları 1 Temmuz 1949'da[11] kurulan Kara Kuvvetleri komutanlığına bağlandılar.

Türkiye'de "Türk Kara Ordusu"'nun kuruluş tarihi, Yeniçeri Ocağının kurulduğu 1363 yılı olarak kabul edilmekteydi. Hüseyin Nihal Atsız 1963 ve 1973'te Kara ordusunun kuruluş tarihinin Mete Han'ın tahta geçtiği MÖ 209 olması gerektiğini yazmıştır.

Atsız, MÖ 200 yıllarından beri tarihi belgelerde bahsi geçen bir milletin, 16 yüzyıl süresince ordusu olmadan yaşadığını söylemenin, Doğu Roma İmparatorluğu'na karşı galibiyet kazanılan Malazgirt Savaşı gibi ve benzeri büyük savaşları düzenli Türk Ordularının değil gayri muntazam çetelerin yapmış olacağını kabul etmenin hatalı olduğunu yazdı. Atsız ayrıca, MÖ 209 yılında Mete tarafından orduların 10, 100, 1000 kişilk birimlere ayrıldığını bu birliklerin komutanlarının buyruklarının kayıtsız şartsız uygulandığını yazdı.

Atsız'ın görüşlerini benimseyen Yılmaz Öztuna da 1968'de dönemin Genelkurmay Başkanı Cemal Tural'a Türk Kara Kuvvetleri'nin kuruluş tarihinin MÖ 209 olması teklifini yaptı.[8] Sonraları, K.K.K kuruluş tarihini MÖ 209 olarak değiştirdi.

Kara Kuvvetleri'nde Rütbeler


Türk Deniz Kuvvetleri


Türk Deniz Kuvvetleri, Türkiye'yi denizden gelebilecek her türlü saldırıya karşı korumakla görevlidir. Türk Silahlı Kuvvetleri komutası altındaki en büyük 3.kuvvettir. Komutanı Oramiral Adnan Özbal'dır. Kuruluş tarihi, ilk Türk denizcisi kabul edilen Çaka Bey'in İzmir'de oluşturduğu donanmanın kuruluş tarihi olan 1081'dir.

9 Kasım 2016 tarihinde değiştirilerek kabul edilen Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesi ile bu tarihe dek Genelkurmay Başkanlığı kuruluş ve kadrolarında bulunan Komutanlık, Millî Savunma Bakanlığı kadro ve kuruluşuna geçirilmiştir. Ayrıca aynı Kararname, cumhurbaşkanı ve başbakanın kuvvet komutanı ve astlarına emir verebilmesini ve bu emirlerin hiçbir kurum, kuruluş veya kişinin onayı olmaksızın yerine getirilmesini de düzenlenmiştir.

Kuruluşu : Mudanya Mütarekesi'nin 11 Ekim 1922 tarihinde imzalanması ile birlikte 14 Kasım 1922 tarihinde Kasımpaşa'daki Bahriye Nezareti binası İstanbul Bahriye Kumandanlığı karargahı haline getirilmiş ve küçük tonajlı harp gemilerinin (Burakreis, Sakız, İsareis ve Kemalreis gambotları ile Taşoz sınıfı üç muhrip) bakım ve onarımlarının yaptırılarak harekata hazır hale getirilmesi için çalışmalar başlatılmıştır.

Ayrıca, bu çalışmalar paralelinde okul gemisi olarak kullanılması planlanan TCG Hamidiye Kruvazörü onarıma alınmıştır.

Lozan Antlaşması gereği, Boğazlar bölgesinin özel bir komisyon tarafından idare edilecek tarafsız bir statüde olması nedeniyle Marmara Denizi içinde Donanmaya ait üs teşkil edecek bir liman yapılmasına karar verilmiş ve bu maksatla en elverişli bölge olan İzmit Körfezi'nde uygun yerlerin fizibilite çalışmaları yapılmıştır. 1923 yılında Marmara Üssü Bahri ve Kocaeli Müstahkem Mevki Kumandanlığı adı altında yeni bir komutanlık İzmit'te teşkil edilmiş ve aslında kilise olan Fransız okul binası satın alınarak, Komutanlık Karargâhı bu binaya nakledilmiştir. İzmit Bahriye Kumandanlığı ise bu Komutanlığa bağlanmıştır.

İzmir Bahriye Kumandanlığı Karargâhı, İstiklal Harbi'ni takiben Kordon Boyu'nda kiralanan bir bina içinde kurulmuştur. Bu komutanlık deniz emniyet ve müdafaa işlerini yürütmüştür. Emrine Mayın Grubu, Müstahkem Mevki Bahriye Müfrezesi, Uzunada İşaret İstasyonu, İzmir Atölyeleri ve Tayyare Bölüğü verilmiştir.

Donanma Komutanlığı, İstanbul Bahriye Komutanlığı binasında küçük bir bölümde faaliyet göstermiştir. Gemilerin hemen hepsi hurda durumda olduğundan bu Komutanlık öncelikle çalışmalarını gemilerin bakım ve onarımı üzerinde yoğunlaştırmıştır.

Cumhuriyet'in ilanından bir yıl gibi kısa bir süre sonra Mustafa Kemal Atatürk, 11 Eylül-21 Eylül 1924 tarihleri arasındaki Karadeniz seyahatini Cumhuriyet Donanması'nın denize çıkan ilk gemisi olan Hamidiye Kruvazörü ile yapmıştır.

Mustafa Kemal Atatürk, Deniz Kuvvetleri gibi çok pahalı bir yatırım ve zaman gerektiren bir gücün bir anda oluşturulamayacağını çok iyi bilmekteydi. Bu nedenle, Deniz Kuvvetlerinin mevcut durumunu geliştirecek ve geleceğini planlayacak özerk bir Vekaletin kurulması gerekliliğine içtenlikle inanmaktaydı. Mustafa Kemal Atatürk'ün bu açık ve kesin desteğinden sonra, Kastamonu Milletvekili Ali Rıza Bey'in önerisi ile Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden 30 Aralık 1924 tarihinde Bahriye Vekaleti (Denizcilik Bakanlığı) yasası çıkarılmıştır. Bahriye Vekaleti, Millî Müdafaa Vekaleti'nden ayrı bir kuruluş olarak görev yapmaya başlamış, eğitim, tatbikat, denetleme gibi alanlarda Erkan-i Harbiye-i Umumiye Reisliği (Genelkurmay Başkanlığı)'ne bağlanmıştır.

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı (1949-günümüz) : Genelkurmay Başkanlığı Karargâhında 1928 yılından 1949 yılına kadar Deniz Müsteşarlığı olarak temsil edilen Deniz Kuvvetleri, Yüksek Askerî Şûra'nın 15 Ağustos 1949 günü almış olduğu tarihi bir kararla Deniz Kuvvetleri Komutanlığı olarak teşkil edilmiştir. Bu yeni teşkilatlanma, Türk Deniz Kuvvetlerinin çağdaş ve güçlü bir yapıya kavuşması yönünde önemi bir dönüm noktasıdır. Bu tarihten itibaren Deniz Kuvvetinin tüm yönetimini üzerine alan Deniz Kuvvetleri, mevcut kaynaklarını en rasyonel şekilde kullanarak her geçen gün daha da büyümüş, dünyadaki tüm gelişmeleri takip ederek, emin ve kararlı adımlar atmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin 18 Şubat 1952 tarihinde Kuzey Atlantik Savunma Paktı (NATO)’na üye olması ile birlikte, Türk Deniz Kuvvetleri de NATO’ya üye olan ülkelerle ilişkilerini artırmış; kuvvet yapısını, eğitim doktrinini, imkan ve kabiliyetlerini geliştirmiş ve NATO standartlarında harekat icra edebilen bir hüviyet kazanmıştır.

Bu dönemde, 4 Nisan 1953 tarihinde TCG Dumlupınar denizaltısının Çanakkale Boğazı’nda İsveç şilebi Naboland ile çarpışması sonucu 81 denizaltıcı hayatını kaybetmiştir.

Deniz Kuvvetlerinin büyüyen ve gelişen ihtiyaçlarını karşılamak maksadıyla 1961 yılında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı:
  • Donanma Komutanlığı
  • Kuzey Deniz Saha Komutanlığı
  • Güney Deniz Saha Komutanlığı
  • Deniz Eğitim Komutanlığı
şeklinde dört ana ast komutanlık olarak yeniden teşkilatlandırılmıştır. Deniz Eğitim Komutanlığının ismi 1995 yılında Deniz Eğitim ve Öğretim Komutanlığı olarak değiştirilmiştir.

Kıbrıs Sorunu 1960'lı yıllarda yoğun olarak ülke gündemini işgal etmeye başladığında çeşitli ihtimaliyat planları yapılmış ve güçlü bir Çıkarma Filosunun tesis ve idamesi bir zorunluluk olarak ortaya çıkmıştır. Bu gelişmeler paralelinde, yurt içinde amfibi gemi ve araçlarının inşasına öncelik verilirken, yurt dışından da özellikle tank çıkarma gemisi tedariki yönünde planlamalar yapılmıştır. Türk Deniz Kuvvetleri, 1974 yılında Kıbrıs Barış Harekatı’nda kilit rol oynamış ve amfibi harekatı başarı ile gerçekleştirerek, amfibi ve kara birliklerinin emniyetle Kıbrıs’a çıkmasını sağlamış; aynı zamanda hem Kıbrıs’a yönelik düşman takviyesini engellemiş hem de kara harekatına deniz top ateş desteği sağlayarak, askeri ve siyasi hedeflerin ele geçirilmesinde büyük rol oynamıştır. Türk Deniz Kuvvetleri, harekat sırasında 67 mensubunu (54 denizci, 13 deniz piyadesi) ve TCG Kocatepe (D-354) muhribini kaybetmiştir.

1980'li yıllar Türk Deniz Kuvvetleri'nin Cumhuriyet dönemindeki gelişiminin tepe noktasına doğru ivme kazandığı yıllar olmuştur. Bu yıllarda, muhtelif modernizasyon projeleri gerçekleştirilmiş; Deniz Kuvvetlerinin harp silah ve araçlarında tek kaynağa bağlı kalmamak hedefine yönelik önemli adımlar atılmıştır. Gölcük Tersanesinde 1980 yılında inşa edilen 1000 tonluk Ay Sınıfı denizaltı, Türk denizaltıcılığının gelişim sürecinde önemli dönüm noktalarından birisini teşkil etmiş; yine Gölcük’te 1988 yılında inşa edilen ilk modern fırkateyn olan TCG Fatih (F-242), Gölcük Tersanesinin uluslararası arenadaki prestijini daha da artırmıştır.

Bazı alanlardaki imkan ve kabiliyetlerini 1980'li yıllarda istenilen seviyeye çıkaramayan Türk Deniz Kuvvetleri, 1990'lı yılların sonunda gerçek anlamda bir açık deniz kuvveti hüviyeti kazanmıştır. Türk Deniz Kuvvetleri bu yıllarda harbe hazırlık seviyesi ve harekat kabiliyetini önemli ölçüde geliştirmiştir. Bu dönemde, Kara ve Hava Kuvvetleri ile yapılan müşterek harekata yönelik büyük ilerlemeler kaydedilmiş; Hava Kuvvetleri uçakları ile Orta ve Doğu Akdeniz de dahil olmak üzere, açık denizlerde müşterek harekat icra edebilme yeteneği artırılmıştır.

Türk Deniz Kuvvetleri envanterinde ait bir denizaltı
Bu dönemin en önemli gelişmelerinden birisi de, 1987 yılında Aksaz Deniz Üssü’nün Ege ile Akdeniz’i buluşturan stratejik bir mevkide tesis edilmesi olmuş; böylece, hem Türk Deniz Kuvvetleri hem de dost ve yabancı ülke gemilerini üs ve liman kolaylıkları açısından desteklemek üzere ilave bir yetenek kazanılmıştır.

Türk Hava Kuvvetleri


Türk Hava Kuvvetleri, Türkiye'yi havadan gelebilecek her türlü saldırıya karşı korumakla görevlidir. Türk Silahlı Kuvvetleri komutası altındaki en büyük 2.kuvvettir. Türk Hava Kuvvetleri barışta hava sahasını korumak ve gözetlemek, savaşta kara ve deniz kuvvetlerine destek olmak amacıyla kurulmuştur. Türk Hava Kuvvetleri'nin karargahı Ankara'da bulunmaktadır. 2018 sayımlarına göre envanterinde 1.056 uçak ve 475 helikopter ile birlikte bilinmeyen sayıda insansız hava aracı bulundurmaktadır. Göktürk-2 isimli uydu da hava kuvvetleri tarafından kullanılmaktadır.

31 Temmuz 2016 tarihinde yürürlüğe giren kanun hükmünde kararname ile bu tarihe dek Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı olan komutanlık savaş dönemlerinde yine buraya bağlı kalmak üzere barış dönemlerinde Millî Savunma Bakanlığına bağlanmıştır. Ayrıca aynı kararname ile gerekli görüldüğü durumlarda cumhurbaşkanının ve başbakanın kuvvet komutanı ve astlarına direkt olarak emir verebilmesi, bu emirler hiçbir kurumun onayı gerekmeden yerine getirilmesi karara bağlanmıştır.

Tarihi : Osmanlı Tayyare Bölükleri'nin tarihi Haziran 1909'a kadar uzanmaktadır. Osmanlıya ait hava savaş birlikleri Balkan Savaşları'na (1912-1913) ve I. Dünya Savaşı'na (1914-1918) aktif katılımda bulundular. . Filo Aralık 1916 tarihinde bu süreçteki en yüksek uçak sayısına ulaştı, Osmanlı Tayyare Bölükleri'nin elinde 90 adet aktif uçak bulunmaktaydı. Osmanlı Hava Kuvvetlerinin kurula bilmesi için birçok dış yardım geldi bunların çoğu İttifak devletleri tarafından yapıldı. Bu yardımlara bir örnek Alman İmparatorluğu Luftstreitkräfte'da görevli As Pilot unvanına sahip Hans-Joachim Buddecke'nın Osmanlı pilotları ile birinci dünya savaşı öncesi tatbikat uçuşu yapmasıdır. Birinci dünya savaşı sonrası ağır hasar gören tayyare bölükleri, Genel Hava Müfettişiliği (Kuva-yı Havaiye Müfettiş-i Umumiliği) tarafından yeniden kurulmaya çalışılsa da personel ve kaynak yetersizliğinden kâğıt üzerinden kalmaktan öteye geçememiştir.

Birinci dünya savaşının bitmesiyle beraber Osmanlı Devleti, itilaf devletleri tarafından işgal edilince bazı Türk havacıları İstanbul, İzmir, Konya ve Diyarbakır gibi şehirlerde birinci dünya savaşından kalan uçaklar ile yeni birlikler kurmaya çalıştılar. Bu süreçte kalan Türk pilotları Konya Hava Üssünde toplandı. Mustafa Kemal ve silah arkadaşları tarafından 23 Nisan 1920’de Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisinin kurulmasından sonra Büyük Millet Meclisi ilk iş olarak düzenli ve disiplinli orduların kurulmasını esas kabul etmiş ve bu esasın paralelinde, Ankara hükümeti Millî Savunma Bakanlığının 13 Haziran 1920 tarihli emriyle, Harbiye Dairesi’ne bağlı olarak Hava Kuvvetleri (Kuva-yı Havaiye) Şubesi kurulmuştur. Bu şube Harbiye Dairesinin yönetimi altında süratle, elde kalan uçakların tamiri ve tekrar kullanılması üzerine çalışma yaptı. Kurtuluş Savaşı sırasında onarılan uçaklar kullanılmıştır.

1 Şubat 1921 tarihinde teşkilat değişikliği yapılmış ve Hava Kuvvetleri (Kuva-yı Havaiye) Şubesi’nin ismi de Hava Kuvvetleri Genel Müdürlüğü (Kuva-yı Havaiye Müdüriyeti Umumiyesi) şeklinde değiştirilmiştir. Bunu takiben, 5 Temmuz 1922 tarihinde bir teşkilat değişikliği daha yapılmış, Hava Kuvvetleri Genel Müdürlüğü yerine tümen yetkisinde Hava Kuvvetleri Müfettişliği (Kuva-yı Havaiye Müfettişliği) kurulmuştur.

Hava Kuvvetleri Müfettişliği : 29 Ekim 1923'te Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra, çağdaş havacılığa uyum sağlayacak güçlü ve modern bir hava kuvvetlerinin kurulması için çalışmalara başlanmıştır. 1923 yılında, üç hava bölüğü, bir deniz hava bölüğü ve bir hava okulundan oluşan Hava Kuvvetleri Müfettişliği’nin gücü 1926 yılına kadarki süreçte gittikçe arttırılarak, hava bölüklerinin sayısı on’a, deniz hava bölüklerinin sayısı ise üç’e çıkarılmış ve bölükler, grup komutanlıkları ve hava istasyon komutanlıkları bünyesinde sevk ve idare edilmiştir. 1924 yılında, uçuş eğitimi için diğer ülkelere personel gönderilmeye başlanmış, 1925 yılında Eskişehir’de Hava Okulu yeniden kurulmuş ve aynı yılın ekim ayında Hava Okulu ilk mezunlarını vermiştir.

1928 yılında Hava Kuvvetleri Müfettişliği, Millî Savunma Bakanlığı bünyesinde Hava Müsteşarlığı olarak tekrar yapılandırılmıştır. Aynı yıl, havacılığın pilot dışındaki diğer ihtisas ve branşları için çeşitli okullar açılmıştır ve bununla beraber 1930 yılında, Fransa ve İngiltere’ye çeşitli eğitimler için personel gönderilmiştir buna ilave olarak, İtalya ve ABD’ye de eğitim için personel gönderilmiştir.

1932 yılının başlarında, hava alayları kurulmuş ve 1 Temmuz 1932 tarihinde yürürlüğe giren bir kanunla havacı personel ayrı bir muharip sınıf olarak kabul edilmiştir. (Bu tarihe kadar, Kara ve Deniz Kuvvetleri’nden seçilerek yetiştirildikten sonra Hava Kuvvetleri’nde görevlendirilen personel, Hava Kuvvetleri’nde görev almadan önceki sınıftan sayılmaktaydı.)

1933 yılından itibaren Türk havacıları, havacılığın sembolü olan mavi renkli üniformayı giymeye başlamışlardır. 1937 yılında Hava Harp Akademisi açılmıştır. Bu sene içinde dünya savaş tarihinde bir ilk meydana gelmiş ve Atatürk'ün manevi kızı Sabiha Gökçen ilk kadın savaş pilotu olmuştur.

Hava Kuvvetleri Komutanlığı : 1940 yıllarına gelindiğinde hava birlikleri envanterindeki uçak sayısı yaklaşık 500 civarına ulaşmıştır. Bu sene içerisinde hava birlikleri, Balkanların en güçlü hava birliği hâline gelmiştir. Hava birliklerinin büyümesi ile daha kolay komuta edilebilmesi için 1940 yılından itibaren lojistik destek yönünden Millî Savunma Bakanlığı bünyesindeki Hava Müsteşarlığına, Harekât ve eğitim yönünden Hava Müşavirliğine bağlanmıştır. 1944 yılında ise tek bir komuta altında toplanmasına karar verilmiş ve bu amaçla 31 Ocak 1944 tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanlığı kurulmuştur. Böylece, Kara Kuvvetleri Komutanlığı ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığına ilave olarak, Türk Hava Kuvvetleri de, Türk silahlı kuvvetleri bünyesinde ayrı bir komutanlık seviyesine kavuşmuştur. 4 Şubat 1944 tarihinde kolordu seviyesinde fiilen faaliyete geçirilen Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın teşkilatlanmasında, sadece muharip hava birlikleri Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlanmış, lojistik destek birlikleri Millî Savunma Bakanlığına , eğitim kuruluşları da Genelkurmay Başkanlığına bırakılmıştır. Türk Hava Kuvvetleri, Hava Kuvvetleri Komutanlığı ismini aldıktan sonra kuvvet komutanlığına da ilk olarak Korgeneral Zeki Doğan atanmıştır.

1947 yılında Hava Kuvvetleri Komutanlığı, ordu seviyesine çıkarılmış ve 1948 yılında lojistik destek kuruluşları, 1950 yılında da Hava Harp Akademisi dışında kalan bütün hava birlik ve kurumları Hava Kuvvetleri Komutanlığına bağlanmıştır. Bunu takiben, havacılığın gelişen teknolojilerine bağlı olarak, havacılığın pilot dışındaki diğer ihtisas ve branşları ile ilgili personelin yetiştirilmesi için çeşitli dönemlerde açılmış olan okullar, 1950 yılında tek komuta altında toplanmış ve bu amaçla Hava Teknik Okullar komutanlığı kurulmuştur.

Bu gelişmelere ek olarak, Hava Kuvvetleri Komutanlığı envanterindeki uçak tiplerine artı olarak 1950 yılında jet uçaklarının alınmasına karar verilmiştir. Bu nedenle, 15 Ekim 1950’de ABD’ne jet eğitimi için sekiz uçuş personeli gönderilmiş ve bu personeller 31 Ağustos 1951’de eğitimlerini tamamlayarak yurda döndükten sonra jete intibak öğretmeni olarak görevlendirilmişlerdir. Aynı yıl Hava Kuvvetleri Komutanlığında üs ve filo kuruluşuna geçilmeye başlanmış ve Balıkesir’de kurulan 9’uncu Jet Üs Komutanlığı, Türk Hava Kuvvetleri’nin ilk jet üssü, 191, 192 ve 193’üncü filolar da ilk jet filoları olmuşlardır.

 221. Filo'ya bağlı bir C-160 Transall
Türk Hava Kuvvetleri envanterindeki Airbus A400M Atlas
Türkiye’nin 1952 yılında NATO’ya girmesiyle birlikte, jet uçaklarına geçiş dönemi hızlanmış, pervaneli uçaklar hizmet dışı bırakılmıştır. 30 Ağustos 1956 tarihinde Hava Eğitim Kolordu Komutanlığı kurulmuş ve Türk Hava Kuvvetlerinin eğitimle ilgili bütün birlik ve kurumları da bu komutanlık emrinde toplanmıştır. 1957 yılında Hava Eğitim Komutanlığı adını almıştır.

Özel Kuvvetler


Özel Kuvvetler Komutanlığı ya da halk arasındaki adıyla Bordo Bereliler ve eski adıyla Özel Harp Dairesi , Türk Silahlı Kuvvetleri'nin değişik sınıf ve rütbelerdeki subay, astsubay ve uzman erbaşlardan oluşan, iç ve dış tehditlerin bertaraf edilmesine karşı her türlü arazi ve iklim şartlarında görev yapabilecek nitelikte üst düzey eğitime tabi tutularak yetiştirilmiş özel askerlere verilen isimdir. Hiçbir kuvvet komutanlığına bağlı olmaksızın doğrudan Türk Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı'na bağlı olarak görev yaparlar.

Türkiye Coğrafyası


Türkiye coğrafyası Türkiye'nin yeryüzü şekilller, nüfus, din ve ekonomisinin yörelere göre dağılımını içerir.

Türkiye'nin toprakları 36° - 42° Kuzey paralelleri ve 26° - 45° Doğu meridyenleri arasında yer alır.Doğusu ile batısı arasında 76 dakikalık bir zaman farkı vardır. Kabaca bir dikdörtgeni andırır ve genişliği 1.660 kilometredir. Göller ve adalar dahil kapladığı gerçek alan 814.578 km²'dir izdüşüm alanı ise 783,562 km²'dir. Türkiye'ye ait bu iki yüzölçüm değeri arasındaki farkın büyüklüğü arazinin dağlık ve engebeli olmasından kaynaklanır. Marmara Bölgesi % 8,5, Ege Bölgesi % 12, Akdeniz Bölgesi % 16, İç Anadolu Bölgesi % 18, Karadeniz Bölgesi % 18, Doğu Anadolu Bölgesi % 21, Güneydoğu Anadolu Bölgesi % 7,5 yer tutar. Trakya'nın yüzölçümü 24.370 km² dir. Türkiye'nin kara sınırlarının uzunluğu 2.875 km, adalar dahil sahil uzunluğu 8.333 kilometredir. Kara parçalarının toplam alanı 770.760 km², su alanlarının toplam alanı ise 9.820 km²' dir.

Dağlar : Ülkenin yarısından fazlası, yükseltisi 1.000 metreyi aşan yüksek alanlardan oluşur.Türkiye'nin ortalama yüksekliği 1132 metre'dir. Yaklaşık üçte biri orta yükseklikteki ovalar, yaylalar ve dağlar, yüzde 10'u da alçak alanlarla kaplıdır. En yüksek ve dağlık alanlar doğu kesimde yer alır. Kuzey kesimini Kuzey Anadolu Dağları, güney, doğu ve güneydoğu kesimlerini de Toroslar engebelendirir. Ülkenin en yüksek noktası, Ağrı Dağı'nın 5.137 metreye erişen doruğudur.

Düzlükler : Başlıca geniş düzlükler Çukurova, Konya Ovası ve Harran ovalarıdır.

Akarsular - Göller : Ana maddeler: Türkiye'deki nehirler ve Türkiye'deki göller

Kaynağı ve denize döküldüğü yer ülke sınırları içinde olan en uzun akarsu 1.355 kilometre uzunluğundaki Kızılırmak'tır. En büyük doğal göl, 3.713 km² alan kaplayan Van Gölü'dür. 817 km²'lik alana yayılan Atatürk Baraj Gölü ise ülkenin en büyük yapay gölüdür. Türkiye'nin en büyük adası olan Gökçeada'nın yüzölçümü 279 km²'dir.

Deprem kuşağı : Türkiye, dünya'nın önemli deprem kuşaklarından biri olan Alp-Himalaya kuşağı üzerindedir. Kuzey Anadolu fayı boyunca 1939 yılından bu yana pek çok büyük ve yıkıcı deprem yaşanmıştır .

Biyoçeşitlilik


Türkiye'nin olağanüstü ekosistemi ve habitat çeşitliliği, ülkede önemli bir tür çeşitliliğinin oluşmasını sağlamıştır. Anadolu, üzerinde tarımın yapılmaya başladığı yıllardan itibaren birçok bitkinin anavatanı olmuştur ve günümüzde bu bitkiler Türkiye'de yaşayan insanlar tarafından kullanılmaktadır. Türkiye'nin faunasının çeşitliliği, florasının çeşitliliğinden bile büyüktür. Tüm Avrupa genelindeki hayvan türlerinin sayısı 60.000 iken, bu rakam Türkiye'de 80.000'den fazladır ve alt türler dahil edildiğinde 100.000'i geçmektedir.

Kuzey Anadolu kozalaklı ve yaprak döken karışık ormanları, Türkiye'nin kuzeyindeki Kuzey Anadolu Dağları'nın büyük bir bölümünü kaplar ve bir ekolojik bölge oluşturur. Bu dağların doğu ucunda Kafkasya karışık ormanları yer alır. Bölge ayrıca Avrasya yaban hayatına da ev sahipliği yapar. Bayağı atmaca, kaya kartalı, şah kartal, küçük orman kartalı, kafkas kara orman tavuğu, kara iskete ve duvar tırmaşık kuşu gibi hayvanlar burada yaşar. Kuzey Anadolu Dağları ve Karadeniz arasındaki dar kıyı şeridinde, Dünya'da az sayıda bulunan ılıman yağmur ormanlarından biri olan Euxine-Kolşik yaprak döken ormanlarına rastlanır.

Türkiye'de 40 tane millî park, 189 tane doğal park, 31 tane doğal koruma alanı, 80 tane yaban hayatını koruma alanı ve 109 tane doğal anıt bulunur. Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı, Nemrut Dağı Millî Parkı, Antik Troya Millî Parkı, Ölüdeniz Doğal Parkı ve Polenezköy Doğal Parkı bunlara örnektir.

Türkiye'nin başkenti Ankara, kendi adını taşıyan Ankara kedisi, Ankara tavşanı ve Ankara keçisi gibi hayvanlarıyla ünlüdür. Ülkenin diğer ulusal sembollerinden biri ise Van kedisidir ve adını Doğu Anadolu'da yer alan Van ilinden alır. Ayrıca Türkiye'ye has çeşitli köpek türleri de vardır: Anadolu çoban köpeği, Kangal, Aksaray Malaklısı ve Akbaş.

Türkiye'deki iklim çeşitleri


Türkiye, iklim kuşaklarından ılıman kuşak ile subtropikal kuşak arasında yer alır. Türkiye'nin coğrafî konumu ve yer şekilleri sonucunda ikliminin, farklı özellikte iklim tiplerinin oluşmasına yol açmıştır. Kıyı bölgelerinde denizlerin etkisiyle daha ılıman iklim özellikleri görülür. Dağların yüksekliği ve uzanışı deniz etkilerinin iç kesimlere ulaşmasını engeller. Bu nedenle iç kesimlerinde karasal iklim özellikleri görülür.

Karasal iklim : Bu iklim tipi, İç Anadolu Bölgesi, Doğu Anadolu Bölgesi, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin büyük bir kısmı ve Trakya'nın iç kısımlarında görülür. Bitki örtüsü bozkırdır. Yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve kar yağışlıdır.

İç Anadolu Karasal İklimi : Kışlar, bölgenin doğusunda daha fazla olmak kaydıyla soğuk, yazlar biraz sıcaktır. En soğuk ay -0,7 °C ile Ocak, en sıcak ay 22 °C ile Temmuz'dur. Yıllık ortalama yağış miktarı 413,8 mm; yıllık ortalama sıcaklık 10,8 °C'dir. Yaz mevsimin yağış oranı %14,7; en yağışlı mevsim ilkbahardır. Ortalama yıllık bağıl nem %63,7'dir. Bölgede doğal bitki örtüsü alçaklarda bozkır, yükseklerde yağışın artmasına bağlı olarak kurakçıl meşe ormanlarıdır.

Doğu Anadolu Bölgesi karasal iklimi : Yazlar kısa ve serin, kışlar soğuk ve uzundur. Kışın yağışlar kar şeklindedir ve çokça don olayı görülür. Alçak alanlarda yazlar biraz sıcaktır. Ocak ayı ortalama sıcaklığı -4,2 °C; Temmuz ortalaması 24,2 °C'dir. Yıllık yağış ortalaması 579 mm; yıllık ortalama sıcaklık 10,2 °C'dir. Yağışın çoğu kış ve ilkbaharda düşer, yaz yağış oranı %9,5'tir. Ortalama yıllık bağıl nem %60,2'dir.

Doğal bitki toplulukları alçaklarda bozkır, daha yüksek alanlarda kuru orman, en yüksek yerlerde alpin çayırlar görülür.

Güneydoğu Anadolu Karasal İklimi : Yaz mevsimi çok sıcak, kışlar nadir soğuk geçer. Yıllık ortalama sıcaklık 16,4 °C; Ocak ayı ortalaması 3,7 °C; Temmuz ayı ortalaması 29,8 °C'dir. 565 mm'lik yıllık ortalama yağışın çoğu kış ve ilkbaharda düşer. Yaz yağışlarının oranı %2,6'dır. Yıllık bağıl nem ortalaması düşüktür: %53,6. Düşük bağıl nem ve sıcak yaz mevsimi kuraklığın şiddetini artırmaktadır. Bitki örtüsünü zayıf bozkırlar ve kurakçıl çalılar oluşturur.

Trakya Karasal İklimi : Yaz mevsimi sıcak, kışlar soğuk geçer. Yıllık sıcaklık ortalaması 13,2 °C, Ocak ayı ortalaması 2,8 °C; Temmuz ayı ortalaması 23,9 °C'dir. Yağışın çoğunluğu ilkbahar ve sonbahar mevsimlerinde düşer. Yıllık ortalama yağış 559 mm'dir. Yaz yağışlarının oranı %17,6; yıllık ortalama bağıl nem %69'dur. Bitki örtüsü kurakçıl orman ve antropojen bozkırdır.

Akdeniz iklimi : Bu iklim tipi, Akdeniz, Ege ve güney Marmara`da görülür. Ancak Marmara'da görülen Akdeniz ikliminin özellikleri daha serttir. Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlıdır. Turunçgillerin tarımı için elverişlidir. Güney enlemlerde görüldüğünden don olayı ve kar yağışı kıyı kuşağında ender görülür. Torosların yükseklerinde kışlar kar yağışlı ve soğuktur. En soğuk ay 6,4 °C ortalama ile Ocak ayı, en sıcak ay 26,8 °C ortalama ile Temmuz ayıdır. Yıllık ortalama sıcaklık 16,3 °C'dir. En yağışlı mevsim kış, yıllık yağış ortalaması 725,9 mm'dir. Sıcak olan yaz mevsimi aynı zamanda kuraktır, yağışın %5,7'si bu mevsimde düşer. Yıllık bağıl nem ortalaması %63,2'dir.

Bitki örtüsü doğal alanlarda kızılçam, ormanın tahrip edildiği alanlarda makidir. Genellikle 0-800 metreler arası maki hakimdir. Yüksek alanlarda karaçam, köknar ve sedir ağaçları hakimdir.

Karadeniz iklimi : Bu iklim tipi, Karadeniz kıyıları ve kuzey Marmara'da görülür. Her mevsim yağışlıdır. Yazlar serin, kışları kıyılarda ılık, yükseklerde soğuk ve kar yağışlıdır. Yağış yıla dağılmıştır, kurak mevsim görülmez. En soğuk ay Ocak (4,2 °C), en sıcak ay Temmuz (22,2 °C) ayıdır. Yıllık sıcaklık ortalaması 13,0 °C'dir. Yıllık yağış ortalaması 842,6 mm'dir. Yıllık bağıl nem ortalaması %71; yaz yağışlarının oranı %19,4'tür.

Bitki örtüsü kıyılarda geniş yapraklı, kışın yaprak döken, nemcil türlerden (kayın, gürgen, kestane, kızılağaç vb.) oluşan orman, yükseklerde, nemli soğuk şartlara uymuş iğne yapraklılar hakimdir.

Marmara (geçiş) iklimi : Marmara Bölgesi'nin Kuzey Ege'yi de içine alacak şekilde güney kesiminde görülür. Kışları Akdeniz iklimi kadar ılık, yazları Karadeniz iklimi kadar yağışlı değildir. Karasal iklim kadar kışı soğuk, yazı da kurak geçmemektedir. Bu özelliklerden dolayı Marmara iklimi, karasal Karadeniz ve Akdeniz iklimleri arasında bir geçiş özelliği göstermektedir. Buna bağlı olarak doğal bitki örtüsünü alçak kesimlerde Akdeniz kökenli bitkiler, yüksek kesimlerde kuzeye bakan yamaçlarda Karadeniz bitki topluluğu özelliğindeki nemli ormanlar oluşturmaktadır. Soğuk ay olan Ocak ayı ortalama sıcaklığı 4,9 °C, sıcak ay olan Temmuz ayı ortalama sıcaklığı 23,7 °C, yıllık ortalama sıcaklık 14,0 °C dir. Ortalama yıllık toplam yağış 595,2 mm'dir ve yağışların çoğu kış mevsiminde düşer. Yaz yağışlarının yıllık toplam içindeki payı %11.7 dir. Yıllık ortalama nispi nem %73'tür.

İklimi Etkileyen Hava Kütleleri : Türkiye ikliminin oluşmasında çevreden Anadolu'ya doğru gelen hava kütlelerinin özellikleri önemlidir. Bu hava kütleleri Türkiye'de hava durumunu ve uzun zamanda iklimi belirler. Kış mevsiminde kutupsal, yaz mevsiminde tropikal hava kütleleri hakimdir.
  • Karasal Kutbî Hava Kütlesi: Kış mevsiminde Türkiye üzerinde etkili olan Sibirya kökenli hava kütleleridir. Kuzeyden, kutup yakınlarından geldiğinden soğuk, kara üzerinde oluştuğu için kuraktır. Sis ve ayaza neden olabilir. Karadeniz'i geçerken nem kazandığı durumlarda yamaç yağışlarına sebep olabilir.
  • Denizel Kutbî Hava Kütlesi: Atlas okyanusunun kuzeyinden doğar. Avrupa ve Balkanlar üzerinden gelerek Anadolu'ya ulaşır. Yılın tamamında etkili olan hava kütleleri Karadeniz sahillerine yağmur, iç bölgelerde kar yağışına neden olur. Akdeniz üzerinden gelirse daha etkilidir, her türlü yağışa neden olabilir.
  • Denizel Tropikal Hava Kütlesi: Azor adalarındaki yüksek basınç alanı ve Akdeniz kaynaklıdır. Bütün yıl Türkiye üzerinde etkilidir. Sıcak ve bol nem taşıdığından özellikle Türkiye'nin batısına bol yağış bırakır.
  • Karasal Tropikal Hava Kütlesi: Kuzey Afrika'da Sahra çölü üzerinde oluşan dinamik yüksek basınç alanından doğar. Yazın ısınmaya bağlı olarak kuzeye doğru genişler. Sahra çölü üzerinde oluştuğu için sıcak ve kuraktır. Kutupsal hava kütleleriyle karşılaştığında yağışa neden olabilir. Akdeniz'den nem alarak yağışa neden olabilir. Bir, iki gün esen sıcak rüzgardan sonra yağmur yağarsa çamur yağdığı görülür. Bu hava kütlelerinin, çölden kaldırıp Türkiye'ye kadar taşıdığı tozlar çamur yağışına neden olur .

Ekonomi


Türkiye, GSYİH (SAGP) sıralamasında 13. sırada ve GSYİH (nominal) sıralamasında 17. sırada yer almaktadır. OECD ile G-20 büyük ekonomileri topluluklarının kurucu üyelerinden bir tanesidir.

1995'te başlayan Avrupa Birliği-Türkiye Gümrük Birliği tarifeleriyle birlikte Türkiye'de geniş bir liberalleşme yolu açıldı ve bu gümrük birliği, ülkenin dış ticaret politikasının önemli taşlarından birini oluşturur hale geldi. Türkiye'nin 2014'te ihracatı, önceki yıla göre %4 artarak $157,6 milyar oldu. En fazla ihracat yapılan yapılan ülkeler ise Almanya, Irak, Birleşik Krallık, İtalya ve Fransa olarak belirlendi. Ancak aynı yıl ithalatın $242,2 milyarı bulması sebebiyle $84,5 milyar tutarında dış ticaret açığı oluştu. Bu rakam, bir önceki yıl $99,8 milyar idi. 2014'te Türkiye, en fazla Çin'den ithalat yaptı. Bu ülkeyi sırasıyla Almanya, Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri takip etti.

Türkiye'nin büyük bir otomotiv sanayisi vardır. 2013 verilerine göre ülke, en çok otomobil üreten ülkeler sıralamasında 17. sırada yer almaktadır. 2014 Türkiye, gemi yapımından ise $1,2 milyar gelir elde etmiştir. Ülkenin bu konudaki en büyük pazarları Malta, Norveç, Birleşik Krallık ve Marshall Adaları'dır. 2012 verilerine göre 87 aktif Türk tersanesi bulunmaktadır ve bu tersanelerde farklı boyutlarda 15 yüzer havuz ve bir kuru havuz bulunmaktadır. Tuzla, Yalova ve İzmit gemi inşa sektörünün başlıca merkezleridir.

Beko ve Vestel gibi Türk markaları, Avrupa'nın en büyük beyaz eşya ve tüketici elektroniği üretim şirketlerindendir, bu sektörleri geliştirmek ve yeni teknolojiler bulmak konusunda önemli miktarda yatırımlar yapmaktadırlar.

Türk ekonomisinin diğer önemli bölümlerini ise bankacılık, inşaat, ev aletleri, elektronik, tekstil, petrol arıtma, petrokimya ürünleri, gıda, madencilik, demir-çelik ve makine sanayi oluşturmaktadır. 2013 verilerine göre Türkiye'deki sektörel GSYİH dağılım %8,9 tarım, %27,3 sanayi ve %63,8 hizmet şeklinde olmuştur. Bu oranlara rağmen hâlâ daha nüfusun dörtte biri tarım sektöründe çalışmaktadır. 2012 verilerine göre çalışan nüfusun sadece %30'u kadınlardan oluşmaktadır ve bu rakam OECD üyesi ülkeler arasındaki en az orandır. Türkiye'de en zengin kesimin geliri, en yoksul kesimin gelirinin 7,7 katıdır.

I. Dünya Savaşı ile Türk Kurtuluş Savaşı sonrası ortaya çıkan cumhuriyetin, ilk altmış yılında, 1923 ve 1983 yılları arasında devlet, sıkı bir yarı-devletçi yaklaşımın içinde bulundu; özel sektör katılımı, dış ticaret, döviz akışı ve doğrudan yabancı yatırım tutarı gibi konularda çeşitli sınırlamalar konuldu, çeşitli bütçe planlamaları yapıldı. Ancak 1983 yılına gelindiğinde Başbakan Turgut Özal, özel sektörü daha ön plana çıkaran bir dizi reform başlattı.

Büyük miktarlarda alınan dış kredilerle birlikte reformlar, hızlı bir ekonomik büyümenin önünü açtı fakat bu büyüme özellikle 1994, 1999 (o yıl gerçekleşen Gölcük depremi sonrası) ve 2001 yıllarında yaşanan finansal krizler ve durgunluklar sebebiyle sürekli kesintiye uğradı. 1981 ile 2003 yılları arasında ülkenin yıllık GSYİH büyüme ortalaması %4 olarak belirlendi. Büyüyen kamu açıkları ve yaygın yolsuzluk ile birlikte ek mali reformların eksikliği, yüksek enflasyon ve zayıf bankacılık sektörü, makroekonomi dalgalanmasının artmasına sebep oldu. 2001 yılındaki kriz sonrası dönemin maliye bakanı Kemal Derviş tarafından başlatılan reformlardan bu yana, enflasyon tek haneli rakamlara düştü, yatırımcı güveni ile yabancı yatırım arttı, işsizlik oranı geriledi.

Türkiye, dış ticaret üzerindeki devlet kontrolünü yavaş yavaş azaltarak ekonomik düzenlemeler yoluyla çeşitli pazarlar açtı, kamuya ait çeşitli kurumları özelleştirme yoluna gitti, birçok sektörün liberalleştirilmesi ile yabancı katılımı ise çeşitli siyasi tartışmalar arasında devam etti. Kamu borçlarının GSYİH'ye oranı, 2001 yılındaki durgunlukta seviyenin altına düşse de, 2010 yılının üçüncü yarısında %46'ya yükseldi. 2002 ve 2007 yılları arasındaki yıllık GSYİH büyüme oranı ise ortalama %6,8 olarak belirlendi; bu rakam Türkiye'yi o yılların en hızlı büyüyen ekonomilerinden biri haline getirdi. Ancak büyüme, 2008 yılında %1 oranında yavaşladı ve ekonomi, 2009 yılında yaşanan küresel ekonomik krizden %5 kadarlık bir oranla durgunluktan etkilendi. 2010 yılında ise ülkenin ekonomisinin %8 büyüdüğü tahmin edildi.

2000'lerin ilk yıllarında ülkedeki yüksek enflasyon kontrol altına alındı ve bu yeni bir para biriminin piyasaya sunulmasına yol açtı; Yeni Türk Lirası, 1 Ocak 2005 tarihinde yürürlüğe girdi. 1 Ocak 2009'da Yeni Türk Lirası yerini yeni banknot ve madeni paraların tanıtılmasıyla Türk Lirası'na bıraktı. 2012 yılında ülkedeki enflasyon rakamı %6,16, işsizlik oranı ise %9,2 olarak belirlendi.

Turizm : Türkiye'de turizm, ekonominin önemli bir kısmını teşkil etmektedir ve son yirmi yılda hızlı bir büyüme yakalamıştır. 2014'te 39,8 milyon turist tarafından ziyaret edilen Türkiye, Dünyanın 6., Avrupa'nın 4. en büyük turizm destinasyonu olarak yer aldı ve ziyaretçilerden 29,5 milyar dolar gelir elde etti.

Demografi


Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonucunda elde edilen verilere göre 31 Aralık 2017 itibarıyla Türkiye'nin nüfusu 80,8 milyondur. Bu rakam, ilk resmî nüfus sayımının yapıldığı 1927 yılında 13,6 milyondu. 2017 yılındaki rakam, 2016 yılındaki rakamın 995 bin fazlasıdır ve ülkenin nüfusunun artış oranı ‰12,4'tür. Nüfusun %92,5'i il ve ilçe merkezlerinde yaşamaktadır. Yine aynı verilere göre Türkiye'de km2 başına ortalama 105 kişi düşmektedir. Nüfusun %67,9'u 15-64 yaş grubunda yer alırken %23,6'sı 0-14 yaş grubunda yer almaktadır. Yaklaşık %8,5'lik bir kısım ise 65 ve üstü yaşlardaki kişilerden oluşmaktadır. Nüfusun ortanca yaşı 31,4'tür. Türkiye'nin en gelişmiş ve en kalabalık şehri İstanbul'dur. Ayrıca Avrupa'nın en kalabalık üçüncü şehri unvanını da taşımaktadır.

Türkiye Anayasası'nın 66. maddesi, "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan" herkesi, bir "Türk" olarak tanımlar. Bu nedenle, Türkiye'de hukukî anlamda Türk sözcüğü, bir etnik kökeni ifade etmekten ziyade ülkenin vatandaşı olan herkesi ifade etmektedir. Ülkenin büyük çoğunluğunun etnik kökeni Türk'tür. Ülke nüfusundaki Türklerin oranı CIA'e göre %70-75, Konda'ya göre %76 ve Konsensus'a göre %77'dir. Nüfusun etnik dağılımına ait pek çok veri olmasına rağmen, Türkiye'de yapılan resmî nüfus sayımları etnik kökene ait rakamlar vermediği için resmî veriler mevcut değildir. Yapılan araştırmalara göre Türkiye'de Arnavutlar, Azeriler, Araplar, Boşnaklar, Çerkesler, Çingeneler, Gürcüler, Hemşinliler, Lazlar, Pomaklar, Süryaniler ve Zazalar dahil olmak üzere pek çok etnik grup yaşasa da, ülkede resmen tanınan azınlıklar sadece Ermeniler, Rumlar ve Yahudilerdir. Bu tanınmayı Lozan Antlaşması ile birlikte elde etmişlerdir. Türklerden sonra, ülkede yaşayan en büyük etnik grup Kürtlerdir. Kürtlerin nüfus içindeki oranı CIA'e göre %18, Konda'ya göre %15, Konsensus'a göre %14'tür. Kürtler ülkenin Türkiye Kürdistanı olarak da bilinen doğu ve güneydoğu kısımlarında yoğunlaşmıştır. Tunceli, Bingöl, Muş, Ağrı, Iğdır, Elâzığ, Diyarbakır, Batman, Şırnak, Bitlis, Van, Mardin, Siirt ve Hakkâri illerinde Kürt nüfus çoğunluktadır; bunun yanı sıra Şanlıurfa'da %47 ile nüfusun çoğunluğa yakınını ve Kars'ta %20 ile büyük bir azınlık grubunu oluşturur. Ayrıca yıllardır gerçekleşen iç göçlerle birlikte Kürtler, ülkenin ortasındaki ve batısındaki tüm büyük şehirde de yaşamaktadır. Özellikle İstanbul'da yaklaşık 3 milyon Kürt yaşamaktadır ve bu durum şehri, dünya üzerinde en fazla Kürt nüfusuna sahip şehir yapmaktadır. CIA'e göre Türkler ve Kürtler dışındaki diğer azınlıkların oranı ise %7-12'dir. Tanınan üç azınlık dışında kalan diğer azınlıklar için belirlenmiş özel haklar yoktur. "Azınlık" terimi, Türkiye'de hassas bir konudur ve hassas olmaya devam etmektedir. Hukukî anlamda azınlıkları tanımasa da devlet, resmî kanalı TRT'ye, azınlıkların konuştuğu çeşitli dillerde radyo ve televizyon programları yapması konusunda izin vermektedir.

Türkiye nüfusunun %2,5'i göçmenlerden oluşmaktadır. Ülke, Aralık 2015 itibarı ile 2,5 milyon Suriyeli mülteci sayısı ile dünyanın en büyük mülteciyi barındıran ülkesi oldu. Suriye İç Savaşı'ndan kaçan bu mülteciler, Başbakanlık Afet ve Acil Durum Başkanlığı tarafından hazırlanan çadırlarda ağırlandı, birçoğu ise şehirlere göç etti.

Türkiye'nin resmî dili, aynı zamanda nüfusun %85'inin anadili olan Türkçedir. Nüfusun yaklaşık %12'si ise ana dil olarak Kürtçe konuşmaktadır. Arapça ve Zazacayı ana dil olarak konuşanların oranı da %1'den fazladır, bunun yanı sıra çeşitli bölgelerde küçük bir kesim tarafından ana dil olarak konuşulan diller de mevcuttur. Ayrıca Türkiye'de konuşulan dillerden bazıları tehlike altındadır. Bunlara Abazaca, Abhazca, Batı Ermenicesi, Çerkesçe, Çingenece, Doğu Çerkesçesi, Hemşince, Hertevince, Kapadokya Yunancası, Lazca, Pontus Rumcası, Ubıhça, Yahudi İspanyolcası ve Zazaca örnek verilebilir.

Din


Türkiye, resmî dini olmayan laik bir devlettir. Din ve vicdan özgürlüğü, ülkenin anayasasıyla güvence altına alınmıştır. Ancak ülkede çeşitli İslami partilerin kurulmasıyla birlikte, dinin yönetimdeki rolüyle ilgili tartışmalar ortaya çıkmıştır. Ülkede kamu kurumlarında ve okullarda uzun yıllar boyunca İslami siyaset sembolü olarak görüldüğü için başörtüsü takılması yasaklandı. Bu yasağa 2011 yılında üniversitelerde, 2013 yılında kamu kurumlarında ve 2014 yılında diğer okullarda son verildi.

Türkiye'de baskın din İslam'dır ve çeşitli verilere göre nüfusun %99,8'i Müslüman'dır. Ancak farklı kaynaklara göre bu rakam farklılık göstermektedir ve %96.4 olarak geçmektedir. Yaygın mezhep ise Sünnilik mezheplerinden biri olan Hanefiliktir. Ülkedeki en yüksek İslami makam Diyanet İşleri Başkanlığı'dır ve Hanefi mezhebinin kurallarına göre dini yorumlar. Ülke topraklarındaki 80.000'i aşkın kayıtlı camiden ve buralarda görevli imamlardan da sorumludur. Ayrıca ülkede Alevilik de yer yer yaygındır ve akademisyenler Alevi sayısının 15-20 milyon arasında olduğunu öne sürmektedir. Aksiyon dergisine göre ise, Aleviler hariç ülke nüfusunun 3 milyonu (%4.2) Şii Onikicilerden oluşur. Ayrıca Sufizm'e bağlı olanlar da vardır ve nüfusun %2'si herhangi bir mezhebe bağlı olmayan Müslümanlardır.

Türkiye topraklarında Müslüman olmayanların sayısı 1914'te %19 iken bu sayı 1927'de %2.5'e düşmüştür. Günümüzde ülkede Rum Ortodoksları ve Katolikler dahil olmak üzere çeşitli mezheplerden 120.000 Hristiyan bulunmaktadır ve bu rakam Türkiye'nin nüfusunun %0.2'sinden daha azdır. Ülkede açık olan kilise sayısı ise 236'dır. İstanbul, 4. yüzyıldan bu yana Doğu Ortodoks Kilisesi'nin merkezi konumundadır.

Türkiye'de, çoğu Sefarad kökenli olan 26.000 Yahudi yaşamaktadır. MÖ 5. yüzyıldan itibaren Anadolu topraklarında Yahudi toplulukları yaşamaya başladı ve yirmi yüzyıl sonra, 15. yüzyıl sonlarında İspanyol ve Portekiz Yahudileri'nin İspanya'dan kovulmasıyla birlikte Osmanlı İmparatorluğu, bu Yahudilerin günümüzdeki Türkiye topraklarına yerleşmesine izin verdi. Böylece Anadolu'daki Yahudi nüfusu arttı. 20. yüzyıldaki göçlere rağmen, bugün hâlâ küçük bir Yahudi nüfusu Türkiye'de bulunmaktadır.

Eğitim


Türkiye'de üniversite öncesi eğitim Millî Eğitim Bakanlığı'nın denetimindedir. Dört yıl ilkokul, dört yıl ortaokul ve dört yıl lise olmak üzere toplam on iki yıllık eğitim zorunludur. OECD raporlarına göre ülkede liseyi tamamlamayan 25-34 yaş grubuna dahil kişiler, liseyi tamamlayan aynı yaş grubundan iş arkadaşlarının elde ettiği gelirin ortalama olarak sadece %80’ini almaktadırlar. Ülkenin temel eğitim seviyesi diğer OECD ülkelerinin altında kabul edilir. Türkiye, OECD'nin PISA programında 34 ülke arasında 32. sırada yer alır. Yüksek kalitedeki liselere giriş, büyük ölçüde ülke genelinde yapılan öğrenci yerleştirme sınavlarından alınan puana bağlıdır, bu yüzden ülkedeki özel ders alma yaşı 10'a kadar düşmüştür. Türkiye'de 2011 itibarıyla yetişkin nüfusun %94,1'i okuryazardır; erkek nüfusun kendi içindeki okuryazarlık oranı %97,9, kadın nüfusun kendi içindeki okuryazar oranı %90,3'tür.

2017 itibarıyla Türkiye'deki üniversite sayısı 183'tür. Öğrenciler, Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) ve Lisans Yerleştirme Sınavı (LYS) sonucunda aldıkları puanlarla üniversiteye geçiş hakkı kazanır. 2007 yılında üniversiteye geçiş sınavına 1.700.000 kişi katılmış olsa da, 2008 yılında üniversite kontenjanları 600.000 ile sınırlı kalmıştır. Anadolu Üniversitesi'nin Açıköğretim Fakültesi dışındaki tüm fakültelere giriş, lise mezunlarının YGS-LYS sonucuna bağlı olarak şekillenir.[244] Dünyanın en iyi üniversitelerinin sıralandığı 2014 Times Higher Education World University Rankings'te ilk 200'e Türkiye'den dört üniversite dahil olmuştur. Listede Orta Doğu Teknik Üniversitesi 85. sırada, Boğaziçi Üniversitesi 139. sırada, İstanbul Teknik Üniversitesi 165. sırada, Sabancı Üniversitesi 182. sırada yer almıştır.

Sağlık hizmetleri


Türkiye'de sağlık hizmetleri Sağlık Bakanlığı tarafından merkezi bir devlet sistemiyle kontrol edilir. 2003 yılında hükûmet, sağlık hizmetlerine ayrılan bütçe oranını artıran ve nüfusun büyük bir bölümünü sağlık hizmetlerinden düşük masrafla yararlanabilir hâle getirmeyi amaçlayan geniş kapsamlı bir sağlık reformu programı başlattı. Türkiye İstatistik Kurumu, 2012 yılında sağlık hizmetleri kapsamında 76.3 milyar TL harcandığını açıkladı; hizmet bedellerinin %79.6'sı Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanırken geriye kalan %15.4'ü hastalar tarafından doğrudan ödendi. 2013 rakamlarına göre Türkiye'de 30.116 sağlık kurumu bulunmaktadır ve doktor başına ortalama 573 hasta düşmektedir. Ayrıca 1000 kişi başına düşen yatak sayısı 2.64'tür.

Türkiye'de beklenen yaşam süresi erkeklerde 71.1 yıl ve kadınlarda 75.2 yıl olmakla birlikte, toplam nüfus ortalamasının beklenen yaşam süresi 73.2 yıldır. Ülkede ölümlere en çok neden olan hastalıklardan ilk üçü şunlardır: dolaşım sistemi hastalıkları (%39.8), kanser (%21.3), solunum hastalıkları (%9.8)

Kültür


Türkiye; Oğuz, Anadolu, Osmanlı (Greko-Romen ve İslami kültürlerin bir devamıydı) ve Batı kültürleri ile geleneklerinin karışımıyla ortaya çıkan çok çeşitli kültürleri barındırır. Ülke coğrafyasındaki kültürel kaynaşma, Orta Asya'dan Anadolu'ya doğru gerçekleşen Türk göçleri sırasında Türklerin göç yolları üzerindeki kültürlerle kendi kültürlerini birleştirmesi sonucunda başladı. Ülkedeki Batılılaşma hareketi ise Osmanlı İmparatorluğu'nun Tanzimat döneminde başladı ve bugüne kadar sürmeye devam etti. Sonuç olarak günümüz Türk kültürü, geleneksel inançları ve tarihi değerleri koruyarak "çağdaş" bir Batı devleti olma çabası sonucunda şekillendi.

Sanat


Batılı anlamda Türk resim sanatı, 19. yüzyılın ortalarından itibaren etkin bir gelişme göstermeye başladı. Resim dersleri ilk olarak teknik ihtiyaçlar için 1793 yılında şu anki İstanbul Teknik Üniversitesi'nde verilmeye başlandı. 19. yüzyılın sonlarında, Batılı anlamda insan tasvirleri özellikle Osman Hamdi Bey ile birlikte Türk resminde kullanılmaya başlandı. Çağdaş eğilimlerle birlikte empresyonizm de gelişim gösterdi ve Halil Paşa resimlerinde empresyonizmi kullandı. 1926'da Avrupa'ya gönderilen Türk sanatçılar, Türkiye'ye geri döndüklerinde çalışmalarında Fovizm, Kübizm ve hatta Ekspresyonizm akımlarından yararlandılar. Sonraki yıllarda D Grubu sanatçılarından Abidin Dino ve Cemal Tollu dahil olmak üzere Fikret Mualla, Fahrelnisa Zeid, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Adnan Çoker ve Burhan Doğançay gibi sanatçılar son otuz yıl boyunca Batı'da gelişen bazı eğilimleri tanıttılar. Bunların yanı sıra Yeniler Grubu 1930'larda, Onlar Grubu 1940'larda, Yeni Dal Grubu 1950'lerde ve Siyah Kalem Grubu 1960'larda ortaya çıkarak çağdaş Türk resminin diğer önemli hareketleri olarak tanındılar.

Türk müziği ve edebiyatı, çeşitli kültürlerin izlerini taşır. Osmanlı İmparatorluğu'nun yanı sıra İslam dünyası ile Avrupa'nın etkileşimi sonucunda Türk, İslam ve Avrupa gelenekleri birleşerek günümüz Türk müziğini ve edebiyatını ortaya çıkarmıştır. Osmanlı döneminde Türk edebiyatı, İran ve Arap edebiyatlarının fazlasıyla etkisi altında kaldı. Tanzimat'taki yeniliklerle birlikte daha önceden bilinmeyen roman ve öykü gibi edebi türler Türk edebiyatına giriş yaptı. Çeşitli yazarlar Türk edebiyatındaki ilkleri bu dönemde verdiler; Namık Kemal ilk edebi roman olan İntibah'ı (1876) yazarken, gazeteci Şinasi ilk özel gazeteyi çıkardı ve ilk tiyatro olan Şair Evlenmesi'ni (1860) yazdı. Batı etkisinde gelişen modern Türk edebiyatının şekillenmesi 1896 ve 1923 arasında da sürdü. Bu arada Servet-i Fünun, Fecr-i Ati ve Millî Edebiyat gibi çeşitli edebiyat hareketleri ortaya çıktı. 20. yüzyılda Nâzım Hikmet, serbest nazımla şiirler yazarak Türk şiirine radikal değişikler getirdi. Şiirdeki bir başka devrim ise 1941'de Garipçiler tarafından yapıldı. Çeşitli kültürlerin karışımı olan Türk edebiyatında, bu durumun bir sonucu olarak, işlenen konular arasında kültür çatışması önemli bir yer tutar. Örneğin romanlarında "kültürlerin birbiriyle çatışması ve örülmesi için yeni simgeler bulan" Orhan Pamuk, 2006 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülmüştür. 2003 Eurovision Şarkı Yarışması'na Türk müziğindeki çeşitli kültürlerin izlerini taşıyan "Everyway That I Can" şarkısıyla katılan Sertab Erener ise yarışmanın birincisi olarak Avrupa'da adından bahsettirmiştir.

Türk kültüründe halk oyunları önemli bir yer tutar. Doğu Trakya'da Hora; Ege, Güney Marmara ve İç Anadolu'da Zeybek; Batı Akdeniz'de Teke; İç-Batı Anadolu, Batı Karadeniz, Güney Marmara ve Doğu Akdeniz'de Kaşık oyunları ile Karşılama; Orta ve Doğu Karadeniz'de Horon; Doğu ve İç Anadolu'da Halay; Kuzeydoğu Anadolu'da Bar ve Lezginka halk oyunları yaygındır.

Mutfak


Türk mutfağı, Çin ve Fransız mutfaklarıyla beraber dünyanın en zengin mutfaklarındandır. Coğrafyası ve tarihi gereği, Türk mutfağı çok büyük bir çeşitlilik oluşturur. Türk mutfağı, Mezopotamya ve Balkan mutfaklarıyla etkileşime girmiştir, İstanbul Osmanlı Saray mutfağı da Türk mutfağının önemli bir kısmını oluşturur.

yaprak Sarması
Lahmacun
Osmanlı Saray Mutfağı'nda çok çeşitli çorba, zeytinyağlı sebze, etli yemek, balık, börek, tatlı mönüleri mevcuttur. Saray mutfağı, Bizans İmparatorluğu'ndan Osmanlı'ya yüzyılların saray zevki ve tecrübesiyle oluşan elit bir mutfaktır. O dönemlerde, halk ve köy mutfağı ise sade ve basittir.

Günümüzde, Saray kültürü ile halk kültürünün karışımı bir "Türk mutfağı" ortaya çıkmıştır. Birçok saray yemeği, halk tarafından benimsenmiştir.

Türk mutfağı;
  • Akdeniz kültürü
  • Doğu kültürü
  • Saray kültürü
  • Bozkır kültürü olarak sınıflandırılmıştır.
Türk Kahvesi
Ayran
Tatlılar:
Türk mutfağı tatlılar açısından çok zengin bir dünya mutfağıdır. Türk tatlıları çok geniş bir çeşitlilik gösterirler. Baklava, kadayıf, lokma gibi hamurlu tatlılar, muhallebi, keşkül, kazandibi, sütlaç gibi sütlü tatlılar, hoşaf ve kompostolar, revani, helva, aşure ve kabak tatlısı gibi tatlılar geniş bir yelpazeye sahiptirler.

Baklava Türk mutfağının en tanınmış tatlıları arasındadır. Çok ince açılmış yufkanın arasına fındık, ceviz veya antep fıstığı konarak pişirilmesinden sonra bir şerbetle tatlandırılması yoluyla hazırlanır. Tel kadayıf ise çok ince teller halinde satılan hamurla hazırlanır ve baklavanın içine benzer içlerle doldurularak fırında kızartıldıktan sonra şerbetle tatlandırılır.

Sütlü tatlılar sütün şekerle kaynatıldıktan sonra nişasta, pirinç veya pirinç unu ile katılaştırılması yoluyla hazırlanırlar. Kazandibi ise muhallebi gibi hazırlandıktan sonra elde edilen tatlının bir tepside kızartılarak karamelleştirilmesi sonucu elde edilen ilginç bir Türk tatlısıdır. Tavuk göğsü de sütlü bir tatlıdır, söz edilen bu malzemelerin yanı sıra ince bir şekilde didiklenen tavuk etinin göğüs kısmını da içerir.

Revani, İrmik helvası gibi bazı tatlıların yapımında irmik kullanılır. Türkiye'deki dinsel inançlar arasında özel bir yeri olan aşure buğday, kuru üzüm, fasulye ve nohut gibi birçok bitkisel malzemeler kullanılarak hazırlanan bir tatlıdır. Kabak tatlısı balkabağının şekerle pişirilmesi yoluyla hazırlanır. Sonbahar ve kış aylarında tercih edilen Türk mutfağına has bir tatlıdır.

Spor


Türkiye'de en çok sevilen sporlardan biri futboldur. Futbol ligler halinde oynanmakta ve bunların en büyüğü Süper Lig'dir. Lig şampiyonu olabilmiş olan takımların üçü (Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray) İstanbul takımı, iki tanesi (Trabzonspor) ve (Bursaspor) ise Anadolu takımıdır. Futbol kulüpleri Türkiye Futbol Federasyonu çatısı altında toplanmıştır. Galatasaray Avrupa'da kupa kazanan ilk ve tek Türk futbol takımıdır. 2000 yılında UEFA Kupası ve UEFA Süper Kupası'nı kazanmıştır. Türkiye millî futbol takımı 2000 Avrupa Futbol Şampiyonasında 6., 2002 FIFA Dünya Kupası'nda, 2003 FIFA Konfederasyonlar Kupası'nda ve 2008 Avrupa Futbol Şampiyonasında 3. olmuştur.

Basketbol Türkiye'de en çok ilgi gören sporlardan biridir. Basketbol'un en büyük ligi Basketbol Süper Ligi'dir. Anadolu Efes, Galatasaray Medical Park, Fenerbahçe, Beşiktaş gibi takımlar EuroLeague'de ve diğer özel turnuvalarda çok büyük başarılar göstermişlerdir. Ayrıca Anadolu Efes 1996 yılında Koraç Kupası'nı kazanarak, Avrupa Kupası kazanan ilk Türk takımı olma unvanını elde etmiştir.[268] 2012 yılında FIBA EuroChallenge Şampiyonluğu kupasını kazanan Beşiktaş Milangaz Avrupa'da kupa kazanabilen 2. Türk takımı'dır. Türkiye millî basketbol takımı da turnuvalarda büyük başarı elde etmiştir. Örneğin 2001 Avrupa Basketbol Şampiyonası gümüş madalya ve 2010 FIBA Dünya Basketbol Şampiyonası gümüş gibi. 2010 FIBA Dünya Basketbol Şampiyonası, 28 Ağustos ve 12 Eylül tarihleri arasında Türkiye'de gerçekleştirilmiştir. Şampiyonayı FIBA, Türkiye Basketbol Federasyonu ve 2010 Organizasyon Komitesi ortaklaşa organize etmiştir ve 2. olmuştur. 1986'dan beri üçüncü defa 24 ülkenin katıldığı turnuvanın takım karşılaşmaları İstanbul, Ankara, İzmir ve Kayseri'de, bitiş aşaması İstanbul Sinan Erdem Spor Salonu'nda oynanmış, kazanan ise bitişte Türkiye'yi 64-81 mağlup eden Amerika Birleşik Devletleri olmuştur. kadın millî basketbol takımı 2011 Avrupa Kadınlar Şampiyonası'nda ikinci olmuştur. Ayrıca 2013 Akdeniz Oyunlarında erkek millî basketbol takımı altın madalya almıştır.

Geleneksel bir Türk sporu olan güreşin en önemli karşılaşması Kırkpınar Yağlı Güreşleri'dir. Türklerin MÖ 4. yüzyıldan beri güreş yaptıkları bilinmektedir. İlkbahar aylarında doğanın canlanışı için yapılan kutlamalarda, evlenme merasimlerinde, zafer şölenlerinde hep güreş müsabakaları yapılırdı. 1996 yılında Geleneksel Spor Dalları Federasyonu kurulmuş ve yağlı güreş için önemli bir adım atılmıştır.
 
Son düzenleme:
Tüm sayfalar yüklendi.
Üst