Şehirler Nevşehir

Evliya Çelebi

Yeni Üye

Nevşehir
Plaka No 50
Bölge İç Anadolu Bölgesi
Yüzölçümü 5.485 km²
Nüfus 290.885
Nüfus Yoğunluğu 53 kişi/km²
Telefon kodu +384
Rakım 1197 m
İlçe sayısı 8
İlçeler İlçeleri: Kozaklı | Gülşehir | Avanos | Ürgüp | Acıgöl | Derinkuyu | Hacıbektaş
Nevşehir, Türkiye'nin İç Anadolu Bölgesinde yer alan bir ildir.

Nevşehir, Muşkara adlı bir köy iken, şehir halini almaya başlamasından sonra, 18 yüzyılda Osmanlıca "yeni kent" anlamındaki bugünkü adını almıştır.

Nevşehir, 6429 sayılı yasa ile Nevşehir 20 Temmuz 1954 tarihinde il haline getirildi. Kırşehir ve Kırşehir'e bağlı Mucur, Avanos, Hacıbektaş (1945'te ilçe oldu), Kayseri'ye bağlı Ürgüp (1935'te ilçe oldu), Niğde'ye bağlı Arapsun (1948'de Gülşehir adını aldı) Nevşehir'in ilçeleri haline getirildi. Kozaklı ve Hamamorta köyleri Avanos'a bağlı birer köy iken birleştirilerek 1954'te Kozaklı adıyla ilçe olarak Nevşehir'e bağlandı. Kırşehir 1957'de tekrar il yapıldı. Mucur ilçesi ile beraber Nevşehir'den ayrıldı. Daha önceleri Melegübü ismi ile anılan bir bucak merkezi olan Derinkuyu 1 Nisan 1960'ta ilçe durumuna getirildi. Acıgöl kasabası ise 4 Temmuz 1987'de ilçe olmuştur.

Tarihçe


Nevşehir' de paleolitik döneme ilişkin izlere pek az rastlanmakla birlikte, bugüne kadar elde edilen veriler bu izlerin erken paleolitik dönemden çok, son paleolitik döneme ait olduğunu göstermektedir. Paleolitik dönemden sonra volkan patlamalarının uzun süre insan yerleşimine müsaade etmediği sanılmaktadır. Bu dönem Neolitik döneme kadar devam eder. Bölgede yapılan arkeolojik çalışmalarda neolitik dönemden başlayan bir çok yerleşme tesbit edilmiştir. Örneğin Ürgüp yakınlarında (Avla Tepesi) neolitik döneme ait taş aletler bulunmuştur. Acemhöyük kazılarında M.Ö. 6.- 7. yüzyıla ait izlere, Hitit ve Bronz çağa ait eserlere rastlanmıştır. Kapadokya'da ilk yerleşim izleri oldukça eski tarihlere uzanır. İnsanlığın avcılık ve toplayıcılıkla geçindiği döneme ait izlere rastlanmamasında volkanik patlamaların yanısıra, Kapadokya'nın yaşayan doğasının sonucu, mekanların bir sonra gelenler tarafından genişletilip tekrar yerleşime sahne olmasıyla izlerin silinmesinden kaynaklanmaktadır. Sulucakaracahöyük, Topaklı Höyük gibi alanlarda yapılan arkeolojik çalışmalar Hititler'den Bizans dönemine kadar geçen süre içinde bölgede çeşitli kültürlerin (Hitit, Frig, Roma, Geç Roma) yaşadığını göstermektedir. Bu döneme ait izler ancak topluluklar tarafından kullanılan eşyalarda görülebilir.



Neolitik şehri Çatalhöyük'te Kapadokya'nın tarihi başlar. M.Ö. 5000-4000 arasında Kapadokya'da küçük krallıklar yaşamıştır. Kapadokya'nın bilinen ilk halkları, Luviler ve Hititler'dir. Bölgede M.Ö. 2500 sonlarında Asurlular ticaret kolonileri kurmuşlardır. Anadolu'nun gerçek yazılı tarihini anlatan en eski belgeler Asur ticaret kolonilerinden kalmış olan Kapadokya tabletleridir. Kapadokya'nın "güzel at yetiştirilen ülke- güzel atlar ülkesi" anlamına gelen adı da Asurlular'ın mirasıdır. Asurlular'ın Katpatuta adını verdiği bölge Persler döneminde Kapadokya adını almıştır.

Erken Bronz Çağı sonlarında (M.Ö. 3200-1650) bölgenin -özellikle Avanos ve Kültepe'nin- önemli bir ticaret merkezi olduğunu Asur'lu tüccarlardan kalan pişmiş topraktan yapılmış ticaret mektuplarından öğrenmekteyiz. Asurlu tüccarların mektuplarında Kızılırmak yayı içinde kalan bu bölgeden Hitit ülkesi olarak söz edilmektedir. Asur ticaret kolonilerinin dönemi, M.Ö. 1850-1800 yılları arasında sona ermiştir.

Hititler'in Kafkaslar üzerinden Anadolu'ya geldikleri tezi genel kabul gören bir tezdir. Kapadokya, Hitit İmparatorluğu'nun yükselme çağında (1750'lerde) Kral Şubbiluliyuma tarafından fethedilerek, Hititler'in "Aşağı Memleket" sınırlarına dahil olmuş, yaklaşık 500 yıl Hititler'in elinde kalmıştır.

Yerleşik hayata geçişle birlikte, yerleşim birimleri arasında temel ihtiyaçların karşılanması için ticaret ve benzeri ilişkiler doğmuş, temel ihtiyaç maddelerini üreten birimler önemli merkezler haline gelmişlerdir. Asurlular, Anadolu'nun çeşitli yerlerinde Karum adı verilen ticaret merkezleri kurmuşlardır. Bunların en önemlisi Kapadokya sınırlarında yer alan Kültepe Karumudur. Kültepe civarındaki Mazaka şehri (Kayseri) ticaret bakımından Kaneş'in yerine geçmiştir.

Mezopotamyalı Asurlarla Hititler arasında ticari ilişkiler gelişmiş olmakla birlikte, Asurlular'ın dil üzerinde bir etkisi yoktur. Bu bize, Asurlularla Hititler'in birbirine karışmadığını gösterir.

M.Ö. - VII. yüzyıllar arası dönem: Kapadokya 'nın Karanlık Dönemi


M.Ö. 1200 yıllarında Hititler'in bir kolu olan Tabal Krallığı'nın tekrar canlandığı ve bölgeyi ele geçirdiği görülmektedir. Tabal Krallığı yaklaşık 24 beylikten oluşan bir konfederasyondur. Hacıbektaş-Karaburna, Topada (Acıgöl), Gülşehir-Sıvasa (Gökçetoprak) da çıkan hiyeroglif kaya yazıtları bunu göstermektedir. Tabal Krallığı at yetiştiriciliği ile ünlü olmuştur. Hititler'in çöküşünden sonra Tabal Ülkesi adını alan Kapadokya bölgesinin siyasal yapısı Ege'den (Frigyalılar ve Lidyalılar), Kafkaslar'dan (Kimmerler, İskitler ve Gasgarlar) ve Doğu'dan gelen (Persler, Medler) akınların etkisiyle sarsılmıştır. Bu akınlarla, Tabal Krallığı'nın hakimiyeti bölgede son bulmuştur.

Tabal Krallığından sonra Kapadokya, Frigyalılar'ın öncüsü sayılan Muşkiler tarafından işgal edilmiştir. Hititler'den sonra Orta Anadolu'da ilk defa büyük bir alanda devlet kurmayı başaranlar Muşki- Frigler'dir.

Zamanla Doğu'da Asurlar'ın ön Asya'yı egemenlikleri altına alması ve Batı'da Frigya hegemonyasını tanımış olan Lidyalılar'ın bağımsızlıklarını ilan edip rakip hale gelmesi, Frigler'i zor durumda bırakmıştır. Ancak Frigya devletini yıkanlar, Kimmer ve İskit akınları olmuştur. M.Ö. 676'da Kimmerler'e karşı koymak isteyen Frigya Kralı Midas'ın yenilmesiyle Frigler Orta Anadolu'dan Batı'ya sürülmüştür.

Kimmerler'in estirdiği fırtına sırasında ayakta kalmayı başaran Lidya devleti, fırtınadan sonra (M.Ö.VI. yüzyıl.) Frigya'nın önemli bir kısmını zaptederek Kapadokya'ya kadar genişlemiştir. Kapadokya bölgesinde Lidyalılar'in hakimiyeti bu tarihten sonra başlamıştır. M.Ö. 575-546 arasında bölgede Lidya- Pers çatışmaları ön plana çıkar. Lidya kralı Cresus, Pers ataklarını durdurmak için Kızılırmak'ı geçer. Ünlü matematikçi Milet'li Thales'in ilk hesaplarını da bu dönemde yaptığıgörülmektedir. Hatta hesaplamaların, Cresus'un Kızılırmak'ı geçmesi için nehrin iki kola bölünmesini sağladığı konusuna Heredot tarihinde yer verilmektedir. Bu savaşta Creus'un Pers Kralı 2. Kıras'a yenilmesiyle Persler hem Lidya devletini hem Frigya prensliklerini ortadan kaldırarak, Kapadokya'yı ele geçirmişlerdir. Ancak, Orta Anadolu'ya yönelen İran (Pers) ve Yunan yayılmaları burada mukavemetle karşılaşmıştır.

Persler'in ilk işi Anadolu'yu İran'daki gibi satraplıklara ayırmak olmuştur. Kapadokya Satraplığı da bunlardan biridir. Genel bilgiler ışığında Persler'in halkı göçe zorlamadıkları, yerel kültür ile Pers kültürünün kaynaştığı söylense de yerli kültür ile kaynaşan unsur Fars değildir. Persler'in daha önce İran'dan sürdüğü, ama aynı zamanda Pers ordusunun kumanda heyetini oluşturan ve Anadolu'ya Pers akınlarının hemen öncesinde gelmiş ve yerleşmiş olan Medya'lı subay ve memurlardır.

Anadolu halkı kendine yabancı gördüğü Pers hakimiyetine ısınamamış, fırsat buldukça isyan etmiştir. Perslere karşı en büyük direnç Kapadokya'dan gelmiştir. Kapadokya Satraplığı, ordu merkezi ve ticaret yolunun güzergahı üzerinde olmasına rağmen, bölgedeki yerel beyler uzun süre Pers hakimiyetine karşı varlıklarını sürdürmüşlerdir. Yerel Beyler'in Persler'e karşı verdikleri bağımsızlık mücadelesi, Pers İmparatorluğu'nun Makedonyalı İskender tarafından ortadan kaldırılmasının yolunu açmıştır.

Ancak, Kapadokya'da Pers hakimiyeti çok kolay sona ermemiştir. Yerel beylerin isyanlarını bastırmakta başarısız kalan Pers hükümdarı, Karyalı Datam'dan yardım almış, bu yardım karşılığında davet edildiği sarayda iftiraya uğradıktan sonra Kapadokya'ya kaçarak bağımsızlığını ilan etmiştir. Persler'in Kapadokya'daki nüfusu Datam'ın ölümünden sonra artmıştır. İskender'in seferleri sırasında satraplıkların önemli bir kısmı Perslidir.

Heradot tarihinde Persler'in Tanrı heykeli, tapmak, sunak gibi şeyleri yapmayı bilmedikleri; kurbanları dağ başlarında kestikleri ve Zeus'a tanrısal gök kubbe olarak taptıkları, güneşe, aya, toprağa, ateşe, suya ve rüzgara kurban adadıkları anlatılmaktadır. Persler zamanında, Kapadokya'da İran ayinlerinin yaygınlaştığını gösteren deliller M.S. IV. yüzyıla kadar Ateş Tanrısı'na adanmış mabetlerin varlığıdır.

Ayrıca, bir yandan kıyılardaki ticaret ve para ekonomisine karşın, iç kesimlerde kapalı bir kara ticaretinin egemen olmasından kaynaklanan ekonomik sınırlılıklar, diğer taraftan toprakların ordunun ileri gelenlerine verilmesi neticesinde bu kesimlerin debdebeli sefahatlerinin tarım ve hayvancılıkla uğraşan köylüleri köle durumuna düşürmesi ve bu köylülerin Roma'lı, Yunan'lı esircilere satılır hale gelmesi ile Pers Devleti gücünü kaybetmiştir.

Makedonya Kralı Büyük İskender, M.Ö 334 ve 331'de Pers ordularını artarda bozguna uğratarak bu büyük imparatorluğu çökertmiştir. Doğu Seferleri sırasında İskender'in Kapadokya'dan geçerken Cabictas adlı komutanını bölge idarecisi olarak bırakmasıyla Kapadokya da Makedonya egemenliğine girmiştir. Ancak Makedonyalılar, Kapadokya'da Batı Anadolu'daki Yunan kolonilerinde olduğu gibi coşkuyla karşılanmamıştır. İskender, komutanlarından Sabiktas'ı bölgeyi denetim altına almakla görevlendirince, halk buna karşı çıkmış ve eski Pers soylularından Ariarates, halkın desteğini alarak 332'de merkezi Mazaka (Kayseri) olan Kapodakya Krallığı'nı kurmuştur. Çalışkan bir yönetici olan I. Ariarates Kapadokya Krallığı'nın sınırlarını Yeşilırmak havzasına kadar genişletmiştir. Genç Kapadokya Krallığı İskender'in ölümüne kadar barış içinde yaşamıştır.

İskender'in ölümünden sonra onun otoritesini üstlenen Perdikkas, Makedonya İmparatorluğu'nun ortasında filizlenen bağımsız bir krallığın varlığına göz yummamıştır. Ariarates'in bozguna uğratılmasından sonra yönetim Makedonyalı komutanlardan Eumenes'e devredilmiştir. Çok geçmeden I. Ariaraets'in yeğeni II. Ariarates, Kapadokya'ya geri dönerek Makedonyalılar'ı bölgeden atmıştır. Ancak ikinci kez kurulan krallık, topraklarının önemli bir kısmını yitirmiş durumdadır. Kuzeyde yine bir Pers soylusu olan Ktistes Pontus Devleti'ni, güneyde ise İskender'in komutanlarından Selevkos bağımsız bir krallık kurmuştur. Aynı zamanda M.Ö. 280 yıllarında Kapadokya Batı'dan gelen Galat topluluklarının istilasına sahne olmaktadır. Kızılırmak yayı içine yerleşen Galatlar, Kapadokya ile sınır komşusu olmuşlardır. Kapadokya Krallığı Galatlarla sık sık savaşmak zorunda kalmış, aynı zamanda Roma Devleti'nin Anadolu'nun içlerine kadar ilerlemesine engel olmaya çalışmıştır. Bunun için Bergama Krallığı'nın yanında yer alan V. Ariarates'in ölümüyle Yunan kültürü Kapadokya'ya girmeye başlamıştır. Pontus Krallığı'nın entrikalanyla Kapadokya tahtı iyice sarsılmıştır, sonunda kral soyu tümüyle yok edilmiştir. Ardından Kapadokya Krallığı'nın topraklarının paylaşımı için Pontus Krallığı ile Roma Devleti arasında bir mücadele başlamıştır. Bu dönemde Kapadokya tahtı birkaç kez el değiştirmiştir.

Roma ve Bizans Dönemleri


Sürekli iktidar değişikliklerinin yanı sıra, bölgeyi istila edenlerin her seferinde, ürünleri yağmalamaları ve baskı yapmaları ile bunalan Kapadokya halkı, Roma imparatorluk merkezinde Cumhuriyet yönetiminin devrilmesinden sonra, giderek Roma'nın ağır baskısı altına girmiş, bölgedeki krallar Roma yönetiminin birer uydusu haline gelmişlerdir. Kapadokya, M.S. 17'de Roma Kralı Tiberius tarafından Roma'ya bağlanmış, bir yıl sonra da vilayet ilan edilerek bir vali (legat) atanmıştır. Kapadokya Eyaletinin sınırları kuzeyde Samsun'a, güneyde Klikya'ya, batıda Tuz Gölü'ne, doğuda Fırat kıyılarına kadar uzanmıştır.

M.S. 18'de çok zengin ve gelişmiş bir şehir olarak karşımıza çıkan Avanos, yörenin en önemli politik ve dini merkezlerinden biridir. Krallık hiyerarşisinin üçüncü adamı olan Avanos rahibine hizmet eden Euphrates'in yazıları bize Avanos'ta çok sağlam ve güçlü bir aristokrasinin varlığını göstermektedir. İlk çağlardan beri Kapadokya'nın en önemli kenti olan Kayseri, Romalılar döneminde de Kapadokya'nın merkezidir. İmparator Tiberus tarafından Sezare (Kayseri) adı verilen şehrin etrafı, daha sonraki yıllarda İran'dan gelen Sasani saldırılarına karşı Gordianus tarafından surlarla çevrilmiştir. Roma döneminde de Doğu'dan gelen saldırılar devam etmiştir. Gerek bu saldırılar yoluyla toprakları ele geçirerek gerekse göç yoluyla gelip bu topraklara yerleşenlere karşı Romalılar lejyon denen askeri birlikleriyle mücadele etmişlerdir.

Diğer taraftan Anadolu'da yayılmaya başlayan Hıristiyanlar için Roma dönemi hareketli bir dönemdir. Bilindiği gibi, Hıristiyanlığın ilk yılları puta tapan Roma Devleti'nin ağır baskıları altında geçmiş, bu da Hıristiyanları büyük şehirlerden kayalık gizli alanlara kaçmaya yöneltmiştir. Bölgede ilk Hıristiyan yerleşmeler, Aziz Paulus'un bir misyonerlik gezisi sırasında burayı keşfetmesiyle başlar. Hıristiyanların bölgede yaygın olarak görülmeye başladığı dönem, III. yüzyıldır. Roma Kralı Diokletien'in Hıristiyanlara uyguladığı baskı ve takibat, ardılı I. Konstantin'in Hıristiyanlığı kabul etmesiyle başlayan rahatlama ile yaşanan bu dini heyecan devri, aslında aynı zamanda pek çok doğal külte inanmanın da doğal sayıldığı dini bir senkretizm devridir. Bu tarihten sonra Romalılar, Bizanslılar ve ardıllarının Kapadokya halkını kendi kültürlerine asimile etme gayreti içinde olmadıkları anlaşılmaktadır.

Romalılar'ın Orta ve Doğu Anadolu'yu ele geçirdikten sonra yaptıkları ilk iş bölgeyi Ege'ye bağlayan bir yol yaparak iki önemli merkez arasında ulaşımı sağlamak olmuştur. Askeri ve ticari açıdan yapımı büyük önem taşıyan bu yol, Kapadokya'dan geçmektedir. Böylece, Anadolu'nun iç kesimlerinin denizle bağlantısı sağlanmıştır. Ancak, deniz ticaretinin toprak ürünleriyle desteklenmemesi sonucu bir ekonomik bunalım başlamıştır. Kral Antonin zamanında patlak veren ekonomik bunalım 284 yılında İmparator Diokletien'in tahta çıkışına kadar devam etmiştir. Bu dönemde İmparatorluk, yani merkeziyetçi unsur kavramı, yerini merkezden kopma eğiliminde bulunan kuvvetlere bırakmaya başlamıştır. Dolayısıyla para hacminin aşırı derecede daralması, büyük toprak sahiplerinin malikanelerine kapanmaları sonucunu doğururken, aynı zaman içinde köle-işgücünün azalması da (yayılma savaşlarında toparlanıp getirilen köle neslinin tükenmesi, yenilerinin sağlanmasındaki mali imkansızlık) bunları topraklarına yeni bir düzen vermeye itmiş, topraklar ikiye bölünmüştür. Birinci toprak tipi, efendinin hası olup (indominicatum) konutla (villa) birlikte işlenebilir toprakların büyük bir kısmından meydana gelen toprak tipidir. Diğer toprak tipi özgür denen köylüler (koloni) arasında "çift" (manses) olan iki bölüme ayrılmıştır. Koloni (köylüler) ürünlerinin onda biri kadarını toprak sahibine vermekle ve zamanlarının büyük bir kısmını da senyörün toprağında harcamakla yükümlü kılınmıştır.15 Tarımsal üretim ilişkilerinin şartlarındaki değişiklik, yaşamı daha da zorlaştırmıştır. Kolon sürekli, soydan gelme, ama gönüllü olmayan bir çiftçidir. Toprağa bağlılık onun için hem bir hak hem de zorunluluktur. Öyle ki toprağı terk edemez, kaçmaya teşebbüs ederse ağır bir şekilde cezalandırılır.

İmparator Julianus Apostata zamanında (361-262) saygın bir bilgin ve din adamı olan Kayseri Başpiskoposu, yoksul halkın yaşam düzeyini yükseltmek için çok çaba harcamıştır. Ancak merkezdeki Roma yönetimi bu uygar din adamının toplum üzerindeki etkisinden çekinerek Kapadokya'yı kuzey ve güney olmak üzere iki yönetsel bölgeye ayırmıştır.

Roma İmparatorluğu'nun 395'te ikiye ayrılmasıyla Kapadokya Doğu Roma Devleti'nin (Bizans) hakimiyeti altında kalmıştır. Bizans döneminde Kapadokya Anadolu'nun iki piskoposluk merkezinden biri olmuştur. Aynı zamanda üç büyük azizin memleketi olarak da bilinir. Bunlar, Kayseri Başpiskoposu Büyük Basil, Kardeşi Nissalı Gregory ve Naziruslu Gregory'dir. Aziz Basil kaya kiliselerin ve manastırların kurucusudur.

Bizans'ın ilk yıllarında bölge sakin bir dönem yaşamıştır. İmparatorluğun sınırlarının Kafkasya'ya kadar uzandığı düşünülürse, Kapadokya ve çevresi coğrafi bakımdan merkez durumundadır. Bölge halkı bu dönemde Helen-Roma fikirlerinden ziyade İran'ın etkisi altında kalmıştır. Doğu'dan güçlü Arap ve Sasani akınları başlamış, İmparator Heraclius Anadolu'nun önemli kısmını askeri eyaletlere ayırmıştır. Kapadokya da bu eyaletlerden biridir. İmparatorluğun Doğu bölgelerinin işgal altında kaldığı, Hakiki Haç'ın Kudüs'ten kaçırılıp tekrar geri alınarak Kudüs'e götürüldüğü, savaşların aralıksız devam ettiği bu kargaşa döneminde Derinkuyu ve Kaymaklı gibi düz ovalarda yaşayan halk yeraltı şehirlerine, dağlık kesimlerde yaşayanlar ise kaya kilise ve hücrelere sığınmıştır.

Bizans Devleti bir yandan Arap ve Sasani akınlarıyla baş etmeye çalışırken, diğer yandan Focas zamanından başlayıp II. Basil döneminde doruğuna ulaşan yayılma siyaseti, ilk bakışta zaferlerle dolu ama uzun vadede yıkım getiren bir savaşlar dizisine yol açmakla kalmamış, feodalizmi azdırmıştır. Orduda hizmet edenlere toprak tahsis edildiğinden, bir süre sonra toprak sahibi askeri aristokrat grup ortaya çıkmış, kiliselerin ve feodallerin gücü artmıştır. İmparator Basileos'un ölümünden sonraki çağda, büyük malikaneler hızla artarken asker ve köylü kökenli küçük mülkiyet çökmeye başlamıştır. Vergiler, resimler, angaryalar kadar, toprağa bağlılığın içerdiği bütün külfetlerin ağırlığı altında ezilen bağımlı köylünün gösterdiği tek tepki, çok kere nereye olduğunu bile bilmeden kaçmaktan ibarettir.

Ayrıca Bizans döneminde uzun süredir devam eden mezhep çatışmaları iyice artmış, İmparator III. Leon'un ikonları yasaklamasıyla ikonoklasm dönemi başlamıştır (726-843). Önce, Hıristiyanlara baskı yapan Sasanilerin ve din büyüklerinin tasvirine karşı olan Arapların saldırıları nedeniyle ikona yanlısı keşişler, Göreme, Ürgüp ve Avanos çevresindeki kayalık, kuytu bölgelere sığınmışlardır. İkon kırıcı akımın Bizans'ta güç bulmasıyla taşlardan oyulmuş manastır ve kiliselere sığınanların sayısı da artmıştır. Bu dönem, İmparatoriçe Thedore'un ikonları tekrar serbest bırakmasıyla son bulmuştur.

IX-XI. yüzyıllar arasında Göreme ve Zelve önemli bir manastır yerleşimine sahne olmuştur. Bu dönemde kuzeyde Pontus Krallığı'nın elinde olan Hıristiyanlık merkezleri Kapadokya'ya kaymıştır.

Toprak mülkiyetinin değişimi ve savaşların yarattığı sosyal bunalım, sefaleti, açlığı ve salgın hastalıkları da beraberinde getirmiştir. Bu dönem aynı zamanda, rahipler ile Bizans imparatorları arasında mülkiyet ve iktidar mücadelelerinin kızıştığı bir dönemdir. Bu mücadelenin nedeni, manastır rahiplerinin bağış toplaması sonucu imparatorun hazinesinin küçülmesi, ordunun askersiz ve ikmalsiz kalması ve manastır mülkiyetini sınırlama yoluna gitmesidir. Bu mücadeleye rağmen, kilise önemli bir ekonomik güce ulaşarak Bizans halkındaki feodal-yoksul köylü ikilemini keskinleştirerek ileride patlayacak iç kavgalara zemin hazırlayacaktır. Bu zor hayat dini sığınma arayışlarını güçlendirdiğinden Kapadokya kiliselerine insan yığılmaları başlamış ve Bizans Selçuklu fetihlerine kapılarını ardına kadar açmıştır. Bütün bu gelişmeler Bizans'ın Orta ve Doğu Anadolu'yu kolayca kaybetmesine zemin hazırlamıştır. Sonraki yıllarda Bizans Devleti'ndeki taht kavgaları Türk güçlerinin hakimiyetini artırmıştır.

Ancak Oğuz Türklerinin, nizami Bizans ordularıyla başa çıkması çok da kolay olmamıştır. İlk olarak 1064 yılında Kayseri ve Nevşehir yönüne doğru ilerledilerse de yenilgiye uğrayıp, geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Bu tarihten sonra Alparslan'ın komutanlarından Afşin Bey Bizanslıları yenilgiye uğratıp bölgeyi ele geçirmiş, ama bu durum uzun sürmemiştir. Anadolu'nun kapıları Türklere 1071 Malazgirt Savaşı ile açılmıştır.

Kapadokya'da Türk Dönemi


Kapadokya'da Türk dönemi, Bizans'tan sonra Selçukluların bölgeye hakimiyeti ile başlar. Anadolu beylikleri ve Osmanlı Devleti'nin etkileri, Milli Mücadele ve Cumhuriyet dönemi ile devam eder.

Selçuklular, Anadolu Beylikleri


1071 'de Türklerin Anadolu'ya girmelerinin ardından 1072'de bölgeye birçok Oğuz Boyu yerleşmiş, yerli Rum köyleriyle birlikte Türk yerleşimleri de oluşmaya başlamıştır. 330 yıl süren Selçuklu hakimiyetinden önce Kapadokya bir süre (1086-1175) Danişmendliler'in yönetiminde kalmıştır. Danişmendliler'in Selçuklular'la birlikte hareket ettiği Haçlı Seferleri sırasında Kapadokya büyük zarara uğramıştır.

Sultan Melikşah'ın ölümünden sonra Büyük Selçuklu Devleti'nde taht kavgaları baş göstermiştir. Sultan Sencer'in 1157'de ölümüyle Büyük Selçuklu Devleti dağılmış, şehzadeler bulundukları bölgelerde bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Ancak Büyük Selçuklu Devleti'nin yıkılmasından sonra en uzun süre ayakta kalan kolu, XIV. yüzyıla kadar devam eden Anadolu Selçuklu Devleti 'dir.

1143'te Melik Gazi'nin ölümüyle Danişmendliler'de taht kavgaları başlamış ve II. Kılıçarslan tarafından 1175'de fethinden sonra Kapadokya ve çevresi de Selçuklu egemenliği altına girmiştir. Selçukluların 1243 Kösedağ savaşında Moğollar'a yenilmesiyle birlikte, bölgede Moğol hakimiyeti başlamış ve bölge Moğollar tarafından bir üs olarak kullanılmıştır.

Kapadokya'nın özellikle Nevşehir'e yakın kesimleri, Anadolu Selçukluları döneminde Doğu ile Batı arasında ticari ve kültürel bir köprü vazifesi görmüştür. Bu bölge, Çay Hanı, Horozlu Han, Zazadın Han, Sultan Hanı, Ağzıkara Han, Tepesidelik Han, Alay Hanı ve Sarıhan gibi birer menzillik mesafedeki kervansarayların sıralandığı ticaret yolu üzerindedir. Bu ticaret yolu, Ege'yi Orta Asya, Çin ve Mezopotamya'ya bağlayan bir yol olmuştur.

I. Alaeddin Keykubat ile en parlak dönemini yaşayan Anadolu Selçukluları bu dönemden sonra taht kavgaları ve toprak kayıpları nedeniyle dağılmıştır. Kapadokya içindeki mağaralar, anlaşmazlıklarda sultanların sığınma yerleri olarak kullanılmıştır.

Anadolu Selçuklu Devleti'nin ortadan kalkmasının ardından, Kapadokya'ya hakim olan devlet ve beylikler sırasıyla; İlhanlılar, Eratna Beyliği, Karamanoğulları ve Osmanlı Devleti'dir. 1318 yılında Orta ve Doğu Anadolu'nun İlhanlı Devleti'nin vilayeti sayılmasıyla birlikte Kapadokya İlhanlı Valisi Timurtaş'ın yönetimine verilmiştir. Timurtaş 1322'de İlhanlılar'a karşı bağımsızlığını ilan edince 1327'de öldürülmüştür. Bundan sonra bölgede İlhanlıların komutanlarından Eratna Bey'in yönetimi başlamıştır. 1340'tan 1365'e kadar Bağımsız Eratna Beyliği (İlhanlılar'dan bağımsız) bölgenin hakimi olmuştur.

Eratna Bey'in ölümüyle, beyliğin başına çocuk yaştaki yöneticilerin geçmesi, Karamanoğuliarı'nın işine yaramış, Kapadokya bölgesinin de içinde bulunduğu topraklar 1365'te Karamanoğlu Alaeddin Bey tarafından ele geçirilmiştir.

1381'de Eratna soyundan II. Mehmed Bey'i safdışı bırakan Vezir Kadı Burhaneddin Ahmed beylik yönetimini ele geçirince , bölge onun egemenliği altına girmiştir. Kadı Burhaneddin'in yöreyi kesin olarak ne zaman aldığı bilinmemektedir. Kadı Burhaneddin'in 1398'de Akkoyunlu Kara Yülük Osman Bey tarafından öldürülmesi üzerine, yöreyi Karamanoğulları ele geçirmiştir. Osmanlı Hükümdarı I. Beyazıt, aynı yıl Karamanoğulları beyliğine son vermiş ve Kapadokya yöresini Osmanlı topraklarına katmıştır. Ancak I. Beyazıt 1402 Ankara Savaşında Moğol hükümdarı Timur'a yenilmiş; Timur'un Osmanlılar'dan aldığı toprakları beyliklere dağıtmasıyla Anadolu beylikleri dönemi yeniden canlanmıştır. Kapadokya yöresi bu dönemde tekrar Karamanoğulları Beyliği'nin yönetimine geçmiştir. Karamanoğulları ile Osmanlılar arasında uzun süren savaşlar, önceleri Osmanlılar'in daha sonraları, 1466 yılında Karamanoğuliarı'nın yenilgisiyle Kapadokya yöresi tekrar Osmanlı Devleti'ne katılmıştır.

Osmanlı Devleti Dönemi


Kapadokya, Osmanlı yönetiminin ilk yıllarını barış içinde ve sessiz bir bi?imde yaşamıştır. Bu durum, Kanuni Sultan Süleyman'ın tahta ?ıktığı zaman, hazine gelirlerini artırmak i?in yaptırdığı yeni bir arazi tahririne kadar sürmüştür. İl yazıcılarının bir kısmı arazi ölçümlerini ve ürün miktarını fazla göstererek vergi miktarını artırınca bazı dirlik sahiplerinin toprağı elinden alınmış ve bu durum halk ile asker arasında huzursuzluğa neden olmuştur. Ayrıca 1582'den itibaren başlayan İran seferleri tımar düzenini bozmuş, dirlik sahiplerinin isyanına neden olmuştur. Celali isyanları olarak bilinen ve dirlik sahiplerinin ailelerini ve topraklarını bırakıp savaşa gitmeyi reddetmeleriyle alevlenen bu isyanlar Kapadokya'da da etkili olmuştur.

Osmanlı döneminin ilk yıllarından XVII. yüzyıla kadar Kapadokya bölgesinin en önemli merkezi Ürgüp olmuştur. Kaynaklar 1530'da Ürgüp'ün 6 mahalleden oluşan ve 213'ü Müslüman, 35'i diğer dini ve etnik tebadan toplam 248 haneye sahip bir kasaba olduğunu söylemektedir. XVII. yüzyıla kadar Nevşehir, eski adı Nissa olan Muşkara Köyü olarak bilinir. Burası Niğde'ye bağlı Ürgüp kasabasının 18 hanelik bir köyüdür.

Muşkara'nın (Nevşehir) iskan durumunun XVI. yüzyıldan XVIII. yüzyıla pek fazla bir değişiklik göstermediği gözlemlenmektedir. Ancak, Damat İbrahim Paşa'nın Osmanlı Sadrazamı olmasıyla bölgede önemli bir canlanma ve yenilenme yaşanmıştır. Lale Devri'nin önemli sadrazamlarından Damat İbrahim Paşa, Muşkara'da bu döneme yakışır yenilikler uygulamıştır. Örneğin, Muşkara'yı mimari yapılarla donatmış, imar ve iskanını tamamlamış ve Niğde Sancağı'na bağlı bir kaza haline getirdikten sonra adını Nevşehir olarak değiştirmiştir.

Bugünkü Gülşehir'in kurucusu ise Karavezir lakabıyla bilinen Silahtar Mehmet Paşa'dır. Eski adı Arapsun olan Gülşehir, 1584'te Uçhisar nahiyesine bağlı 30 hanelik bir köydür. Halkının tümü Müslüman'dır. Silahtar Mehmet Paşa, burada bir cami ve bir medrese yaptırmış, kasaba nüfusunun artmasını sağlamış ve ardından Arapsun adını Gülşehir olarak değiştirmiştir.

Osmanlı Devleti'nin 1840 yılındaki resmi kayıtları Nevşehir ve Ürgüp'ün Niğde Muhassıllığı'na bağlı olduğunu göstermektedir. 1847'deki idari yapılanmada Nevşehir Konya eyaletine bağlı livalardan biri haline getirilmiştir. 1849 kayıtlarından sancak merkezinin Niğde'ye taşınmasından söz edilmektedir.

1867 Vilayet Nizamnamesi'ne göre Nevşehir Livası kazaya dönüştürülerek Konya Vilayeti'nin Niğde Sancağı'na bağlanmıştır. Bu dönemde Niğde Sancağı'nın Nevşehir, Ürgüp, Aksaray, Kırşehir ve Yahyalı olmak üzere beş kazası bulunmaktadır. Kısaca idari hiyerarşi şu şekildedir: Konya Eyaleti, Niğde Sancağı, Nevşehir ve Ürgüp kazaları ve bunların köyleri. Nevşehir'in idari statüsü, 1867'den 1918'e kadar değişmemiştir. Buna karşın, 1896 yılında Arapsun (Gülşehir) Niğde Sancağı'na bağlı bir kaza haline getirilmiştir. Avanos, bu yüzyılda Ankara Vilayeti'nin Kırşehir Sancağı'na bağlı bir kaza, Hacıbektaş ise yine aynı vilayete ve sancağa bağlı olan bir nahiye durumundadır.

Milli Mücadele ve Cumhuriyet Dönemi


Kapadokya yöresi Milli Mücadele yıllarında Mütareke'nin belirlediği paylaşım alanlarının dışında kaldığı için önemli bir olaya sahne olmamıştır. Bununla birlikte Dellaczade Hacı Osman Efendi Sivas Kongresi'ne Nevşehir delegesi olarak katılmış, memleketinde Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti'nin şubesini kurmuş ve milli mücadeleye katılımı sağlamıştır.

Başka bir olay da Mustafa Kemal'in 1919'da Hacı Bektaş-ı Veli Tekkesi'ne gelerek tekke şeyhi ve çelebisi ile görüşmesidir. Bu görüşmenin ardından Anadolu'daki tüm Bektaşi tekkeleri milli mücadeleye destek kararı almış ve bu tekkeler karargah gibi çalışmıştır. Cumhuriyet sonrasında gelişip büyüyen, Niğde'ye bağlı bir ilçe olan Nevşehir'e 1954 yılında il statüsü verilmiştir.

Mezopotamyalı Asurlarla Hititler arasında ticari ilişkiler gelişmiş olmakla birlikte, Asurlular'ın dil üzerinde bir etkisi yoktur. Bu bize, Asurlularla Hititler'in birbirine karışmadığını gösterir.


Coğrafya


Nevşehir il alanı, Orta Anadolu'da, Erciyes, Melendiz ve Hasan dağları gibi eski yanardağların kül ve lavlarının birikmesiyle oluşmuş çok geniş bir plato üzerinde yer almaktadır. Bu platoyu, ülkenin en uzun akarsuyu olan Kızılırmak, doğu-batı doğrultusunda derinliğine oymuştur. Ayrıca bu alan, Kızılırmak nehrine kuzeyden ve güneyden karışan yan suların açtığı derin vadilerle de sık bir şekilde parçalanmıştır. İl merkezi, Kızılırmak platosu adıyla anılan bu geniş ve yüksek düzlüklerin batı yamaçlarında kurulmuştur.

Nevşehir, yazları sıcak ve kurak, kışları ise soğuk ve yağışlı geçen tipik karasal iklim özelliğine sahiptir.

Peribacalarının Oluşumu


Vadi yamaçlarından inen sel sularının ve rüzgarın, tüflerden oluşan yapıyı aşındırmasıyla 'peribacası' adı verilen ilginç oluşumlar ortaya çıkmıştır. Sel sularının dik yamaçlarda kendine yol bulması, sert kayaların çatlamasına ve kopmasına neden olmuştur. Alt kısımlarda bulunan ve daha kolay aşınan malzemenin derin bir şekilde oyulması ile yamaç gerilemiş, böylece üst kısımlarda yer alan şapka ile aşınmadan korunan konik biçimli gövdeler ortaya çıkmıştır. Daha çok Ürgüp civarında bulunan şapkalı peribacaları konik gövdeli olup, tepe kısımlarında bir kaya bloku bulunmaktadır. Gövde tüf, tüffit ve volkan külünden oluşmuş kayaçtan; şapka kısmı ise lahar ve ignimbrit gibi sert kayaçlardan oluşmaktadır. Yani şapkayı oluşturan kaya türü, gövdeyi oluşturan kaya topluluğuna oranla daha dayanıklıdır. Bu, peribacasının oluşumu için ilk koşuldur. Şapkadaki kayanın direncine bağlı olarak peribacaları uzun veya kısa ömürlü olmaktadır.



Kapadokya bölgesinde erozyonun oluşturduğu diğer peribacası tipleri ise, konili, mantar biçimli, sütunlu ve sivri peribacalarıdır. Peribacaları en yoğun şekilde Ürgüp-Üçhisar-Avanos üçgeni arasında kalan vadilerde, Ürgüp-Şahinefendi arasındaki bölgede Nevşehir Çat kasabası civarında görülür. Peribacalarının dışında vadi yamaçlarında yağmur sularının oluşturduğu ilginç kıvrımlar bölgeye ayrı bir özellik katmaktadır. Bazı yamaçlarda görülen renk armonisi, lav tabakalarının ısı farkından dolayıdır. Bu oluşumlar Üçhisar, Çavuşin-Güllüdere, Göreme-Meskendir, Ortahisar -Kızılçukur ve Pancarlıkta görülür.

İklim ve Bitki Örtüsü


İklimi: Nevşehir ilinde kara iklimi hüküm sürer. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk geçer. Senenin 70 gününde sıcaklık 0 (sıfır) °C’nin altında ve 20 gün +30°C’nin üstünde seyreder. Senelik yağış miktarı ortalama 388-353 mm arasındadır. Kızılırmak vâdisinden uzaklaşıldıkça soğuk artar. Sıcaklık -28°Cile +40°C arasında seyreder.

Bitki örtüsü: Nevşehir ili bitki örtüsü bakımından çok zayıftır. Orman ve fundalıklar yok denecek kadar azdır. Ovalar bozkır (step) görünümündedir. Kızılırmak Vâdisinde söğüt, kavak ve selvi ağaçları ile Oylu Dağında cılız meşeliklere rastlanır. Çayır ve mer’alar % 28 ve ekili-dikili alanlar % 69’dur. Haziran başından îtibâren yeşillik kaybolur, yerini sarı bir örtüye terk eder.

Ekonomi


Nevşehir ilinin ekonomisi geniş ölçüde tarıma dayanır. Faal nüfusun % 75’i tarım sektöründe çalışır. Sanayi pek gelişmemiştir. Turizm sektörü son senelerde hızla gelişmektedir. Peribacaları ve kayalara oyulmuş kiliseler. Avrupalı turistlerin gezdikleri yerlerden biridir.

Tarım: Mevsim ve yağış şartları sebebiyle tarım ürünleri fazla çeşitli değildir. Tahıl, yumru ve sanayi ürünleri başlıca tarım ürünleridir. Patates üretiminde Nevşehir ili Niğde ve İzmir’den sonra üçüncü sırada bulunur. Ayrıca ilde şekerpancarı, buğday, arpa, çavdar, bakla, nohut, fasulye, mercimek yetiştirilir. Sebzecilik gelişmiştir. Fakat meyvecilik bilhassa bağcılık önemli yer tutar. Meyve olarak üzüm, elma, zerdali, armut, kayısı, ceviz, dut, iğde, ayva ve badem yetişir.

Hayvancılık: Nevşehir ilinde arazinin ekime tahsis edilmesi sebebiyle yeterli otlak (çayır ve mer’a) yoktur. Fakat, besi hayvancılığı gelişmekte olup, bunun neticesi sığır miktarı artarken, küçükbaş hayvan sayısı gittikçe azalmaktadır.

Madenleri: Nevşehir ili maden bakımından zengin sayılmaz. İşletilmekte olan madenleri azdır. Gülşehir kaya tuzlarından yıllık ortalama 20 bin ton tuz.

Kültür


Dilin Kullanımında Farklılaşmalar ve Yerel Ağızlar


Kapadokya yöresi dil ve anlatım bakımından İç Anadolu Bölgesi''nin özelliklerini taşır. Yerel ağız, gelişme sürecinde geçirilen yönetsel ve toplumsal değişimlerden, bunların etnik yapıda doğurduğu karışımdan izler taşır. Halkın kullandığı dil, kurallı Türkçe''den bölgesel ağız olarak farklılaşır. Ses bilgisi (fonetik) bakımından, halkın kullandığı dilde temel ünlü (vokal), ünsüz (konsonat) seslerin, farklı vurgu ve tonlamalarından kaynaklanan çeşitleri bulunmaktadır. Dolayısıyla halk dilinde 20 ünlü, 43 ünsüz harf tespit edilmiştir.

Yörede dil benzeşmesi güçlüdür. Yapılarının özelliği itibarıyla ses benzeşmesine uymayan kimi ekler de yerel ağızda dil benzeşmesinin etkisinde kalır. Örneğin, var-ıhan (var iken), doku-han (dokurken). "İdi, imiş, ise, ki" ekleri de benzeşmeye uğrarlar. "İle" edatının ses değişmesi ve hece kaymasıyla oluşmuş "ına, inan, nan" gibi bir bölümü ya da tümü ekleşmiş türleri de ses benzeşmesine uymuştur. Örneğin, şonun-ına (şunun ile), dam-ınan (dam ile).

Yerel ağızda ünlü değişimleri ünsüzlerin ünlülere etkisiyle oluşur. Kalın ünlülerin incelmesi, ince ünlülerin kalınlaşması, düz ünlülerin yuvarlaklaşması, yuvarlak ünlülerin düzleşmesi, geniş ünlülerin daralması, dar ünlülerin genişlemesi şeklinde gerçekleşen değişmeler yaşanır. Örneğin, serhoş (sarhoş), goley (kolay), temam (tamam), urat (rahat), övel (evvel), mötüre (metre), melmekat (memleket), ihdiyar (ihtiyar) gibi.

K/g değişimi en bilinen ünsüz değişimidir ve yörede yaygındır. Ünsüzler yönünden görülen başlıca değişimlere örnekler şunlardır: K/ğ değişimine örnek: Nağadar (ne kadar); K/h değişimine örnek: Yahar (yakar), çıhar (çıkar), bahacan (bakacaksın); Ç/ş değişimine örnek: ileşberlik (rençberlik), ağaşlar (ağaçlar); R/l değişimine örnek: Gali (gayrı), belaber (beraber); R/n değişimine örnek: Teknar (tekrar), soğna (sonra); V/ğ değişimine örnek: Duğar (duvar), cuğap (cevap).

Akınlamak (sevdalanmak), çılgısız (şımarık), alamaç (alev), endek (aşağı, adi), koğşak (yumuşak), navrat (surat, yüz) vb. ifadeler yöreye özgü örneklerdir.

Ancak son zamanlarda tüm yöresel ağızlarda yaşanan anonim yapıdaki kelime üretiminin kısırlaşması süreci bu yörede de yaşanmaktadır. Yöresel ifadelerin anonim kullanımları yok olmaya başlamıştır.

Yöresel Edebiyat


XI. yüzyıldan itibaren bölgeye yerleşmeye başlayan Türkmenler, Kapadokya''da kültürel yaşamı, özellikle de edebiyatı önemli ölçüde etkilemişlerdir. Edebi ürünler halk şiiri ve efsanelerdir. Yörede halk şiirinin Bektaşi geleneğinin bir türevi olduğu söylense de bu henüz kanıtlanabilmiş değildir. Kapadokya''da XX. Yüzyılda yaşamış olan halk ozanları Aşık Yahya (Sertbakan) ve Aşık Şuayip Şahin''dir. Türk halk müziği sanatçısı Refik Başaran da bölgede yetişmiş, Türkiye''nin tanınmış simalarından biridir.

Yöresel efsaneler arasında en önemlisi Hacı Bektaş-ı Veli''ye ilişkin efsanelerdir. Hacıbektaş ilçesinin etrafında bulunan bütün tarihi yapılar için efsaneler mevcuttur. Başka bir efsane yeraltı şehirleri ve peribacalarına ilişkindir. Avcılar Kasabası da adını peribacaları efsanesinden alır. Yeraltı şehirlerinde devlerin yaşadığı anlatılır, birbirine açılan odaların kapılarındaki değirmentaşı büyüklüğündeki sürgüler bunun kanıtı olarak görülür. Başka bir efsane de Özkonak''ta Belha Manastın''na adını veren Belha Efsanesi''dir.

Geleneksel Müzik ve Halk Oyunları


Uzun ve kırık hava grubunda yer alan türküler yöreye özgü türkülerdir. Uzun hava grubunda yer alan türküler çoğunluktadır. Bu türküler herhangi bir enstrüman eşliğinde söylenebildiği gibi salt sözlerle de ifade edilebilmektedir.


Kırık hava grubundaki türküler ise daha çok düğünler, oturak alemleri gibi eğlence ortamlarının müziğidir. Yörede türkülere eşlik eden enstrümanlar bağlama, zilli maşa, tef, klarnet, davul, zurna, kaval ve cümbüştür.

Geleneksel halk oyunları sınıflandırmasında Kapadokya, Türkiye coğrafyasında Halay grubunda yer alır. Halay karakteristiğinde sergilenen oyunlar ağırlama, üçayak, şenola, cezayir, düzleme, hoş bilezik, leblebi, temurağa, ayvadibi, reyhan ve naridir.

Nevşehir Mutfağı


Kapadokya mutfağı yörede yetişen ürünler etrafında gelişmiş bir mutfaktır. Bu coğrafyada tarımsal ürünlerin çok çeşitli olmaması mutfağı ve beslenme alışkanlıklarını etkilemiştir. Yemeklerde kullanılan malzemeler ağırlıklı olarak yörede yetişen patates, mercimek, kabak, buğday, nohut, fasulye gibi ürünlerden oluşmaktadır. Aynı zamanda pekmezin yaygın kullanıldığı görülmektedir. Tahıl (un) ve etten oluşan yemek çeşitleri yöre halkının damak zevkine uygun düşmektedir.

Büyük yerleşimlerin bir bölümünde, kırsal kesimin tümünde kışlık yiyecekler yazdan hazırlanır. Hazırlıklardan en önemlisi bulgur kaynatmadır. Bulgurun hazırlanışı kullanım biçimine göre iki türlüdür. Soku denilen büyük taş dibeklerde dövülerek kabuğu çıkarılan nispeten iri taneli bulgura "düğü", ince kırılmış bulgura "pıtpıtı" denir. Diğer hazırlıklar pekmez yapımı, şıra kaynatma, meyve-sebze kurutmadır. Meyvelerin ince dilimlere ayrılıp kurutulmasına "kak" adı verilir. Bunlar kışın komposto vb. yapımında kullanılır. Başka bir hazırlık, turşu ve yufka ekmek yapımıdır. Üzüm ve pezek denen pazı, özgün turşu türleridir. Küplere doldurulan üzümlerin üzerine şıra konarak bozulması önlenir. Yufka ekmek yapımı, yardımlaşmaya ihtiyaç duyulan bir hazırlıktır. Kadınlar bir araya gelip her gün bir ailenin ekmeğini hazırlarlar.

Çömlek Fasulye
Ayva Dolması
Geleneksel mutfakta işler iki mekân içinde yürütülür. Birincisi tandır ve ocağın bulunduğu mekân, ikincisi malzemelerin bulunduğu kayıt damı (kiler)dır.71 Yemek yapımında kullanılan araç gereçler arasında topraktan yapılmış çömlek ve tandır ikilisinin ayrıcalıklı bir yeri vardır. Yöresel yemeklerden en önemlileri düğü çorbası, sütlü çorba, ağpakla, nohutlu yahni, kayısı dolması, gendirme, dıvıl ayva dolması ve dolaz''dır:

Düğü çorbası: Tereyağının içine salça konup kavrulduktan sonra su ilave edilir ve içine düğü (ince bulgur) atılır.

Sütlü çorba: Kaynamış bulgura ya da düğüye süt ilave edilerek pişirilir.

Ağpakla (Kuru fasulye): Yörede kuru fasulyeye ağpakla denir. Beyaz fasulye, yağ ve kemikli et karışımı bir çömleğe konur. Çömlek yufka ekmeğinin pişirildiği tandıra gömülür. Gömülü olduğu yerde üç dört saat pişer.

Nohutlu yahni: Yapılış şekli biraz ağpaklaya benzer. Soğan ve koyun eti yağda kavrulur. Kavrulan malzeme bir gece önceden suda bekletilen nohutla birlikte çömleğe konur. Su ve salça ilave edildikten sonra tandırda köz haline gelmiş ateşin içine gömülerek pişirilir.

Kayısı dolması: Genellikle bitirgen denen tatlı kayısıdan yapılır. Eğer kayısı tatlı değilse pişirirken içine pekmez ilave edilir. Parça et veya kıyma ile kayısılar çömlekte pişirilir.

Gendime: Bir tavanın içine tereyağı konur. Soğan ve salça eklenerek kavrulur. Bu karışımın içine yarma katılarak biraz daha kavurmaya devam edilir. Diğer yanda kurutulmuş kemik çömleğin altına konur. Kavrulmuş yarma da eklenip, üstünü örtecek şekilde su ilave edilir. Çömleğin ağzı kapatılarak tandırda pişirilir.

Dıvıl: Haşlanmış patates bulgur ile yoğrulup küçük köfteler halinde yağda kızartılır.

Ayva dolması: Ayvaların içi oyulduktan sonra düğü ve kıyma karışımı ile doldurulur. Tepsiye dizilir. Pişerken üzerine su ve pekmez ilave edilir.

Dolaz: Yumurta, süt veya su ile un karıştırılır. Daha önceden kızdırılmış olan yağ karışımın üzerine dökülür, iyice kavrulur. Lengere denen kalaylanmış yayvan bakır tabağa yerleştirilip üzerine şeker kestirmesi veya bal dökülür.

Soğanlama : Soğanlar tava ya da yayvan bir tencerede yağ ile kavrulur. Bu sırada üzerine yeşil biber ve domates ilave edilir ve biraz daha kavrulur. Karışıma sıcak su ve tuz ilave edilerek soğanlar yumuşayana kadar pişirilir. Son olarak üzerine yumurta kırılır ve yumurta dağıtılmadan bir süre daha pişirilir.

Nevşehir tavası : Acı sivri biberler doğranır ve tavanın altına dizilir. Üzerine kuşbaşı etler, onun da üzerine doğranmış domates ve sarımsak ilave edilir. En üste ise ince doğranmış bir kuyruk yağı ve tuz ilave ederek odun ateşinde pişirilir. Bu yemeğin pişme süresi 1 ila 1,5 saattir.

Sızgıt : Dana eti, koyun eti ve kuyruk yağı ya da böbrek yağı karışımı ile hazırlanan sızgıtı hazırlarken et ve yağ ayrı şekilde kavrulur ve sonrasında karıştırılır. Sızgıt, bölgenin sevilen lezzetleri arasında yer alır.

El Sanatları


Kapadokya''nın tarihi ve doğal zenginliği çağlar boyunca bölge insanı tarafından doğal malzemelerle yoğrulup bütünleşmiş ve sanata dönüşmüştür. Kapadokya halkının geçim kaynağı olan uğraşlarda, bu doğal ve kültürel varlığın mirası önemli yer tutmaktadır. Kültürel mirası canlı tutmasının yanında ekonomik bir getirişi de olan el sanatları çömlekçilik, halı (kilim) dokumacılığı, el yapımı bebek üretimi ve oniks taş işlemeciliğidir.

Çömlekçilik : Çömlekçiliğin Kapadokya''daki geçmişi, Hititler''e kadar uzanmaktadır. Anadolu''da çömlek yapımı Neolitik devirde (İ.Ö. 7000''li yıllar) Çatalhöyük''te başlamış, İ.Ö. 2000''lerde Mezopotamya''dan ticaret için gelen Asurlular Hititler''e çömlek yapımını öğretmişlerdir. Bu el sanatı bölgede yaşayan medeniyetler tarafından bugünlere kadar sürdürülmüştür. Kapadokya''nın toprak kaplarıyla (çömlek) ünlü yöresi Avanos''tur. Volkanik bir arazi üzerine kurulu olan ilçe, bir yandan Kızılırmak''m getirdiği nitelikli çamur, öte yandan yakın çevredeki elverişli kil yatakları dolayısıyla yoğun bir seramik üretimi için uygundur. Çeşitli işlemlerden geçilerek üstün nitelikli bir seramik hamuru haline getirilen yağlı kırmızı toprak basit görünüşlü atölyelerde şekil kazanır.

Yerli halkın "işlik" veya "çanakhane" adını verdiği atölyeler, güneş almayan gösterişsiz mekânlardır. Zemini toprak olan bu atölyelerde bir ila dört arasında tezgah bulunur. Kapıya yakın, ışık alan bir duvar kenarına kurulan tezgâha bölgede "çıkrık" adı verilir. Çamur teknelerinde suyla karıştırılarak bekletilen çamur bir süre sonra kıvamını bulur, elde edildiği yatağın türüne göre silisli, gevşek, yumuşak veya yağlı, sert ya da milli özellikler gösteren çamur türlerine göre üretilecek kap türü de seçilir. Malzemenin zenginliği, çömlek ustasına farklı büyüklükte seramikler hazırlama imkânı tanır. Ayakla çevrilerek hareket verilen çark üzerindeki çamur topağı dönmeye başladığında, birkaç dakika içinde incelip yükselmeye başlayan kütle sonunda inanılmaz bir şekil kazanır. Çarkta çekilen formlar ustaca yerinden kaldırılıp "yanalak" adı verilen havadar bir tezgâh üzerinde kurumaya bırakılır. Bu sırada boyama ve cila işlemleri gören kaplar yeterince kuruduktan sonra fırınlara istiflenir. 600-700 °C civarında bir ısıda pişirilen kaplar sertleşerek istenen özelliğe kavuşturulur.

Formlar ve boyutlar ihtiyaca ve çamur türüne göre şekillenir. Geleneksel üretim, boyları 20 cm''den 1.5 m''ye kadar değişen, çömlek, küp, testi ve güveçlerden oluşan işlevsel gereçler üretimidir. Son yıllarda Hitit ve Frig seramikleri başta olmak üzere, Anadolu''nun en eski formlarını tekrarlayan hediyelik eşya üretimi başlamıştır.

Günümüzde Ankara, İstanbul, İzmir gibi büyük kentlerde, hatta Avrupa''nın büyük kentlerinde dekoratif aksesuarlar satan mağazaların vitrinlerini süsleyen Avanos yapımı testiler, antik çanak, çömlek reprodüksiyonları bölgenin en önemli gelir kaynaklarından biri haline gelmiştir.

Halı-Kilim Dokumacılığı : Kapadokya''da Bizans döneminden bu yana sürdürülen dokumacılık, bir ara eski yaygınlığını yitirmiş ancak yörede turizmin gelişmesiyle yeniden canlanmıştır.

Halı dokumacılığı en çok Ürgüp ve Avanos''ta, kilim dokumacılığı ise Kozaklı ve Gülşehir''de yaygındır. Avanos''ta çubuk desenli, parçalı kilim dokumacılığı da yapılmaktadır.

Dokuma ürünlerin, yer halısı ve kilim, sedir ve divan örtüsü, yastık halısı, seccade olmak üzere çeşitleri mevcuttur. Yörede kök boyası kullanılarak dokunan eski halılarda çoğunlukla Selçuklu motifleri hakimdir. Ama bugünkü motiflerde çevre yörelerin etkisi görülmektedir.

Başka bir dokuma türü de "culfa" adı verilen kaba kumaş dokumasıdır. Culfa tezgahlarında dokunan bu kumaşlar şalvar yapımında ve bele sarılan şal kuşaklar için kullanılır. Çoğunluğu Ürgüp ve Göreme''de bulunduğu tesbit edilen bu tezgahlarda bugün üretim yapılmamaktadır.

Kapadokya''da çok sayıda bulunan halı satış mağazalarında sadece yöreye ait olan halı ve kilim örnekleri sergilenmemekte, Türkiye''nin hemen her bölgesine ait halı ve kilim türleri bulunmaktadır.

El Yapımı Bebekler : El yapımı ünlü Kapadokya bebeklerinin yapım merkezi, Ürgüp''e 50 km. uzaklıktaki Soğanlı Köyü''dür. Çok değil, bundan birkaç yıl öncesine kadar fakir bir köy olan Soğanlı, bu bebeklerin yapımı sayesinde gelişerek müreffeh bir köy olma niteliği kazanmıştır.

Oniks-Taş İşlemeciliği : Kapadokya''nın günlük yaşamı üzerinde eskiden beri taşların büyük etkisi olmuştur. Taşın konut, ibadethane, mimari dışında kullanıldığı bir başka alan da süs eşyası üretimidir.

Özellikle Hacıbektaş çevresinde yoğun olan oniks taşı, sarı, pembe, kırmızı, beyaz renklerdedir. Damarlı taş adı verilen birden fazla rengi içeren çeşitleri de bulunmaktadır. Üzerine çeşitli motifler işlenen ve biçimlendirilen oniks taşı kişisel süs eşyası ve ev aksesuarı yapımında kullanılır. Geçmişte, özellikle Hacıbektaş dergâhına bağlı kişiler arasında Teslime Taşı olarak bilinen kolyelerin yapımında kullanılmıştır.

El Sanatları Ürünlerinin Satış Yerleri : Kapadokya''da satışa sunulan el sanatları ürünleri daha çok halı-kilim; çanak, seramik ve oniks taşından yapılmış aksesuar ağırlıklıdır. El sanatları ürünlerini turistik eşya olarak satan mağazalar Avanos, Ürgüp, Uçhisar, Göreme, Ortahisar, Nevşehir, Derinkuyu, Çavuşin ve Soğanlı Köyü''ndedir.

Avanos''ta 13 adet halı ve kilim satış yeri, 47 adet çanak ve seramik atölyesi ve bunlara ait satış yeri bulunmaktadır. Ürgüp''te 32 turistik eşya satış yerinin 24''ünde halı ve kilim satışı yapılmaktadır. Ürgüp''te bir El Sanatları Çarşısı da mevcuttur. Uçhisar''da 6 adet halı satış yeri, 4 adet oniks taşı satış yeri bulunmaktadır. Göreme''de 6 adet turistik eşya satış yeri vardır. Bunların üçünde halı ve kilim satılmaktadır. Ortahisar''da 1 adet halı satış yeri, 2 adet oniks taşı satış yeri bulunmaktadır. Nevşehir kent merkezinde 2 adet Derinkuyu''da 1 adet halı ve kilim satış yeri vardır. Çavuşin''de 1 adet oniks taşı satış yeri bulunmaktadır. Soğanlı Köyü''nde köylüler tarafından yol üzerine kurulan tezgahlarda el yapımı bebekler satılmaktadır.

Nevşehir Tarihi Mekanlar


Dünyanın sayılı miraslarına ev sahipliği yapan Nevşehir, doğal ve kültürel zenginlikleri ile Orta Anadolu'nun turizm merkezi konumunda…

TemenniTepesi
Derinkuyu Yeraltı Şehri
Göreme
Göreme
Ülkemizin ve Orta Anadolu'nun turizm merkezi olarak nitelendirilen Nevşehir, dünyanın sayılı miraslarına ev sahipliği yapıyor. Her bir köşesi eşsiz bir güzellik barındıran Nevşehir, herkesin mutlak surette keşfetmesi gereken şehirlerimizden biri. Henüz Nevşehir'e gitmediyseniz ya da yakın bir zaman içerisinde Nevşehir'e bir gezi planınız varsa, hazırladığımız Nevşehir gezilecek yerler listesine mutlaka bir göz atın. Nevşehir'e seyahat etmek için en uygun zaman diliminin bahar ayları olduğunu da belirtelim.

Kapadokya: Hiç şüphesiz ki Kapadokya, Nevşehir gezilecek yerler listesinin olmazsa olmazlarından. Kapadokya ve peri bacaları, Nevşehir'e geldiğinizde görmeden dönmemeniz gereken yerlerin başında geliyor.

Temenni Tepesi: Ürgüp sınırları içerisinde yer alan Temenni Tepesi, bölgenin tam merkezinde yükselen bir tepenin üzerinde konumlanıyor. Temenni Tepesi'nde bir şeyler içip soluklanabileceğiniz çok sayıda kafe bulunuyor. Ancak Temenni Tepesi'ni özel kılan şey; tüm peri bacalarını kapsayan ve Kayseri'ye kadar uzanan o uçsuz bucaksız manzarası. Özellikle gün batımında Temenni Tepesi'nin manzarasına doyum olmuyor.

Göreme Açık Hava Müzesi: Sadece Nevşehir'in değil, ülkemizin de en önemli tarihi varlıklarından biri olan Göreme Açık Hava Müzesi, Göreme'de bulunan bir kaya yerleşim bölgesi. Tarihi M.S. 4. yüzyıla dayanıyor ve 13. yüzyıla kadar yerleşik bir manastır hayatı sürmüş burada. Kayalara oyulmuş olması, Göreme Açık Hava Müzesi'nin günümüze kadar ulaşabilmesinin birincil nedeni. Çok sayıda manastır, kilise, şapel ve yemekhane gibi farklı bölümlere ev sahipliği yapan Göreme Açık Hava Müzesi, belki de 1 tam gününüzü ayırmanız gereken bir yer.

Derinkuyu Yeraltı Şehri: Nevşehir'in bilinen en büyük yeraltı şehri olan Derinkuyu Yeraltı Şehri, Nevşehir gezilecek yerler listesinde mutlaka yer alması gereken mekanlardan biri. Derinkuyu'da olduğu bilinen misyoner okulunun bile yerinin hala daha tespit edilememiş olması, Derinkuyu Yeraltı Şehri ile ilgili hala daha pek çok şeyin çözülemediğine işaret ediyor. 8 katlı olan ve 85 metre derinlikte bulunan Derinkuyu Yeraltı Şehri, bir kiliseye, çok sayıda ahır, mezar odası ve mutfak gibi ilginç bölümlere ev sahipliği yapıyor.

Kaymaklı Yeraltı Şehri: Binlerce yıl önce kayalara oyulmuş 8 katlı devasa bir yeraltı şehri olan Kaymaklı Yeraltı şehri, Nevşehir gezilecek yerler arasında bulunan en mistik mekanlardan biri. Elbette ki Derinkuyu ile kıyaslandığında daha küçük bir yeraltı şehri Kaymaklı. Henüz tespit edilmemiş ancak Kaymaklı'nın Derinkuyu ile bağlantı kurduğu düşünülen tünellerin varlığından söz ediliyor.

Ihlara Vadisi: Burası, Nevşehir gezilecek yerler listesinin en büyüleyici yerlerinden biri. O bozkır görüntüsünün altında öyle bir tarihi doku barındırıyor ki Ihlara Vadisi, hayran kalmamak mümkün değil. Binlerce yıl önce yüzlerce kiliseye ev sahipliği yapan Ihlara Vadisi'nde, günümüzde çok az kilise gezilebilir durumda. Ancak Ihlara Vadisi'nin, Nevşehir seyahatiniz sırasında en unutulmaz yerlerden biri olacağını garanti ediyoruz.

Zelve Vadisi: Binlerce yıl öncesine açılan sihirli bir kapı olarak nitelendirilen Zelve Vadisi, Kapadokya'nın en eski yerleşim yerlerinden biri olması dolayısıyla, Nevşehir gezilecek yerler listenizde mutlaka yer almalı.

Nevşehir Müzesi: Nevşehir Müzesi'ni gezmek için önce Kapadokya'daki tüm bu saydığımız tarihi mekanları bitirmiş olmanızı öneriyoruz. Zira binlerce yıllık bu yerleşim yerlerine ait gözünüzde canlanan tüm detayları Nevşehir Müzesi'nde bulacaksınız. Nevşehir Müzesi'nde tüm bunların yanı sıra Osmanlı dönemi eserleri de sergileniyor.

Hacı Bektaş Veli Müzesi: Ruhani havası ve ilginç mimarisi ile dikkat çeken Hacı Bektaş Veli Müzesi, ünü tüm dünyaya yayılmış Hacı Bektaş Veli'nin türbesi olarak bilinen bir külliye aslında. Ancak günümüzde müze olarak ziyaretçilerine kapılarını açan Hacı Bektaş Veli Müzesi'nde, bir dönem burada yaşamış, eğitim almış ve ibadet etmiş insanların dünyasına misafir olabilirsiniz.

Özkonak Yeraltı Şehri: Eğer yeterli vaktiniz varsa, Özkonak Yeraltı Şehri'ni de Nevşehir gezilecek yerler listenize dahil etmenizi tavsiye ediyoruz. Diğer yeraltı şehirlerden farklı olarak Özkonak'ta, katlar arası iletişim mümkün kılınmış. Bununla birlikte sürgülü taşlar ve su kuyusu da, Özkonak Yeraltı Şehri'nin daha sonra yapıldığını düşündüren unsurlar.

Nevşehir seyahatiniz sırasında nerede konaklama yapacağınızı düşünüyorsanız, sitemiz üzerinde yer alan Nevşehir otellerini inceleyebilir ve Nevşehir otel fiyatları arasında karşılaştırma yaparak tercihte bulunabilirsiniz.
 
Tüm sayfalar yüklendi.
Üst