Osmanlı Dönemi Lale Devri ve Lale'nin Tarihçesi

  • Konbuyu başlatan Celik
  • Başlangıç tarihi
  • 33,051
  • Okuma süresi: 3:21

Celik

Emekli Admin

Lale'nin Tarihçesi


Romalılar ve Bizanslar döneminde lale tanınmıyordu. Bu döneme ait para, abideler ve eşyalar üzerinde hiçbir lale motifi bulunamamıştır. Lale, Orta Asya’dan Batıya göç eden kavimlerin beraberinde getirdiği bir değer olmuştur. Osmanlılar kadar olmazsa da, Selçuklular'da laleyi kullanmıştır. Örneğin Alaeddin Keykubat’ın sarayda lale motiflerini kullandığı bilinmektedir.

Avrupalılar ilk dönemlerde laleyi tanımadıklarından dolayı, bu çiçeği bir çeşit zambak (Lilium) olarak kabul etmişlerdir. Bu düşünceye görede, "Lils rouges" (Kırmızı zambak), "Lilionarcissus" (Nergis zambağı), "Lis de Byzance" (Bizans zambağı), "Lys sar.guins" (Kan renkli zambak) gibi çeşitli isimlendirme yapmışlardır. 16.yy'da birçok yabancının, çiçek soğanları almak için gemilerle İstanbul’a geldiği söylenmektedir. Lalenin Avrupa'da tanınması ve yayılmasında Fransız nebatatçısı Charles de l'Escluse (Latince: Carolus Clusius) (1526-1609)'un büyük katkısı olmuştur.

Ters Lale


Son olarak 20 Haziran 2011 günü,türünün son kalan 57 adet ters lale soğanlarını yurtdışına götürmeye çalışan 2 Hollandalı, Kapıkulede yakalandı.

Ters lale en yoğun olarak Hakkari ve Şemdinli bölgesinde yetiştiği için halk arasında Şemdinli lalesi ve Hakkari lalesi olarakta tanınır. Soğan, yumru ve rizom gibi toprak altı organlara sahip olan geofit bitkileri diğer birçok kullanımları yanında erken ilkbaharda ve sonbaharda açan narin, gösterişli ve güzel çiçekleri nedeniyle süs bitkisi yönünden büyük bir öneme sahip olmuşlardır. Özellikle kış aylarının sonlarında kar topraktan kalkar kalmaz veya karla birlikte çiçek açan türleri insanların ilkbahara olan özlemini gidermesiyle birlikte bahar müjdecisi olarak ta sembolik önem taşımıştır.

Osmanlı Dönemi Lale Devri


Osmanlı Devleti'nde Lale Devri; 1718 yılında Avusturya ile imzalanan Pasarofça Antlaşması ile başlayıp, 1730 yılındaki Patrona Halil İsyanı ile sona eren dönemdir. Bu dönemin padişahı III. Ahmet, sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'dır. "Zevk ve sefâ" devri olarak bilinir. Adını, o dönemde İstanbul'da yetiştirilen ve zamanla ünü dünyaya yayılan lale çiçeklerinden alır. Bu dönem Osmanlı İmparatorluğu'nun gerileme dönemine dahil olmaktadır.

Nedim, Lâle Devri'nin günlük hayatını ve İstanbul'un tasvirini aşağıdaki unutulmaz mısralarla yapmıştır:

"Bu şehri İstanbul kî bî misl ü behâdir;

Bir sengine yekpare Acem mülki fedadir.

Bazari hüner madeni ilm-ü ulemadir".

İnce ve hassas bir ruha sahip olan Sultan III. Ahmet, sadrazam Damat İbrahim Paşa ile uyum içerisinde çalışmış, bu sırada yaşanan Lâle Devri'nde sanat ve toplumsal hayata özgün bir anlayış getirilmişti. Sultan III. Ahmet, Topkapı Sarayı ile Yeni Câmii'de birer kütüphane, Ayasofya'da Bâb-ı Humâyun'un karşısında Türk sanat şaheserlerinden sayılan Sultan Üçüncü Ahmet Çeşmesi ve İstanbul'un su ihtiyacını karşılamak amacıyla da "Deryayi Sim" adlı bir su bendi inşa ettirmiştir. Bunlardan başka Üsküdar Yeni Vâlide Câmii, Çorlulu Ali Paşa Medresesi, Damat İbrahim Paşa Camii ve Külliyesi, İstanbul'da Yeni Postane arkasında Daarül Hadis ve Sebil, Ortaköy Camii önündeki çeşme, Üsküdar Şemsi Paşa'da Hüsrev Ağa Camii önündeki çeşme ve Çubuklu Camii yanındaki Mesire Çeşmesi gibi eserler de yine bu dönemde yapılmıştır.

Dönemin belki de en gözde eseri olan Sâdâbâd, maalesef günümüze kadar gelememiş, bize yıkıntıdan fazla bir şey kalmamıştır.
 
Son düzenleme:
Tüm sayfalar yüklendi.
Üst