Ülkeler Polonya Cumhuriyeti

GEZGİN

Üye


Polonya
Başkent Varşova
Resmî diller Lehçe
Yönetim Şekli Parlamenter Cumhuriyet
Yüzölçümü 312.679 km²
Nüfus 38.433.600
Nüfus Yoğunluğu 122,9/km²
Para birimi Polonya Zlotisi (PLN)
Zaman dilimi UTC+1 (OAZD) - UTC+2 (OAYZD)
Telefon kodu +48
İnternet TLD .pl
Resmî adıyla Polonya Cumhuriyeti (Lehçe: Rzeczpospolita Polska), Orta Avrupa'da bulunan bir ülke. Komşuları, batıda Almanya, güneybatıda Çek Cumhuriyeti, güneyde Slovakya, kuzeydoğuda Rusya ve Litvanya, doğuda Beyaz Rusya, güneydoğuda Ukrayna ve kuzeyde Baltık Denizi'dir. Ülke 312.679 km²'lik yüzölçümüyle Avrupa'nın dokuzuncu, dünyanın altmış dokuzuncu büyük ülkesidir.

Yaklaşık 38,5 milyonluk nüfusuyla dünya sıralamasında en kalabalık 33. ülkedir.

Polonya tarihi

Polonya tarihi ya da Lehistan tarihi bugünkü Polonya Cumhuriyeti topraklarının tarih öncesi dönemlerden günümüze kadar uzanan tarihini kapsar.

Orta Çağda Polonya : Polonya'daki Oder ve Vistül nehirlerinin boyları tarihçiler tarafından dünyadaki Slav ırkının anavatanı olarak kabul edilmektedir. Buradan Avrupa'nın diğer bölgelerine dağılan Slavlar günümüzdeki Slav-kökenli ulusları oluşturmuşlardır. MS 800 yılına doğru Doğu Slavlar Rusya, Ukrayna ve Beyaz Rusya'ya yerleşmiş, Güney Slavlar ise Sırbistan, Hırvatistan ve Bulgaristan gibi Balkan ülkelerine yerleşmiş, Batı Slavlar da Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya ve Doğu Almanya civarına yayılmışlardır.

Polonyalı bir kral olan I. Mieszko'nun 966 yılında Hristiyanlığı kabul ederek Piast Hanedanını kurması Polonya tarihinin başlangıcı olarak kabul edilir. Polonyalılar 11. yüzyıl boyunca güçlü bir devlet kurdular. Ancak Polonya kralı III. Bolesław'ın 1138 yılındaki ölümünden sonra bu krallık parçalandı. 1241 ve 1259 yıllarındaki Moğol istilaları Polonya'yı daha da zayıflattı. Bu dönemde Polonya büyük bir Alman göçüne sahne oldu.

Almanlar bu bölgede 20. yüzyıla kadar varlık gösteren büyük bir azınlık oluşturdular ve Polonya kültürüne geniş bir etkide bulundular.

I. Mieszko
Polonya kralı II. Zygmunt August ölüm döşeğinde
Jagiellon Hanedanı : Jagiellon Hanedanı Litvanya kökenli bir hanedandı. Litvanyalılar savaşçı bir ulustu ve 14. yüzyılın sonlarına gelinceye kadar hala pagan dinlerine inanıyorlardı. Litvanya Grandükü Jagiełło 1386 yılında Hristiyanlığı kabul etti, 11 yaşındaki Polonyalı prenses Jadwiga ile evlenerek kendisini Polonya prensi ilan etti. Böylece Piast Hanedanı sona erdi ve Jagiellon Hanedanı başladı. Hanedanın üyeleri 1377–1392 ve 1440–1572 yılları arasında Litvanya Grandükü görevini yürüttüler, 1386–1572 yılları arasında Polonya kralı, 1440–1444 ve 1490–1526 yılları arasında Macaristan kralı, 1471–1526 yılları arasında ise Bohemya kralıydılar. Bu dönemde genel olarak Polonya ve Litvanya aynı kral tarafından yönetilmekle birlikte ayrı devletler olarak kaldılar. Ancak Polonya kralı II. Zygmunt August'un çocuksuz olarak ölmesi üzerine iki devletin magnatları (soylular) Polonya'nın Lublin kentinde bir araya gelerek 1 Temmuz 1569 tarihinde Lublin Antlaşmasını imzaladılar ve iki devleti bir araya getirdiler. Böylece Lehistan-Litvanya Birliği kurulmuş oldu. Bu tarihten sonra 1795 yılında parçalanmasına kadar Lehistan ve Litvanya tek kral, tek meclis (Sejm) ve tek senato tarafından yönetildi.

Lehistan-Litvanya Birliği : Lehistan-Litvanya Birliği, Avrupa tarihinde çeşitli adlar altında tanınmıştır. Bu adlardan bazıları Birinci Lehistan Cumhuriyeti, İki Ulus Cumhuriyeti, İki Ulus Birliği veya İki Halk Birliği şeklindedir (Lehçe: Rzeczpospolita Obojga Narodów). Lehistan ve Litvanya devletlerinin birleşmesi sonucu ortaya çıkan bu devlet 17. yüzyıl Avrupa'sının en büyük ülkelerinden biriydi.

Lehistan-Litvanya Birliği 1 Temmuz 1569 tarihinde imzalanan Lublin Antlaşması ile kuruldu. Bu antlaşmayla Lehistan Krallığı, Litvanya Grandüklüğü ve Kraliyet Prusyası tek bir devlet olarak birleştiler ve Avrupa'nın en güçlü ülkelerinden biri haline geldiler. Aslında bu ülkeler 1569 yılından önce de işbirliği halindeydiler. Lehistan ve Litvanya 1386 yılında Litvanyalı Jagiellon Hanedanının Lehistan'ı yönetmeye başlamasından sonra aynı krallar tarafından yönetilmekteydiler. Ancak Lublin Birliğine gelinceye kadar kral hariç iki ülkenin bütün yönetim organları ayrı tutulmaktaydı. İki ülkenin ayrı meclis (Sejm) ve senatosu vardı. Krakow ve Vilnius'ta ayrı başkentler bulunmaktaydı. Birleşmeden sonra Krakow'da tek bir meclis ve senato kaldı. Başkent 1596 yılında da Varşova'ya taşındı.

Lehistan-Litvanya Birliği'nin 1618 yılındaki sınırları
Polonya'nın parçalanması
Polonya'nın parçalanması : 1683 yılındaki II. Viyana Kuşatması'nda Lehistan ordusu çok önemli bir rol oynadı. Viyana düşmek üzereyken Lehistan kralı III. Jan Sobieski 75.000 kişilik bir orduyla Viyana'nın yardımına koştu. Böylece kuşatma başarısızlığa uğradı. Ancak bu tarihten sonra Lehistan gitgide zayıfladı. Lehistan sayesinde Osmanlı egemenliğinden kurtulan Avrupalı devletler bu zayıflıktan yararlanarak Lehistan'ı kendi aralarında bölüştüler. 1772-1795 yılları arasında üç kademede gerçekleşen bölüşmelerden sonra artık Polonya diye bir ülke kalmadı. Osmanlı Devleti Polonya'nın parçalanmasına karşı çıkan ülkelerden biriydi. Hatta 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı Rus çariçesi II. Katerina'nın Polonya'nın işlerine karışmasından dolayı çıkmıştı. Ancak Osmanlı Devleti bu savaşı kaybedince 1772 yılında Polonya'nın çeşitli bölgeleri Rusya, Avusturya ve Prusya arasında paylaşıldı. 1793 yılında Rusya ve Prusya tekrar Polonya'nın geride kalan bölgelerini ikinci bir defa aralarında paylaştılar. Bu paylaşımdan sonra artık Polonya'nın çok küçük bir kısmı bağımsız kalmıştı. 1795 yılında Rusya, Prusya ve Avusturya aralarında bir anlaşma yaparak Polonya'yı tamamen ortadan kaldırmaya karar verdiler. Bu işlem tamamlandıktan sonra Polonya Avrupa haritasından silindi. 18. yüzyıl boyunca Polonyalılar Rusya, Almanya ve Avusturya'nın egemenliği altında yaşadılar. Osmanlılar bu durumdan hiçbir zaman hoşnut kalmadılar. Bağımsızlığını yitiren Polonyalılara yardım elini uzatan nadir ülkelerden biri oldular (Bakınız: Türkiye-Polonya ilişkileri). Polonya'daki bağımsızlık hareketlerini desteklediler, Polonyalı göçmenlere kucak açtılar. Hatta İstanbul yakınlarında Polonyalılar için Polonezköy adında bir köy kuruldu.

Polonya ancak 1918 yılında Versay Antlaşması sayesinde tekrar bağımsızlığını kazandı. Cumhuriyet ilan edildi ve I. Dünya Savaşı kahramanı Józef Piłsudski 1930'ların ortalarına kadar Polonya'yı yönetti.

II. Dünya Savaşı'nda Polonya : Versay Antlaşması'na göre nüfusunun % 95'i Alman olan Danzig (Gdansk) kenti özerk bir kent haline getirilmişti. Ancak bu düzenleme Almanya'nın elindeki Doğu Prusya ile Almanya'nın geri kalan kısmının bağlantısını kesmiş oluyordu. Almanya Polonya'dan Danzig kentine bir ulaşım koridoru sağlamasını talep etti. Ülkeler üstü statüde kabul edilecek olan bu koridorda Almanya, geniş bir karayolu ve çift hatlı bir demiryolu inşa edecekti. Böylece Danzig Sorunu ortaya çıktı. 11 ay boyunca Polonya hükümeti Almanya’nın bu talebini sürekli olarak reddetti. Almanya ile Polonya arasındaki gergin ilişkiler izleyen olaylarla tırmanırken, İngiliz başbakanı Neville Chamberlain 31 Mart 1939 da Avam Kamarası’nda yaptığı bir konuşmayla, Polonya’nın bir saldırıya uğraması durumunda İngiltere ve Fransa’nın ellerindeki tüm olanaklarla yardım edeceğini tüm dünyaya ilan etti.

Bu gelişme Hitler’i, iki cepheli bir savaştan kaçınabilmek için Sovyetler Birliği ile bir saldırmazlık paktının yollarını aramaya yöneltecektir. 24 Ağustos 1939 akşamı Almanya ve SSCB arasında Saldırmazlık Paktı konusunda görüş birliğine varıldı. 1 Eylül 1939 günü de Alman Hava Kuvvetleri Polonya sınır birlikleri üzerine saldırıya geçti. Rus birlikleri ülkenin doğu sınırlarını geçmiş, ilerlemeye başlamışlardı. Polonya ordusunun zaten neredeyse tümü kuşatılmış durumdayken ikinci cepheyi açacak kuvvetleri yoktu. SSCB böylece Polonya'nın petrol bölgesini elde etmiş oluyordu.

Polonya’nın Almanya’nın eline düşmesinden sonra Polonya Nazi terörünün ilk kez sahnelendiği ülke oldu. Alman-Sovyet Saldırmazlık Paktı ile Baltık ülkeleri Sovyet kontrolüne bırakılınca yaklaşık 86 bin Alman’ın bu ülkelerden boşaltıldığı biliniyor. Bu Almanlar, “temizlenmek” için tutuklanan Polonyalıların yerlerine yerleştirilecektir. Her Alman için iki Polonyalı’nın Polonya topraklarından alınması gerekmektedir. Polonya’daki Auschwitz toplama kampı, tüm toplama kamplarının en bilineni, en yoğun ve akıl almaz şiddetin uygulandığı toplama kampıdır. Yarım milyon insan açlıktan ölüme terk edilmiş, 2.5 milyon insan da bu kampta çeşitli yollarla öldürülmüştür.

Polonya Halk Cumhuriyeti : II. Dünya Savaşı'nın bitmesi üzerine Yalta Konferansı'nda alınan kararları uygulamak üzere Haziran 1945'te Polonya'da geçici bir hükümet kuruldu. Yalta Konferansı'nda seçimlerin serbestçe yapılması öngörülmesine rağmen Ocak 1947'de yapılan seçimler Polonya Komünist Partisi'nin baskısı altında yapıldı ve komünistlerin zaferiyle sonuçlandı. Polonya Halk Cumhuriyeti ilan edildi. Polonya hükümeti Stalin'in baskısıya ABD'nin önerdiği Marshall Planı'nı redderek Comecon'a katılma kararı aldı. Soğuk Savaş dönemi başladı. Polonya bu dönemde Doğu Bloku'nda yer aldı. 1953 yılına kadar Polonya Stalinizm'in baskısı altında yaşadı. SSCB'de Kruşçev'in işbaşına geçmesiyle Polonya'da Destalinizasyon dönemi başladı. Ancak Soğuk Savaş bütün hızıyla devam etti. Batı Bloku'nun NATO'yu kurması üzerine Doğu Bloku ülkeleri de 14 Mayıs 1955 tarihinde Polonya'nın başkentinde Varşova Paktı'nı kurdular.

Yakın tarih : 1980'li yıllarda SSCB'de başlayan Glasnost ve Perestroyka akımları Polonya'yı da etkiledi. Gdansk tersanelerinde başlayan grevler tüm Polonya'ya yayıldı. Grevcilerin kurduğu Solidarność (Dayanışma) sendikasının başına geçen Lech Walesa 1983 yılında Nobel Barış Ödülünü kazandı. 1989 yılında komünist hükümet seçimlerin serbestçe yapılmasına razı oldu. 4 Temmuz 1989'da yapılan seçimlerde Solidarność büyük bir zafer kazandı. Ayrıca 9 Aralık 1990 tarihinde yapılan başkanlık seçimlerini Lech Walesa kazandı. Polonya 1999 yılında NATO'ya, 1 Mayıs 2004'te de Avrupa Birliği'ne katıldı.

1989 yılından bu yana Polonya Sosyal demokrasi ile yönetilmektedir. Bazen Üçüncü Polonya Cumhuriyeti adıyla da anılan iki meclisli bu sisteme göre yasama görevi 450 üyelik bir Alt Meclis (Sejm) ve 100 üyelik bir Senato tarafından icra edilir. 1997 yılında hazırlanan bir anayasayla yönetilen Polonya'da yürütme görevi ise devlet başkanı, başbakan ve bakanlar kurulu tarafından üstlenmiştir.

Bağımsızlık

Rusya'da gerçekleşen 1917 Büyük Ekim Sosyalist Devrimi'yle iktidara gelen Bolşevikler Polonya'nın bağımsızlığını kabul etti. Lenin ulusların kendi kaderlerini tayin hakkına saygı göstererek Polonya'nın bağımsızlığını onayladı. Ancak Polonya Rusya'da çıkan iç savaştan istifade edip toprak kazanabilmek için saldırıya geçti. Bağımsızlığını Sovyet hükümeti sayesinde kazanmasına rağmen Polonya Ukrayna ve Beyaz Rusya topraklarına saldırıya geçti. Böylece SSCB-Polonya Savaşı (1919-1921) başladı. Batılı devletlerce desteklenen Polonya, Kızıl Ordu'yu yendi ve 1921'de Riga Antlaşması'yla doğu sınırını da çizdi.

Polonya sanayi açısından çoğu Avrupa ülkesine göre daha geriydi. Bu nedenle yalnızca savaş yaralarını sarmakla kalmayıp yeni bir yönetim oluşturmak, eskiden üç parçaya ayrılmış olan ülkede birliği sağlamak ve bir sanayileşme programı uygulamak zorundaydı. 20 yıl sürecek bağımsızlık döneminde oldukça önemli adımlar atıldı.

1945 Sonrası

Polonya Halk Cumhuriyeti (Lehçe: Polska Rzeczpospolita Ludowa, PRL) Polonya'nın 1952-1989 yılları arasındaki resmi adı. II. Dünya Savaşı'nın sonunda, savaş öncesi Polonya topraklarının bir kısımına Sovyetlerin Almanlardan aldıkları toprakların da dahil edilmesiyle kuruldu. Polonya Halk Cumhuriyeti COMECON ve Varşova Paktına üyeydi.

Devletin doğuşu : Yalta Konferansı'yla (11 Şubat 1945) Polonya'nın sınırları çizildi (batıda Oder-Neisse Hattı, doğuda Curzon Hattı) ve yönetimin demokratikleştirilmesi öngörüldü; bir ulusal birlik hükümeti Edward Osóbka-Morawski (sosyalist) [Başbakan], Władysław Gomułka (Polonya İşçi Partisi genel sektereri) ve Stanisław Mikołajczyk (Polonya Köylü Partisi lideri) bir araya getirecekti. Partiler, komünizme karşı ya da komünizmden yana olma temelinde bir kardeş kavgasına giriştiler; Kızıl Ordu hemen her yerde mevcuttu. Komünist Bolesław Bierut, cumhurbaşkanı oldu. Nüfus aktarımlarıyla sınır sorunlarını çözdü; SSCB tarafından alınan bölgelerdeki Polonyalılar döndüler ve Almanya'dan geri alınan topraklara yöneldiler; yüz binlerce Alman bu toprakları terk etti. Doğuda Ukraynalılar SSCB'ye götürüldü ya da yurtlarına döndü. Seçimlerde hükümet koalisyonunun hazırladığı tek liste oyların yüzde 90'ını aldı (Ocak 1947), ama koalisyon kısa süre sonra parçalandı. Mikołajczyk gizlice ülke dışına kaçtı. Józef Cyrankiewicz, Mart 1921 Anayasası'nın ideallerini benimseyen 19 Şubat 1947 Anayasası'nı oylattı. Bu “Küçük Anayasa”, uluslararası kamuoyu konusunda duyarlı olan bir devletin son eylemiydi. Stalinci dönem başladı. Gomulka'nın partiden çıkarılmasından sonra (1954'e kadar gözaltında tutuldu) sosyalistler ve komünistler Polonya Birleşik İşçi Partisi'nde (PZPR) birleştiler. Bierut, parti genel sekreteri oldu (22 Aralık 1948), Cyrankiewicz (eski sosyalist), Konsey başkanlığına getirildi ve 1971'e kadar aynı görevde kaldı. Sosyalizmin, üç yıllık bir kalkınma planına (1947-1949) göre kurulması öngörüldü. O tarihten başlayarak Polonya, 1956'ya kadar Polonya savunma bakanı olan Mareşal Konstantin Rokossovski'nin gözetiminde Sovyet modelini benimsedi.

Devletin önceliği, horlanan ulus : 22 Temmuz 1952 Anayasası'yla devlet başkanının yerini, genel oyla seçilen Diyet tarafından belirlenen bir devlet konseyi aldı. Başlıca yönetim organlarındaki ortak yönetim uygulaması genelleştirildi ve bu arada parti merkez organlarının üstünlüğü pekiştirildi.

Toprakların dağıtılmasından ve deneme amacıyla devletleştirilmiş bir sektörün oluşturulmasından sonra hazırlanan bir plan, tarımda kolektivizmi başlattı (1950-1955). Köylülüğün muhalefeti, tarımsal üretim kooperatiflerinin ekonomik sonuçlarını zayıflattı. 1946'da devletleştirilen ekonomi, uzun vadeli planlar çerçevesinde modern bir sanayi toplumu yaratmaya yöneldi; metalürji merkezlerinin, yeni kentlerin (Nowa Huta, 1950; Nowe Tychy, 1952), büyük tersanelerin kurulması. Ama bu sonuçlara, tüketimin ciddi bir şekilde kısılması pahasına ulaşıldı ve bu durum tüm toplumsal sınıflarda hoşnutsuzluk yarattı. İktidar, ülke çapında büyük bir saygınlığı olan Kilise'yle uğraşmak zorundaydı (5'i piskopos olan 2,901 kilise adamı, yani ruhban sınıfının yüzde 25'i Almanlar tarafından öldürülmüştü). Kilise'nin elde ettiği bir modus vivendi (1950), dine karşı yoğun bir kovuşturmanın ardından kardinal Stefan Wyszyński'nin tutuklanmasından (Eylül 1953) sonra bozuldu. Poznań'da işçi ayaklanmaları patlak verdi (27 Haziran 1956) ve Wyszyński'nin serbest bırakılması istendi. Hükümet, rejimi liberalleştirmeyi yeğledi: itibarı iade edilen Gomułka, yeniden iktidara geldi (20 Ekim 1956). Bu gelişme “Polonya Ekimi” diye adlandırıldı.

Devletin hizmetinde ulus : Sovyetler Birliği'yle ilişkiler gözden geçirildi, Polonya'nın siyasal hareket alanı genişledi ve devlet Kilise karşısında daha uzlaşmacı bir tavır takındı. Aralık 1956'da imzalanan bir modus vivendi, her iki tarafın barış içinde bir arada yaşama isteğini ortaya koydu. Bununla birlikte doğum kontrolüne ve resmi tatillerin kaldırılmasına ilişkin yasalar konusunda çatışmalar patlak verdi (1960). Liberalleşme sürecinin ilk yılları geçtikten sonra yöneticilerin otoriter dogmatizmi ülke yaşamına egemen oldu. Rejim, reform girişimlerine muhalif kaldı; ücretliler, 1960'lı yılların sonuna doğru piyasada mal kıtlığından ve ücretlerin yetersizliğinden zarar gördüler.

Polonya Ekiminden başlayarak Gomułka, düzenli bir şekilde (1959, 1964, 1968) PZPR birinci sekreteri seçildi. 1967'ye kadar olan döneme, genel olarak “küçük istikrar” dönemi dendi. İktidarın, gittikçe huysuzlaşan dört muhatabı vardı; Kilise, işçiler, köylüler ve aydınlar. Kilise'yle iktidar arasındaki ilişkiler, 1965'te, ikinci Vatikan konsili'ne katılan Polonyalı 36 piskoposun, Alman piskoposlar kuruluna Polonya Hristiyanlığının bininci yılına davet etmesi, Polonya ve Almanya'nın dini ve kültürel alanlarda barış içinde bir arada yaşamaları çağrısında bulunması, Alman halkını bağışladıklarını ve bu halkın da onları bağışlamasını istediklerini açıklamaları üzerine (18 Kasım 1965), açıkça düşmanlığa dönüştü. Alman piskoposlar kurulunun cevabı (5 Aralık) ve bu cevabın Polonya Piskoposlar kurulunca kabul edilmesi, kesin uzlaşma yönünde bir adım oldu. 10 Aralıkta Polonya Kilisesi'nin tutumuna karşı başlatılan resmi bir kampanya bir yıl sürdü.

Dostluk, ittifak ve sınırların dokunulmazlığı, Polonya'nın SSCB'ye karşı izlediği politikanın temeliydi (yardım antlaşması, 1965; teknik ve bilimsel iş birliği antlaşması, 1966). Almanya Demokratik Cumhuriyeti (Doğu Almanya), Bulgaristan (1967), Çekoslovakya ve Macaristan'la ikili ittifak antlaşmalarıyla bağlı olan Polonya devleti, Batı'yla iş birliği antlaşmaları yaptı (İtalya, 1965; Fransa, 1966 vb.).

Yaşam düzeyinin yükselmemesi ve zorlukların artması protestolara yol açtı. Mart 1968'de Varşova'da aydınlarca desteklenen öğrenci gösterileri bastırıldı. Karışıklıklar tüm üniversite kentlerine yayıldı. Hükümet, bu karışıklıkların düzenleyicisi olarak Siyonizmi suçlayınca Yahudi düşmanı bir kampanya gelişti. Hükümet içinde gerçekleştirilen önemli değişiklikler, göstericilere karşı açılan davaların sorumlusu olan Gomułka - mareşal Spychalski “klanı”'nın ve general Moczar (içişleri bakanı) yandaşlarının gücünü artırdı. Katolik grup “ZNAK” tarafından Diyet'e (milletvekili Zawieyski) yöneltilen gensoru, Yahudi düşmanlığına ve öğrencilerin kovuşturulmasına karşı çıkan bu akımın saygınlığını artırdı.

Birçok Polonyalı Musevi ülkeyi terk etti; çoğu Polonyalı Musevi olan ve Varşova Paktı ordularının Çekoslovakya'ya müdahalesini (Polonyalı askeri birlikler de katıldı) protesto etmekle suçlanan “karışıklık kışkırtıcıları”na karşı davalar açıldı. Sonunda yöneticiler, Willy Brandt ile, Oder-Neisse Hattını tanıyan bir antlaşma imzalamayı kabul ettiler (7 Aralık 1970). 13 Aralıkta Gomułka, temel tüketim maddelerinin fiyatlarını önemli oranda artırınca Gdańsk'ta, Szczecin'de, sonra tüm ülke çapında işçi gösterileri patlak verdi. Ordu ve polis işçilere ateş açtı (yüzden fazla ölü). Ülke, genel grevin eşiğindeydi. 19-20 Aralık gecesi PZPR, Gomułka'yı görevden aldı ve yerine, “moczarcı” kanadın desteklediği Edward Gierek'i geçirdi. 23 Aralıkta Piotr Jaroszewicz (Konsey başkanı), halkı işbaşı yapmaya çağırdı. Gierek, düşük ücretlerin artırıldığını ve 13 Aralık Kararlarının benimsendiğini açıkladı. Ama karışıklık devam etti ve Kilise, inanç özgürlüğüne saygı, toplumsal adalet ve doğru haber hakkı talebinde bulundu. Gomułka, PZPR merkez komitesinden çıkarıldı, fiyat artışları iptal edildi (şubat 1971).

Devletin ulusa çağrısı : Edward Gierek, durumunu güçlendirmek amacıyla siyasal tutukluları serbest bıraktı, Kilise'nin geri alınan Kuzey-batı toprakları üzerindeki malların mülkiyetini elinde bulundurmasını kabul etti, kitle iletişim araçları üzerindeki denetimin yumuşamasına izin verdi, özellikle de Batılılar'dan aldığı borçlarla yaşam düzeyini yükseltmeye çalıştı. “Yeni Polonya'yı inşa edelim” sloganını ortaya attı, ulusal değerlere önem verilirken, halkla yeniden diyalog kurmak için çaba harcandı. Ücretlerin artırılması ve ekonomik yönetimi iyileştirme kaygısı, 1971-1975 yıllarının Polonya'sına iç açıcı bir görünüm kazandırdı.

Zirvede girişilen önemli değişiklikler sonucunda Moczar tasfiye edildi (1971); Henryk Jabłoński, Józef Cyrankiewicz'in yerine Devlet Konseyi başkanı oldu. Birçok girişimde bulunuldu; Bonn'la (Batı Almanya) büyükelçi değişimi, Fransa'yla dostluk ve iş birliği antlaşması, İran ve ABD'yle antlaşmalar (1974). 1975'te idari bir reform oylandı: Polonya'daki voyvodalık (il) sayısı, 22'den 49'a çıkarıldı; Yönetim ve Yerel ekonomi bakanlığı kuruldu. Ama ne işsizlik ne de kaliteli iş çıkarma sorunları çözümlenebildi. Ekonominin gelişmesine rağmen enflasyon, haftalık çalışma süresinin beş gün olarak belirlenmesiyle iyileşen yaşam düzeyini kemirmeye devam etti. 1975 yılı bir dönüm noktasıydı; Batı'yla ticaret arttı, ama tüketim talebi ekonominin olanaklarını çok aştı. Yeni anayasa tasarısı (10 Şubat 1976'da oylandı) üzerindeki tartışmalar, hoşnutsuzluğun tırmandığını ortaya koydu. Polonya'yı “Sovyetler Birliği'yle Dostluk ve İşbirliği”ne zorlayan ve partinin “toplumun yönetici siyasal gücü olduğu”nu belirten anayasa maddeleri güçlü protestolara ve Kilise'nin muhalefetine yol açtı. Parti, devlet üzerindeki yönetici rolünü vurgulamaktan vazgeçti ve bu rolü toplum üzerinde sınırlamakla yetindi. Fiyatları artırmaya yönelik başka bir girişim de Ursus ve Radom'da şiddetli işçi gösterilerine neden oldu (Haziran 1976) ve bu eylemler sert bir şekilde bastırıldı. KOR (Komitet Obrony Robotników), Eylül 1976'da kuruldu; aydınları, eski sol militanları, aynı zamanda marksist olmayanları ve iki rahibi içine aldı. Bu komitenin amacı, kovuşturmaya uğrayan işçileri savunmak ve ailelerine yardım etmekti. Bu eylem, rejim aleyhtarı işçilerle aydınların yakınlaşmasını başlattı.

Güçlükler karşısında hükümet SSCB'den yiyecek yardımında bulunmasını istedi; 1978 planı ulusal gelirin % 76'sını tüketime ayırdı. Ama yeteneksiz ve çoğunlukla görevini kötüye kullanan yönetim kadroları işi yürütemedi. Propaganda, sert eleştirilere yol açtı. Rejim, enflasyonu durdurmak için kemerleri daha da sıkmaya çalıştı (1979). Saygınlığını yitiren konseyin başkanı Jaroszewicz'in yerine, Şubat 1980'de Edward Babiuch getirildi.

Ulus ve devlet çatışması ve rejimin çöküşü : Ekim 1978'de, Kraków başpiskoposu Karol Wojtyła'nın papa seçilmesi, toplumun hem manevi hem de toplumsal-kültürel özlemlerini destekleyen Polonya Kilisesi'ni cesaretlendirdi. Eylül 1977'de “Toplumsal Özsavunu Komitesi” (KSS-KOR) adını alan KOR, mevzuata ve yasalara aykırı bir şekilde kovuşturmaya uğrayan işçilerle ilgilendi. 1980'de şubat ayında Gdańsk'ta başlayan, daha sonra tüm ülkeye yayılan bir grev dalgası patlak verdi; Gdańsk, Gdynia ve Szczecin tersaneleri hareketin başını çekti. Gdańsk'ta “özgür sendikalar” sloganı yaygınlık kazandı; grevler temmuz ayında, et fiyatının yüksek oranda artırılmasından sonra yayıldı (1 ve 2 temmuzda Ursus'da ve Tczew'de), Gdańsk tersanelerindeki grev, bu hareketi radikalleştirdi (14 Ağustos).

İşçiler, İşletmelerarası Grev Komitesi (MKS) halinde örgütlendiler; aralarında Lech Wałęsa'nın da olduğu delegeleri seçtiler. Bir talepler listesi (grev hakkı, özgür sendikalar, kitle iletişim araçlarında doğru haber) hazırladılar. Birçok KOR üyesi tutuklandı ve hareket genişledi. Babiuch istifa etti (24 Ağustos), Józef Pińkowski başbakan oldu.

Hükümet ve MKS arasındaki görüşmeler (30 Ağustos), işçi taleplerine ilişkin bir anlaşmayla sonuçlandı. Bu anlaşma Gdańsk'ta, Konsey başkan yardımcısı Mieczysław Jagielski ve Lech Wałęsa arasında imzalandı. Silezya ve Szczecin grev komiteleri, taleplere sahip çıktılar. Gierek görevden alındı ve 5 Eylülde yerine Kania getirildi. Bu sırada bağımsız ve özyönetimci sendika Solidarność (“Dayanışma”), 35 sendikanın katılımıyla kuruldu (22 Eylül) ve tüzüğü İdare mahkemesi, sonra 10 Kasım 1980'de de Yüksek mahkeme tarafından tescil edildi.

1981'de, Solidarność'un artan gücüyle iktidarın zayıflayan direnişi arasındaki sürekli çatışma sürüp gitti. Kilise, Solidarność içindeki Hıristiyan sendikal hareketi destekledi, ama aynı zamanda silahlı bir çatışmayı da engellemeye çalıştı. Mayısta Józef Glemp, kardinal Stefan Wyszyński'nin yerine geçti ve onun politikasını yürüttü. Ekonomik durum, her grevden sonra daha da kötüleşiyordu. Kania, “vatanın tehlikede” olduğunu açıkladı ve Konsey başkanlığını, Savunma bakanı general Wojciech Jaruzelski'ye bıraktı (9 Şubat 1981). Üst düzey iktidar yetkililerinin bir bölümü, hem parti ve devlet aygıtını hem de SSCB, Doğu Alman ve Çekoslovak müttefikleri harekete geçirmeyi denedi. Bu karşılıklı uzlaşmazlık ortamında her iki tarafın ılımlı unsurları anlaşamadılar. 19 martta bir polis provokasyonunun Bydgoszcz'ta yol açtığı şiddet olayları, ülkeyi genel grevin eşiğine getirdi; genel grev, Kilise'nin aracılığıyla tam zamanında önlendi.

“Olayların akışının değiştirilmesi”'ni isteyen Sovyet yöneticilerin kararlı açıklamaların (4 Mart 1981) ve yeni sendikanın, idareyi ve PZPR bölge yönetimlerini beceriksizlik ve görevlerini kötüye kullanmakla suçladığı yerel çatışmalar, durumu daha da nazik hale getirdi. Özgür sendikalar kurmaları için kardeş sosyalist ülkelerin emekçilerine çağrıda bulunan Solidarność kongresi (Gdańsk, eylül-ekim) ve Polonya sınırındaki askeri manevralar ile sendikaların “serbest seçim” istekleri arasındaki dönemde gerginlik tırmanıyordu. Jaruzelski, Ekim 1981'de PZPR birinci sekreteri oldu. Üç ay süreli bir toplumsal ateşkes isteği geri çevrildi (3-4 Kasım). Ordu iktidar üzerindeki denetimini artırdıkça iktidar da tutumunu sertleştirdi. 10 milyon üyesi ve yarattığı coşkuyla güçlenen, ama siyasal bakımdan deneyimsiz olan, bazı aşırı eylemci eğilimlerin etkisinde kalan ve provokatörlerin sızdığı Solidarność , çatışmayı belki bilinçsizce körükledi ya da nasıl önleyeceğini bilemedi.

Wałęsa'nın görüşüne karşıt düşen sınırsız bir grev tehdidi ve şiddetin artması karşısında ihtilaf, sendikalar yasa tasarısı çevresinde billurlaştı (12 Aralık). Bir genel grev tehdidi, artık ordunun denetimine giren hükümeti harekete geçmeye itti. Güç sınaması, 12-13 Aralık 1981 gecesi, general Jaruzelski'nin “savaş durumu” ilan etmesi üzerine patlak verdi. Jaruzelski, Askeri Ulusal Kurtuluş Konseyi (WRON) adında yüksek bir organ oluşturdu. Sendikalar geçici olarak kapatıldı, haberleşme bağlantıları kesildi, Solidarność yöneticileri tutuklandı; tutuklanan Lech Wałęsa iktidarla görüşmeyi reddetti; binlerce kişi hapsedildi, basın susturuldu, grevler yasaklandı. 14 aralıkta, özellikle Baltık Denizi kıyısında ve Silezya'da birçok grev patlak verdi. Ayaklanmayı bastırmakla görevli polis (ZOMO), 32 ölü ve yeni tutuklamalar pahasına da olsa bu direnişi, ordunun yardımıyla ezdi.

1982 yılı, iktidarın düzeni yeniden kurmaya ve işyerleriyle kurumların çalışmasını sağlamaya yönelik çabalarıyla başladı; toplumun, Kilise tarafından desteklenen büyük bir bölümü bu çabalara karşı çıktı. Tutuklanmaktan kurtulan birkaç lider ve militanın girişimiyle gizli bir Solidarność kuruldu. Bununla birlikte, hükümetin iyi hazırlanmış eylemiyle hazırlıksız direniş eylemi arasında büyük bir oransızlık vardı. İktidara karşı düzenlenen gösteriler (13 Şubat, 3 Mayıs, 13 Haziran, 13 Ağustos, 31 Ağustos) ve daha sonra 10 Kasım gösterisi başarısızlığa uğradı ve Jaruzelski'ye “olağan duruma dönme” sürecini başlatma olanağını verdi.

Toplum, artık cesaretini yitirmiş ve kıtlıktan usanmıştı. Ekonomi çökmek üzereydi. Bir Sovyet müdahalesini göz ardı etmeyen Jaruzelski, PZPR IX. Kongresi'nde (14 Temmuz 1981) açıklanan sosyal-ekonomik reformdan vazgeçmeden olağan duruma dönmeyi düşünüyor ve PZPR yönetimindeki bir “merkezciler” grubu tarafından destekleniyordu: Mieczysław Rakowski, Kazimierz Barcikowski, Czesław Kiszczak, Hieronim Kubiak ve başkaları. “Ulusal Anlaşma” ve “bize karşı olmayan bizimle beraberdir” sloganları anlamlıydı. Temmuz ayından başlayarak tutukluları serbest bırakma vaatleri sıklaştı; Wałęsa, Kasım 1982'de serbest bırakıldı ve Devlet savaş durumunu “askıya aldı” (18 Aralık 1982 Yasası). Eski KOR'un (Eylül 1981'de dağıtılmıştı) 5 lideri ve Solidarność'un 7 yöneticisi dışında gözaltına alınanların çoğu serbest bırakıldı. İktidar sıkıyönetim ilanından başlayarak uzlaşma ve ulusal anlaşma çağrısında bulundu. Bu çağrıyı yurtseverlik duygularına ve ancak SSCB ile bütünleşmiş sosyalist biçimiyle var olabilen Polonya devletinin varlığını koruyabilmesi için gerekli olan gerçekçiliğe dayandırdı. Jaruzelski, 1980-81'de girişilen sosyal-ekonomik reformu sürdüreceğine ve Gierek dahil, 1970'li yıllardaki bunalımın sorumluları hakkında dava açacağına söz verdi (Konsey eski başkanı Gierek ve yardımcıları 1982 başında gözaltına alındılar). Ancak ulusun bir bölümü için etkileyici olan bu konuşma birçok baskıcı önlem, yeni Stalinci aşırılıklar, felaket boyutuna varan kıtlık ve SSCB'nin gittikçe içişlerine daha fazla karışması yüzünden inandırıcılığını yitirdi.

8 Ekim 1982'de “KPN” (“Bağımsız Polonya Konfederasyonu”) adlı siyasal örgütün liderleri 7 yıla varan ağır hapis cezalarına çarptırıldı. Aynı gün, Solidarność resmen yasadışı ilan edildi. Yeni sendikalar (her işyerinde ya da fabrikada bir sendika), altı ay sonra ücretlilerin ancak % 10'unu örgütleyebildi. Ayrıca yabancı ülkelere göç, kaygı verici boyutlara ulaşmaya başladı. Çoğu genç, binlerce Polonyalı Batı'dan iltica talebinde bulundu. Kırsal kesim ve tersanelerin askeri denetime alınması, sosyal asalaklığa karşı yasa (26 Ekim), her tür genel muhalefet olanağını ortadan kaldırdı. Serbest bırakılmasına rağmen Lech Wałęsa'nın eylemi etkisizleştirildi; sıkıyönetim 31 aralıkta sona erdi. (Gözaltına alınanların serbest bırakılmasına rağmen siyasal tutuklular [çeşitli kaynaklara göre 1,500-3,600 arasında] için af öngörülmedi. Yetkililer, dinsel amaçlı da olsa, karışıklık kışkırtıcılarını tehdit ettiler.)

Lech Wałęsa'nın, diyalog çağrısını ısrarla reddetmesi, Polonyalılar'ın manevi diretişini de güçlendirdi. Sendikacılar aleyhine dava açma hazırlıkları sürerken iktidar Kilise'yle yakınlaşma yolu arıyordu. Şubat ayından başlayarak dindarlar, papayı karşılama hazırlıklarına başladılar; piskoposluklar iktidardan af ve tam bir toplumsal adalet talebinde bulundu. Halk, din yoluyla içten içe direnmeyi sürdürdü. Wałęsa, gizli Solidarność'un başına yeniden geçti, barışçıl ve kısa süreli protesto biçimlerini benimsedi (Mart-Nisan). Polonya'yı ziyareti sırasında (6-13 Haziran) Papa II. Johannes Paulus, 1980 Gdańsk antlaşmalarının uygulanmasını istedi. Jaruzelski, sıkıyönetimi (Aralık 1982'de savaş durumundan sonra getirilmişti) kaldırarak bunalım durumu ilan etti (22 Temmuz 1983); kısmi bir af bu yeni dönemde çıkarıldı. Bununla birlikte, serbest bırakılanlar, sosyal asalaklık yasasının pençesine düştüler; uygulanmaya geçildiği 28 Ekim 1982'den beri yaklaşık 23,000 kişi bu yasaya dayanılarak cezalandırıldı). Wałęsa, 5 Ekim 1983'te Nobel Barış Ödülünü aldı.

Batı ülkelerinin Polonya'ya uyguladıkları iktisadi yaptırımların iktisadi duruma olumsuz etkileri oldu. İktidar, muhalefete, özellikle Dayanışma sendikası'na karşı girişimlerini sürdürdü. Dayanışma sendikası önderleri kısa aralarla tutuklandılar, hüküm giydiler; sonra çıkarılan af yasalarıyla serbest bırakıldılar. Devlet denetimindeki sendikaların güçlendirilmesine çalışıldı. Kasım 1985'te yapılan seçimlerden sonra Meclis general Jaruzelski'yi cumhurbaşkanı seçti; Jaruzelski, hükümette geniş çaplı değişikliklere gitti, başbakanlığa Zbigniew Messner getirildi ve Batı'yla ilişkileri geliştirmeye özen gösterdi. Dayanışma Sendikası'na karşı izlenen sert tutum 1986'da yumuşamaya başladı. Şubat 1987'de ABD, Polonya'ya karşı 1982'den beri uyguladığı iktisadi yaptırımları kaldırdığını açıkladı.

Sovyetler Birliği'nde Mihail Gorbaçov'un başlattığı değişikliklerin ardından Jaruzelski yönetiminin hazırladığı siyasal ve ekonomik reform programları Kasım 1987'de halkoylamasına sunuldu. Dayanışma sendikası'nın boykot çağrısına karşı halk sandık başına giderek reformlar lehine oy kullandı. İktisadi reformun bir parçası olan kemer sıkma programının Şubat 1988'de uygulamaya konması tepkiyle karşılandı. Temel besin maddelerindeki % 40 artış karşısında nisan, mayıs ve ağustos 1988'de grevler yapıldı. Ancak Dayanışma önderi Wałęsa'nın çağrısı üzerine grevler sona erdi. Bu grevler uygulanabilen iktisadi önlemleri de etkisiz duruma getirdi. Messner hükümeti reformları uygulayamadığı için istifa etti. Polonya'ya resmi bir gezi yapan Büyük Britanya Başbakanı Margaret Thatcher, general Jaruzelski'nin uyarılarına karşı Gdańsk'a giderek Dayanışma sendikası önderleriyle görüştü; Polonya'nın iktisadi ve sosyal sistemini eleştiren demeçler verdi. Dayanışmayla diyalog kurulmasını önerdi. Aralık ayında Wałęsa başkanlığında Varşova'da toplanan muhalefet önderleri, 128 üyeli bir meclis kurdular. Ocak 1989'da Polonya Birleşik İşçi Partisi (PZPR) Merkez komitesi, uzun tartışmalardan sonra, Dayanışma'nın yasallaşmasını kabul etti. Bunu hükümet ile Dayanışma Sendikası önderleri arasında reformlara ilişkin görüşmeler izledi.

1989 başında çoğulcu sendikacılık kabul edildi ve iki meclisli bir parlamento kuruldu. Görüşmelerde alınan kararlar doğrultusunda Haziran 1989'da yapılan ilk kısmi serbest seçimleri Dayanışma kazaırken, PZPR ağır bir yenilgiye uğradı. Seçimlerden sonra Jaruzelski cumhurbaşkanı seçildi. Dayanışma'nın liderlerinden biri olan Tadeusz Mazowiecki ağustosta bir koalisyon hükümeti kurdu. Polonya Birleşik İşçi Partisinin yönetici rolüne son verildi ve ülke resmen Polonya Cumhuriyeti adını aldı.

Tarım ve Hayvancılık

Ekilebilir toprakların ülke yüzölçümünün yaklaşık yarısına ulaştığı Polonya'da tarımda sosyalizasyona gidilmemişti; tersine, üretim aile ölçeğinde gerçekleştirilmekteydi. Toprakların dörtte üçü üstünde, özel nitelikte 3 milyon işletme yere alırdı. Ne var ki, yapılan bu tarımsal üretim ülkenin kendi nüfusunu beslemeye yetmemekteydi. Özellikle, özel sektör işletmelerinin küçüklüğü, ayrıca, gübre ve tarımsal makina-donatım yetersizliği tarımda modernleşmeyi engellemekteydi. Başlıca tarımsal ürünleri, 1982 rakamlarıyla, buğday (4,2 milyon t), çavdar (7,8 milyon t), arpa (3,5 milyon t), yulaf (2,7) milyon t), şeker pancarı (15,9 milyon t), patates, lahana, soğan ve çeşitli meyvelerdir. Ülkede üç yıldır (1983, 1984, 1985), arka arkaya, tarımsal ürün öngörülenin çok üstüne çıkmaktaydı. Hayvancılıkta at başta gelirdi, (1,7 milyon), onu büyükbaş hayvan varlığı izlerdi (11,8 milyon); sonra domuz (18,5 milyon), ördek (3,8 milyon) ve küçükbaş hayvanlar (3,9 milyon) gelmektedir. Balıkçılık ürünleri ise üçte ikisi deniz ürünleri olmak üzere 700 binj ton dolayındadır. Yılda 15 milyon ton süt üreten Polonya, dünyada beşinci sırada tutardı.

Madencilik ve sanayi

Ülkenin başlıca zenginliğini kömür oluştururdu. Dünyanın dördüncü taş kömürü üreticisi (190 milyon t) olan Polonya, linyit (35 milyon ton-1981), demir (105 bin t), blok halinde tuz (1,3 milyon t), sülfür, bakır, kurşun, manyezit, nikel, gümüş ve çinko üretmektedir. Hemen hemen hiç petrol olmamakla birlikte, ülkede 6,3 milyon m³ doğalgaz çıkarılır. Sanayi, ülkenin ağırlıklı ekonomik etkinliğini oluşturur. Sanayinin üçte biri elektronik sektöründe yoğunlaşmıştır. Hafif sanayi ve enerji sektörlerinin (her biri yüzde 15 oranında) dışında, kimya-besin sanayi ve demir-çelik (1982 yıllık çelik üretimi 14,5 milyon tondur) sanayileri vardı. Hammade eksikliği yüzünden üretimde düşme görülmektedir. Polonya'nın dış borcu 29,4 milyar dolar (1984) olmasına karşın, ülkede iki milyonu aşkın kişinin döviz hesabı bulunmaktaydı. Genç ve dinamik bir nüfusa sahip olan Polonya'da nüfus artış oranı, tüm Avrupa'nın en yüksek değeriydi(binde 19,7).

Siyaset

Yönetim şekli cumhuriyettir. Cumhuriyetin ilan ediliş tarihi 11 Kasım 1918'dir. Cumhurbaşkanı Bronisław Komorowski, 4 Temmuz 2010'da göreve gelmiştir. 10 Nisan 2010 da Polonya Cumhurbaşkanı Lech Kaczyński ve beraberindeki heyeti taşıyan Tu-154M tipi uçak aşırı sisli havada iniş yapmaya çalışırken düşmüş ve kurtulan olmamıştır. Polonya Başbakanı Donald Tusk, Devlet Başkanı Lech Kaczynski'yi taşıyan uçağın Rusya'da düşmesinin, "Polonya'nın savaş sonrası tarihinin en trajik olayı olduğunu" söylemiştir. Düşen uçaktaki Polonya heyetinde Kaczynkski ile eşi Maria'nın yanı sıra Genelkurmay Başkanı Franciszek Gagor, Merkez Bankası Başkanı Slawir Skrzypek, Dışişleri Bakan Yardımcısı Andrej Kremer, Polonya'nın sürgündeki son Devlet Başkanı Ryszard Kaczorowski, Ulusal Güvenlik Bölümü Başkanı Aleksander Szczyglo, Devlet Başkan Yardımcıları Pawel Wypch ile Mariusz Handzlik, Parlamento Başkan Yardımcısı Jerzego Szmajdzinski gibi üst düzey devlet görevlileri yer alıyordu.

1 Ocak 1999 tarihinde yapılan idari reformla, daha önce 49 idari bölgeye ayrılmış Polonya, bu sayıyı 16 idari bölgeye düşürmüştür. Bu iller Wroclaw, Bydgoszcz/Toruń, Łódź, Lublin, Gorzów Wielkopolski/Zielona Góra, Kraków, Varşova, Opole, Rzeszów, Białystok, Gdańsk, Katowice, Kielce, Olsztyn, Poznań ve Szczecin'dir.

Sözleri J. Wybicki tarafından yazılıp M. Oginski tarafından bestelenmiş olan "Dabrowski'nin Mazurkası", "Jeszcze Polska nie zginela" (Polonya Daha Ölmedi) marşı, Polonya'nın ulusal marşıdır. Ulusal simgesi Beyaz Kartal'dır. Ulusal rengi kırmızı ve beyazdır. Polonya'nın bir sloganı "Polonya Aile Cumhuriyeti"dir.

Ekonomi

Polonya ekonomisi, Avrupa Birliği'nin sekizinci en büyük ekonomisidir ve Avrupa Birliği'nin eski Doğu Bloğu'ndan olan üyeleri arasında ise en büyüğüdür. 1990'dan bu yana Polonya bir ekonomik serbestleşme politikası izlemişti ve ekonomisi, 2007-2008 ekonomik krizi döneminde durgunluktan kaçınan AB’deki tek ekonomiydi. 2017'den itibaren Polonya ekonomisi geçtiğimiz 26 yıl boyunca olduğu gibi AB'de yükselen bir grafik çizmektedir. Bu büyüme, satın alma gücü paritesindeki kişi başına GSYİH olarak, ortalama %6 oranında üstel olmuş, son yirmi yılda, Orta Avrupa'daki en etkileyici verimle, ülkenin 1990 yılından bu yana GSYİH'sını iki katına çıkarmasıyla sonuçlanmıştır.

Polonya, Dünya Bankası tarafından yüksek gelirli ekonomi olarak sınıflandırılmış ve 2017 yılında GSYİH açısından 23. sırada ve 2017 İYKE'de 24. sırada yer almaktadır. Ekonomisinin en büyük bileşeni hizmet işkoludur (%62.3) ve bunu sanayi (%34,2) ve tarım (%3,5) işkolu izlemektedir. 1989'daki ekonomik yeniliklerle, Polonya dış borçları, 1989'daki 42.2 milyar dolar seviyesinden 2014'te 365,2 milyar dolara yükseldi. Polonya, 2015 yılında küresel ticari alana 198.2 milyar ABD doları değerinde mal sevk etmiş, 2011'den bu yana %5,4 artış kaydedilmiş, ancak 2014'ten 2015'e kadar olan süre içinde %7,6 düşüş görülmüştür. Polonya'nın en büyük ihraç kalemleri: makineler, elektronik donanımlar, taşıtlar, mobilya ve plastik ürünlerini içermektedir. Polonya Merkezi İstatistik Bürosu'na göre, 2010 yılında Polonya'daki ekonomik büyüme oranı %3.7 idi ve bu da Avrupa'nın en iyi ekonomik büyüme sonuçlarından biriydi. 2014 yılında ekonomisi %3,3, 2015 yılında ise %3,8 büyümüştür. 2016 yılında ekonomik büyüme yavaşlamasına rağmen, 2016 yılı sonlarında daha sıkı bir işgücü piyasasıyla birleştirilmiş devlet teşvik tedbirleri yeni bir büyümeyi tetiklemiş ve bu büyüme, 2017 yılında Polonya Merkezi İstatistik Bürosu tarafından %5,2 olarak kaydedilmiştir.

29 Eylül 2017'de, dizin sağlayıcı FTSE Russell, piyasaların yıllık sınıflandırmasının sonuçlarını açıklamış, buna göre Polonya pazarı gelişmekte olan bir piyasadan gelişmiş piyasa durumuna yükseltilmiştir

1990'ların başından beri istikrarlı bir ekonomik liberalizasyon politikası izleyen Polonya, geçiş süreci ekonomileri arasında bir başarı örneği olarak öne çıkmaktadır. Buna rağmen, Polonya ekonomisinin gelişimi için başta işsizlik oranının düşürülmesi olmak üzere atılması gereken birçok adım bulunmaktadır.

Devletin sahibi olduğu küçük ve orta ölçekli işletmelerin özelleştirilmesi, yeni firmaların kuruluşunu düzenleyen liberal bir yasanın kabul edilmesi özel sektörün gelişimini teşvik etse de, süregelen yolsuzluklara ilaveten yasal ve bürokratik engellerin bulunması özel sektörün daha da gelişmesini baltalamaktadır. Tarım sektörü, işçi fazlası, verimsiz küçük tarlalar ve yatırım eksikliği nedeniyle gelişememektedir. Kömür, çelik, demiryolları ve enerji gibi "hassas sektörlerin" yeniden yapılandırılması ve özelleştirilmesi süreci başlatılsa da, bu süreç yavaş işlemektedir. Sağlık, eğitim, emeklilik sistemi ve devlet yönetiminde yapılan reformlar devlet bütçesine beklenenden daha fazla yük getirmiştir.

Kamu maliyesinin gelişimi kamu iktisadi teşekküllerinden kaynaklanan kayıpların azaltılmasına, kayıtdışı ekonominin kayıt altına alınmasına ve vergi reformu gerçekleştirilmesine bağlı gözükmektedir. Polonya Hükümeti, 2004 yılında kamu harcamalarını 2007 yılına kadar yaklaşık olarak 17 milyar Amerikan doları azaltmaya yönelik bir ekonomik paket yürürlüğe koymuştur.

Polonya 2004 yılı Mayıs ayında Avrupa Birliği'ne (AB) üye olmuştur. 2004 yılında Polonya'nın Avrupa Birliği ülkelerine olan ihracatında yaşanan artış ülkenin büyümesine katkıda bulunmuştur. Polonya 2006 yılına kadar AB fonlarından yaklaşık olarak 13.5 milyar ABD Doları katkı sağlayacaktır.

Sanayi, Tarım ve Ulaşım

Polonya yeraltı kaynakları zengin bir ülkedir. Yukarı ve Aşağı Silezya'da taşkömürü çıkartılır. Güneydoğuda kükürt, Katowice'de çinko ve kurşun yatakları vardır. Ayrıca linyit, kayatuzu, doğal gaz ve bakır elde edilir. Petrol ve demir gereksinimini büyük ölçüde dış ülkelerden sağlayan Polonya gelişkin bir sanayi ülkesidir. Demir-çelik, makine, ulaşım araçları, kimyasal maddeler, pamuklu dokuma, kâğıt, metal ürünler ve elektrikli ev aygıtları üretilir. Ormanlardan elde edilen yumuşak odunlu kereste dış ülkelere ihraç edilir. Balıkçılık da ülke ekonomisine büyük katkı sağlar. Gdansk'ta gemi yapım ve onarım tesisleri vardır.

Topraklarının yarıya yakını ekime elverişli olan Polonya'da patates, şekerpancarı, çavdar, buğday, arpa üretilir; domuz ve sığır yetiştirilir.

Polonya'da sanayi bölgelerine ve limanlara ulaşan demiryolları özellikle yük taşımacılığında önemlidir. Varşova, karayolu ağının merkezidir. Ayrıca Oder Irmağı'ndan suyolu taşımacılığında yararlanılır. Başlıca limanları Szczecin, Świnoujście, Gdynia ve Gdansk'tır. Uluslararası hava seferleri Varşova Havalimanı'ndan yapılır.

Din ve İnanç

Polonya Avrupa'nın en dindar ülkesidir. Katolik olduğunu söyleyenler %90'a, düzenli olarak kiliseye gittiğini beyan edenler %80'e ulaşmaktadır. Dini inancı olanlar arasından 4 grup saptanabilir niteliktedir.
  1. Polonyalıların %15'i çok dindar olup, her gün ibadet ederler.
  2. % 35-55'i, Tanrı'ya inanırlar ve dua ederler ancak kiliselere sıklıkla gitmezler.
  3. % 20-25'i, Tanrı'ya inanıp kiliseye çok ender giderler. Kiliseyi eleştirirler.
  4. % 20-30'u Tanrı'ya inanırlar ancak ibadet etmezler.
Polonya Meclisi (Sejm) başkan kürsüsünün arkasında Haç vardır. Anayasa'da ilgili her bölümde Katolikliğe atıf vardır. Bu anlamda, Katoliklik devletin resmi dini olarak kabul edilmektedir de denebilir. Kilise; devlet, siyaset ve toplum hayatında gerektiğinde kullandığı ciddi bir nüfuza sahiptir. Bazı katolik papaz ve din grupları, siyasete açıkça girmekte ve bugünkü koalisyon iktidarının bazı partilerini desteklemektedir. Bugün Polonya'da hiçbir kişi ya da resmi veya özel kurumun, Katolikliği açıkça reddetmesi ya da eleştirmesinin düşünülmesi imkânsızdır. Kilise ile açıkça ters düşen bir partinin siyasi yaşamda yer sahibi olması neredeyse imkânsızdır. Papa II. Jean Paul'e incitici eleştiriler yönelten bir gazeteci, mahkeme tarafından suçlu bulunmuştur. Resmi kurumların devlet ile kilise ilişkisini, 1989 yılı yasaları düzenlemektedir. Söz konusu yasalar, inanç özgürlüğünü garanti altına almakta, Roma Katolik Kilisesi'nin radyo ve televizyon programları yapmasına, ayrıca okul, hastane ve tarihi değeri olan binaları işletmesine izin vermektedir. Lublin Katolik Üniversitesi ve Varşova İlahiyat Akademisi dışında birçok üniversite ve eğitim kurumunda ilahiyat bölümleri vardır. 28 Temmuz 1993 yılında hükümet, Başpiskoposluk ile aralarındaki karşılıklı ilişkileri düzenleyen bir Konkordato imzalamış, söz konusu anlaşma üzerinde 5 yıl görüşmeler yapıldıktan sonra Parlamento tarafından yasallaştırılmıştır. Varşova Başpiskoposu, aynı zamanda Polonya Başpiskoposu'dur ki, 1981'den bu yana bu görevi Kardinal Józef Glemp üstlenmektedir. Dini başkent Gniezno'dur ve bu kentin piskoposu doğrudan, başpiskopos ûnvanı alır. 1978 yılının Ekim ayında, Krakow Piskoposu kardinal Karol Wojtyła (Karol Voytıua), II. Jean Paul (ikinci Jan Pol) adı ile 'Papa' seçilmiştir. Wojtyła, yani II. Jean Paul 2005 yılında yaşlılık nedeniyle ölmüştür.

Polonya'da 5.000 kadar Müslüman Tatar yaşamaktadır. 1989 yılından itibaren, yeni Müslüman göçmenler ülkeye yerleşmiştir.

Polonya Mutfağı

Polonya’nın geleneksel mutfağı çeşitlidir; Fransa, Rusya, Avusturya ve Ukrayna da dahil olmak üzere birçok farklı ülkeden etkilenmiştir. Polonyalı muameleleri karbonhidrat bakımından zengindir. Baklagiller, patatesler, tahıllar ve buğday başlıca maddelerdir. Unsweet un, porridges ve yan yemekler açısından mutfaklar zengindir. Böyle bir bol karbonhidrat, tarımın tarihsel özellikleriyle ilişkilidir. Yüzyıllar boyunca, otlaklar yerine ormanlar vardı. Bu nedenle, yöre halkı tarlalarda ve ormanda yetiştirilebilecek bir yiyecek yedi. Et yemekleri domuz eti ve oyun ağırlıklı olarak pişirilir; Tavşan eti de çok yaygındır. Polonya ulusal mutfağının kendi tanınabilir tadı vardır. Yemekler genellikle oldukça tuzlu ve asidiktir. Ekşi malzemeler ve sıcak baharatlar eklendi.

Polonya mutfağında çok çeşitli çorbalar bulabilirsiniz. Pişirmede, ısırgan, kuzukulağı ve karahindiba dahil beklenmedik ürünler kullanılır. En olağandışı çorbalardan biri czernina’dır. Önceden hazır değilseniz onun zevki çok abartılı görünmeyebilir. Çorba, kaz tüyleri, kan, sebze ve baharatlar ile pişirilir. Başka benzersiz bir çorba chlodnik. Temelini pancar kvası, yumurta, salatalık, yeşillik ve ekşi krema ekliyor. Polonya’daki klasik pancar çorbasında köfte koymak alışılmış bir şey. Bu nedenle, çanak temelde yeni bir tat alır. Ayrıca beyaz borsch var. Yeşil sebzeler, sosis ve yumurta bazında pişirilir. Bir ekmek tenceresinde servis edilen mantar çorbasını mutlaka tadın.
Klasik muamele, ulusal Polonya mutfağının tüm damak zevklerini absorbe eden bigolardır. Bu yemeği pişirmenin birçok yolu var. Başlıca malzemeler et ve pişmiş lahana. Garnitür sıklıkla karıştırılır. Sauerkraut, et, sosis veya domuz eti bir et bileşeni olarak kullanılabilir. Bir güveç parçaları ayrı olarak pişirilir. Sadece son aşamada karıştırılırlar. Orman mantarları, baharatlar, kuru erik çaydan baharatlı bir tat verir. Polonya mutfağının bir başka klasik ikinci dersi kolduny. Bunlar, içinde yumurta ilave edilen yumuşak ve plastik hamurdan yapılmış küçük pelmeni. Kolduny et, sebze ya da çoğu zaman süzme peynir veya meyve olan tatlı bir dolgu ile doldurulabilir. Kolduny’nin başka bir çeşidi, bitkisel yağda kızartılmış patates toplarıdır.

Polonyalıların vejetaryen menüye verdiği önemi vurgulayan eşsiz bir patates tabağı kopytko. İnce rendelenmiş patatesler, kalın bir hamur yapmak için un ve baharatlar ile karıştırılır. İkincisi elmas veya küçük boynuzlar veya kopytka şeklinde oluşturulmuştur. Çanak, kremalı mantar sosuyla veya ete garnitür olarak servis edilir. Füme beef keçisi olan Poledwiczki wolowe, doymuş bir tada sahiptir. Çoğunlukla bir sosis olarak servis edilir. Polska’nın en sevdiği atıştırmalıklardan biri. Sığır en yaygın etleridir; domuz veya at eti daha az sıklıkla servis edilir. Ayrıca, başka tür bigos olan parzybroda’yı denemeye değer. Tütsü lahana ile füme edilmiş bir pastırma.

Tatlısu balıkları için özel muamele etmek hak ediyor. Polonya’da balık pişirmenin klasik yöntemi, bir sostan bir garnitürle kızartma veya kaynatma yöntemidir. Ekşi krema sosunda pişen ringa balığı, cornichons ile balık köfte ve kızarmış balığı ile pişmiş balık çok özel bir tada sahiptir. Polonya tatlıları dünyadaki en lezzetli yemeklerden biri olarak kabul edilir. Tatlıların çoğunda kısa pasta yapılır. Farklı zevklere sahip reçellerin bulunduğu kumlu hamurdan yapılmış çok tabakalı bir kısa pasta çok popülerdir. Başka bir ulusal muamele, çırpılmış kremalı meyve jölesi olan galaretki. Taze siyah ve kırmızı frenk üzümü suları, meyveli pilavlar ve kvas çok popüler. Karbonhidrat gıdalarını sindirmede yardımcı olduğu için, büyük bayramlarda yerel votka servis etmek alışageldir.

Kültür

Polonya çok dini bir ülkedir. Yerel nüfus Katolikliğe bağlıdır ve kiliselerde düzenli olarak hizmetlere katılır. Dindarlık, Polonya halkını karakterize eden en önemli özelliklerden biridir. Kutuplar oldukça duygusaldır. Onlar birbirlerine çok yakındır ve her zaman sorunlu olanlara yardım etmeye hazırdırlar. Onlar güvenilir ve hayatını kolaylaştırıyorlar. Polacks devletlerini takdir etmekte ve politikasını desteklemektedir. Birbirinize gülümsemek, etrafındaki herkese karşı iyi niyet göstermek alışageldir. Bu, ülkenin konukları için de geçerlidir. Polonyalılar yabancılarla diyaloga girmekten mutluluk duyuyorlar, ancak sosyalliğin tersi yönü var. Yerel halk şikayet etmeyi çok sever. Şikayetler tıbba, pahalı yiyeceklere, otobüs tarifelerine veya sadece hava durumuna bağlı olabilir.

Polonyalılar toplantılarda el sıkışıyor ve bayanlar elini cesurca öpüyor. Ülkedeki kadınlara özel saygı ve dehşet veriliyor. Yaşa bakılmaksızın, erkekler her zaman bayanlara toplu taşıma araçlarında bir yer verir, kapıyı tutar ve ceketi giymeye yardımcı olur. Polonyalılar birbirlerine soyadlarına veya görevlerine giderler. Her zaman pan veya pani önekini kullanırlar. Herhangi bir kutup için bir başka önemli değeri ailesidir. Yerel erkekler kadınları çok seviyor ve sever. Bununla birlikte, Polacks ailelerine büyük önem verir. Boşanmaların oranı Polonya’da çok düşüktür. Bir aile, toplumun tam teşekküllü bir birimi. Aynı zamanda aileler yeterince küçük. Direklerin genellikle bir veya iki çocuğu vardır. Yerliler evcil hayvanlardan çok severler. Bu nedenle, bir köpek ya da bir kedi mutlu bir evliliğin zorunlu bir bileşenidir. Akşamları, kent sakinleri, özellikle küçük olanlar evcil hayvanlarıyla yürüyüşe çıkıyor.

Polonyalılar saçma ve kaygısız görünebilir, ancak bu izlenim sıklıkla yanlıştır. Yerel sakinler, asla vazgeçmediği ahlak ve sağlam hayat prensipleri konusunda derin inançlara sahiptir. Polacks için gurur ve yüksek benlik saygısı tipiktir. Bu özellikler başarısız mizah duygusu ile başarıyla birleştirilir. Polonyalılar çok misafirperver ve konuklarını her zaman evlerinde ağırlıyor. Evin içine girmeden önce ayakkabıları çıkarmak alışılmış bir şeydir, bu nedenle düşünceli sahipler her zaman ev terliği önerirler. Bu durumda, sahibini ciddi şekilde rahatsız edebileceği için ret kabul edilmez. Konuklar her zaman çok sayıda muamele ile büyük bir şölenle karşılanırlar. Polonyalılar alkolü bol miktarda gıdaya ek olarak sunar .

Polonyalılar ormana ve doğaya büyük bir saygısı vardır. Küçük kasaba ve köylerde, ana orman avı mantardır. Çocuklar bile zehirli mantarları, yenebilecekleri mantarlardan ayırt edebilirler. Ormanlar ülkenin topraklarının üçte birini işgal eder. Bu nedenle, tasarruflu ev hanımları süpermarketlere değil, pitoresk güzelliklere gitmektedir. Ölen kişilerin anısına Polonya’da çok dikkat edilmektedir. Polonyalılar mezarları inceler ve düzenli olarak ziyaret eder. Anma gününde 1 Kasım’da aileler mezarlıkları ziyaret ediyor. İnsanlar mumlar yakarlar ve çiçekler getirirler.

Danslar Polonya kültüründe önemli bir rol oynamaktadır. En ünlüsü mazurka. 19. yüzyılda Avrupa genelindeki ana balo danslarından biri oldu. Bu dansın üç çeşidi var: mazur, oberek ve kujawiak. Mazur klasik bir versiyondur ve en yaygın olanıdır. Ünlü Polonya bestecisi Frederic Chopin bu dansa 60’dan fazla farklı melodi yazdı. Oberek’in daha karmaşık bir ritmi var. Öte yandan Kujawiak, bir vals anımsatan daha sıvı ve liriktir. Köylüler arasında Polonya halk dansları ortaya çıktı. Ülkenin ulusal sanatını temsil eder. Dans yardımı ile köylüler, düğünler ve hasat da dahil olmak üzere hayatlarının ana olaylarını kutladılar. Aynı anda çok sayıda kişi katılır. Dansa, karmaşık pozlar eşlik ediyor ve ona özel bir gösteriş ve mizaç veriyor.

Polonya Türkiye Büyükelçiliği

Posta adresi
Ul. Rakowiecka 19 02-517 Warszawa Poland
T:+48 22 854 61 10 Konsolosluk şubesi için: +48 22 854 61 11 +48 514029418 Acil Aramalar

F: +48 22 646 43 25
E: embassy.warsaw@mfa.gov.tr

: Varşova Büyükelçiliği
: Varşova Büyükelçiliği

Görev Bölgesi :
Polonya
 

İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Üst