Dünya

Dünya, Güneş Sistemi'nde Güneş'e en yakın üçüncü gezegen olup şu an için üzerinde yaşam ve sıvı su barındırdığı bilinen tek gezegendir. Radyometrik tarihleme ve diğer kanıtlara göre 4,5 milyar yıldan fazla süre önce oluşmuştur. Dünya'nın yer çekimi, uzaydaki diğer nesnelerle, özellikle Güneş'le ve tek doğal uydusu Ay'la etkileşime girer. Dünya'nın Güneş'in etrafındaki yörüngesi, 365,256 güneş gün, yani bir yıldız yılı sürer. Bu süre içerisinde Dünya, kendi ekseni etrafında 366,265 kez döner.

Dünya - Yer - Arz​

Dünya, Arapçada yeryüzü anlamına gelen ve dnw köküne dayanan dunyā sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük "daha aşağıda veya beride olan" manasındaki Arapça adnā kelimesinin fuˁlāˀ vezninde sıfat dişilidir. Bu sözcük ise danī "aşağı, beride" sözcüğünün kıyas hâli olup “öte taraf” ile bir karşıtlığı ima etmesi bakımından İslam dinî kökenli bir kavramdır. Kelimenin bir Türki dilde kaydedilmiş en eski kullanımı 11. yüzyıla tarihlenen Kutadgu Bilig'e dayanmaktadır.

Yer, Eski Türkçe yeryüzü, dünya, zemin anlamına gelmiş yér kelimesi kökenlidir. Sözcüğün en eski kullanımı, 8. yüzyıla tarihlenen Orhun Yazıtları'nda "üze kök teŋri asra yagız yir kılındukda" (üstte mavi gök, altta kara yer yaratıldığında) söz öbeği içerisinde kaydedilmiştir. Yeryüzü kelimesinin yazılı ilk kullanımı ise 1330 senesinde, Âşık Paşa'nın Garibnâme eserinde geçmektedir.

Arz, yerküre anlamına gelen başka bir sözcüktür. Kelime Arapçada yeryüzü, ülke veya genişlik anlamlarına gelebilen arḍ sözcüğünden alıntı olmaktadır. Âlem ve cihan, biri Arapça diğeri İrani kökenli sözcükler olup hem yerküreyi hem de evreni tanımlamak için kullanılabilirler.

Dünyadaki yaşamın evrimsel tarihi​

Güneş Sistemi'nin ön gezegen diski
Dünyadaki yaşamın evrimsel tarihi, fosil ya da günümüz yaşayan canlı organizmaların evrildiği süreçlerin izlerini takip eder. Yaşamın evrimsel tarihi, yeryüzünde yaşamın kökeninden, günümüzden yaklaşık 4,5 milyar yıl önceki bir tarihten, günümüze kadar uzanmaktadır. Günümüz tüm canlı türleri arasındaki benzerlikler, bilinen tüm canlı türlerin, evrim süreçleri içinde giderek birbirlerinden ayrıldığı ortak bir ataya sahip olduklarına işaret etmektedir.

Bir arada yaşamış ve var olan bakteri ile arkelerin oluşturduğu mikrobik matlar erken Arkeyan devrinde en baskın yaşam formu olup evrimin ilk önemli adımları bu iki canlı türü arasında vuku bulmuştur. Yaklaşık 3,5 milyar yıl öncesine denk gelen Oksijenli fotosentezin evrimi, bundan yaklaşık 2.4 milyar yıl öncesinden başlayarak sonunda atmosferin oksijenlenmesine yol açtı. Organellere sahip kompleks yapılı ökaryot organizmalara ait ilk kanıtlar günümüzden 1,85 milyar yıl öncesine ait olup daha önce de var oldukları düşünülen bu organizmaların bünyelerinde metabolizma için oksijen kullanmaya başlamalarıyla çeşitlenmeleri de hızlanmıştır. Daha sonra, yaklaşık 1,7 milyar yıl önce, özel işlevleri yerine getiren farklılaşmış hücrelere sahip çok hücreli canlılar görülmeye başlar.

En erken kara bitkileri 450 milyon yıl öncesi ile tarihlenmekle birlikte bulgular, su yosunlarından oluşan köpüksü formların karalarda bundan daha önce, yaklaşık 1,2 milyar yıl önce, oluşmaya başladığını göstermektedir. Kara bitkileri, Geç Devoniyen yok oluşunda katkıda bulunduklarını düşündürecek kadar başarılıydılar. Omurgasız hayvanlar Vendiyan dönemi boyunca görülmeye başlarken omurgalılar, 525 milyon yıl önce, Kambriyen patlaması sırasında görülmüştür. Permiyen devri boyunca, memelilerin atalarını da içeren sinapsidler karaya egemen oldular, fakat 251 milyon yıl öncesine denk gelen Permiyen-Triyas yok oluşu, tüm kompleks yaşamı silme eşiğine getirdi. Bu felaketin etkilerinden toparlanırken arkozorlar, karada yaşayan en egemen omurgalı tür oldular ve Triyas Dönemi ortalarında therapsidleri bastırarak onların yerini aldılar. Bir arkozor grubu, nitekim dinozorlar, ancak küçük boyutlarda ve böcekçiller olarak varlığını sürdürebilen memelilerin atalarıyla birlikte Jura ve Kretase devirlerine egemen oldular. 65 milyon yıl önce, Kretase-Tersiyer yok oluşu kuşların ataları olmayan tüm dinozor türlerini ortadan kaldırdıktan sonra memeliler hızlı bir şekilde boyut ve çeşitlilik olarak artış gösterdi. Bunun gibi kitlesel yok oluşlar, yeni canlı türlerin ve organizma gruplarının çeşitlenmesine olanak sağlayıp evrime hız vermiş ve ivme kazandırmış olabilir.

Fosil kanıt, çiçekli bitkilerin 130 ile 90 milyon yıl önce, Kretase döneminde görünmeye başlayıp hızlı olarak çeşitlendiğine ve polen taşıyan tozlayıcı böceklerle birlikte evrildiğine işaret etmektedir. Çiçekli bitkiler ve deniz fitoplanktonu, hala olsun günümüzün en büyük ve baskın organik madde üreticileridir. Sosyal yaşamlı böcekler çiçekli bitkilerle yaklaşık aynı zaman diliminde göründüler. Bu böcekler böcek soy ağacının çok küçük bir kısmını oluşturdukları halde onlar günümüzdeki böcek ailesinin yarısından daha fazlasını oluşturmuşlardır. İnsan, dik duran ve yürüyen bir maymunsu-insansı soyundan gelmiş olup bipedal insansılara ait ilk fosil kanıtlar 6 milyon yıl öncesine dayanır. Bu soyun ilk üyelerinin beyin büyüklüğü şempanze beyni büyüklüğü ile karşılaştırılabilse dahi geçen 3 milyon yıllık zaman dilimi içinde insan beyninin boyutlarının sürekli büyüme gösterdiği tespit edilmiştir.

Dünya'nın oluşumu​

Güneş Sistemi'nde bulunan en eski malzeme, 4.5672±0.0006 milyar yıl öncesine aittir. İlkel Dünya'nın oluşumu, 4.54±0.04 milyar yıl önce başladı. Güneş Sistemi'ndeki yapılar ile Güneş oluştu ve evrime uğradı. Teoride, karmaşık bileşik yapılar ve içerdiği elementler göze alındığında Güneş, Dünya ve diğer gezegenler dahil Güneş Sistemi'ndeki yapıları oluşturan moleküler bulutsunun kaynağı, ömrünü önceden tamamlamış bir genç tip yıldızın dağılmış artıklarının ve yıldızlar arası maddenin bir merkez etrafında dönerek gittikçe yoğunlaşmasıyla oluşmuştur. Merkezde yoğunlaşan hidrojen ve helyum molekülleri yeni bir G2 türü yıldızı, yani Güneş'i oluşturmaya başlamış, çevre disklerdeki yoğunluklu bölgelerde ise gezegenler oluşmaya başlamıştır. Dünya ise Güneş'e 3. sırada yakınlıkta bulunan karasal bir iç gezegendir.

Oluşum diskleri süreci veya sonrasında bu karasal gezegenler, ağır gök taşı çarpışmalarına sahne olmuştur. Gök taşları yapısında bulunan donmuş buzlar, silikat ve metal yapılar, karaların ve okyanuslarının oluşmasını sağlamış, merkezde yoğunlaşan ağır demir ve nikel elementleri ise gezegenin çekirdeğini oluşturmuştur. Ağır gök taşı bombardımanı, asteroid kuşağının Jüpiter'in güçlü çekim etkisi sonucu daha kararlı hale gelmesiyle gittikçe azalmıştır. Uygun koşullar oluştuğunda oluşmaya ve evrimleşmeye başlayan canlı hayat (3.5 milyar yıl önce), sonrasında özellikle bitkilerin karaya çıkmasıyla (500 myö'den bu yana yaptıkları fotosentez nedeniyle Bkz. Bitkilerin evrimi) atmosfer'in yapısal bileşimi önemli oranda değişmiş ve oksijen oranının yükselmesine neden olmuştur.

Dünya'nın yaşı​

Dünya'nın yaşı doğrudan doğruya kayaçların yaşıyla ölçülemez. Çünkü bilinen en yaşlı kayaçlar bile bugün artık yeryüzünde var olmayan daha yaşlı kayaçlardan oluşmuştur. Bugüne kadar saptanabilen en yaşlı kayaçlar Grönland'ın batısında bulunmuştur ve 4,1 milyar yaşındadır.

Bugün Dünya'nın yaşını hesaplamak için elde edilen en iyi yöntem radyoaktif elementlerin yarılanmaları sonucu başka elementlere dönüşümleridir. Örneğin radyoaktif uranyum elementinin uranyum-238 ve uranyum-235 gibi iki ayrı tipte atomu (izotop) vardır. Bu atomların ikisi de çok yavaş bir süreçle kurşun atomlarına dönüşür. Öbür uranyum izotopundan biraz daha ağır olan uranyum-238'in dönüşümüyle daha hafif bir kurşun izotopu olan kurşun-206, uranyum-234'in dönüşümüyle de biraz daha ağır bir izotop olan kurşun-207 atomları oluşur. Uranyum-235'in kurşuna dönüşme hızı uranyum-238'in dönüşme hızından altı kat daha fazladır. Bu nedenler, incelenen bir kayaçtaki kurşun-206 ve kurşun-207 atomlarının oranı kayacın yaşına bağlı olarak değişir. En yaşlı olduğu düşünülen bir kurşun minerali ile bugün okyanuslarda oluşan kurşunun izotop yapısı arasındaki fark, ancak bu iki örneğin oluşumları arasında 4,55 milyar yıllık bir zaman dilimi olmasıyla açıklanır. Bu süre de Dünya'nın yaşı olarak kabul edilir.

Fiziksel özellikleri​

Şekli​

Dünya ve atmosferin katmanları
Dünya'nın üzerindeki topoğrafik oluşumlar ve kendi ekseni etrafındaki eksantrik hareketi nedeniyle düzgün bir geometrisi yoktur. Geoibs bir biçimdedir fakat Ekvator'daki yarıçapı kutuplardaki yarıçapından fazladır. Bu kutuplarından basık, ekvatordan şişik özel küresel geometrik şekil geoit (Latince, Eski Yunanca Geo "dünya") yani "Dünya şekli" diye adlandırılır. Referans küremsinin ortalama çapı 12.742 km'dir (~40.000 km/π). Yerin ekseni etrafında dönmesi ekvatorun dışarı doğru biraz fırlamasına neden olduğu için ekvatorun çapı, kutupları birleştiren çaptan 43 km daha uzundur. Ortalamadan en büyük sapmalar, Everest Dağı (deniz seviyesinin üstünde 8.848 m) ve Mariana Çukuru'dur (deniz seviyesinin altında 10.924 m). Dolayısıyla ideal bir elipsoide kıyasla Yer'in %0,17'lik toleransı vardır. Ekvator'un şişkinliği yüzünden Yer'in merkezinden en yüksek nokta aslında ekvatordadır.

Katmanları​

Dünya 5 farklı katmandan oluşur:

KatmanYapısıTürü
Su küreDünya zemininin %75'ini kapsar.
Büyük bölümü okyanuslardan oluşur.
Görünür.
Taş küreDünya zemininin %25'ini kapsar.
Büyük bölümü yeşilliklerden oluşur.
Görünür.
Hava küreDünya'nın büyük bir bölümünü oluşturur.
Çoğu azottan oluşur.
Görünmez, hissedilir.
Ateş küreDepremlerin çoğu onun yüzünden gerçekleşir.
Lavlı bir yapısı vardır, çekirdeğin yakınlarındadır
Görünmez. Depremlerden hissedilir.
İç Çekirdek ve Dış ÇekirdekDünya'nın merkezidir.Görünmez. Dünya'nın merkezine inildikçe hissedilir.

İç yapısı​

Yerin içi, diğer gezegenler gibi, kimyasal olarak tabakalardan oluşur. Yerin silikattan oluşmuş bir kabuğu, yüksek viskoziteli bir mantosu, akışkan bir dış çekirdeği ve katı halde bir iç çekirdeği vardır.

Yerin tabakaları aşağıda belirtilen derinliklerdedir:

Derinlik (Km)Tabaka
0–60Litosfer (5 ila 200 km arası değişir)
0–35Kabuk (5 ila 70 km arası değişir)
35–60Manto|Üst Manto
35–2890Manto
100–700Astenosfer
2890–5100Dış çekirdek
5100–6378İç çekirdek

Dünya'nın dış kabuğu ile bu kabuğun üzerindeki atmosfer (hava) ve hidrosfer (okyanuslar ve denizler) katmanları doğrudan gözlemle incelenebilir. Oysa Dünya'nın iç bölümlerine ulaşarak yapısını doğrudan inceleme olanağı yoktur. Dünya'nın iç yapısına ilişkin bütün bilgiler depremlerin incelenmesinden ve Dünya'nın içinde var olduğu düşünülen maddeler üzerindeki deneylerden elde edilmiştir. Yanardağların varlığına ve yer kabuğunun yüzeyindeki ısı akışı ölçümlerine dayanarak Dünya'nın iç bölümlerinin çok sıcak olduğunu biliyoruz. Yer kabuğunun derinliklerine doğru indikçe kayaçların sıcaklığı her kilometrede 30 °C kadar yükselir. Böylece kabuğun en alt katmanlarının çok daha üstünde yer alan kayaçlar kızıl kor haline dönüşür. Aslında Dünya'nın büyüklüğüne oranla yer kabuğu çok incedir. Eğer Dünya'yı bir futbol topu büyüklüğünde düşünürsek kabuğu da ancak topun üzerine yapıştırılmış bir posta pulu kalınlığındadır. Kabuğun altında kalan kayaçlar ise akkor sıcaklığına kadar ulaşır.

Depremlerin nedeni, yer kabuğundaki bir kırıkla birbirinden ayrılan iki büyük kütlenin (levhanın) birdenbire harekete geçerek üst üste binmesi ya da uzaklaşması sonucunda yer kabuğunun şiddetle ileri geri sarsılmasıdır. Büyük bir depremde bazı titreşimler Dünya'nın öbür yüzündeki dairesel bir alanda "odaklanır". Buna karşılık bazı titreşimler çekirdeği aşıp öbür yana geçmez. Böylece Dünya'nın öbür yüzünde hiçbir titreşimin duyulmadığı halka biçiminde bir "gölge" belirir. Bu gölgenin boyutları ölçülerek çekirdeğin büyüklüğü hesaplanabilir. Ayrıca deprem titreşimlerinin yayılma hızı saptanarak içinden geçtikleri maddelerin yoğunluğu, dolayısıyla bileşimi belirlenebilir. Eritilmiş kayaçlarla yapılan laboratuvar deneyleri bu çalışmalara büyük ölçüde ışık tutar. Dünya'nın yüzeyi, kalınlığı 6 ile 70 km arasında değişen bir "kabuk" katmanıyla örtülüdür. Yerkabuğu denen bu katman daha ağır maddelerden oluşan ve 2.865 km derine inen çok kalın "manto" katmanının üzerine oturur. Mantonun bittiği yerde Dünya'nın merkezine kadar 3.473 km boyunca uzanan "çekirdek" başlar. Jeologlara göre, içteki manto katmanı çok büyük kabarma hareketleri sonucunda yerkabuğunu iterek birçok yerde yüzeye çıkmıştır. Ayrıca normal olarak yerkabuğunun yapısında bulunmayan bazı kayaçlar da yanardağı hareketleri nedeniyle Dünya'nın yüzeyine ulaşmıştır. Jeologlar bu verilere dayanarak mantonun üst kesimlerinin "ültrabazik" korkayaçlardan oluştuğunu ileri sürerler. Bir yanda asit kayaç olarak nitelenen granitin yer aldığı kayaç sınıflandırmasının öbür ucunda bulunan bu ültrabazik kayaçlar ağır demir ve magnezyum silikatlardan oluşur. Mantonun alt bölümlerinin de aynı yapıda, ama daha ağır ve yoğun olduğu sanılmaktadır. Çekirdeğin yapısındaki maddeler ise hem mantodakilerden daha ağır, hem de hiç değilse çekirdeğin dış bölümünde sıvı haldedir. Buna karşılık çekirdeğin içinin manto ve kabuk gibi katı olduğu sanılıyor. Yer çekirdeğinde olağanüstü bir basınç vardır. Bilinen elementlerin çoğu böylesine büyük bir basınç altında çok yoğunlaşmış olarak bulunabilir; ama jeologların genel kanısı, bazı demirli göktaşları (meteoritler) gibi çekirdeğin de metal halindeki nikel ve demirden oluştuğudur.

Yer kabuğu​

Yer kabuğu mantoya oranla daha hafif maddelerden oluşmuştur ve bu iki katman arasındaki geçiş bölgesi neredeyse kesadamin bir sınır çizer. Bu geçiş bölgesi, böyle bir sınırın varlığını ilk kez saptayan Yugoslav bilim adamı Andrija Mohoroviçiç'in (1857-1936) adıyla "Mohoroviçiç süreksizliği" kısaca "M-süreksizliği" ya da "moho" olarak anılır. Bu sınırın varlığını gösteren en önemli kanıt yer kabuğundaki deprem titreşimlerinin süreksizlik bölgesinden geçip mantoya ulaştığında birdenbire hızlanmasıdır.

Yer kabuğu okyanusların ve denizlerin altında uzandığı zaman "okyanus kabuğu", kıtaları oluşturduğu zaman da "kıta kabuğu" olarak adlandırılır. Okyanus kabuğunun kalınlığı 6–8 km arasındadır. Oysa ortalama kalınlığı 40 kilometreyi bulan kıta kabuğu yüksek sıradağların altında 60-70 kilometreye ulaşır.

Okyanus kabuğu üç katmandan oluşur. En alt katman, yerin derinlerindeki erimiş maddelerin (magmanın) katılaşmasıyla oluşan korkayaçlardır. Orta katman yanardağ lavlarından, üst katman ise temel olarak kum ve çamur gibi tortullardan oluşur. Okyanus kabuğu sürekli hareket halindedir. Bu nedenle kabukta okyanus sırtları boyunca çatlaklar oluşur ve bu çatlakların arasından yüzeye çıkan erişmiş maddelerin sertleşmesiyle okyanus kabuğuna yeni katmanlar eklenir. Bu yeni kabuk sertleştikten sonra yılda 1 ile 10 cm kadar ilerleyerek yavaş yavaş okyanus sırtından iki yana doğru yayılır. Böylece okyanus sırtları suyun altında yüksek sıradağlar oluşturur.

Yerkabuğu çok sayıda eğri levhanın yan yana dizilmesiyle oluşan bir bütün olarak düşünebilir. Bu levhalar mantonun oldukça yumuşak üst katmanına oturduğu için sağa sola hareket edebilir. Okyanus sırtları, okyanus çukurları ve bazı uzun kırıklar yalnızca levhaların kenarlarında oluşur; bu kırıkların olduğu yerlerde de levhalar kayarak birbirinin üstüne binebilir. Levhalardan çoğunun üzerinde bu levhalarla birlikte hareket eden bir ya da birkaç kıta bulunur. Nitekim, bir zamanlar iki kıtaya ayıran okyanus kabuğunun çökmesiyle kıtalar bazı yerde birbirine iyice yaklaşmış, hatta üst üste binmiştir. Örneğin aralarındaki okyanus kabuğu çökmesi sonucunda Hindistan ile Asya kıtası çarpışmış ve iki karanın kenarları yükselerek Himalaya Dağları'nı oluşturmuştur. Büyük ve şiddetli depremlerin hemen hepsi bu levhaların kenarlarında, bir levhanın öbürünün altına girmesiyle olur. Aynı biçimde, en etkin yanardağlar da okyanus kabuğunun ya İzlanda'da olduğu gibi yükselerek sırta dönüştüğü ya da Andlarda olduğu gibi çökerek kıtaların altına girdiği yerlerde bulunur.

Okyanus tabanının yanlara doğru yayılarak genişlemesi çok çarpıcı bir biçimde kanıtlanmıştır. Bu kanıtlamanın en önemli dayanak noktası da Dünya'nın magnetik alanının yukarıda anlatıldığı gibi zaman zaman yön değiştirmesidir. Yerkabuğunun derinliklerindeki erimiş magma yüzeye çıkarak kristalleşirken bazı mineral parçacıkları mıknatıslanır. Böylece her biri Dünya'nın magnetik kutuplarını gösteren küçük birer mıknatısa dönüşür. Jeologlar yaşları bilinen lav katmanlarının, yapılarındaki mıknatıslanmış parçacıklar bazen kuzey, bazen güney magnetik kutbuna yönelecek biçiminde yan yana yerleştiğini saptamışlardır. Bunun nedeni, bir katmandaki mıknatıslanmış parçacıkların kuzey ve güney kutuplarının Dünya'nın magnetik kutuplarına uygun olarak dizilmesi, sonra magnetik kutuplar yön değiştirdiğinde üstteki yeni katmanda bulunan parçacıkların bir önceki katmandakilere ters yönde yerleşmesidir. Kısacası okyanus kabuğu magnetik bantlı dev bir kayıt aleti, yani bir teyp gibi Dünya'nın magnetik alanındaki bütün değişiklikleri bir bir kaydetmiştir.

Tektonik levhalar​

Ana tektonik levhalar
Levha hareket teorisi'ne (tektonik levha teorisi olarak da bilinir) göre Yer'in en dış kısmı iki tabakadan oluşur: kabuğu da kapsayan litosfer ve mantonun katılaşmış dış kısmı. Litosferin altında astenosfer bulunur, bu mantonun yüksek viskoziteli olan iç kısmıdır.

Litosfer, astenosferin üzerinde, tektonik levhalara ayrılmış bir halde yüzmektedir. Bu plakalar belli temas noktalarında üç tür hareketten birini gösterirler: yaklaşma, uzaklaşma veya yan yana kayma. Bu temas noktalarında depremler, volkanik faaliyetler, dağ oluşumları ve okyanus dibi hendekler oluşur.

Ana lehvalar şunlardır:
  • Afrika levhası, Afrika'yı kapsar.
  • Antarktika levhası, Antarktika'yı kapsar.
  • Hint-Avustralya levhası, Avustralya'yı kapsar. (Hint plakası ile 53 milyon yıl önce birleşmiştir)
  • Avrasya levhası, Asya ve Avrupa'yı kapsar.
  • Kuzey Amerika levhası, Kuzey Amerika ve kuzey-doğu Sibirya'yı kapsar.
  • Güney Amerika levhası, Güney Amerika'yı kapsar.
  • Pasifik levhası, Büyük Okyanus'unu kapsar.

Yüzeyi​

Dünya'nın yüzölçümü 509.200.000 km²dir. Bunun %70'i 360.600.000 km² ile denizleri, %30'u 148.600.000 km² ile karaları oluşturur. Kuzey kutup çevresinde karalarla çevrilmiş bir deniz, güney kutup çevresinde denizlerle çevrelenmiş bir kara parçası vardır ve bu kara parçası ayrı bir kıta olarak kabul edilir.

İsimUzaklıkDönüşü
Ay386.694 km27 gün, 7 saat, 43,7 dakika

Aşınma​

Kıtaları oluşturan güç, levha hareketlerinin motoru olan Yer'in iç enerji kaynağıysa, çok daha büyük bir dış enerji kaynağı, kıtaları aşındırarak yok etme sürecinde etkili olur: Güneş enerjisi. Atmosfer hareketlerini ve su döngüsünü sürdürmek için gerekli enerjiyi sağlayan güneş ışınları, su ve rüzgâr aşındırması ile kıta yüzeylerinden koparılan minerallerin yine bu iki araç yardımıyla okyanus tabanlarına taşınarak çökmesine yardımcı olur. Bu mekanizma ile okyanus kabuğu üzerinde gittikçe kalınlaşarak biriken tortul kaya katmanı, dalma-batma mekanizması sırasında yerküre içlerine taşınarak yeniden erir.

Aşınma mekanizması, suyun yer çekimi etkisi altındaki hareketlerini izler, yüksek dağların aşınarak alçalmasına, okyanus derinliklerinin dolarak yükselmesine yol açar, sonuçta yer yuvarlağının girinti ve çıkıntılarının törpülenerek çekim etkisi ile belirlenmiş ideal geoit biçimine yaklaşması yönünde çalışır.

Yörünge ve dönme​

Güneş Sistemindeki tellürik (dünya benzeri ya da kayasal gezegen) gezegenlerin boyutlarının karşılaştırmalı fotomontajı (soldan sağa): Merkür, Venüs (radar görüntüleri), Dünya ve Mars.
Sürekli olarak hareket eden Dünya'nın iki çeşit hareketi vardır. Bu hareketlerden birisi kendi ekseni etrafında olur ve batıdan doğuya doğrudur. Bu dönmesini 23 saat, 56 dakika, 4,098903691 saniyede tamamlar. Dünya'nın kendi ekseni etrafındaki bu dönmesi ile birlikte olan ikinci hareketi Güneş etrafındadır. Güneş etrafında Dünya, elips şeklinde çok geniş bir yörünge üzerindeki hareketini de 365 gün, 5 saat, 48 dakika, 9 saniye, 763.545,6 mikro saniyede yani bir yılda tamamlar. Dünya'nın kendi ekseni etrafındaki ve Güneş etrafındaki bu iki hareketi, iki önemli olaya sebep verir. Kendi ekseni etrafında dönmesi ile gece ve gündüz, Güneş çevresinde 23 derece, 27 dakika eğiklikle dönmesi mevsimleri oluşturur ve mevsimlerin ardalanmasını sağlar.

Dünya'nın Evren'deki yeri​

Dünya'nın Evren'deki yeri son yüzyılda radikal bir şekilde artarak 400 yıllık teleskobik gözlemlerle oluşturulmuş bilgilerdir. Başlangıçta Dünya'nın Evren'in merkezi olduğuna inanılmakta, sadece uzaktaki sabit yıldızlar ve çıplak gözle gözlenen gezegenlerden oluşmaktaydı. 17. yüzyılda Güneşmerkez model kabul edildikten sonra William Herschel ve diğer gökbilimcilerin gözlemleriyle diğer bilgilere ulaşılabilmiştir. 20. yüzyıla gelindiğinde sarmal bulutsu gözlemleri gökadamızın; gruplar, kümeler ve süperkümelerle, genişleyen bir evren içinde milyarca gök adadan sadece bir tanesi olduğunu ortaya koymuştur. 21. yüzyıla gelindiğinde görünür Evren'in genel yapısı, iplikçikler ve boşlukların içinde şekillenen süperkümelerle netleşmeye başladı. Süperkümeler, iplikçikler ve boşluklar muhtemelen Evren'de var olan en büyük ve tutarlı yapılardır.

ÖzellikBoyutNotlar
Dünya12.700 km çapındaGezegenimiz.
Yeruzay63.000 km Güneş bölümü;
6,300,000 km kaçış bölümü
Dünya'nın manyetik alanının hakim olduğu uzay.
Ay'ın yörüngesi770.000 km genişliğindeDünya'ya görece olarak Ay yörüngesinin ortalama çapı
Dünya'nın yörüngesi300 milyon km genişliğinde
2 AU
Güneş, Merkür ve Venüs'ü içeren
Güneş'e görece olarak Dünya yörüngesinin ortalama çapı.
İç Güneş sistemi6,6 AU genişliğindeGüneş, iç gezegenler (Merkür, Venüs, Dünya, Mars) ve asteroit kuşağını içerir.
Dış Güneş sistemi60 AU genişliğindeİç güneş sistemini çevreleyen dış gezegenler: (Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün).
Kuiper Kuşağı96 AU genişliğindeDış güneş sistemini çevreleyen buzlu nesnelerden oluşan kuşak. Cüce gezegenler; Plüton, Haumea ve Makemake'yi içerir.
Helyosfer160 AU genişliğindeGüneş rüzgarı ve gezegenlerarası ortamın maksimum genişliği.
Dağınık disk200 AU genişliğindeKuiper kuşağı'nı çevreleyen seyrek dağınık buzlu cisimlerin bölgesi. Cüce gezegen Eris'i içerir
Oort bulutu100.000-200.000 AU genişliğinde
2-4 ışık yılı
Bir trilyonun üzerinde komet barındıran küresel kabuk.
Güneş Sistemi4 ışık yılı genişliğindeGezegen sistemimiz.
Yerel Yıldızlararası Bulut30 ışık yılı genişliğindeGüneş ve birkaç diğer yıldızın yolculuk yaptığı Yıldızlararası bulut.
Yerel kabarcık210-815 ışık yılı genişliğindeGüneş ve birkaç diğer yıldızın yolculuk yaptığı Yıldızlararası ortamdaki oyuk.
Gould Kuşağı3.000 ışık yılı genişliğindeGüneş'in yolculuk yaptığı genç yıldız halkası.
Orion kolu10.000 ışık yılı genişliğindeGüneş'in yolculuk yaptığı Samanyolu'ndaki sarmal kol.
Güneş Sistemi'nin yörüngesi56.000 ışık yılı genişliğindeGökada merkezi'ne görece olarak Güneş Sistemi yörüngesinin ortalama çapı.
Samanyolu100.000 ışık yılı genişliğinde200 ile 400 milyar yıldızdan oluşan ve yıldızlararası madde ile dolu olan bizim gökadamız
Samanyolu altgrubu1,64 milyon ışık yılı genişliğindeSamanyolu ve çekimsel olarak bağlı bulunan uydu gökadalar; Cüce Yay, Büyük Ayı Cüce Gökadası ve Büyük Köpek Cüce Gökadası. Samanyolu altgrubunun en uzak gökadası olan Cüce Aslan I gökadasının yörünge çapı.
Yerel Grup3 megaparsek genişliğindeEn az 47 gökadadan oluşan gökada kümesi. Hakim gökada Andromeda (en büyük), Samanyolu ve Üçgen ve geriye kalan cüce gökadalar.
Başak Süperkümesi33 megaparsek genişliğindeYaklaşık 100 gökada kümesinden oluşan ve yerel grubun da bir parçası olduğu süperküme
Balıklar-Balina Süperküme Kompleksi300 megaparsek genişliğindeBaşak Süperkümesi'nin de bir parçası olduğu gökada iplikçiği.
Gözlemlenebilir evren28.000 megaparsek genişliğindeMilyonlarca süperküme içindeki 100 milyardan fazla gökada, gökada iplikçikleri ve boşluklar tarafından yaratılan köpük benzeri süperyapının oluşturduğu evrenin büyük ölçekli yapısı.
EvrenMinimum 28.000 megaparsek, olası olarak sonsuz.Her şey.

1 AU: 149.597 milyon kilometre (Astronomik birim, yaklaşık olarak Dünya'nın Güneş'e uzaklığını gösteren uzunluk birimi.)
1 Işık yılı= 9.460.730.472.580 kilometre
1 Işık yılı: 63.241 AU
1 Megaparsek: Yaklaşık 3.260.000 ışık yılı
 

Ugur

Administrator
Üst