Sultan Abdulhamid Han'ın Kolera ile mücadelesi

MURATS44

topragizbiz.com
Sultan Abdulhamid Han'ın Kolera ile mücadelesi

Sultan 2. Abdulhamid Han
Koleranın 19. yüzyıl boyunca İstanbul'da yedi kez büyük bir salgın halini aldığını biliyor muydunuz? Dünyanın en hareketli şehirlerinden biri olmasından dolayı İstanbul, 19. yüzyılda Avrupa'yı kırıp geçiren kolera salgınından nasibini aldı. 1893 yılında, 2683 kolera vakasının meydana geldiği salgın, yaklaşık sekiz ay sürdü. Hastalıklara karşı oldukça duyarlı olan II. Abdülhamid, yapılabilecek her şeyi deneyip çeşitli önlemler aldırdı. Sizler için Sultan Abdülhamid döneminde meydana gelen kolera salgını ve bu hastalıkla mücadelesi...

Osmanlı Devleti'nin idari olduğu kadar ekonomik başkenti de olan İstanbul, dünyanın en hareketli şehirlerinden birisi olmasıyla nedeniyle, koleranın her an sıçrayabildiği bir pozisyondaydı. Kentin yoğun nüfusu, ahalinin hijyenik olmayan bazı tutumları da düşünüldüğünde, kolera salgın halini alabileceği ideal bir ortam niteliğindeydi.

Nitekim hastalık, 19 yüzyıl boyunca İstanbul'da yedi kez büyük birer salgın halini aldı. Bu salgın ise, 24 Ağustos 1893 tarihinden itibaren sekiz ay sürüp 26 Nisan 1894'te sona erdi.

İstanbul'da 1893-1894 salgınında 2.683 kolera vakası meydana geldi ve bunların 1.537'si hayatını kaybetti. Hastalığı yenenlerin sayısı ise 1.146'ydı.

Salgının devam ettiği 246 günün ortalama vaka sayısı yaklaşık 11 kişi olurken, günlük ortalama ölüm oranı da 6'nın biraz üzerinde meydana geldi.

1892'de kolera salgını Karadeniz'in liman kentlerinden Osmanlı Devleti'ne de sirayet edince, hastalıklara karşı duyarlı olan II. Abdülhamid yapılabilecek her şeyi denemeye başladı. Padişah, Sıhhiye Meclisi'ne ve Hıfzıssıha-i Umumi Komisyonu'na acil önlemler alınması için emirler verdi. Alınacak tedbirler konusunda bizzat kendisi de önerilerde bulundu.

1887'de başlayan çalışmalar 1893'te sonucunu verdi. Dr. Maurice Nicolle ve Hasan Zühtü Nazif Bey tarafından Bakteriyolojihane-i Şahane kuruldu. Bu kurumda bakteriyoloji ile ilgili dersler verildi ve pratik çalışmalar yapıldı.

TEBHİRHANELERİN GÖREVİ NEYDİ?

Tebhirhane
II. Abdülhamid, salgın hastalıklara karşı tedbirler almak üzere 1893'te tebhirhaneler denilen dezenfeksiyon istasyonları kurdurdu.

Gedikpaşa, Tophane ve Üsküdar'da kurulan tebhirhaneler salgınların ve bulaşıcı hastalıkların önlenmesi için hizmet ediyordu. Kolera, tifus, dizanteri, veba gibi salgın hastalığa yakalanmış hastaların evlerini, eşyalarını dezenfekte ediyorlardı.

Çalışma alanları çok genişti. Hastalığın görüldüğü mekanlar, hastalara ait eşyalar, gemiler, kayık veya diğer taşıma araçları, postadan gelen paketler, kısaca mikrobun ulaşabileceği her şey buralarda dezenfekte edilerek hastalığın önlenmesi amaçlanıyordu. Hastalık görülen okullar tatil edilmiş, ardından da ilaçlanmıştı.

Ayrıca kolera su ile ilgili olduğundan İstanbul'un içme sularının kontrol ve ıslahı, daha önemli hale geldi. Hijyen için suyun ve havanın önemi bilindiğinden, İstanbul suyunun demir boru ile taşınması çalışmaları başlatılmış; binaların hijyen şartlarına uyması için kişi başına düşen hava miktarlarının hesaplanması yoluna gidilmişti. Ayrıca yeni hastaneler yapılırken havası temiz olan yerler tercih edilmeye başlanmıştı.

II. Abdülhamid döneminden meydana gelen bu salgında, padişah kolerayla o kadar ilgiliydi ki, doktorların tedavi yöntemlerinde bir sıra dışılık fark ettiğinde bile derhal işin aslını araştırılmasını, yanlış durumun düzeltilmesini istiyordu.

Sultan Abdülhamid, sadece Osmanlı'ya özgü tedbirlerle yetinmedi; aynı zamanda başka devletlerin aldığı tedbirleri de inceledi. Bu çerçevede Batı'ya heyetler göndererek onların uyguladığı tedavi yöntemleri hakkında bilgiler aldı.

Yine bu doğrultuda, sağlık uygulamalarıyla ilgili söylenti veya şikâyetlerin vakit kaybetmeksizin neticelendirilmesi sağlandı.

Bu salgın sırasında Avrupa'dan bazı uzman doktorlar İstanbul'a getirildi; ancak bunlar hizmet vermekten daha çok kazanacakları parayı ve ülkelerinin buradaki etkinliğini artırmayı düşündü.

İstanbul'da halkın kolerayı nasıl karşılayıp algılandığına dair bilgi veren kısıtlı miktarda kaynak vardır. Bunlardan biri olan "Eski İstanbul Hatıraları" kitabında 1893-1894 yılındaki kolera salgınını şöyle anlatır:

"İstanbul'un eski yangınları şehri nasıl bir baştan bir başa yakıp yıkmışsa benim çocukluğuma rastlayan kolera da İstanbul'u öyle yaktı, yıktı. Çok ocaklar söndü. Korkunç bir ölüm sağanağıydı bu hastalık. Herkes endişe, korku, yeis içinde. Herkes bir korku gölgesi.

İstanbul göklerinde ölüm kanat açmış. Her taraftan yokluk rüzgarı esiyor, her tarafta ölüm sahneleri… Kurban bekleyen musalla taşları ve acı acı gıcırdayan tabutlar… Bu hastalığın başlarında, İstanbul mahallerine demir bir sessizlik çöktmüştür.

Bir sokağı dönersiniz; viran bir evin kapısından boynu bükük bir tabut çıkar karşınıza. Üç dört adamın omuzlarında. Bunu gören yolcular korkak fısıltılarla kaçışırlar. Biraz ilerleseniz bir evin kafesleri arkasından hıçkırıklar… Bu zavallı evde ya bir baba ya bir çocuk kaybedilmiştir. Kolera gazaplı yıldırım gibi çarpıyordu her tarafı ve her tarafı ölümün kucağına sürüklüyordu. Bir durgunluk geldi halka; müthiş bir sessizlik çöktü ortalığa… Bir hal ki insanlar bir yaprak hışırtısından korkar oldu."

"Kolera devam ediyor, işini görüyor. Kimi beğenirse, kimi gözüne kestirirse pençesine alıp götürüyor… Hükümet faaliyete geçti. Köşelerde, kirli yerlere asit fenik, kireç filan dökmeye, serpmeye başladılar. Hastalık ve ölü çıkan evleri kordon altına aldılar, hariçle teması mene çalıştılar."

Sultan Abdülhamid'in mirası öncü kurum; Bakteriyolojihane-i Şahane

 Sultan Abdülhamid'in mirası öncü kurum; Bakteriyolojihane-i Şahane
Üç kıtanın hükümdarı olan Sultan II. Abdülhamid, 20. yüzyılın ilk çeyreğinde Osmanlı Devleti'nin kaderini belirleyen hamlelere imza attı. Osmanlı Devleti'ni ayakta tutmak için çabaladı, mücadele etti. Bu hamlelerinden biri de günümüzdeki hastanelerde bulunan mikrobiyoloji servislerin temelini oluşturan Bakteriyolojihane-i Şahane idi. İşte Osmanlı'nın ilk bilimsel araştırma kurumu olan Bakteriyolojihane-i Şahane..

Sultan II. Abdülhamid tarafından 1894 yılında Gülhane bölgesinde kurulan hastane, 1896 yılında Nişantaşı Hüsrev Gere Caddesi'ndeki Ferik Süleyman Paşa Konağı'na taşınmıştır.

1885 yılında Pasteur'ün kuduz hastalığı üzerine yaptığı çalışmalar Sultan II. Abdülhamid'in dikkatini çekmiş ve bu alanda yapılan çalışmaları yakından izlemek amacıyla 1886 yılında Tıbbiye Mektebi Dâhiliye Muallimi Dr. Aleksander Zoeros Paşa başkanlığında, Veteriner Hekim Hüseyin Hüsnü ve Zooloji Muallimi Dr. Hüseyin Remzi Beylerden oluşan üç kişilik bir heyet Pateur'ün yanına gönderildi.

Sultan II. Abdülhamid, bu heyetle birlikte Pasteur'e verilmek üzere, bir devlet nişanı ve laboratuvarına yardım için 10.000 Frank para yardımda bulunmuştu. Paris'te Pasteur'ün yanında 6 ay kalan ve kuduz hastalığı aşısının hazırlanması ve kullanılması konularındaki tüm bilgileri öğreten heyet, 1887 yılında yurda döndükten sonra da bu hastalık üzerindeki Darül-kelb Ameliyathanesinde aşı yapımına başlamıştı .

Veteriner Hekim Hüseyin Hüsnü ile Dr. Hüseyin Remzi Beyler de Pasteur ve Chamberland'ın eserini "Mikrob Emrazı Sariye ve Şarboniyenin Vesaili Sirayeti ve Usulü Telkihiyesi" adı altında tercüme edip 1887 yılında yayımladılar.

Tıp mekteplerinde 1891'de okutulmaya başlanan bakteriyoloji dersi, veteriner mekteplerinde ancak 193'ten sonra ve Dr. Rıfat Hüsamettin Bey tarafından okutulmaya başlanmıştır.

1893 yılında, İstanbul'da kolera vakalarının görülmesi üzerine, önleyici tedbirlerin alınması ve hastalığın üzerinde gerekli araştırmaların yapılması için bu alanda uzaman olan Dr. Andre Chantemesse Fransa'dan getirilmiştir.

İstanbul'da 3 ay kadar kalarak kolera konusunda çalışmalar yapan Dr. Chantemesse, ülkemizde bir bakteriyoloji laboratuvarının kurulması üzerinde ısrarla durdu. Bu müessesenin başında durmasının tavsiye ettiği Dr. M. Nicolle, 1893'te İstanbul'a gelmiş ve Gülhane'de Tıbbıye Mektebi civarındaki bir binada çalışmaya başlamıştır. Çalışmalarını gerçekleştirdiği laboratuvar, Bakteriyolojihane-i Osmani olarak adlandırıldı ve buranın müdürlüğüne de Dr. Nicolle atandı.

Gerekli araç ve gereçleri ve çalışacak uzmanların bir kısmı Avrupa'dan getirilmiş olan Bakteriyolojihane'ye suların ve gıdaların tahlil edilmesinden, mikrop temelli hastalıkların incelemelerinin yapılmasına ve tıp öğrencilerine mikrobiyoloji derslerinin anlatılmasına kadar birçok vazife verilmiştir. Çalışma konularının fazlalığı nedeniyle bu bina sonraları dar gelmeye başladı.

Bundan dolayı laboratuvar Nişantaşı'ndaki Süleyman Paşa Konağı'na nakledildi. Dr. Nicolle, Nişantaşı'ndaki bu binada bakteriyoloji üzerine kurlar vermiş ve ülkemizde ilerleyen yıllarda bu alanda büyük hizmetler veren Veteriner Dr. Refik Güran'ı da keşfederek çalışmalarına dahil etmiştir.

Sultan II. Abdülhamid'in çağını aşan ufku ve haklın modern imkânlardan yararlanması isteğinin tezahürü olan Bakteriyolojihane-i Şahane ismiyle kurulan bu müessese, günümüzde hastanelerde yer alan mikrobiyoloji servislerin özünü teşkil eder.

İstanbul'da açılan ilk tebhirhane: Gedikpaşa Tebhirhanesi

19. yüzyılda bulaşıcı hastalıklarla mücadelede kullanılan en yaygın yöntem "tebhirhane" denen merkezlerde uygulanıyordu. Peki, Gedikpaşa Tebhirhanesi'nin, imparatorluk topraklarında görülen kolera salgını karşısında İstanbul'da açılan ilk tebhirhane olma özelliğini taşıdığını biliyor muydunuz? Sizler için, bir yılda toplam 89.970 mekanı ve 182.631 parça eşyayı dezenfekte eden Gedikpaşa Tebhirhanesi...

Tebhirhaneler, diğer adıyla bakteriyelojihaneler Osmanlı Devleti'nde salgın hastalık ile mücadele için tesis edilirdi. Eskiden günümüzde olduğu gibi aşı ya da farklı yöntemlerle hastalığın önüne geçme sistemi henüz gelişmemişti.

Bulaşıcı hastalıkla mücadele için kullanılan en yaygın yöntem bu tür merkezlerdir.

Tebhir buhar, buğu manası gelir. Tebhirhane ise buğu evi, buhar evi anlamını taşır. Teknik olarak tebhirhane iki ana bölümden meydana gelir. Birinci bölüm temiz bölüm iken, ikinci bölüm bulaşık bölümüdür.

İki bölümü ayıran duvara bir "etüv makinesi" yani dezenfekte amaçlı laboratuvar fırını yerleştirilir. Bu etüv makinesinin tebhirhanenin iki bölümü olan bulaşık ve temiz bölümlerine açılan iki kapağı bulunur.

Bir yerden hastalık ihbarı geldiğinde tebhirhanede çalışan görevliler hastalığın bulunduğu yere özel arabalarla gider. Orada dezenfektanlı korunaklı özel elbiselerini giyinip, söz konusu evdeki bütün eşyaları toplayıp tebhirhaneye getirir.

Taşınmayan eşyalar ise merkezin bulaşık bölümünden içeri alınır, etüv makinesinin içine giren eşyalar, 110 derece basınçlı su buharında bir buçuk dakika bekletilerek mikroplardan arındırılmış bir halde etüv makinesinin temiz bölümünden çıkartılarak tekrar ev sahibine teslim edilirdi.

Bu anlamda Gedikpaşa Tebhirhanesi, imparatorluk topraklarında görülen kolera salgını karşısında İstanbul'da açılan ilk tebhirhane olma özelliğini taşır.

19. yüzyılın sonlarında baş gösteren kolera ile mücadele için açılan tebhirhaneler, uzun yıllar bu hastalıkla mücadeleye devam eder.

Tesis, 1893 yılında içine yerleştirilen etüv makineleri, yani buharlı dezenfekte makineleriyle hizmete geçer. İstanbul halkının korkulu rüyası haline gelen kolera hastalığının hızı bu tebhirhanelerle kesilirdi. Gedikpaşa Tebhirhanesi'nde bulunan etüv makineleri de hastalığın bulaştığı evlerden getirilen eşyaları 110 derece sıcaklıktaki su buharı ile temizleyerek mikroplardan arındırılırdı.

Tebhirhanenin içinde esas faaliyet alanının haricinde arabalık, ahır, müstahdem odaları ve samanlık bulunur.

Gedikpaşa Tebhirhanesi yaptığı dezenfekte işlemleri ile sadece eşyaları mikroplardan arındırmaz, aynı zamanda okul, hastame gibi halka açık yerleri de ilaçlayarak İstanbul halkını salgın hastalıklardan korumaya çalışır.

Gedikpaşa Tebhirhanesi bir yılda toplam 89.970 mekanı ve 182.631 parça eşyayı dezenfekte ederdi.

Bu yoğun çalışmalarıyla 1970'li yıllara kadar gelen Gedikpaşa Tebhirhanesi, işlevini yitirmesi sebebiyle hizmet dışı kalır. Bina kısa bir süre bakırcı esnafı tarafından barınma amaçlı kullanılır.

Nihayet binanın bulunduğu arsa satılır ve tarihi tebhirhane yıkılarak yerine bir iş hanı yapılır. Şu anda fiziki varlığından eser kalmayan Tebhirhane binasının yıllar önce hizmet verdiği yerde "Belediye İş Hanı" isimli bir bina bulunmaktadır.
 
  • Beğen
Tepkiler: Ugur

Benzer konular

Üst