İslamiyet'te İntihar Eylemi Var mıdır?

Ugur

Administrator
Terör örgütlerinin ve terör eylemlerine katılmış kişilerin başta cihad olmak üzere, bazı İslami değerleri slogan olarak kullanıp suistimal etmeleri terör ile İslam arasında ilişki kurulmasına sebep olmuştur. Teröristin yaptığı eylemleri meşrulaştırmak için dini değerler dâhil her vasıtayı kullanmak istemesi gayet normaldir.

slamiyette-ntihar-_Eylemi-_Var-midir_zpsntxgzmpm.jpg


Dinler şiddete davet etmezler. Aslında dini öğretiler barış yanlısıdır. Gök ve yeryüzü arasındaki Yaratan’la yaratılmış arasındaki kadim ahengi yeniden tesis etme amacını güderler. Ancak bazı dini öğretiler ve hisler, siyasi kazançlar uğruna şiddeti tahrik etmek üzere istismar edilir. Din adına şiddete başvurulur, fakat din şiddete müsamaha göstermez. Burada kendisini böyle istismar ve suiistimallerden koruyacak etkili yöntemler geliştirmedikleri noktasında dine karşı bir eleştiri getirilebilir. Ama bu dinin değil, onu gerçek anlamda temsil ederek dünyaya anlatamayan müntesiplerinin sorunudur.

Her hâlükarda kendi adlarına kuvvet kullanımını engellemenin yöntemlerini bulmakta başarısız oldukları müddetçe dinlerin hücuma maruz kalmaları kaçınılmazdır. Müntesiplerinin zihinlerine ve kalplerine barış ve şiddet karşıtlığı bilincini yerleştirmekte başarısız oldukları zaman bu hücum daha da acımasızdır.

Kur’an, yeryüzünde insanların barış ve güven içerisinde yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerçek anlamda evrensel ilkeler beyan etmekte, bu şekilde bir toplum oluşturmayı hedeflemekte, inananlara barış ve güven ortamını sarsacak her türlü davranıştan uzak durmalarını emretmektedir. Yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak, insanların arasına kin ve nefret sokacak her türlü davranışın, bu davranışları sergileyenlerin her zaman karşısında durmaktadır.

Yeryüzünde bozgunculuğun en açık şekli bir insanı (haksız) yere öldürmektir. Allah (c.c.) bu durumu Maide suresinde şu şekilde beyan etmiştir: “ …Kim bir kimseyi, bir kimseye veya yeryüzünde bozgunculuğa karşılık olmadan öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu diriltirse (ölümden kurtarırsa) bütün insanları diriltmiş gibi olur.” İlk olarak İsrail oğullarına bildirilen bu ahlak ilkesi, evrensel bir ilkedir ve bugün de Müslümanlar ve tüm insanlar için geçerlidir. Kur’an, bir insanın öldürülmesini tüm insanların öldürülmesine eş tutmakta, bir insanın yaşatılmasını ise tüm insanların yaşatılmasına eş tutmaktadır. Hele ki, bir insanın –terör gibi bir eylemle– başkalarının canına kastederken kendi canını da hiçe sayması daha da acı bir tablodur.

İslam söz konusu olduğunda, Hz. Peygamber’in sünneti ile birlikte Kur’an, İslami dünya görüşünün ana kaynağıdır. Bu iki kaynağın Sufi, Hanbelî, Vehhabi yahut modernistler tarafından farklı yorumlanması kaçınılmazdır. Dolayısıyla İslam ve şiddetten bahsederken kutsal metinlere bakıp onların uygulanıp uygulanmamasından kaynaklanan tarihsel gerçeklerle metinleri karşılaştırmak doğru değildir. Kutsal metinle tarihsel uygulama arasındaki uygunsuzluk, mensuplarının o dinin vaz ettiği ölçülere sadık kalmadığının göstergesidir. Bu gerçeği görmek istemeyenler Kur’an’dan bazı ayetleri seçerler, onları İslam tarihindeki sosyal ve siyasi şiddet olaylarıyla ilintilendirirler ve Kur’an öğretilerinin şiddete başvurmayı meşrulaştırdığı sonucuna varırlar. Oysa metnin kendisi şiddet yanlısı değildir fakat metin kendini farklı okumalara bırakır ve bu okumalardan bazılarının barışçıl bazılarının ide şiddet yanlısı olması kaçınılmazdır.

Oysa Kur’an genel anlamda terör olaylarına veya benzer hadiselere “fesat” yani bozgunculuk adını vererek bu fiili, yeryüzünün düzenini bozucu bir hareket olarak lanetlemiş ve bu eylemi en ağır cezaya müstehak görmüştür. Hatta toplumsal düzeni bozucu bu hareketler, asayişin sağlanmasını emreden Allah’a başkaldırı ve ona karşı savaş olarak nitelenmiştir. Konuyla ilgili bu ayet, bozguncuların din mensubiyetinden söz etmemektedir. Bu durumda suçluların herhangi bir dine mensup olmaları sonucu değiştirmez. Çünkü ayetin anlamı genel olup Müslüman- Gayr-i Müslim herkesi içine almaktadır.

Diğer taraftan, “Kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayınız” ayeti gereğince kişinin kendisini tehlikeye atmaya hakkı bulunmadığı gibi, “Kendi kendinizi de öldürmeyiniz. Çünkü Allah, size pek merhametlidir” ayeti gereğince de kendi kendisini öldürmeye de hakkı yoktur. Dolayısıyla hangi gerekçeye dayanırsa dayansın, İslam’da “kendine de başkasına da zarar verme yasağı” genel bir kural olduğundan masum insanları öldürmek affedilmesi mümkün olmayan bir insanlık suçudur.

İfade etmek gerekir ki, terör suçu bütün bu suçları kapsamına almaktadır. Yeri geldiği zaman insan öldürme, yeri geldiği zaman soygun yapma, yeri geldiğinde de yol kesme ve eşkıyalık yapma eylemlerini içerisinde barındırmaktadır. Kur’an-ı Kerim’in terör kavramını tanımlaması ve vasıflandırması açısından baktığımız zaman, terör öncelikle insanlar için büyük bir fitnedir; insanlara sıkıntı ve korku veren bir zulümdür; toplumda birlik ve beraberliği bozucu etkisi sebebiyle fesattır; ayrıca içerisinde barındırdığı suç unsurları itibariyle de terör, hırabe suçu ile ifadelendirilmektedir. Bütün bu vasıflandırmalardan sonra ifade edildiği gibi, Kur’an’a göre terör suçunun hem bu dünyada hem de âhirette cezası çok büyüktür.

Hz. Peygamber Müslüman’ı şöyle tanımlamıştır:​

“Müslüman; söz ve davranışlarıyla başkalarını rahatsız etmeyen ve onlara zarar vermeyen kimsedir.” Zaten İslam inancının temelini oluşturan “iman” kavramı da kök anlamı itibariyle “güven” demektir. Buna göre, Mümin Allah’a sığınarak her türlü korkudan kendisini güvende hisseden ve başkalarına da güven veren kimse demektir. Nitekim iman elçileri olan peygamberler aynı zamanda toplumda güven elçileridir. Bunun içindir ki, son Peygamber Hz. Muhammed, halk arasında dost-düşman herkes tarafından “emin” yani güvenilir insan olarak anılmaktaydı. O halde kitabı ve elçisinin yaşamı esas alınacaksa, İslam denince akla gelecek ilk şey terör değil güven ve barış’tır.

Kaynak: http://www.terororgutleri.com/islamiyette-intihar-eylemi-varmidir/
 
Üst