Naîmâ (1655-1716)

MURATS44

topragizbiz.com
Mustafa Naîmâ ya da tam adıyla Halepli Mustafa Naîmâ Efendi, (1655, Halep - 1716, Patras), Osmanlı tarihçisi, ilk resmî Osmanlı vakanüvisi.
İçindekiler

Hayatı


Asıl adı Mustafa Naim olan Naîmâ'nin babası Mehmed Ağa Halep eşrafındandı. Halep’te yerleşmiş bir yeniçeri ailesine mensup olup dedesi Küçük Ali Ağa ve babası yeniçeri serdarlığı yapmış ve bölgenin ileri gelen kişileri arasında idiler. Doğduğu yer olan Halep'te iyi bir eğitim görüp Arapça ve Farsça öğrendi. Sultan II. Süleyman döneminde genç yaşta İstanbul'a geldi.

Ailesinin Halep'te nüfuzlu olması nedeniyel 1688'de Eski Saray Baltacılar Ocağına girdi. Bu saray eğitim kurumunda yetişmekte iken bir taraftan da Beyazıt Camii'nde medrese tipi eğitim almaya devam etti. İstanbul ve sarayda buluna eğitim fırsatlarını değerlendirdi. Özellikle tarih, edebiyat ve astroloji konuları ile ilgilendi. Kazandığı bilgilerle kısa zamanda bir isim yaparak itibar kazandı. Baltacılar Ocağı'ndan ayrılıp Saraya Divan-ı Humayun kâtibi oldu.

Bu görevi esnasında mahlas olarak "Naima" sözcüğünü kullanmaya başladı. Tarih çalışmalarına ve incelemelerinde devam edip etrafındakiler tarafından tarihi bilen, araştıran ve yazıp anlatan bir kişi tutulup sevilmeye başlandı. Kalaylıköz Ahmet Paşa'ya intisap etti ve onun divan efendiliğine yükseldi. Bu dönemde Reissülkitap Rami Mehmet Paşa, ve Rumeli kazaskeri Yahya Efendi ile dostluk kurup onlara vasıtası ile Amcazade Hüseyin Paşa'nın ile tanıştı. Kanuni Sultan Süleyman döneminde kurulmuş ama resmî bir devlet görevi idi ama devletin merkezi bürokrasisi içinde değildi. Amcazade Hüseyin Paşa özellikle yeni olarak resmî bir devlet görevi olarak Vakanuvizlik görevi ihdas etti ve Osmanlı Devleti ilk resmî vakanıvis olarak da Naima atandı.

Yanında bulunduğu Amcazade Hüseyin Paşa, Naîmâ'nin mükemmel tarih bilgisini öğrenince ona mühim bir vazife verdi. Paşanın kütüphanesinde Sârıhu'l-Menârzade Ahmet Efendi'ye ait olan ve 1591 ile 1659 yılları arasındaki hadiseleri nakleden, bitirilememiş bir tarih kitabının müsveddeleri vardı. Hüseyin Paşa, bu müsveddelerin derlenip toparlanarak kaleme alınması işini Naîmâ'ya verdi. Naîmâ, çeşitli kaynaklara dayanarak uzun araştırmalar yaptı ve 1700 yılında vakanüvis olarak kitabını yazmaya başladı. Bu müseveddelerden hazırladığı ilk Vakanınüvis tarih kitabını 1702'de Edirne'ye bulunan Sadrazam Amcazade Hüseyin Paşa'ya gönderdi.

Sadrazam ve bu tarihi nüshasını okuyan devlet erkanı bu yazıyı çok takdir edip beğendiler. Naima'ya arpalık olarak verilmiş olan İstanbul gümrüğündeki görev için maaşına 120 akçe ek zam yapıldı..

Edirne Vakasından sonra ise Rami Mehmed Paşa, Damat Hasan Paşa ve Damat Ali Paşa'ya yakınlaştı.<ref name="yaşamyapıt">

Naîmâ Anadolu başmuhasebeciliğine kadar yükseldi. Fakat devrin ileri gelenleri hakkında tenkit edici sözler söylediği için 1706 yılında Hanya'ya sürüldü. Eşinin talebi üzerine, sürgün yeri Bursa olarak değiştirildi. Sürgünde geçen koca bir yıl sonra Naîmâ, Çorlulu Ali Paşa'nın izniyle İstanbul'a geldi. Tekrar devlet hizmetine alındı. Çorlulu Ali Paşa tarafından Mora Seferine götürüldü. Ancak bu sefer sırasında da Naîmâ'ya bir kısım görevlerinden alındı. .

Naîmâ; defter eminliği görevi ile atandığı Mora'nın Patras kasabasında hastalanarak 1716 yılında 61 yaşında iken vefat etti ve burada bulunan tek caminin avlusuna gömüldü.

Eserleri


Naîmâ'nın temel eseri Naîmâ Tarihi olarak da bilinen Ravzatü'l-Hüseyn fî hulâsati ahbâri'l-hafikayn'dır. Eserini 1574'ten başlatıp 1651'e kadar getiren Naîmâ; olayların iç yüzünü aydınlatan, genellikle sade fakat nükteli ve değerli ayrıntıları kapsayan bu eseriyle bir devrin tarihini ve aynı zamanda sosyal hayatını tasvir etmişti. Bu eser tamamlandığı zaman, artık eski müsveddelerle ilgisi kalmamış, baştanbaşa Naîmâ'nın araştırması ve usta kaleminin bir ifadesi olmuştu. Bu yüzden bu büyük eser, Naîmâ Tarihi olarak bilinir. Naîmâ Tarihi'ne konu olan yıllar, Osmanlı İmparatorluğu'nun en zayıf zamanlarına rastlar. Naîmâ; canlı ve zarif üslubuyla o yılları önümüze sererken sadece tarihçiliğindeki ustalığı değil, yazarlığındaki kudreti de ortaya koymuştur.

Nâimâ'nın anlattığı bazı hadiseler; yönetimin onun kalemine değer verip işine karışmadığını göstermektedir. III. Mehmet'in, tahta geçer geçmez 19 erkek kardeşini nasıl idam ettirdiğini bile açık açık anlatmıştır. Şehzade Mustafa'nın son anında şu beyti söylemiş olduğunu da Naîmâ, eserinde rahatça nakleder:
Nâsiyemde kâtib-i kudret ne yazdı bilmedüm,
Âh, kim bu gülşen-i alemde hergiz gülmedüm.
Naîmâ Tarihi'nde III. Mehmet'in, düşmanını küçük görmesi de anlatılmıştır. III. Mehmet, Avusturya seferine çıkmış ve Osmanlı Ordusu, Haçova'da durmuştu. Tarihe Haçova Savaşı olarak geçecek olan savaştan önce padişahın, Sadrazam Damat İbrahim Paşa'ya gönderdiği tezkirede şöyle demektedir:
Sen ki lalamsın, burada muharebe içün seni serdar idüp ben buradan İstanbul'a revân olsam, olmaz mı..?

Değerlendirme


Naîmâ, tarih yazışına yepyeni bir stil getirmiştir. Onun renkli ve çekici bir üslubu vardı. Olayları, bunları doğuran sosyal çevre ile beraber görüp anlattı. Halkın ve memleketin bu devirdeki hayatı Naîmâ'nın eserinde canlandı. Padişah ve vezirlerin eksik yönlerini, hatalarını güçlü bir ifade tarzıyla yazdı ve eleştirdi. Naîmâ, tarih olaylarının ve bunları meydana getiren şahısların iç dünyalarına da sızarak yepyeni bir tarih edebiyatı ve sanatı ortaya koydu. Bu eser, tarih edebiyatımızın en değerli eserlerinden biridir. Naîmâ'nın bu düzenli eserini ilk kez İbrahim Müteferrika, iki cilt olarak bastı. Daha sonra eser, altı cilt olarak yeniden yayınlandı. Naîmâ Tarihi, Osmanlı tarihleri içinde önde gelen tarih kitaplarından biridir.

Naîmâ, az sayıdaki 17. yüzyıl Osmanlı nesir yazarları arasında olmuştur.
 
  • Beğen
Tepkiler: Ugur
Tüm sayfalar yüklendi.
Üst