Suud Hanedanı ve Suudi Arabistan'ın Kuruluşu

Ugur

Administrator
8 Nis 2013
5,732
659
113
#1
Suud Ailesi, Suudiler veya Suud Hanedanı, kökü, kurucusu olan ve Diriye Emirliği'nin emiri Muhammed bin Suud'a kadar dayanan, şimdiki Suudi Arabistan'ın yönetici soylu ailesidir.
tb

Şimdiki Suudi Arabistan Kralı Salman bin Abdülaziz el-Suud ve veliahdı olan oğlu Muhammed bin Selman da bu aileye mensuptur. Ailenin yaşayan ve ölen 15.000 üyesi vardır. Arap Yarımadası'nın önemli ülkelerinden Suudi Arabistan'a Suudi denilmesi de oradan gelmektedir. Aile üyeleri çok uzun yıllar bu düzeni korumuş ve günümüze kadar ulaştırmayı başarmıştır. Ailenin erkek üyeleri tahta çıkmışlar ve Suudi devletlerini yönetmişlerdir. Modern Suudi Arabistan'ı günümüzde bu aile yönetmektedir.

Suud Hanedanı'nın kurucusu Muhammed bin Suud

Muhammed bin Suud (d. 1689, Diriye - ö. 16 Eylül 1765, Diriye), Suud Hanedanı'nın kurucusu, Diriye Emirliği'nin emiridir.

Ataları Katif'ten gelerek Diriye'ye yerleşen Muhammed'in ailesi Aneze kabilesinin el-Mukrin aşiretine mensuptur. Bir rivayete göre babasının 1725'te ölümü üzerine, diğer bir rivayete göre kuzeninin 1727-28'de ölümü üzerine Diriye emiri olmuştur. 1745 yılında Vehhâbilik'in kurucusu Muhammed bin Abdülvehhâb ile tanışarak ittifak kurdu. Muhammed bin Abdülvehhâb'ın kızıyla evlenerek Vehhabilik'in yayılmasını destekledi. Emirliğin Suud ailesinin, şeyhliğin ise Muhammed bin Abdülvehhâb'ın soyundan gelmesi kararlaştırıldı. Böylece bugünkü Suudi Arabistan'ın siyasi-mezhebi temeli atıldı.

Muhammed, Necid bölgesinde hakimiyet alanını genişletmek için başta Riyad'a saldırdı. 1747 yılında Riyad emiri ile yaptığı savaşta iki oğlunu kaybetti. Daha sonra Riyad'a pek çok kez sefer düzenledi ancak başarılı olamadı. Osmanlı'dan çekindiği için büyük şehirlere saldırmadı. Osmanlı önemli bir mevkide olmayan Necid'le ilgilenmediği için Suudi-Vehhabi ittifakı başarılı oldu. 16 Eylül 1765'de Diriye'de öldü. Oğullarına Osmanlı ile iyi geçinmelerini vasiyet ettiği rivayet edilir.

Suud Hanedanlığı

Diriye Emirliği
1. Muhammed bin Suud (1710−1765) saltanat 1744−1765
2. Abdülaziz bin Muhammed bin Suud (ö. 1803) saltanat 1765−1803
3. Suud bin Abdülaziz bin Muhammed (ö. 1814) saltanat 1803−1814
4. Abdullah bin Suud (ö. 1818) saltanat 1814−1818

Necid Emirliği
1. Türki bin Abdullah saltanat (1755–1834)1824−1834
2. ve 5. Faysal bin Türki el-Suud (1785–1865) saltanat 1834−1838 ve 1843−1865
3. Halid bin Suud saltanat 1838−1841
4. Abdullah bin Tunayyan el-Suudi saltanat 1841−1843
6., 8., ve 11. Abdullah bin Faysal bin Türki el-Suud saltanat 1865−1871, 1871−1873, 1876−1889
7. ve 9. Suud bin Faysal bin Türki (ö. 1875) saltanat 1871 ve 1873−1875
10. ve 12. Abdurrahman bin Faysal (1850–1928) saltanat 1875–1876 ve 1889–1891

Suudi Arabistan Krallığı
1. Kral Abdülaziz bin Abdurrahman el-Suud (15 Ocak 1876– 9 Kasım 1953) saltanat 1932–1953
2. Kral Suud bin Abdülaziz el-Suud (15 Ocak 1902 – 24 Ocak 1969) hüküm 1953–1969
3. Kral Faysal bin Abdülaziz el-Suud (Nisan 1906 – 25 Mart 1975) hüküm 1964–1975
4 Kral Halid bin Abdülaziz el-Suud (13 Şubat 1913 – 13 Haziran 1982) saltanat 1975–1982
5. Kral Fahd bin Abdülaziz el-Suud (16 Mart 1920 – 1 Ağustos 2005) saltanat 1982–2005
6. Kral Abdullah bin Abdülaziz el-Suud (1 Ağustos 1924 – 23 Ocak 2015) saltanat 2005–2015
7. Kral Selman bin Abdülaziz el-Suud (d. 31 Aralık 1935) 2015–günümüz

II. Mahmud ve Kavalalı, Suudiler’in hayallerine son vermişti

Gazi Sultan II. Mahmud Han
Suudîler, 18. yüzyılda ortaya çıkan Vehhabîlik’e destek verip, Arabistan’a hakim olarak devlet kurma hayallerine kapılmışlardı. II. Mahmud ise Kavalalı’yı görevlendirerek Suudîler’in bölgedeki varlığına son verip, Emir Abdullah’ı 1819 yılında İstanbul’da idam ettirmişti

Osmanlı İmparatorluğu 1517'de Memlük Devleti'ni ortadan kaldırınca Arabistan Yarımadası'nın önemli bir kısmına da hakim oldu. Kalan bölgeler de zaman içerisinde Osmanlı topraklarına dahil edildi. O yıllarda çöllerde birçok Arap aşireti yaşıyordu. Suudîler de Dir'iye bölgesindeydi.

18. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nun eski gücünün azalmasıyla birlikte topraklarında isyanlar çıkmaya ve imparatorluğun uzak topraklarında merkezi otoritenin etkisi azalmaya başladı. Bu dönemde İslamiyet'in kutsal topraklarında Osmanlı yönetimini tehdit eden bir gelişme yaşandı. Vehhabîliğin kurucusu Abdülvehhab oğlu Muhammed'in düşünceleri kısa sürede Arabistan'a yayıldı. Abdülvehhab oğlu Muhammed'in düşünceleri Dir'iye Emiri olan Suud oğlu Muhammed ile 1744'te tanışmasıyla daha da güçlendi. Vehhabîler aldıkları ganimetleri bedevilere dağıtarak günden güne taraftar sayılarını artırdılar. Yağma ve talanı meşru gösterecek dini kılıf Vehhabîlik esaslarıyla sunulmuştu. Vehhabîlik yayıldıkça Suudîler'in nüfuz alanı da genişledi. Osmanlı yönetimi gelişmelerden 1749'da Mekke Emiri Şerif Mesud'un gönderdiği bir yazıyla haberdar oldu. Vehhabî hareketi çok büyümediğinden başlangıçta yöneticileri çok fazla rahatsız etmemişti. Yüksel Çelik bir makalesinde Osmanlı yönetiminin Vehhabîler'le mücadelesini belgelerle anlatır. Zekeriya Kurşun'un çalışmalarından da Suudîler'le ilgili geniş bilgi bulunabilir.

Her yeri yıktılar
19. yüzyılın başında Suudîler'in nüfuzu iyice artmıştı. Osmanlı yönetimi müderris Adem Efendi'yi nasihat için Necid'e gönderdi. Babasının yerine emir olan Abdülaziz tarafından Mekke'de kabul edilen Adem Efendi'nin gayret ve nasihatleri hiçbir fayda vermedi. Suudîler ise nasihat yerine kendi kafalarına göre kurdukları devletlerinin tanınmasını bekliyorlardı. Bu gelişme üzerine Abdülaziz Mekke'ye doğru harekete geçip oğlu Suud'u da Şiiler'in üzerine Kerbela'ya gönderdi. Suud, Mayıs 1802'de Kerbela'da matem törenleri yapan Şiiler üzerine hücum ederek binlerce kişiyi katletti.

Şubat 1803'te Taif'i ele geçiren Abdülaziz her yeri yağmaladı. Tekke ve türbeleri yıkıp, kitapları yaktırdı. Vehhabîler iki ay sonra da Mekke'ye hakim oldular. Mekke'de Hazreti Muhammed, Hazreti Ebubekir, Hazreti Ömer, Hazreti Ali ve peygamberimizin kızı Hazreti Fatıma'nın doğduğu evler ve bütün türbeler yıkıldı. Musiki aletleri ve sanat eserleri parçalandı. Cidde saldırıları başarılı olmayınca Dir'iye'ye çekildiler. Osmanlı kuvvetleri Temmuz 1803'te Mekke'yi geri aldılar. Ekim 1803'te Abdülaziz Dir'iye'de öldürüldü. Ancak bu sonuç Suudîler'in gücünü azaltmadığı gibi daha da saldırganlaştırdı. 1805 Haziran ayında Medine'yi, 1806 Ocak ayında ise Mekke'yi işgal ettiler. Osmanlı yönetimi bu yıllarda Napolyon'un Mısır işgali, Rus savaşı, iç karışıklıklar ve diğer meselelerle uğraştığından bölgeye müdahale edemedi. Suudîler 1811'de büyük bir bölgeyi kontrolleri altına almışlardı.

Boyunları vuruldu
Osmanlı yönetimi, Rus savaşının sona ermesinin ardından Mısır'da güçlü bir otorite kuran Kavalalı Mehmet Ali Paşa'yı Vehhabîler'in tenkiliyle görevlendirdi. Kavalalı, oğlu Tosun Paşa kumandasındaki orduyu Vehhabîler'in üzerine gönderdi. Uzun mücadelelerden sonra Tosun Paşa 1812 sonlarında Medine'yi Vehhabîlerden geri aldı. Ardından 1813 başlarında Mekke ve Taif'ten Vehhabîler atıldı. Kavalalı'nın kuvvetleri Vehhabîler'e nefes aldırtmadı. Kavalalı'nın diğer oğlu İbrahim Paşa Eylül 1818'de Vehhabîler'in merkezi Dir'iye'yi ele geçirip, Emir Abdullah başta olmak üzere birçok kişiyi de esir aldı. Esirlerle birlikte Kâbe'nin anahtarları ile asilerin kutsal yerlerden ve Hazreti Muhammed' in türbesinden aldıkları eşyalar da İstanbul'a gönderildi.

Kutsal toprakları istila ile hac ziyaretine izin vermeyen ve kutsal birçok eşyayı talan ve din büyüklerinin türbe ve evlerini yerle bir eden asiler boyunlarında kalın çifte zincirler ve ellerine kelepçeler takılmış olduğu halde ahaliye teşhir ettirilmek için Divanyolu'ndan yürütülerek hapishaneye atıldılar. Ertesi gün de hırsızlık ve yağmacılıkla itham edilip, çok sıkı şekilde sorgulandılar. 1819 Aralık ayında Suud oğlu Abdullah saray meydanında, önde gelen adamları da İstanbul'un kalabalık yerlerinde boyunları vurularak cezalandırıldılar.

Suudî Arabistan’ın doğuşu

Suudi Arabistan'ın kurucuları: Geleceğin Kralı Abdulaziz bin Suud, İngiliz diplomat Sir Percy Cox ve onun politik danışmanı Gertrude Bell ile Basra’da (1916)

II. Mahmud döneminde Suudî liderlerinin İstanbul'a getirilip idam edilmeleriyle Osmanlı yönetimi Arabistan'da hakimiyetini tekrar kurmuştu. Ancak İkinci Mahmud'un Kavalalı Mehmet Ali Paşa ile arasının açılmasından sonra Mısır kuvvetleri Hicaz'dan çekilince bölge tekrar Suudîlerin eline geçmeye başladı. Mısır kuvvetlerinin elinden kurtulan Abullah'ın küçük oğlu Türki ortaya çıkarak, bölgeye hakim oldu. Suudîlerin bölgedeki bu ikinci hakimiyetleri 1891'e kadar sürdü. 10 yıllık bir kargaşa döneminden sonra bu kez Suud hanedanından Abdülaziz, bölgeye tekrar hakim oldu. Abdülaziz, Aralık 1916'da yapılan antlaşmayla İngilizler tarafından Necid, Hasa, Katif, Cübeyl ve diğer bölgelerin kralı olarak tanındı. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Suudîler, Hail, Taif, Mekke, Medine ve Cidde'yi ele geçirdiler. Abdülaziz, 1926'da Necid ve Hicaz kralı olarak tanındı. Mayıs 1927'de ise İngiltere ile yapılan antlaşmayla Suudîler bağımsızlıklarını ilan ettiler ve Abdülaziz bin Suud, tüm Hicaz'a hakim oldu. 1932'de resmen kurulan bu devlet bugün Suudî Arabistan Krallığı adıyla varlığını sürdürmektedir.

Arabistan Çöllerinden Riyad Sarayı’na

Selefî mezhebindeki Suudî emirleri, Riyad kaymakamı sıfatıyla Osmanlı tâbiyetinde iken; 1918’den itibaren yaşanan otorite boşluğunu iyi değerlendirip İngiliz desteğiyle Hicaz ve Arabistan’a hâkim oldular.

Osmanlı Devleti, bir şeriat devleti olmasına rağmen, halkın inanç ve amellerine, devletin resmî inanç sistemine aykırı bile olsa müdahale etmez; bir başka deyişle insanların evini ve zihniyetini gözetlemeye kalkmaz; ancak cemiyet nizamını bozacak bir hâl alırsa, hiç acımazdı. Şer’î prensipler, zaten bunu icap ettirir. Gerek Şeyh Bedreddin, Oğlan Şeyh, İsmail Ma’şukî; gerekse, Alevî veya Vehhâbî mezhebleri, aksiyona dönüşünce, fiilî müdahale ile karşılaşmıştır.

Kral Abdülaziz (önde solda)


Bu cereyanlardan Vehhâbîlik, tesirlerini, Tâlibân, el-Kâide, IŞİD gibi teşkilatlar vasıtasıyla günümüze dek sürdürmesi bakımından mühimdir. 18. asır sonlarında Arabistan’ın doğusundaki Necd havâlisinde ortaya çıkan mezhebin kurucusu Muhammed bin Abdilvehhâb’dır. Esasları, önceleri Hanbelî mezhebine mensup olan İbn Teymiyye (1328) adlı Harrânlı bir âlimin fikirlerine dayanır. İbni Teymiyye, Allah’ın cisim olduğuna inanan Mücessime fırkasını andırır görüşleri ve Sahâbe hakkındaki menfi sözleri sebebiyle Şam ve Kâhire’de mahkûm olmuştu. İlim ve dindarlığının çokluğu ile meşhur bu âlim, tasavvuf, kerâmet, şefaat, kabir ziyareti gibi mefhumlara karşı çıktığı gibi; bazı hukukî meselelerde de önceki âlimlerin sözbirliğine uymayan, aşırı görüşler ileri sürmüştü. O ve talebeleri daha hayatta iken çok şiddetli tenkidlere maruz kalmışlar ve bid’at (dinde reformculuk); hatta ilhad (dinsizlik) ile itham olunmuşlardı.

Abdülvehhâb, Uyeyne Kadısı ve Sünnî inancında idi. Ancak oğlu Muhammed, İbni Teymiyye ve takipçilerinin görüşlerine taassupla bağlandı. İslâmiyet’i, ilk zamanlarındaki saflığına döndürme iddiasıyla ortaya atıldı. Kabir ziyaretini, türbe yapılmasını, mevlid okunmasını, duada evliyaları aracı yapmayı, tasavvufu, câmilerde minber ve minâreyi, namazlardan sonra tesbih kullanılmasını bid’at, hatta küfr olarak görüyordu. Bağlıları, Ehl-i sünnetin Mâtüridî ve bilhassa Eş’arî mezhebini reddederek, yanıltıcı bir şekilde, Selefiyye adını almışlar; bu inanca uymayanları Sûfî diye vasıflandırmışlardır. Selef-i sâlihin, ilk müslümanlar demektir. Halbuki Selefîlerin inanç ve amelleri bunlara da benzemez.

Hindistan yolundaki Basra körfezi ticaretini ele geçirmek isteyen İngiltere’nin mıntıkadaki istihbarat memurlarıyla yakın temas hâlindeki İbni Abdilvehhâb 1791’de öldü. Başta kardeşi Süleyman olmak üzere, çok sayıda âlimin reddiyelerine rağmen, fikirleri bilhassa bedevîler (göçebe Arablar) arasında yayıldı. Şimdiki Arabistan kraliyet ailesinin atası, Der’iyye Emîri Muhammed bin Suud, İbni Abdilvehhab’ın kızıyla evlenerek 1744’de bu mezhebi kabul etti. Vaktiyle Müseyleme el-Kezzâb’ın peygamberliğine inanan Benî Hanîfe kabîlesindendi. 1765’te öldü. Yerine geçen oğlu Abdülaziz, 1811’de Hicaz’a saldırdı. Medine düştü. Buradaki mübarek türbeler yıkıldı. Mukavemet edenler öldürüldü. Sultan II. Mahmud’un emriyle, Mısır Vâlisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa ordusuyla Hicaz’a geçti. Para ile bedevî ve köylüleri elde ederek zafer kazandı. Medine ve Mekke’yi geri aldı.

Abdülaziz’in torunu Suud, İhvan (kardeşler) adını verdiği bedevî süvarilerle 1812’de tekrar Hicaz’a saldırdı. Mısır askeri bunları tekrar yendi. Elebaşıları İstanbul’a gönderilerek idam edildi. Suud’un oğlu Abdullah da 1818’de yenildi. Der’iyye düştü ve yerle bir edildi. Bugün burası (Suudîlerin tarihî eserlere karşı tavrının aksine) bir açık hava müzesi hâlinde aynen korunmaktadır. İstanbul’a gönderilen Abdullah, oğulları ile beraber Sultanahmed meydanında asıldı.

Boyun eğen Suudî emirleri, Riyad kaymakamı sıfatıyla Osmanlı tâbiyetini kabul ettiler. 1918’den itibaren yaşanan otorite boşluğunu iyi değerlendirip İngiliz desteğiyle Hicaz ve Arabistan’a hâkim oldular. 1924’da Mekke ve Medine düştü. Mekke Şerifi Hüseyn Paşa, Hicaz’dan çıkarıldı. Suudî Arabistan Krallığı kuruldu. Bir asır önce başkaldıran Abdülaziz’in, aynı isimdeki torununun torunu kral ilan edildi. Böylece 100 yıl önce İstanbul’da asılan büyük atasının intikamını kendince almış oluyordu.

Ağustos 1945: Kral Abdülaziz Aziz İbn Suud'un 5 oğlu, aralarında Emir Faysal (daha sonra Kral Faysal) ve Amir Fahd (daha sonra Kral Fahd) - Hampshire'da (İngiltere) bir uçağa binerken - Photo: William Vanderson/Fox Photos/Getty Images


İbnü’s-Suud diye de anılan Abdülaziz, otonomi tanıdığı Hicaz’ın, müslümanların seçtiği bir komite tarafından idare edileceğini ve bir anayasa hazırlanacağını va’detti. Ancak bu, hiçbir zaman gerçekleşmedi. O zaman müstakil müslüman devlet azdı. Bu oldu-bittiye Ankara aldırmadı; bir tek Tahran karşı çıktı. Amerika’nın da desteğini alan kral, petrolün bulunmasıyla büsbütün güçlendi. Bugün Suudi Arabistan’da Selefîlik resmî mezhebdir. Tedrisat, vaazlar ve fetvalar, bu mezheb üzeredir. Ilımlı olanlar Hanbelî olduklarını söyler. Diğer üç Sünnî mezheb resmen tanınmaz.

1953’de ölen Abdülaziz ibnü’s-Suud’un sayısız evliliğinden 70’i küçükken ölen 150 çocuğu vardı. 5 oğlu sırayla kral oldu. Şu anda aile mensupları bin kişiyi aşkındır ve devletin çeşitli kademelerinde başlıca söz sahibidir. Abdülaziz’in oğlu ve 2.kral Suud, sefahate düşkündü. Bu sebeple ertesi sene tahttan indirildi. Sürgüne gönderildiği Atina’da 1969’da öldü.

Abdülaziz’in 2.oğlu ve 3. kral Faysal, ailenin en tanınmışıdır. Üç lisan bilirdi. Hariciye vezirliğinde parladı. Ustaca siyasetiyle İslâm âleminde büyük bir şöhret, sempati ve nüfuz elde etti. Halifeliği ihya etmek istediyse de başaramadı. Müslüman ülkelerle samimi dostluklar kurmaya çalıştı. Hicaz vâlisiyken 1932’de Ankara’ya geldi. O zamana kadar kaba güce dayalı Selefîliğin, fikrî satıhta yayılması için çalıştı. Petrol şirketlerinden ve hacılardan elde edilen paralarla faaliyet gösteren Râbıtatü’l-Âlemi’l-İslâmî’yi teşkil etti. Müslüman ülkelerde câmiler, medreseler, İslâm merkezleri kurdu. Maaşını ödediği din adamları yetiştirdi. Selefî akidesine dair kitapları bütün dünya lisanlarına tercüme ettirip, bedava dağıttırdı. Faysal’ın zevcesi İffet Hanım, Adapazarlı bir Osmanlı zâbiti ile saraylı bir câriyenin kızıdır. Faysal, aşkı uğruna, başka evlilik yapmamaya söz vermişti. Faysal, popularitesine rağmen, 1975’de yeğeni tarafından öldürüldü.

Yerine geçen 62 yaşındaki kardeşi Hâlid, dinine/mezhebine çok bağlı bilinirdi. Bir yüzbaşı ile zina eden torunu Prenses Şila’yı recmettirmekte duraksamadı. 1982’de Hâlid ölünce, 60 yaşındaki kardeşi Fehd kral oldu. Estetik zevki gelişmişti. Bu sebeple, koyu Selefîlerin, bid’at olarak gördükleri, Kubbetü’l-Hadra’yı yıkma, minareleri ve mescid duvarındaki yazıları indirme isteklerini ciddiye almadı. Şimdiki kral Abdullah, Fehd’ın kardeşidir. Her ikisini de Medine’de kaldığım sıralarda yakından gördüm. Fehd, Mescid-i Nebî’nin tamir faaliyetinin bitiş merasimine gelmişti. Yaşlılık ve şişmanlık sebebiyle yürüyemediği için bir golf arabasında dolaşıyordu. Koyu Selefîler, bugün kraliyet ailesini mezhep hususunda tavizkâr ve gevşek bulmaktadır. Hatta bunlardan “İhvân” (İhvânü’l-Müslimîn değil) fedaileri 1979’da Kâbe’yi basmış; isyanları zorlukla bastırılmıştı.


Kaynak:
Muhammed bin Suud - Vikipedi
Suud Hanedanı - Vikipedi
ERHAN AFYONCU - II. Mahmud ve Kavalalı, Suudîler’in hayallerine son vermişti
ERHAN AFYONCU - Suudî Arabistan’ın doğuşu
Arabistan Çöllerinden Riyad Sarayı’na... - SUUDÎ ARABİSTAN KRALİYET AİLESİNİN SERÜVENİ - ekrembugraekinci.com
 

Son mesajlar