Yergöğü (Romanya)

Ugur

Administrator
Yergöğü (Rumence Giurgiu), Romanya’da Tuna kıyısında tarihi bir şehir.

Bükreş’in 65 km. güneyinde Tuna nehrinin sol kıyısı üzerinde bir liman şehridir. Bugün Giurgiu adıyla bilinir. Kaynaklara göre Doğu Roma İmparatoru Iustinianos (527-565) tarafından Theodorapolis adıyla kuruldu. 600 yıllarında ortadan kalktığı belirtilen şehrin daha önce de bir küçük yerleşme yerinin (Golyamo) bulunduğu anlaşılmaktadır. Şehir XIV. yüzyılda Cenovalılar’ın ticarî kolonisi olarak yeniden teşekkül etti, buraya Cenova (Ceneviz) Cumhuriyeti’nin mukaddes hâmisi San Giorgio’nun adı verildi. Ardından Giorgio/Giurgiu diye anıldı. Osmanlılar bu adı Yergöğü/Yerkökü/Yerkövü/Yerköki şeklinde okunacak bir imlâ ile kaydettilerse de bunu nasıl telaffuz ettikleri tam olarak belli değildir. XV ve XVI. yüzyıllara ait bazı Osmanlı belgelerinde Tuna’nın sağ kıyısında Yergöğü’nün karşısında bulunan Rusçuk (Ruse) için “Yergöğü beri yaka”, Giurgiu için de “Yergöğü öte yaka” ifadeleriyle iki ayrı Yergöğü’nden söz edilir. Burası muhtemelen Tuna nehrinde Osmanlılar’ın dayandığı dinî ve fikrî bir uç hattına işaret ediyordu.

Giurgiu meskûn bir yer olarak ilk defa 1394’te Codex Latinus Parisinus’ta geçer. İkinci kayıt 1403 yılına aittir. Bu yerleşme birimi önündeki adada yer alan küçük kaleden ilk defa 1409’da söz edilir. Asıl Eflak toprağındaki büyük kale Çelebi Mehmed tarafından değil Eflak Voyvodası I. Mirčea (“cel Batran”/Koca Mirčea 1386-1418) tarafından yaptırıldı. Hatta inşaatın masraflarının tuz satışıyla sağlandığı rivayet edilir. Bu kale son araştırmalara göre 1417’de değil 1420’de Osmanlılar’ca ele geçirildi. Dobruca da aynı yılda Osmanlı topraklarına katıldı. Ayrıca Tuna’nın sağ kıyısındaki Turnu (Kule/Holovnik) ve Orşova (daha sonra Fethülislâm) ilhak edildi. 1427’de Eflaklılar Giurgiu Kalesi’ni geri aldı. Ancak 853’te (1449) burası tekrar Osmanlı kontrolü altına girdi ve XVI. yüzyılın ilk çeyreğinde Osmanlı tahrir kayıtlarında yer aldı. Bazı kaynaklara göre ise burada kesin Osmanlı idaresi 952’de (1545) tesis edildi. Yergöğü merkez olmak üzere etraftaki yirmi beş köy dahil edilerek şehir bir kaza haline getirildi. XVI. yüzyılın sonundaki büyük savaşlar sırasında Yergöğü bazı olaylara sahne oldu. 1595 Ekiminde Eflak’tan dönen orduyu takip eden akıncılar burada Eflak Voyvodası Mihal’in baskınına uğradılar.

1659’da Eflak Voyvodası III. Mihnea’nın isyanı sırasında Yergöğü Kalesi ateşe verildi. 12 Eylül 1771’de Ruslar’ın Yergöğü’ne saldırısı buradaki kuvvetlerce önlendi. Küçük Kaynarca Antlaşması’na esas teşkil eden ilk mütareke burada yapıldı. 1787-1792 Osmanlı-Rus ve Avusturya savaşları döneminde Avusturya kuvvetleri 8 Haziran 1790’da Yergöğü’ye kadar indilerse de Osmanlı askerleri tarafından geri püskürtüldüler. 19 Eylül 1790’da Ziştovi Antlaşması öncesi Osmanlı-Avusturya savaşlarını sona erdiren mütareke de burada yapıldı. Bu savaşlar dolayısıyla kaleye büyük önem verildi, kale Tuna savunma hattında belirleyici bir yere sahip oldu. 1789-1790’da esaslı bir tamir gördü. Yergöğü 27 Eylül 1810’da Ruslar’ın eline geçti. 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı neticesinde Edirne Antlaşması’na göre (2-14 Eylül 1829) İbrâil ve Kule/Turnu ile Eflak Prensliği’ne bırakıldı. Eflak Voyvodalığı ile Osmanlı Devleti arasındaki sınırı Tuna nehri teşkil ediyordu ve Yergöğü askerî istihkâmı tamamen yıktırılmıştı. Bu kale dört köşeli olup çeşitli kapıları vardı ve etrafı hendekle çevriliydi. Kale içinde Çelebi Mehmed Camii bulunuyordu. Evliya Çelebi 1651’de burada 300 askerin bulunduğunu bildirir. Kalenin daha sonra artan stratejik önemi bu sayının artmasını sağladı. 1828-1829 savaşı öncesi sadece topçu sayısı 213’ü buluyordu. Yergöğü 1854’te Osmanlı-Rus savaşı sebebiyle Osmanlılar için yeniden önem kazandı. Aynı yıl Silistre muhasarasının ardından Ruslar Bükreş’i istilâ ettiler, ancak Yergöğü’nde Osmanlılar’ca bozguna uğratıldılar. Ruslar geri çekilirken Yergöğü’nün depolarını yaktılar.

Osmanlı idaresinde Yergöğü kazası Niğbolu sancak beyliğine bağlı idi. Evliya Çelebi’ye göre Yergöğü kadısının yevmiyesi 150 akçeydi. Eflak Voyvodalığı ile Osmanlı Devleti arasındaki ilişkilerde Yergöğü kadısı önemli bir yere sahipti. 1715’te Eflak Voyvodası Ştefan Cantacuzino’nun Dîvân-ı Hümâyun’a yolladığı arzında Yergöğü kadısının Eflak kesiminde müslümanlarla gayri müslimler arasındaki davaları görmekle vazifeli olduğu belirtilir. Ayrıca Yergöğü kadısı Eflak’ta İstanbul için satın alınan erzak fiyatlarını kontrol ederdi. Kasabanın Osmanlı dönemindeki nüfus durumu hakkında XVI. yüzyılın ilk çeyreğine ait bilgiler mevcuttur. 937’de (1530) düzenlenen bir icmal defterinde “kal‘a-i Yergöğü öte yaka” şeklinde anılan kasabanın varoşunda oturan müslüman ve gayri müslim nüfusun Eflak tarafında kalması dolayısıyla avârız türü vergilerden muaf tutulduğu belirtilmişti. Bunların görevi herhangi bir saldırı karşısında kaleyi korumak ve tamirini gerçekleştirmekti. Kasabada kırk bir hâne, yirmi bekâr erkekten oluşan müslümanlarla 118 hâne, seksen bekâr erkekten meydana gelen hıristiyan nüfus kaydedilmişti. Bu rakamlara göre kasaba 800’ü bulan sivil nüfusa sahipti ve bunun 200 kadarını müslümanlar teşkil ediyordu. Kaledeki muhafızlarla bunların aileleri de hesaba katıldığında müslüman nüfusun bundan daha fazla olacağı tahmin edilebilir. Kasabanın vergi hâsılatı 30.600 akçe dolayındaydı. Ayrıca kaledeki silâhlar teker teker belirtilmişti (370 Numaralı Muhâsebe-i Vilâyet-i Rûm-İli Defteri, II, 560-561). Bundan bir asır sonra Evliya Çelebi’nin verdiği bilgiler dikkat çekicidir. Ona göre 1061’de (1651) kalenin doğusundaki varoşta tahta örtülü 600 güzel ev vardır. Bu durumda toplam nüfusu 3000 civarına ulaşır. 3000-4000 dolayında olduğu kaydedilen bu rakam 1595’teki nüfus verileriyle uyuşur. 1108 (1696-97) yılına ait cizye defterine göre bütün kazanın cizye veren gayri müslim sayısı 4229’dur. Buna göre kazada 17.000 dolayında nüfus vardır. Bunların çoğu Eflaklı idi. Müslüman nüfus daha çok şehirde toplanmıştı ve asker, tüccar, esnaftan oluşuyordu. Evliya Çelebi’ye göre Yergöğü kasabasında bir hamam, ayrıca yetmiş seksen dükkân mevcuttur, iskelesi de büyüktür. Daha XV. yüzyılın sonu ve XVI. yüzyılın başlarında Yergöğü İskelesi’nin hayli faal olduğuna dair kayıtlara rastlanır. Buradan elde edilen gelirden saray mensuplarına tahsisat ayrılmıştı. Tuna defterdarlığı teşekkül edince gelirleri oraya bağlandı. 1000 (1592) yılında Yergöğü İskelesi, yakınındaki Tutrakan ile birlikte mukātaaya verilmişti.

1829’da Edirne Antlaşması’na göre Yergöğü kasabası ve kazası Eflak Prensliği’ne terkedilmiş, ancak bazı Türkler’in gayri menkulleri şehirde kalmıştı. Romanya’nın bağımsızlığını ve bu ülkeye Dobruca’nın katılmasını onaylayan Berlin Kongresi’nden (1878) bir süre sonra Osmanlı Devleti ile Romanya arasında yapılan anlaşma gereği Romanya’da kalan gayri menkullerin tesbiti amacıyla İstanbul Hariciye Nezâreti bünyesinde Romanya Muhacirîn Komisyonu kuruldu. Bu komisyon Yergöğü’deki malların durumuyla da ilgilendi. Evliya Çelebi burada Çelebi Mehmed Camii’nden başka Şeyh Uryan Mehmed Dede ve Rusçuklu Kâtib Emânî Çelebi’nin ziyaretgâhlarından söz eder. Şehirde günümüze ulaşan bir Osmanlı eseri yoktur. Yergöğü bugün önemli bir sanayi (gıda ve halı sanayii) ve liman şehridir. 1869’da demiryolu ile Bükreş’e bağlanmış, 1954’te Rusçuk’la da iki katlı bir köprüyle demiryolu ve karayolu bağlantısı kurulmuştur. 2002 istatistiklerine göre şehrin nüfusu 70.000 dolayındadır, halkın % 96,5’i Romen’dir.

Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi
 
Tüm sayfalar yüklendi.
Üst