I. Mehmed (Mehmed Çelebi)

MURATS44

topragizbiz.com

Gazi Sultan I. Mehmed Han
Osmanlı Padişahları Listesi
Sıra 5.
Hüküm süresi 1413-1421
Önceki I. Bayezid
Sonraki II. Murad
Doğumu 1389, Bursa
Ölümü 1421, Edirne
Babası I. Bayezid
Annesi Devlet Hatun
Eşleri - Şehzade Hatun
- Kumru Hanım,
- Emine Hatun
Çocukları - II. Murad
Türbesi Yeşil Türbe, Bursa
I. Mehmed veya Çelebi Mehmed (1389, Edirne - 26 Mayıs 1421, Edirne), beşinci Osmanlı padişahı. Tarihî kaynaklarda ismi, Mehmed isimli diğer padişahlarınki gibi, Muhammed şeklinde geçer. Babası I. Bayezid, annesi cariye olan Devlet Hatun'dur.

Doğum tarihini 1379, 1382, 1386, 1389, 1390, 1391 gösteren kaynaklar da bulunmaktadır; ama tarihçiler doğumu için kesin kaynakla tarih bulunmadığını kabul ederler. Arap ve Bizans tarihlerinde Kirişçi veya Kirî olarak lakap verilmiştir. İnalcık'a göre ise bu adlandırma Yunanca Kyrtzes "genç efendi" sözünden gelmektedir. Bunların çeşitli kaynaklarda değişik açıklamaları bulunur. Yay yapma özellikle yayın tutturulduğu ve çekildiği sert ipten kiriş yapma sanatını öğrenmiş olması, gençliğinde güreşçilik yapması, gençliğinde kendinin öldürülmesinden korkup bir kirisçinin yanında çıraklık yapması, gençliğinde yay kirişi ile boğulmak istenmesi şeklinde açıklamalar yapılmıştır.
İçindekiler

Hayatı


Ankara Savaşı'ndan önceki hayatı


Çelebi sözcüğünün okuma yazma bilen, medrese veya eşit tahsilli kişiler için kullanıldığı bilinmektedir. Tahsilini Bursa ve Edirne Sarayı'nda tamamladı. Hocaları Amasyalı Sofi Beyazid ile Tokatlı Bicaroğlu Hamza idi.

Yıldırım Beyazid 1391'de Canik Seferi'ne oğullarını yanında götürmüş ve bunlar arasında Çelebi Mehmed de bulunmuştur. Bu sefer sırasında Amasya Emiri, Sivas Sultanı Kadı Burhaneddin'in saldırılarına fazla karşı koyamayacağını anlamış ve Amasya kentini Osmanlılara terk etmiştir. Kenti teslim almak için Yıldırım, oğlu Mehmed Çelebi komutasında bir orduyu Amasya'ya gönderdi. Bu genç şehzade çok yetenekli ve olgun bir şekilde kent yönetimini eline alarak asayişi sağladı. Bu başarısından dolayı babası onu Amasya sancak beyi olarak atadı.

1391 ile 1402 arasında bu görevde bulundu ve bu sırada devlet işlerini öğrendi. Amasya o zamanki Osmanlı devletinin doğu sınırında uç Rumiye-i Suğra eyaleti (Amasya-Tokat-Sivas bölgesi) merkezi olarak çok öneme haizdi. Bu görevi sırasında babasının Anadolu seferlerine sancak beyi olarak eyalet askeri ile katıldı. Bu seferlerde çok kere Çelebi Mehmed Osmanlı ordusunun artcı/yedek güçleri komutanlığını da yüklendi. 1402'de Yıldırım Beyazid'ın Timur'a karşı seferine de böylece katılmış ve Ankara Savaşı'nda yine artcı kuvvetler komutanlığını üstlenmiştir. Bu görev nedeni ile Ankara Savaşı bozgunundan az kayıpla ve ilk önce kurtulanlar arasındaydı.

Fetret Devri


1402'de Ankara Savaşı sonucu babası Yıldırım Bayezid, Timur'a yenik ve esir düştükten sonra Osmanlı Devleti 11 yıl süren bir Fetret Dönemi geçirdi. Bu devirde Yıldırım Bayezid'in oğulları Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi ve Çelebi Mehmet taht savaşlarına giriştiler. Çelebi Mehmet 1403 ile 1413 arasında Timur egemenliği altında Amasya da, Amasya-Tokat-Sivas bölgesi (Rumiye-i Suğra) emirliğini yaptı.

Kardeşler arasında çeşitli savaşlardan sonra en nihayet 1413 de Çelebi Mehmet kardeşi Musa Çelebi'yi Vize Savaşı ve Çamurlu Derbent Savaşı'nda yenerek tek başına Osmanlı Devleti idaresini alarak Fetret Devri'ni kapattı.

Kardeşi Musa Çelebi ile savaşırken Karamanoğlu Mehmet Bey Bursa'yı kuşatmış, Bursa şehri büyük bir yangın geçirmiş, fakat Bursa Subaşısı İvaz Paşa kazdırılan lağımları ateşe vererek kuşatmayı kırmıştı.

Tek padişah olarak saltanatı


1413'ten sonra tek padişah olarak hüküm sürdü. Sultan Mehmet Çelebi, Fetret Devrini bitiren ve Osmanlı devletini tekrar eski gücüne kavuşturan kişi olduğundan Osmanlı Devleti'nin ikinci kurucu olarak da anılmaktadır.

Tek padişah olarak Sultan Mehmet Çelebi önce, Musa Çelebi tarafından etrafına büyük duvarlar inşa ettirilmiş olan, Edirne Sarayı'nda kaldı. Burada kendini kutlamaya gelen yabancı elçileri kabul etti ve devletin üst kademelerine kendi görüşüne uygun atamalarda bulundu. Şeyh Bedreddin şeyhülislamlıktan atılıp ailesiyle İznik'e sürüldü ve yerine Sünni ulemanın seçtiği bir kişi getirildi. Mihaloğlu Mehmet Bey de Anadolu'ya sürgüne gönderildi. Musa Çelebi tarafından Bizans'tan alınan Selanik ve Konstantinopolis yakınlarındaki bölgeler tekrar Bizans'a geri verildi.

Sonra Anadolu seferine çıktı. Önce yangın ve kuşatmadan kurtulmuş olan devletin birinci başkenti Bursa'ya uğradı. Sonra Ege sahillerine yürüdü. Ayaklanan İzmiroğlu Cüneyd Bey'i sindirerek Ayasoluk (şimdi Selçuk) kalesini aldı. İzmir kalesini orada bulunan Senjan şövalyeleriyle yaptığı görüşmeler sonunda Osmanlı devletine kattı. Senjan Şövalyelerine Bodrum'da yeni bir kale yapmak için izin verdi. Menteşe Beyliği arazilerinin çoğunu tekrar Osmanlı devletine kattı. 1414 ve 1415'te Göller Bölgesi'ne yöneldi. Karamanoğuları eline geçmiş olan eski Hamitoğulları beyliği şehirlerini (Eğirdir, Akşehir, Beyşehir) ve arazilerini Osmanlı devletine kattı.

Sonra 1413'te iki yıl önce Bursa'ya yürümüş olan kendi kuzeni olan Karamanoğlu Mehmet Bey üzerine giderek Karamanoğulları ordusuyla Konya Ovası'nda savaştı, onu yendi; Konya'yı kuşattı. Oğlu Mustafa Çelebi ile beraber esir aldı. Yine de onların canlarını bağışladı. Kuzeni olan Karamanoğlu Mehmet Bey'le bir barış imzaladı. Sonradan Karamanoğlu kurnazlığını göstermek için yapılan karşı propagandalara göre Mehmed Bey barış yemini verirken elini elbisesi içinde sakladığı bir canlı güvercin üzerine koymuş ve sonradan bu kuşu azat ederek yaptığı yemini geçersiz saymış olduğu hikâyesi tarihlere geçmiştir. Bu barışla birlikte Karamanoğlu'na Eskişehir, Kırşehir, Beyşehir, Sivrihisar'ı ve Niğde'yi verip, hilat giydirip, sancak verdi.

Karaman seferinden dönerken Sultan Mehmet Çelebi Ankara'da rahatsızlık geçirdi ve Germiyanoğlu Yakup Bey'in hekimi Mevlana Sinan (şair Şeyhi) tarafından tedavi edildi ve Şeyhi'yi ödüllendirdi. Şeyhi bu tedavinin ve ödüllendirmenin sonuçları olarak başından geçenleri Harname adındaki ünlü mesnevisinde değiştirerek hikâye ettiği bilinmektedir.

Sultan Mehmet Çelebi buradan Edirne'ye geri döndü. 1416'da Rumeli seferine çıktı. Arnavutluk'taki soylular Fetret döneminde orada bulunan Osmanlı birliklerini bölgelerinden çıkartmışlardı. Mehmet oradaki Osmanlıların durumunu sahilde Avlonya (şimdi Vlorë) ve denizden içerilerde Akçahisar (şimdi Krujë) kalelerini eline geçirerek güçlendirdi. Mora'ya akıncılar gönderdi. Musa Çelebi'ye destek sağlamış olan Eflak Prensi Mircea (1386-1418) üzerine gitti. Tuna nehrini aşarak Orta Macaristan yollarını kontrol eden ve Osmanlılar tarafından Yergöğü adıyla anılan Eflak şehrinde (şimdiki adi Giurgiu) çok korunaklı bir hisar yaptırdı. Bu sefer sonunda Eflak Prensi Mirce, yine Yıldırım Beyazid zamanında olduğu gibi, Eflak'ın Osmanlıların bağımlı bir devleti olmayı kabul etti. Dobruca'nın tamamen Osmanlı eline geçmesini sağladı. Buralara gözünü dikmiş olan Macar Kralına gözdağı vermek için Erdel (Transilvanya) ve Macaristan'a akıncılar gönderdi. Bosna'ya her yıl akıncılara gönderdi ve böylece oradaki toprak sahipleri soylular Osmanlı etkisine girdi ve sonunda Bosna kralı II. Tvrtko Osmanlılara bağımlı devlet olmayı resmen kabul etti.

Buradan tekrar Anadolu'ya geçip Candar Samsun üzerine yürüdü. İsfendiyaroğulları Timur'dan Kastamonu , Safranbolu ve etrafındaki bölgeleri almışlar ve Karamanoğulları ile Osmanlılar aleyhine müttefiklik kurmuşlardı. Mehmet bu bölgeleri ve Samsun'u tekrar Osmanlı yönetimi altına aldı. Bu havalide oturan, Timur'dan kalan Tatarlar'ı ve Türkmenleri Rumeli'de Filibe civarına Tatar Pazarı merkezli bir bölgeye sürdü.

Sultan Mehmet Çelebi'nin padişahlık döneminde Gelibolu'da birinci defa olarak Osmanlı donanması kuruldu. Bu ufak donanma Çalı Bey komutasında 1416'da ilkbaharında Ege Denizi'nde Osmanlı ticaret gemilerine devamlı hücum eden Hristiyan Naksos Dükü'ne karşı gönderildi. Fakat filo birden rota değiştirip Trabzon'dan emtia ile geri dönmekte olan Venedik ticaret gemilerini takibe girişti. Ticaret gemileri Venedik'in Ege'de üssü olan Negroponte (Eğriboz)'a kaçmayı başardılar. Osmanlı donanması bu limana hücum ettiyse de sonuç alamadı. Bu sırada Petro Loredan komutasındaki Venedik donanması yakınlarda bulunmaktaydı ve bu filo Çalı Bey'in filosunu Gelibolu'ya kadar takibe geçti. 29 Mayıs sabahı Osmanlı donanması ile Venedik donanması Çanakkale önünde iki devlet arasındaki ilk deniz savaşını başlattılar. Bu savaş öğleden sonra 2'ye kadar sürdü ve Venediklilerin galibiyeti ile sona erdi. Venedik donanması yeni Osmanlı Donanması'nın bütün gemilerini tahrip etti; yalnız altı kadırga ve dokuz kalyota Venediklilere teslim olmuştu. Venedikliler Çalı Bey ve tüm gemi reisleri dahil Osmanlı denizcilerinin tümünü (Müslüman Hristiyan ayrımı yapmadan, esirler dahil) öldürmüşlerdir. Venedikliler'in bu hiç kıyımsız, hunhar tutumlarına neden Osmanlı devletinin Ege Denizi üzerinde Venedik tekelini ortadan kaldırması korkuları ve bunu önleme çabaları olmuştur. Bunun sonucunda Osmanlı ve Venedik devleti arasında ilk barış antlaşması yapılmıştır. 1417'de Sultan Mehmet Çelebi'nin bu anlaşmayı resmen imzalamak için Venedik'e gönderdiği elçisi ve maiyetinin Venedik'te masrafını devletin çektiği çok şaşaalı ve büyük bir törenle karşılanıp ağırlandıkları Venedik tarihlerine geçmiştir.

1418-1419'da Sultan Mehmet Çelebi'yi uğraştıran sorun eski Simavna kadısı ve Musa Çelebi'nin Edirne'de hükümdarlığı sırasında Şeyhülislamlık yapmış olan Şeyh Bedreddin'in ve yardımcılarının isyanı olmuştur. Şeyh Bedreddin ailesiyle İznik'e sürülmüştü. 1418'de buradan kaçıp önce Candar'a gitti; ama burada fikirleri tutunmamıştı. Sinop-Kırım-Eflak üzerinden Dobruca'da Deliorman'a gitti. Eflak Prensi Mircea'nin yerine geçen oğlu Mihail'in para ve asker desteğini sağladı. Burada yerleştirilmiş olan çoğu Alevî olan ve kendi radikal doktrinlerine fikirleri uyan Yörüklerden bir ordu toplamaya başladı ve isyan bayrağını açtı.

Bu sırada Şeyh Bedreddin'in Anadolu'da halife olarak geride bıraktığı Börklüce Mustafa İzmir yakınlarında Karaburun Yarımadası'nda, Torlak Kemal ise Manisa'da asker toplayıp isyana başlamışlardı. Vezirazam Amasyalı Beyazıd Paşa ve Manisa'da Sancak Bey olan Şehzade Murat bunlar üzerine gönderildi. Amasyalı Beyazid Paşa Karaburun'da gayet güçlü direniş gösteren Börklüce'yi mağlup etti ve Şehzade Murat ise Torlak Kemal'in hakkından geldi. Bu iki isyancı da asılarak idam edildiler. Fakat bu yörelerde Şeyh Bedreddin'in fikir ve önerilerine devamlı inanan bulunmaya devam etti. Oradan Rumeli'ye geçen vezir-i Azam Amasyalı Beyazıd Paşa Şeyh Bedreddin üzerine gitti ve isyancılar çok direniş gösteremeden Şeyh Bedreddin'i ele geçirdi. Serez'de yapılan bir yargılama sonucunda Şeyh Bedreddin orada idam edildi.

Sultan Mehmet Anadolu'ya yine dikkatini çekti. Saruhan (1415) ve Menteşe (1416) beylikleri daha önceden ortadan kaldırılmıştı. Sıra güneyde Antalya yörelerine Tekeoğullarına gelmişti ve buradaki beyliği de ortadan kaldırdı. Batı Anadolu'da sadece Osmanlılara her zaman yardım etmiş Germiyanoğulları beylik olarak kaldı ama bu beyliğe ait Afyonkarahisar ve Kütahya şehirleri Osmanlı idaresine verildi.

Sultan Mehmet Çelebi'yi son ilgilendiren sorun ise Ankara Savaşı sonunda kaybolmuş olan kardeşi Mustafa Çelebi olduğunu iddia eden bir kişinin bu savaştan 18 yıl sonra ortaya çıkmasıydı. Birçok tarihçinin gerçek Mustafa Çelebi olduğunu kabul ettiği, ama sonradan Osmanlı propagandası ile Düzmece Mustafa adı verilen bu kişi Venedikliler yardımı Teselya ile Selanik'te kendini 1418'de Osmanlı sultanı olarak ilan etti. Sultan Mehmet Çelebi Anadolu'da bulunduğu için ve Sadrazam ise Şeyh Bedrettin ile uğraşmakta iken Edirne'ye doğru yürüme imkânı buldu. Fakat Sultan Mehmet Çelebi hemen Trakya'ya geçip Mustafa üzerine yürümeye başladı ve Mustafa'nın ordusu bozulup eridi. Mustafa ise Bizanslılara sığınmak zorunda kaldı.

Vefâtı


Sultan Mehmed Çelebi 26 Mayıs 1421'de Edirne'de bir sürek avı sırasında at sırtında felç oldu, düştü ve yaralandı. Ölüm döşeğinde Veziriazam Amasyalı Beyazıd Paşa ve vezirleri İvaz Paşa ve Çandarlı İbrahim Paşa'yi çağırıp ;
Tez oğlum Murat'i getirin. Ben bu döşekten kalkamam. Murat gelmeden ölürsem fitne çıkar. Tedarik görün, ölümümü gizleyin.
vasiyetinde bulundu. En çok Selanik'te bulunan Düzmece Mustafa'dan çekinilerek, Amasya'da vali olan Murat'in Bursa'ya ulaşmasına kadar 42 gün ölüm haberi gizlendi. Osmanlı padişahları arasında ölümü gizlenen ilk padişah o oldu. Durumundan kuşkuya düşen ve ayaklanmaları güçlükle önlenen askerleri yatıştırmak için askere geçit yaptırılıp, bu sırada mumyalanmış cesedine kaftan giydirilip, başına sarık konulup pencere önüne oturtulduğu kollarının oynatıldığı rivayet edilir. II. Murat Bursa'ya gelip tahta çıkmasından sonra cenazesi Edirne'den Bursa'ya götürülerek Yeşil Türbe'ye defnedildi.

Karakteri


Orta boylu, yuvarlak yüzlü, beyaz tenli, açık alınlı, kırmızı yanaklı, kara gözlü, çatık kaşlı, sık sakallı, geniş omuzlu olarak betimlenmiştir. Kuvvetli bir vücuda sahipti. Gayet hareketli ve cesurdu. Güreş yapar ve çok kuvvetli yay kirişlerini bile çekebilirdi. Yumuşaklığı, tatlı dili, sabrı ve iyilikseverliği anlatılmaktadır. Başında kullanmış olduğu sarık, altın işlemeli kavuğu ile gayet güzel görünürdü. İçi kürklü ve yakası dik olan bir kaftan ve kızıl atlas üzerine altın bezekli diba giyinirdi.

Osmanlı padişahlık sarayının bünyesi ve idare şekilleri onun uygulamalarına dayanmaktadır. Sarayın haremine odalıklar, cariyeler alınması; ak ve kara hadımlara saray idaresinin verilmesi; kilerci, odabaşı, haznedar ve kapı ağası görevlerinin ilk uygulaması ve içoglanlarına serasker takke ve elbise giydirilmesi Sultan Mehmed Çelebi döneminde başlatılmıştır.

Padişahlığı süresince bizzat 24 savaşa katılan Mehmed Çelebi, bu savaşlarda kırk ikiye yakın kılıç, ok, ve mızrak yarası aldı.

Sultan Mehmed Çelebi Müslümanlara karşı göstermiş olduğu adaleti, aynı zamanda Hristiyan topluluklara karşı da gösterirdi. İyi bir idareci ve politikacıydı. Bizans ve Bizans İmparatoru II. Manuil ile yakından ilişkiler kurmuştu.

Fetret Devri'nden sonra Anadolu'daki beylikleri tekrar bir araya toplamayı başaran Sultan Mehmed Çelebi'ye Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci kurucusu gözüyle de bakılır.

Eserleri


  • Amasya'da ölen oğlu Kasım Çelebi için Şehzade Türbesi'ni yaptırdı.
  • Bursa'da Yeşil Camii, Yeşil Türbe ve Sultaniye Medresesi'nden oluşan külliyesi mimar Hacı İvaz tarafından yapıldı.
  • İlk Osmanlı ulucamii olan ve kardeşlerinden Emir Süleyman'ın temelini attığı Eski Camisini de tamamlatmıştır.

Ailesi


Eşleri


  1. Şehzade Hatun: (Amasyalı Sadgeldi Ahmed Paşa’nın kızı.)
  2. Emine Hâtûn: (ö. 4 Mayıs 1421, Edirne; Dulkadiroğlu Nasir ud-Dîn Muhammed Bey’in kızı, II. Murat'ın annesi.)
  3. Kumru Hanım (Cariye kökenlidir ve Selçuk Sultan'ın annesidir.)

Erkek çocukları


Erkek çocuklarının sayısının on sekiz kadar olduğu bildirilmektedir. Adları bilinenler şunlardır:
  1. Mehmed Çelebi (ö. 1402)
  2. Ahmed Çelebi (ö. 1402)
  3. Murad Çelebi (d. 1404, Amasya - 3 Şubat 1451, Edirne)
  4. Kasım Çelebi (d. 1405 - ö. 12 Ocak 1407)
  5. Mustafa Çelebi (d. 1408, Amasya - Ekim 1423, İznik)
  6. Mahmud Çelebi (d. 1413 - ö. Ağustos 1429)
  7. Yusuf Çelebi (d. 1414 - ö. Ağustos 1429)
  8. Ahmed Çelebi (d. 1416 - ö. 1420)
  9. Orhan Çelebi

Kız çocukları


On iki kızından adları bilinenleri şunlardır:
  1. İnci Hatun (Karamanoğlu Nazir ud-Dîn Ghiyas ud-Dîn Emir II. Muhammed Bey ile evli)
  2. Selçuk Hatun (Kumru Hatun'un kızı; 1425'te Candaroğulları'ndan II. İbrahim Bey ile evlendi; Daha sonra ise 1443'te Anadolu Beylerbeyi Karaca Paşa ile evlendi; 25 Ekim 1485'te Bursa'da vefât etti.)
  3. Sultan Hatun (d. 1408; Aralık 1423'te Edirne'de Damad Kıvam’ed-Dîn Kasım Bey'le evlendi; 1444'te vefât etti.)
  4. Hatice Hatun (d. 1408; Ocak 1423'te Edirne'de Damad Karaca Paşa ile evlendi; 10 Kasım 1444'te vefât etti.)
  5. Fatma Hatun (d. 1409; Ocak 1423'te Edirne'de Vezir Timurtaş Paşa’nın oğlu Damad Oruç Paşa ile evlendi.)
  6. Hafsa Hatun (d. 1410; Ocak 1423'te Edirne'de Vezir-i Âzâm Çandarlı İbrahim Paşa’nın oğlu Damad Mahmud Bey ile evlendi.)
  7. İlaldı Hatun (d. 1412; 1426'da yeğeni Karamanoğlu Emiri Damad Tac’ed-Dîn Sarım’ud-Dîn II. İbrahim Bey ile evlendi.)
  8. Ayşe Hatun (d. 1414; 1426'da yeğeni İnci Hanım'ın Üçüncü oğlu Karamanoğlu Emiri Damad Bengi Ala’ed-Dîn II. Ali Bey ile evlendi.)

Sultan Çelebi Mehmet Külliyesi (Yeşil Külliyesi)


Yeşil Külliyesi


Külliye, Osmanlı'nın beşinci padişahı Sultan Çelebi Mehmed tarafından kent merkezinin doğusuna, Yıldırım Külliyesi ile şehir merkezi arasına hâkim bir noktada inşa ettirilmiştir. Yıldırım Bayezid'in ölümünden sonra yaklaşık 11 yıl süren fetret devrinin sona ermesiyle yapımına başlanan, Osmanlı Devleti'nin yeniden şahlanışını simgeler nitelikteki külliye, Osmanlı mimari eserleri arasında en zengin süslemelere sahip yapılardan oluşmaktadır.

Devletin birliğini yeniden tesis eden Sultan Çelebi Mehmed tarafından 1413 yılında inşa edilmeye başlanan Külliye, 1419 (Hicri 822) yılında tamamlanmıştır. Tezyinat, nakış ve boyalarının tamamlanması ise II. Murad devrine, 1424 senesine kadar sürmüştür. Tam teşekküllü bir yaşam alanı olarak planlanan külliye bünyesinde cami, türbe, medrese, imaret, han, hamam ve çarşı yer almakta idi. Han günümüze gelememiştir; medrese ise Türk İslam Eserleri Müzesi olarak hizmet vermektedir.

Külliye zaman içerisinde İmaret-i Sultan, Sultaniye İmareti, Mehmed Han İmareti olarak da anılmıştır. Yeşil ismi konusunda farklı görüş ve rivayetler bulunur. Caminin kubbeleri ve minare tacının bir dönem yeşil çiniler ile kaplı olduğu görüşü bunlardan birisidir. Diğer bir inanış da külliyenin bulunduğu mevkiinin doğasının yeşilliğinden ötürü bu ismi aldığıdır. İlk kez çok renkli sır altı tekniği Yeşil Külliyesi'nde kullanılmıştır. Turkuaz renkli orijinal çinilerin tonu, günümüzde üretilememektedir.

Külliyenin yapımında, mimar ve aynı zamanda vezir Hacı İvaz Paşa (türbesi İvaz Paşa Semti'ndedir), mimar Abdullah oğlu Timurtaş, nakkaşlar İlyas Ali ve oğlu Ali Paşa (Lâmii Çelebi'nin dedesi), çini ustası Mecnun Dede (mezarı Tahtakale'dedir), ahşap oyma zanaatkârı Hacı Ahmed oğlu Tebrizli Hacı Ali ve kiremitçi Pir Mehmed Çelebi görev almışlardır.

Yeşil Camii


Çelebi Sultan Mehmed tarafından 1419 - 1420 (Hicri 822) tarihinde inşa ettirilmiştir. Mimarı, sarayda sanat örgütünün de başında olan Vezir Hacı İvaz Paşa'dır. Cami yapımında aralarında Tebrizlilerin de bulunduğu beş sanatçı çalışmıştır ve beşinin de kitabesi bulunmaktadır. Nakışları, Lâmi Çelebi'nin dedesi Nakkaş Ali bin İlyas Ali tarafından 1424'de (hicri 827) tamamlanmıştır. Bezeme ve tezyinatları II. Murad döneminde tamamlanmış olan camide taş, ahşap, alçı ve kalem işi ile her türlü süs kullanılmıştır.Cami sadece taş kullanılarak yapılmış ve mermer plaklarla kaplanmıştır.Yakın zamanda çalınan mermer fıskiyenin yerine imitasyonu konulmuştur.Osmanlı’da ilk hünkâr mahfili Yeşil Camii'ne yapılmıştır.Taç kapısı, Anadolu Selçuklu tarzındadır. Son cemaat mahallinin tamamlanmadığı yönündeki görüş ağırlıktadır.Farklı yıllarda farklı şekillerde onarımlar gören cami, günümüzde Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restorasyona tabi tutulmaktadır.

Yeşil Türbe


Çelebi Sultan Mehmed tarafından 1421 yılında, Yeşil Camii'nin güneyine inşa ettirilmiştir. Sultanın ölümünden 40 gün önce inşası bitmiştir. Dışı tamamen çini kaplı olması açısından bir örneği daha yoktur ve bir anlamda fetret devrinin ardından Osmanlı’nın şahlanışının anıtsal bir simgesidir. Edirne'de vefat ettikten sonra Bursa'ya getirilerek türbesine defnedilen Çelebi Sultan Mehmed'e ait sandukanın yanı sıra oğulları Mustafa (öl. 1423), Mahmud (öl. 1428) ve Yusuf (öl. 1428) ile kızları Selçuk Hatun (öl. 1485), Hafsa Sultan, Ayşe Hatun ve Sitti Hatun ile sütannesi Daye Hatun'a ait çinili sandukalar yer almaktadır.
Türbenin bahçesinin doğusunda ve kuzeyinde Osmanlı Devleti'nde görev yapmış kâtip, vezir, vali ve mezar taşlarında adları tam olarak okunamayan bazı kişilerin defnedildiği 11 mezar bulunmaktadır. Birinin mezar taşı yoktur.

Yeşil (Sultaniye) Medresesi


Sultaniye Medresesi olarak adlandırılan yapı, külliye bütünü içerisinde Çelebi Sultan Mehmed tarafından 1419 yılında yaptırılmıştır. Medrese, dikdörtgen bir orta avlu ile doğu, batı ve kuzeyinde odalara açılan tonozlu revaklı mekânlardan oluşmaktadır. Dershane kısmı yükseltilmiştir. Oda sayısı 14'dür (bazı tarihçilere göre ise 16). Günümüzde medrese binası bünyesinde büyük bir dershane, birisi müderris odası olmak üzere 13 adet oda ile bir adet tuvalet bulunmaktadır. 1906 yılında medresede 70 talebe olduğu kayıtlardan anlaşılmıştır.

Yüksek statüdeki müderrislerin görev yaptığı medresede Fenarizade Mehmed Şah (Şeyhülislam-1425), Fenarizade Yusuf Bâli (Bursa Kadısı-1435), Molla Yegân oğullarından Muhammed Şah (Bursa Kadısı) ve Alâüddin Ali (Bursa Kadısı), Molla Hüsrev, Molla Hayali, Hızır Bey, Muslihiddin Mustafa, Neşri Mehmed Efendi, Sinan Efendi (Bağdat Kadısı), Muhyiddin Çelebi (Şeyhülislam),SadullahEfendi (Şeyhülislam),

Ebusuud Efendi (Şeyhülislam), Taşköprizade, Seyyid Mehmed Efendi (Şeyhülislam), Hoca Sadeddin Efendi (Şeyhülislam) Mehmed Bin Yusuf Efendi (Mekke Kadısı), Seyyid Hacı Mehmed (Baş Müderris) gibi önemli ilim adamlan müderrislik yapmışlardır. Medrese Eşroğlu Rumi ve Mevlana Ali Arabi gibi önemli ilim adamlarını yetiştirmiştir. Medrese, 1923 yılında müze olarak işlevlendirilmiş, bir dönem bu işlevine ara verilmesine karşın 1975 yılından beri tekrar Türk İslam Eserleri Müzesi olarak kullanılmaktadır.

Yeşil İmareti


Çelebi Sultan Mehmed tarafından külliyenin bir parçası olarak yaptırılmıştır. O dönem İstanbul'a bağlı Hereke, Eski Gebze, Danca, Kartal ve Pendik köylerini fethederek imarete gelir temini amacıyla vakfeylemiştir. Sultan Çelebi Mehmed'in Cuma günleri buraya geldiği ve bizzat yemek dağıttığı konusunda rivayetler vardır. Yapı 20.yy başlarına değin işlevini sürdürmüştür.

1930 yılında Evkaf Müdürlüğü tarafından özel şahıslara satılmış, yıkılıp yerine apartman yapma düşüncesi türbenin konumundan ötürü kabul edilmemiştir. Buna rağmen 1957 yılında yıkılmış, ancak daha sonra onarılarak farklı amaçlar için kullanmıştır. Zaman içerisinde tekrar Vakıflar Genel Müdürlüğü mülkiyetine geçen yapı, Eylül 2000 - 2002 yıllan arasında restorasyon çalışmaları yapılmak suretiyle uzun yıllarca cafe işlevi ile özel şahıslar tarafından işletilmiştir. Günümüzde Bursa Büyükşehir Belediyesi ve Vakıflar Genel Müdürlüğü işbirliği ile aşevi olarak hizmete açılmıştır.

Yeşil Hamamı


Vakfiyesinde olmamasına karşın külliyeyi tamamlayıcı yapılardan birsidir. Kesin olmamakla birlikte Fatih Sultan Mehmed devrinde, türbedar Köse Ali Paşa ya da Sofu Bedreddin tarafından, 1485 yılında yaptırıldığı belirtilmektedir. Köse Hamamı olarak da adlandırılmıştır. Hamam günümüzde sanat merkezi olarak kullanılmaktadır.

 
Son düzenleme:
  • Beğen
Tepkiler: Ugur
Tüm sayfalar yüklendi.
Üst