Hint-Avrupa Dilleri Asya Boyunca Nasıl Yayıldı?

Ugur

Administrator
8 Nis 2013
5,932
795
113
Yeni bir çalışmada, atların ilk olarak, modern nüfusun soyunda çok az doğrudan iz bırakan Kazakistan’daki avcı-toplayıcı grupların soyundan gelenlerin evcilleştirdiği keşfedildi.
tb

Araştırma, Hint-Avrupa dillerinin kökeni ve atın evcilleştirilmesi ile mümkün olan yayılımı üzerine uzun bir geçmişe sahip ‘Bozkır Teorisi’ne ışık tutuyor.

Atların evcilleştirilmesi, insanların dillerini ve düşüncelerini önceden olduğundan çok daha uzaklara çok daha kısa sürede taşıyabilmesi, ayrıca yaygın tarım ve at destekli savaşların yapılmasına öncülük etmesi açısından insanlık tarihinde bir kilometre taşıydı.

Türkiye’den ve Asya içlerinden

Dünyanın çeşitli yerlerinden gelen akademisyenler, disiplinlerarası bir proje gerçekleştirdiler ve Science dergisinde yayınlandı. Araştırmacılar, insanlara ait antik ve modern DNA örneklerini analiz edip, birbirleriyle karşılaştırdı. Grubun üzerinde çalıştığı 74 antik tüm genom dizilemesinden, DNA’ların 11.000 yıllık olduğu anlaşıldı ve bu DNA’lar Asya içlerinden ve Türkiye’den gelmişti.

Profesör Eske Willerslev arkeolojik bulgulardan, tarihten ve dilbilimden faydalanarak yapılan bu çalışmayı ortaklaşa yönetti.

Çalışmanın büyük bir kısmı, Kopenhag Üniversitesi’nden -İskandinav Çalışmaları ve Dilbilim Enstitüsü’ndeki Hint-Avrupa Çalışmaları bölümünden- akademisyenlerce gündeme getirilen sorular üzerine kuruluydu. Doğu Avrupa ve Batı Asya’da yaşamış baskın bir grup olan; hayvanlarını otlatan ve göçebe bir çoban topluluğu formundaki Yamnaya kültürünün insanlarına işaret eden önceki çalışmalarla birlikte, atı ilk kez kimin evcilleştirdiği konusunda çelişkili teoriler ortaya atılmıştı.

Hint-Avrupa dillerinin yayılmasına yardımcı oldu

Kopenhag Üniversitesi’nden tarihsel dilbilimci Dr. Guus Kroonen, “Hint-Avrupa dillerinin Avrasya genelindeki başarılı yayılışı, araştırmacıların yüzlerce yıldır kafasını yorduğu bir konu. Bu dil ailesini ilk kez konuşanların atların evcilleştirilmesinde kilit bir rol oynadığı ve bunun, tekerlekli araçların gelişmesiyle birlikte Yamnaya kültüründen Avrasya’ya yayılmasına izin verdiği düşünülüyordu.” diyor.

Ancak, bu çalışmanın gösterdiği gibi, evcilleştirilmiş atlar hâlihazırda Botai halkı tarafından zaten 5.500 yıl önce ve Yamnaya’nın göçebe çobanlarından tamamen bağımsız olarak Orta Asya’nın doğusunda çok daha uzak yerlerde kullanılıyordu.

Hikayedeki başka bir kırılma noktası ise, bu Botai halkı soyundan gelenlerin daha sonra batıdan gelen göçlerle bozkırların ortasından dışarı itilmesiydi. Bu sırada atların da yerini başka atların alması, atların diğer bölgelerde de ayrı ayrı evcilleştirilmiş olduğunu gösteriyor.

Botai ile Yamnaya kültürü arasında hiçbir bağ yok

Çalışmada, Yamyana ve Botai arkeolojik kültürleriyle ilişkilendirilen insanlar arasında genetik bir bağlantı bulunamadı ki bu Yamyana kültürünün doğuya hareketinin anlaşılması için oldukça kritikti. Görülen o ki, Yamyanalıların doğuya doğru genişlemeleri Botaileri tamamen es geçmiş ve Orta ve Doğu Asya’daki Altay Dağları’na doğru bozkır boyunca 3000 kilometre kadar ilerlemişlerdi.

Araştırmanın yazarlarından Exeter Üniversitesi Arkeoloji bölümünden Prof. Alan Outram,“Şimdi atı ilk evcilleştirenlerin, Orta Asya’daki buzul çağında yaşamış avcı toplulukların torunları olduğunu biliyoruz. Bunlar ileride aynı zamanda bölgedeki ilk göçebe çobanlar olarak karşımıza çıkacak. Yaptıkları yerel yeniliklere rağmen bu halklar Bronz çağda ve ondan sonra da istila edildiler.” diyor.

Diller, kültürler arası karşılıklı takaslarla yayıldı

Araştırmacılar, ayrıca bilinen en eski Hint- Avrupa dili olan Hititçe’nin ortaya çıkışının da daha önce iddia edildiği gibi Avrasya steplerinden gerçekleşen büyük göç dalgalarının bir sonucu olmadığını söylüyor.

Bronz Çağı boyunca Avrupa’daki nüfus hareketleriyle ilgili yapılan yakın geçmişteki bir dizi çalışmaya karşıt olarak, Asya’dan gelen yeni sonuçlar, bölgeye yayılan dilin ve nüfusun birbirine karışmış insan grupları ile daha iyi anlaşılabileceğini öne sürüyor.

Harvard Üniversitesi Asuroloji bölümünde Öğretim üyesi Gojko Barjamovic, “Anadolu’da ve Orta Asya’nın yoğun yerleşime sahip karmaşık şehir topluluklarını barındıran bazı bölgelerinde, dil yayılımının ve genetik kökenlerin tarihi, aralarındaki temaslar ve birbirini absorbe edişleri açısından sadece nüfus hareketlerine bakmaktansa daha iyi bir şekilde tanımlanmakta.” diyor.

“Hint-Avrupa dillerinin genellikle MÖ 2000’de Anadolu’da ortaya çıktığı söylenir. Ancak biz, Hint Avrupa dillerinin MÖ 25. yüzyılda günümüz Türkiye’sinde çoktan konuşulduğunu savunmak için Suriye’deki Ebla Antik Kenti’nin saray arşivlerinden elde ettiğimiz kanıtları kullanıyoruz. Bu, bu dili konuşanların Yamyana’nın genişlemesinden de önce buraya ulaştığı anlamına gelmekte.”

Çalışma ayrıca Hint-İran dillerinin Güney Asya’ya, Hintçe, Urduca ve Farsça’nın büyük modern dalları olarak yayılmasının Yamnaya’nın genişlemesinden kaynaklanamayacağını da gösteriyor. Daha doğrusu , Hint-İran dilleri daha sonra Orta – Geç Bronz Çağı boyunca Güney Ural Dağları’ndan gelen göçebe çoban grupların yayılmasıyla yayılmıştı.

Güney Asya’ya girmeden önce bir Hint-İran dili konuştuğu düşünülen bu gruplar, Batı Avrasya popülasyonlarının daha tipik atalara sahip gruplarından etkilendiler. Bu, Hint-İran dilini konuşanların doğrudan Yamnaya popülasyonundan ayrılmadığını, ancak Doğu Avrupa’da yaşayan ve Hint-Avrupa dilini konuşan popülasyonlarla daha yakın bir ilişki içinde oldukları ileri sürüyor.

Beşeri bilimler ile doğa bilimlerinin işbirliği

Bu çalışmada genetikçiler, tarihçiler, arkeologlar ve dilbilimciler, Güney Asya’ya Hint-Avrupa dillerinin girişi için en makul zaman olan Geç Bronz Çağı boyunca İndus Vadisi ile stepler arasındaki artan etkileşime işaret ederek ortak bir zeminde buluştular. Araştırmadaki bazı yazarlar ise açıklamaların son evresinden önce birbiriyle çelişkili ve radikal görüşlere sahiptiler.

“Proje, son derece zenginleştirici ve heyecan verici bir süreç oldu. Birçok farklı akademik alanı tek bir tutarlı yaklaşıma yönlendirmeyi başardık. Doğru soruları sorarak ve verilerin sınırlarını göz önünde bulundurarak; bağlamlamalar, ayrıştırmalar yaparak ve birbirinden tamamıyla farklı temel ve yaklaşımlara sahip akademisyenlerle diyalog kapılarını açık tutarak yeni bir araştırma alanı için bir yol açtık. Çalışma alanları arasındaki şeffaflık eksikliğinden dolayı, kendi başlarına çalışan genetikçiler tarafından üretilen modellerin, diğer alanlardan hayati bir girdi kullanılmadan kabul edildiğini; diğer bir uçta ise arkeogenetik veriler üzerine inşa edilmiş yeni çalışmalara karşı çıkan arkeologlarca çok sayıda makaleler yazılıp çizildiğini gördük. ” diyor araştırmanın başyazarı ve Kopenhag Üniversitesi’nden genetikçi Peter de Barros Damgaard.

“Antik DNA’ya ilişkin veriler, ilk insanların hareketliliğine dair bize sağladığı ince ayrıntılı fotoğraf bakımından şaşırtıcı ancak bu veriler, insan iskeletlerinin kazılmasından örneklerin kültürel ve dilsel kökenlerinin yorumlanmasına kadar başka alanlardan akademisyenler tarafından yapılmış onlarca yıl süren çalışmaların da omuzlarında durmaktadır. Bu, soğuk istatistiklerin tarihe dönüşmesidir “

Guus Kroonen ise şunları ekliyor:

“Antik genomlarla ilgili yakın zamanda yapılan büyük atılımlar, arkeologlara, tarihçilere ve dilbilimcilere güçlük çıkarıyor olabilir, çünkü dillerin ve kültürlerin yayılmasına ilişkin eski varsayımlar şimdi tarih öncesi hareketlilik konusundaki tüm yeni kanıtlara karşı test edilebilir durumda. Sonuç olarak, artık genetikçilerin beşeri bilimlerden kilit sorular tarafından yönlendirildiğini; beşeri bilimler içindeki araştırmaların da diğer bilimlerden gelen yeni verilerin akışı ile enerji kazandığını görüyoruz. Gelecekte, bu araştırma gibi diğer araştırmalara da öncülük eden daha fazla çapraz disiplinli işbirliği görmeyi umuyoruz.”

Kaynak: Hint-Avrupa Dilleri Asya Boyunca Nasıl Yayıldı? | Arkeofili
 
Tepkiler: avci

Son mesajlar