Maddi ve Manevi değeri yüksek Dini mekanlarımız

MURATS44

topragizbiz.com
Anadolu öyle zengin bir coğrafya ki uğruna en kanlı savaşlar yapıldı, yıllarca üzerinde birçok uygarlık yaşayıp kendinden izler bıraktı. Antik dönem, Roma ve Bizans derken Anadolu'nun tamamı Osmanlıların hakimiyetine girerek bir Tük yurdu oldu. Selçuklulardan, beylikler döneminden ve Osmanlıdan günümüze kadar bu topraklar, üzerinde yaşamış yüzlerce medeniyetten bir parçayı günümüze kadar getirmeyi başardı. Günümüze kadar gelmeyi başarabilen bu kalıntıların her biri hem manevi hem de maddi olarak oldukça değerli. Özellikle Müslümanlar için ayrı bir yere sahip aşağıda listelediğimiz yerler gibi. İşte her biri görülmeye değer, her biri birbirinden özel 8 yer.

1 - Kasimiye Medresesi / Mardin


Mezopotamya uygarlıklarının kadim şehri Mardin'de yer alan medrese anıt niteliğindeki yapılarımızdan biridir. Kasimiye Medresesi'nin yapımına Artuklu Dönemi'nde başlanmış olup Akkoyunlu döneminde, dönemin hükümdarı Cihangiroğlu Kasım Padişah (1457-1502) zamanında bitirilmiştir. Günümüze kadar mükemmel yapısıyla ayakta kalabilen iki katlı, kubbeli, tek ve açık avlulu medresenin inşasında düzgün kesme taşlar kullanılarak tamamlanmıştır. Medrese plan özellikleri, taş işçiliği ve süsleme motifleriyle günümüzde bile gelenlerin ilgisini çekmeye devam etmektedir. Medrese; cami ve türbe ile birlikte külliye içerisinde yer almaktadır.

2 - Ashab-ı Kehf / Kahramanmaraş


Ashab-Kehf yani ‘Yedi Uyurlar' ya da ‘Yedi Uyuyanlar' olarak adlandırılan bu mağaralara birçok yerde rastlayabilirsiniz. Hatta ülkemizde dört, dünya da ise toplam 33 tanedir. Aslına bu durum da bize birçok inanışta bu mağaraların görülebileceğini göstermektedir. Hikayeler, birçok dinde ve toplumda farklı farklı anlatılsa da genel hatlarıyla anlatılanlar aynı yere çıkmaktadır. Bu hikaye kısaca: İçinde bulunduğu toplumdan kaçan ya da kendi toplumuna sırt çeviren 7 kişiden oluşan grubun yüzyıllarca uyuması, şeklindedir. Hikayenin en eski kaynağı bazı kişilerce Hindistan'daki Mahabharata Destanı olarak gösterilse de birçok bilim insanı bu hikayenin temelinin Hristiyanlığa dayandığında hem fikirdir. Hikayenin bir başka ayrıntısı da bu kişilerin peşine takılan köpeğin (İslam'daki adı Kıtmir'dir.) cennete gittiği yönünde belirtilir.

3 – Balıklıgöl / Şanlıurfa


Efsanelere konu olan Balıklıgöl, sazan türü balıklara ev sahipliği yapmaktadır. Buradaki balıklar kutsal sayıldığı için asla avlanma ve yenilmez. Şimdi buradaki balıkların neden kutsal sayıldığına sair efsanelerden bahsedelim. Dönemin hükümdarı Hz. İbrahim'i ateşe atıldıktan sonra, bir mucize gerçekleşir ve etraf güllük gülistanlık olur. Bu mucizenin gerçekleştiği yerin Balıklıgöl olduğuna, Hz. İbrahim'i yakan odunların da balık olup buradaki havuza dolduğuna inanılır. Bu kutsal mekan yıl boyunca ziyarete açıktır. Özellikle dini bayramlarda ve kandillerde en yüksek ziyaretçi sayısına ulaşmaktadır.

4 – Mevlana Türbesi / Konya


Konya'nın merkezinde bulunan ve günümüze Mevlana Müzesi olarak da anılan yapı kompleksi, eskiden Mevlana'nın dergahı olarak kullanılmıştır. 1926 yılından bu yana da faaliyet gösteren müzedir. Dergahın olduğu yer Selçuklu Sarayı'nın o dönemdeki gül bahçesiymiş. Bahçe, Sultan Alaeddin Keykubad tarafından Mevlana'nın babası Sultanü'l Ulema Bahaeddin Veled'e hediye edilmiştir. 12 Ocak 1231 tarihinde Mevlana'nın babası vefat edince buradaki türbeye defnedilmiştir. Bu defin gül bahçesine yapılan ilk defindir.

5 - Selimiye Cami / Edirne


Dönemin Osmanlı padişahı 2. Selim'in Mimar Sinan'a yaptırdığı ünlü camidir. Sinan'ın 80 yaşında (Bazı kaynaklarda 90 yaşında olarak belirtiliyor.) yaptığı ve ‘Ustalık eserim' dediği bu kadim yapı, Osmanlı mimarisinin en önemli yapıtlarından biri olarak kabul görmektedir. Caminin kapısındaki kitabeye göre yapının inşasına 1568 yılında başlanmıştır. Bu heybetli caminin 27 Kasım 1574 Cuma günü açılması planlanmış. Ancak padişah II. Selim'in ölümünün ardından cami, 14 Mart 1575'te ibadete açılabilmiş. Selimiye Cami, 2000'de UNESCO tarafından Dünya Mirası Geçici Listesi'ne dahil edildi. Daha sonra Selimiye Cami ve Külliyesi, 2011'de ise Dünya Mirası olarak tescil edildi.

6 – Ulu Cami / Bursa


Camilerin en ulusu olarak adlandırılır halk arasında Bursa Ulucami. Ülkemizde birçok yerde adı Ulucami olan yapı vardır. Ancak Bursa Ulucami'nin yeri hepsinin içinde ayrıdır. Dönemin padişahı 1. Bayezid tarafından yaptırılan cami, Bursa'nın dini ve tarihi sembollerinden biri halini almıştır. Yapı çok ayaklı cami şemasının en klasik ve anıtsal örneklerinden olup yirmi kubbelidir. Caminin duvarlarına farklı hattatlar tarafından yazılmış 192 adet hat levhası ve duvar yazısı vardır ve bu yazılar, hat sanatının özgün örnekleri arasında gösterilir. Ayrıca hakkında bir hikaye anlatılan caminin içinde yer alan ve tepesi açık bir kubbenin altında bulunan şadırvan, Ulu Cami'nin dikkat çekici yeridir.

7 – Topkapı Sarayı Hırka-i Saadet Dairesi ve Kutsal Emanetler/ İstanbul


Topkapı Sarayı'nın Emanetler Dairesi'nde Yavuz Sultan Selim'in Halife olduğu 16. yüzyıldan 19. yüzyıl sonlarına kadar Osmanlı padişahlarına çeşitli tarihlerde gönderilen dini eserler oluşmaktadır. Yavuz Sultan Selim'in Mısır'ı fethetmesiyle hilafet, Abbasilerden Osmanlıya geçmiştir. Bunun üzerine son Abbasi Halifesi 3. Mütevekkil, Hz. Muhammed'in Hırkası (Hırka-i Saadet) da dahil olmak üzere halifelik alameti sayılan kutsal emanetlerin hepsini Yavuz Sultan Selim'e vermiştir. Halifeliği devir alan Osmanlı padişahları Kabe'nin bakım ve onarımını da üstlenmiş olmaktadır. Osmanlı padişahları, Kabe'nin içindeki altın şamdanlar, buhurdanlıklar, güladbanlar, lambalar, askılar ve Kur'an-ı Kerim kopyalarının yenilenmesinden de sorumluydular. Zaman içinde yenileriyle değiştirilen bu değerli nesneler Topkapı Sarayı'na getirilirdi. Mukaddes Emanetler koleksiyonunda bu nesnelerin örnekleri sergilenmektedir. Ayrıca, Osmanlı padişahlarının Kabe'ye yaptırmış oldukları anahtar, oluk, kapı ve Hacerü'l-esved (Kabe'nin duvarında bulunan, meşhur kara taş) mahfazası, Hırka-i Saadet ve Sakal-ı Şerif mahfazaları da koleksiyonun bir diğer bölümünü oluşturmaktadır.

8 - Göbeklitepe / Şanlıurfa


Dünya tarihini kökten değiştiren bir keşif, Göbeklitepe. Buluntuların olduğu yerde yapılan çalışmalar buranın Dünya çapında bilinen en eski tapınak yeri olduğuna işaret ediyor. İl merkezinin yaklaşık olarak 22 km kuzeydoğusunda kalan, Örencik Köyünün yakınlarında gün yüzüne çıkarılmaya ve araştırılmaya devam ediliyor. Bilim insanları tarafından Göbeklitepe'nin bir kült merkezi olarak kullanımının M.Ö. 8000'li yıllara kadar devam ettiği ve bu tarihlerden sonra yavaş yavaş insanlık tarafından terk edildiği tespit edilmiştir. Elde edilen tüm bilgiler ve kazılarla gün yüzüne çıkarılan anıtsal mimari eserler, Göbeklitepe'yi dünya çapında eşsiz ve özel kılmaktadır. Bu bağlamda UNESCO tarafından 2011'de Dünya Mirası geçici listesine alındı ve 2018'de kalıcı listeye girdi.

 
  • Beğen
Tepkiler: Ugur
Üst