III. Mustafa (Gazi)

Tarihci

topragizbiz.com

III. Mustafa ( Gazi )
Osmanlı Padişahları Listesi
Sıra 26.
Hüküm süresi 1757 - 1774
Önceki III. Osman
Sonraki I. Abdulhamid
Doğumu 1717, İstanbul
Ölümü 1774, İstanbul
Babası III. Ahmed
Annesi Emine Mihrişah Kadın
Eşleri - Mihrişah Valide Sultan
- Adilşah Kadın
- Rif'at Kadın
- Aynülhayat Kadın
- Fehime Hanım
Çocukları - Şehzade Selim
- Şehzade Mehmed
- Hatice Sultan
- Şah Sultan
- Fatma Sultan
- Beyhan Sultan
- Fatma Sultan
- Hibetullah Sultan
Türbesi Laleli Külliyesi, III.Osman türbesi - İstanbul
III. Mustafa (Divan Edebiyatı'ndaki adıyla Cihangir; 28 Ocak 1717 – 21 Ocak 1774), 26. Osmanlı padişahı ve 105. İslam halifesi.

Babası Sultan III. Ahmed, annesi Emine Mihrişah Kadın'dır. Babasının 1730'da padişahlıktan çekilmesinden sonra yirmi yedi yıl kafes hayatı yaşamıştır. Amcasının oğlu III. Osman'ın ölümü üzerine 1757'de tahta geçmiştir.
İçindekiler

Şehzadelik Dönemi


1717 yılında Edirne’de doğan Şehzade Mustafa’nın babası III. Ahmet’tir. Yaşanan Edirne Vak’ası nedeniyle tahttan indirilen II. Mustafa’nın, III. Ahmet’ten sonra tahta çıkan oğulları I. Mahmut ve III. Osman’ın dönemine rastlayan çocukluğu; bu hükümdarların kendi çocukları olmamasına rağmen düşmanca tavırlar nedeni ile sıkıntılı ve hatta hayati tehlike altında geçti. Bu sıkıntılı şehzadelik dönemine rağmen tahta çıkmayı başardı ve 1757 yılında saltanatı başladı.

Padişahlık Dönemi


Tahta çıktığında ilk icraatı olarak halkı memnun etmeye çalıştı ve sorunlar üzerine eğildi. Hac yolunun güvenliğini arttırdı, yolsuzluklara karışan Eski Saray Baltacı Ocağı’nı kaldırdı ve saray masraflarını kıstı.

Dış siyasette ise sükut hakimdir. 1739 yılında imzalanan Belgrad Anlaşması nedeniyle devam eden sakinlik, Osmanlı Devleti’nin mali durumunun stabil devam etmesini sağladı. Ancak bu dönem gerekli yenilenmelerin yapılmadığı kayıp yıllar olarak nitelendirilebilir. Yaşanan barış ve istikrar iktisadi genişlemeye özellikle Akdeniz üzerinden yapılan ticarette mali şartlardaki iyileşmeleri doğurduysa da Rus savaşının patlak vermesi ile tüm bunlar bozuldu. Ayrıca Anadolu ve Rumeli’nin merkezden uzak bölgelerinin idaresi yerel güçlerin elinde kaldı. Diğer taraftan Aydınlanma dönemini yaşayan Avrupa’daki gelişmelerden habersiz, tüm bu fikri ve ekonomik değişimlerden uzak olarak hayatını sürdürdü. ‘’Cihangir’’ mahlasıyla yazdığı şiirlerde devlet adamlarının yetersizliğinden iyi yetişmiş olanların ise azlığından şikayet ederek; devletin eski gücüne kavuşturulmasının mümkün olmadığını ifade ederdi. Askeri durumun, özellikle Yeniçeri Ocağı’nın düzeltilmesindeki zarureti bilse dahi bunun için ciddi bir girişimde bulunma cesaretini gösteremediği gibi, bu konunun açılmasını bile tehlikeli saydı. Bunlar dışında askeri alanda yenilikler yaparak; yeni gemilerin yapımı, Tophane ve Topçu Ocağı’nın ıslahı ve yeni topların dökülmeye başlanması görülür. III. Mustafa, yeni toplarla yapılan atış denemelerine Şehzade Selim’i de yanına alarak katıldı ve tahta geçtiğinde topçulukla ilgili küçük bir eser yazacak kadar uzmanlaşan oğlunun bu sahada yetişmesini sağladı. Kendi dönemine mal edilen ve kuruluş tarihi 1773 olarak gösterilen Mühendishane-i Bahri-i Hümayun’un açılması halefi I. Abdülhamid zamanında gerçekleşmiştir.

Ciddi hiçbir askeri hazırlık yapılmadan ve 6 ay öncesinden ilan edilen savaşın baştan itibaren kötü bir gidiş göstermesi, ordunun ehil olmayanlara teslimi, Rus donanmasının Akdeniz’e gelmesi ve Çeşme’deki Osmanlı filosunu yakması, Rus kuvvetlerinin Memleketeyn’i ve Kırım’ı istila etmesi, Tuna’yı aşması, yaşanan bozgun ve ağır yenilgiler, askerin içinde bulunduğu düzensiz haliyle savaşmaktan kaçınması, yağmacılığı ve isyanı bir dizi felakete yol açtı. 1772 yılında yapılan barış görüşmelerinde ise bu yenilgiyi en az kayıpla kapatma fırsatı da iyi değerlendirilememiştir. Barışın vazgeçilmez şartı olarak Kırım’ı isteyen Ruslar; aynı zamanda III. Mustafa’nın halifelik kimliğini sarstı. Öyle ki Kırım’daki Müslüman halkın aynı zamanda dini lideri durumunda olan III. Mustafa’nın halifelik sıfatının Rus temsilcileriyle yapılan görüşmelerde gündeme gelmesi ve devletlerarası siyasette tartışma konusu yapılması önemli bir süreç başlatmıştır. Bu sıfat, önce bağımsız hale getirilecek olan Kırım için 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’nda resmen yer alacak olmakla beraber savaş sırasında Ruslar’la yapılan görüşmelerin başarısız kalmasının en önde gelen sebebini teşkil etmiştir.

Savaşın son yıllarında içine düştüğü sıkıntılı durum, padişahın sağlığını bozdu. Dengeli bir hayat sürmesine rağmen savaşın kahrı erken ölümüne sebep oldu, geride ağır tahribata uğramış ve felaketli bir barışa mahkum bir devlet bırakmış olarak 1774 yılında vefat etti. Laleli Camii yanındaki türbede medfundur.

14 Safer 1129’da (28 Ocak 1717) Edirne’de doğdu. Babası III. Ahmed, annesi Mihrişah Emine Sultan’dır (bazı yerlerde yanlışlıkla Mihrimah olarak geçer, Mufassal Osmanlı Tarihi, V, 2552; İA, VIII, 700). Edirne Vak‘ası (1703) neticesinde tahttan indirilen II. Mustafa’nın, III. Ahmed’den sonra tahta çıkan oğulları I. Mahmud ve özellikle III. Osman devirlerine rastlayan şehzadelik dönemi, bu hükümdarların kendi çocukları olmamasına rağmen III. Ahmed’in oğullarına karşı olan düşmanca tavırlarından ötürü sıkıntılı ve hatta hayatî tehlikeler içinde geçti. Nitekim III. Osman’ın ortadan kaldırmak üzere girişimlerde bulunduğu bilinen Şehzade Mehmed âni ve şüpheli bir şekilde muhtemelen zehirlenmiş olarak öldü (29 Rebîülevvel 1169 / 2 Ocak 1756). Kendisinden birkaç gün büyük olan kardeşinin ölümü III. Mustafa’ya hükümdarlık yolunu açtı ve 16 Safer 1171 (30 Ekim 1757) Pazartesi günü tahta çıktı, 4 Kasım Perşembe günü kılıç alayı yapıldı. Cülûsun onuncu günü eşkinci ve emekliler dahil olmak üzere askere bahşiş dağıtıldı. Tahta çıkışı Petersburg, Viyana ve Berlin’e yollanan özel elçilik heyetleri vasıtasıyla resmen duyuruldu (Vâsıf, I, 93 vd.).

III. Mustafa’nın ilk icraatı geniş kitleleri memnun edecek izler taşır. Mukātaa ve zeâmet rüsûmunun affı ve yenilenmesi gereken berat harçlarının yarıya indirilmesi bu anlamdadır. Ardından hac yolunun güvenliğini tehdit eden gelişmelere son vermek üzere sert önlemler aldı, bilhassa kötü idare edilmekte olan Evkāf-ı Haremeyn Mukātaası’na düzen vermeye çalıştı. Bunların tâliplerine defterdar vasıtasıyla satılması kararlaştırılarak yolsuzluklara karışan Eski Saray Baltacı Ocağı’nı kaldırdı. Dârüssaâde ve Silâhdar ağalarının haslarını ilga etti. Böylece 1000 keseden fazla tasarruf sağlandı. Bu meblağ 1172’de (1759) 2000 keseye çıktı (a.g.e., I, 103, 147). Saray masraflarını kıstı. Ancak bu tedbirleri kendisini hasislik töhmeti altında bırakmıştır. Tasarruf ve hesabını bilme arzusu, döneminde defterdarlık kurumuna önem kazandırmıştır (Cevdet, I, 78).

Tahta çıktığında, 1739 Belgrad Antlaşması’ndan itibaren Avrupa yakasında barış dönemine giren devletin geniş coğrafyası içinde zaman âdeta durmuş gibidir. Osmanlı Devleti uzun barış devrinin de etkisiyle malî bir yeterlilik içinde görülmekteydi. Ancak bu dönem gerekli yenilenmelerin yapılmadığı kayıp yıllar olarak geçmiştir. Askerî sahada olduğu gibi ekonomik alanda da yapılanlar, meselâ III. Mustafa’nın kalitesiz fakat ucuz Avrupa mallarının iç pazarları doldurmasına karşı çıkması ve bunların yerli imalâtını önemsemesi genelde yasaklamalar dışında tutarlı bir ekonomik plandan yoksun kalmıştır. Yaşanan uzun barış ve istikrar belirli bir iktisadî genişlemeye, özellikle Akdeniz üzerinden yapılan ticarette önemli artışlara ve malî şartlarda iyileşmelere yol açmakla beraber Rus savaşının patlamasıyla bunların hepsi süratle bozulmaya başlamıştır. Bu dönemde Anadolu ve Rumeli’nin merkezden uzak bölgelerinde idare yerel güçlerin (mütegallibe) elinde kalmıştır. Anadolu’da özellikle kapusuz levent eşkıyasının sebep olduğu huzursuzluklar ortadan kaldırılamadığından merkezî otoritenin buralardaki zafiyeti sürmüştür. Bulutkapan Ali Bey’in kendi idaresini kurduğu, III. Mustafa’nın yanında kendi adının da kazılı olduğu sikkeler bastırdığı Mısır ve başta yine darphânesinde riyaller basılan Tunus olmak üzere Cezayir gibi Garp ocakları diye bilinen deniz aşırı uzak vilâyetlerde merkezden âdeta bağımsız olan yerel idareler kontrol altına alınamamıştır. Otuz bir eyalet, elli bir elviye, otuz altı üç tuğlu vezirlikten oluşan devlet (Şem‘dânîzâde, II/A, s. 58-59), Aydınlanma dönemini yaşamakta ve büyük fikrî ve ekonomik değişim geçirmekte olan Avrupa’daki gelişmelerden tamamen uzak, hatta habersiz bir hayat sürmekteydi. Eski dönemleri aşan fikrî bir tekâmül gözlenmemekte, gelişen çevre şartları ve istikbalde bunun getireceği siyasî tehlikelerin hesabı yapılmamaktaydı. Tasarrufa özen göstermesi, bakiye vergilerin toplanmasındaki hassasiyet ve uyguladığı müsâderelerle oluşan, zaman içinde biriktirmiş olduğu büyük hazineyi savaşma kabiliyeti için yeterli gören III. Mustafa devleti yeniden yapılandıracak bir eğitim ve asabiyete sahip değildi. Bu bağlamda “Cihangir” mahlasıyla yazdığı şiirlerinde de görüldüğü üzere devlet adamlarının yetersizliğinden ve iyi yetişmiş olanların azlığından şikâyet eder ve devletin eski gücüne kavuşturulmasını pek imkân dahilinde görmez. Askerî durumun, özellikle Yeniçeri Ocağı’nın düzeltilmesindeki zarureti idrak etmekle beraber bunun için ciddi bir girişimde bulunma cesaretini gösterememiş, bu konunun açılmasını bile tehlikeli saymıştır. Nitekim bir görüşme anında böyle bir zarureti ağzından kaçırdığı defterdar Hilmi Efendi’yi bunu başkalarına ifşa edebileceği tedirginliğiyle önce hemen azletmiş ve ardından idam ettirmiştir (Cevdet, I, 79). Askerî sahada yaptıkları Boğaz kalelerinin tahkimi, bazı yeni gemiler yapımı, Tophane ve Topçu Ocağı’nın ıslahı ve yeni toplar dökümüyle sınırlı kalmıştır. Askerî sahalardaki bu gibi işlerde Fransa’nın yardımlarından, dolayısıyla Baron de Tott’un teknik hizmetinden istifade etmiştir. Osmanlı-Rus Savaşı’nın (1768-1774) ortasında açılan (Ekim 1772) Topçu Mektebi ancak bir yıl kadar faaliyet gösterebilmiş, ölümünden kısa bir zaman önce kurulan (26 Şevval 1187 / 10 Ocak 1774) Sürat topçularının da savaşın gidişine bir etkisi olmamıştır. III. Mustafa, yeni toplarla yapılan atış denemelerine Şehzade Selim’i de yanına alarak katılmış ve tahta geçtiğinde topçulukla ilgili küçük bir eser yazacak kadar uzmanlaşan oğlunun bu sahada yetişmesini sağlamıştır. Kendi dönemine mal edilen ve kuruluş tarihi 1773 olarak gösterilen Mühendishâne-i Bahrî-i Hümâyun’un açılması 29 Nisan 1775’te halefi I. Abdülhamid zamanında gerçekleşmiştir (Kaçar, IX/54 [1998] s. 7).

III. Mustafa, Prusya’nın Avusturya ve Rusya ile kalkıştığı zorlu mücadelede Osmanlı Devleti’ni yanına çekmek ve resmî ilişkiler kurmak üzere giriştiği faaliyetleri yakından takip etmiştir. Bu devletlere karşı Prusya ile bir ittifak içinde bulunma isteği, ancak Koca Râgıb Paşa’nın takip ettiği tedbirli politika ve onun ileri sürdüğü, böyle bir ittifakı sonuçsuz bırakmaya da yarayacak olan akılcı şartların yerine getirilmemesiyle önlenebilmiştir (Beydilli, s. 33-78). Râgıb Paşa’nın ihtiyatlı yaklaşımına bir savaş için yeterli hazineye mâlik olduğunu söyleyerek karşı çıkması olaylara bakış açısını göstermesi bakımından önemlidir. Prusya’nın düşmanları ile olan savaşı başarılı bir şekilde bitirmiş olmasına rağmen (15 Şubat 1763) Râgıb Paşa’nın vefatından sonra (7 Nisan 1763) Ahmed Resmî Efendi’yi Berlin’e yollaması ve kralın eski tekliflerinin hâlâ geçerli olup olmadığının tahkiki, verilen “artık çok geç” tarzındaki cevaptan da anlaşılacağı üzere siyaset bakımından da zayıf bir devlet adamı olduğunu göstermektedir. Bu tutumu dikkate alındığında III. Mustafa’nın 1768’de başlayan Rus savaşının açılmasında büyük bir sorumluluk taşıdığı anlaşılır. Savaşa taraftar olmakla beraber ricâl ve ulemânın karşı görüşü savunması halinde bunda ısrarcı olmayacağı ise kuvvetle muhtemeldir. Ancak burada da son sözü söyleyecek bir hükümdar olarak belirleyici rolünü iyi oynamamış ve hadiselerin gelişmesini kendi arzusunun tahakkukuna bırakmıştır. Bu anlamda, önce sınır kalelerinin takviye edilmesini ve sefer hazırlıkları görülmeden savaşa hemen girişilmemesini tavsiye eden Sadrazam Muhsinzâde Mehmed Paşa’nın gerekçelerini dikkate alması icap ederdi. Ciddi hiçbir askerî hazırlık yapılmadan ve altı ay öncesinden ilân edilen savaşın baştan itibaren kötü bir gidiş arzetmesi, ordunun ehil olmayan ellere teslimi, Rus donanmasının Akdeniz’e gelmesi ve Çeşme’deki Osmanlı filosunu yakması (6-7 Temmuz 1770), Rus kuvvetlerinin Memleketeyn’i ve Kırım’ı istilâ etmesi (Temmuz 1771), Tuna’yı aşması (Temmuz 1773), yaşanan bozgun ve ağır yenilgiler, askerin içinde bulunduğu düzensiz haliyle savaşmaktan kaçınması, yağmacılığı ve isyanı bir dizi felâkete yol açmıştır. Memleketeyn’in Rusya’nın işgaline uğramasından tedirginlik duyan Avusturya ile nakdî ödemeler dışında Küçük Eflak’ın bırakılmasını öngören bir ittifak antlaşmasının yapılması ise (23 Rebîülevvel 1185 / 6 Temmuz 1771) bu devlete külliyetli para kaptırılmasından, Rusya-Avusturya ve Prusya arasında Lehistan’ın taksimini (1772) kolaylaştırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Savaş esnasında yapılan Fokşan (Ağustos 1772) ve Bükreş (Kasım 1772) görüşmelerinde ortaya çıkan, barışın az kayıplarla yapılması fırsatlarından da istifade edilememiştir. Zira Rusya ele geçirdiği Kırım’ı ilhak etmek istemekte ve bunu barışın vazgeçilmez şartı diye ileri sürmekteydi. Alınacak siyasî kararların belirlenmesinde güçlü bir etkisi olan ulemâ da esasen Rusya’nın öne sürdüğü şartlar dahilinde barış yapılmasına kesinlikle karşı çıkmaktaydı. Kırım’daki müslüman halkın aynı zamanda dinî lideri durumunda olan III. Mustafa’nın halifelik sıfatının Rus temsilcileriyle yapılan görüşmelerde gündeme gelmesi ve devletlerarası siyasette tartışma konusu yapılması önemli bir süreç başlatmıştır. Bu sıfat, önce bağımsız hale getirilecek olan Kırım için 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’nda resmen yer alacak olmakla beraber savaş sırasında Ruslar’la yapılan görüşmelerin başarısız kalmasının en önde gelen sebebini teşkil etmiştir. Vaktiyle Râgıb Paşa’ya, İstanbul’dan Rusçuk’a iki sıra halinde para keseleri dizebilecek kadar maddî yönden bir savaşa hazır olduğunu söyleyen III. Mustafa, Rus seferinin daha ilk yıllarında iç ve dış hazinedeki bütün birikimlerin tükendiğini görüp savaş masraflarını karşılamak için oğlu Selim ile kızı Şah Sultan’dan borç almak zorunda kalmıştır (Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, IV/1, s. 429).

III. Mustafa, savaşın ilk aşamasında Ruslar’ın Hotin’i muhasara etmesi esnasında kazanılan bazı başarılar üzerine (Safer 1183 / Haziran 1769) “gazi” olarak ilân edilmiştir (Vâsıf, I, 326). İleriki yıllarda savaşın kötü gidişi sebebiyle Ayasofya Camii’nde selâmlık sırasında okunan hutbede bu unvanla anılması (16 Şevval 1184 / 2 Şubat 1771), içlerinde Mevlevîler’in de bulunduğu bazı dervişler tarafından yüksek sesle protesto edilmesine yol açmıştır (Mehmed Hasîb Ruznâmesi, vr. 6b; Ahmed Resmî, Wesentliche Betrachtungen, s. 29). Cülûsunda sadrazam olarak bulduğu ve görevinde bıraktığı Koca Râgıb Paşa sayesinde saltanatının ilk döneminde bir problemle karşılaşmadan hüküm sürmüş olmakla beraber savaşın son yılında içine düşülen sıkıntılı durum sağlığını bozmuş, dengeli bir hayat sürmesine rağmen savaşın kahrı erken ölümüne sebep olmuş, geride ağır tahribata uğramış ve felâketli bir barışa mahkûm bir devlet bırakmış olarak 8 Zilkade 1187’de (21 Ocak 1774) vefat etmiştir. Lâleli Camii yanındaki türbede medfundur. Veliaht Abdülhamid’in zafiyetini ifadeyle Selim’in tahta çıkarılmasını vasiyet ettiği söylenir (Cevdet, I, 124; Sarıcaoğlu, s. 3-4).

III. Mustafa kaynaklarda meziyetli, sağlam bir değerlendirme yeteneği ve temyiz kabiliyeti olan, basiretli, faal ve hükümdarlık vecîbelerine eğitim ve yeteneği elverdiği ölçüde samimiyetle sarılan, iyi kalpli, merhametli, hayır sever ve cömert bir kişiliğe sahip olarak gösterilir. Gelenek ve âdetlere bağlı, âdil, düzenli ve tutumludur. Güzel konuşur. İyi bir hattattır. Kâtibzâde Mehmed Refî Efendi’den, özellikle ta‘lik olmak üzere Sadr-ı Rûm Ekşiaşzâde Veli Efendi’den de hat meşketmiştir. Önüne gelen raporları dikkatle okurdu. Küçük ayrıntılara kadar her şeyle ilgilenme eğilimi herhalde işlerin yoğunluğunda boğulma sakıncasını beraberinde getirmiştir. Talihe inanırdı. İlm-i nücûma aşırı derecede düşkün olup eşref saatsiz iş görmezdi (Şem‘dânîzâde, II/B, s. 35). İnsanın talihini keşfe çalışır, vezirlerini de yıldızı yüksek olduğuna inandıklarından seçerdi. 1763’te Berlin’e gönderilen Ahmed Resmî Efendi vasıtasıyla Prusya Kralı II. Friedrich’e bu anlamda başvurmuş ve kendisine, üç büyük devlete karşı verdiği savaştaki başarılarının arkasında olduğuna inandığı müneccimlerinden göndermesini istemiştir. Prusya kralının, başarılarının kaynağı olarak tarih bilgisiyle donanmış bulunma, eğitilmiş ordu ve dolu bir hazineye sahip olmayı göstermesi, dolayısıyla iyi talihin arkasında sadece ilâhî takdirin değil aynı zamanda insan becerisinin yatmakta olduğunun iması herhalde kendisini memnun etmemiştir (Ahmed Resmî, Wesentliche Betrachtungen, s. 15-16). Tarihten ders alacak kadar istifade etmediği de açıktır. Kudüs Prensesi Johanna ile evlenen (9 Kasım 1225) Hohenstufen hânedanından İmparator II. Friedrich’in bir erkek çocuğu olması için zifafı astrolojik kehanetlerin işaret ettiği üzere düğünün ertesi gününe ertelemesi gibi oğlu Selim’in cihangir olması için “kıran vakti”nde ana rahmine düşmesini tertipleyecek kadar bu ilmin müptelâsıdır. Devrin tarihçisi Şem‘dânîzâde’nin ifadesiyle “fenn-i nücûmun nühûseti üzerine çökmüştür” (Müri’t-tevârîh, II/B, s. 116). Şehzadeliği döneminde zehirlenerek öldürülme korkusuyla vücudunun direnişini arttırmak için küçük dozlarda zehir aldığı söylenir. Bu yüzden karakuru, sarı renk suratlı bir görünümü olduğu kaydedilir.

Saltanatı boyunca sekiz sadrazam ve dokuz şeyhülislâm değiştiren III. Mustafa’nın bilinen eşlerinin sayısı altıdır. Bunlardan sadrazamın evinde kalan ve 10 Ramazan 1218’de (24 Aralık 1803) ölen Rifat Kadın ile önceleri saray dışında buluşmaktaydı. Daha sonra dördüncü kadın olarak hareme almıştır (mezar taşı için bk. Laqueur, s. 58-59). I. Mahmud ve III. Osman’ın çocukları olmadığından doğumlar sevinçle karşılanmıştır. Toplam sekiz kız ve iki erkek oğlu (III. Selim, Mehmed) olmuştur. 15 Receb 1172’de (14 Mart 1759) doğan ilk çocuğu Hibetullah ve 27 Cemâziyelevvel 1175’te (24 Aralık 1761) doğan Selim için hânedanda kırk yıldan beri sultan ve şehzade doğmamış olduğundan günlerce süren şenlikler yapılmıştır.

Huzur derslerine büyük önem vermiş ve bu dersleri âdet haline getirterek devletin sonuna kadar yaşamasına yol açmıştır. Sabah namazlarını tebdilen Ayasofya’da kılması alışkanlıkları arasındadır. Tebdil dolaşmayı hükümdarlığın görevlerinden sayardı (Şem‘dânîzâde, II/A, s. 35). Rus savaşının baştan itibaren kötü gidişi karşısında askerin ayaklanarak IV. Mehmed’i tahttan indirmesi (1687) gibi bir hadiseyle karşı karşıya gelebileceğinin tedirginliği içinde harp esnasında tebdilen halk arasında dolaşması, özellikle kamuoyunun düşüncesini ve hissiyatını tesbit etmek üzere daha da bir yoğunluk kazanmıştır (Mustafa Nuri Paşa, IV, 123-124). Geniş imar faaliyetlerinde bulunmakla beraber bu biraz da zorunluluktan kaynaklanmıştır. 12 Zilhicce 1179’da (22 Mayıs 1766) meydana gelen, artçı sarsıntıları ağustos ayına kadar devam eden ve büyük bir yıkıma sebep olarak 22.000 keselik muazzam bir masraf açan deprem felâketi karşısında bütün imkânlarını seferber eder. Bu depremde başta Fâtih Camii olmak üzere birçok bina yıkılmıştır. 1245 kese gibi bir masrafla yeniden yaptırdığı Fâtih Camii yanında Eyüp Sultan Camii, Dâvud Paşa Kasrı, Kapalı Çarşı, surlar, Baruthâne-i Âmire, Saraçhane, yeniçeri odaları, Tophane, Kızkulesi gibi yıkılan veya hasar gören yerlerin inşa ve tamirinde, dolayısıyla şehrin yeniden imarında büyük bir rol oynadığı muhakkaktır. III. Mustafa ayrıca şehrin iâşesi için 100.000’er kilelik üç ambar yaptırmış, Kâğıthane’de Lağımcılar için yer tahsis etmiş, halkın muhalefeti sebebiyle sonuçsuz kalmış olmakla beraber Sakarya nehrini Sapanca gölüne, Sapanca gölünü İznik körfezine bağlamak üzere kanal projesi üzerinde çalışmış, Süveyş berzahının açılması niyetini taşımıştır. Tamir ettirdiği camiler yanında yenilerini de yaptırmıştır; ancak bunların özellikle büyük olanları kendi adıyla anılmaz: Lâleli Külliyesi (1760-1764), ölen annesi ve büyük kardeşi Süleyman’ın ruhları için bina ettirmiş olduğu (Şem‘dânîzâde, II/A, s. 39), Mihrişah diye anılan Üsküdar’daki Ayazma Camii (1758-1761), Kadıköy’de (1761, kendi adıyla anılır) ve Paşabahçe’deki birer küçük cami (1763) bunlardandır. Zeyneb Sultan Camii’ni de tamamlatmıştır (1769). Tophane yangınında yanan Kādirî Tekkesi ve Galata Mevlevîhânesi’ni yeniden inşa ettirmiştir (1765). Ayrıca depremden hasar gören Atîk Bend’i onartmış ve yeni bir bend inşasıyla (Bend-i Cedîd) şehre gelen suyun miktarını arttırmıştır (1766).

OSMANLI - RUS SAVAŞI


Rusya 1739 yılında imzalanan Belgrat Antlaşması'ndan sonra, Osmanlı Devleti'ne savaş açmamış, ama Balkanlarda ve diğer bölgelerde Türk düşmanlığı yapmaya devam etmişti. Rusya ve Osmanlı Devleti arasındaki barış dönemi 1768'de başlayan Lehistan sorunu ile yeniden bozuldu. Osmanlı Devleti on altıncı yüzyılın ikinci yarısından beri Lehistan krallığına seçilecek kişilerin Avusturya ve Rusya yanlısı olmamasına özen göstermiş bu konuda da başarılı olmuştu. Ancak bu dönemde Osmanlı Devleti Rusya'nın Lehistan işlerine müdahalesini engelleyecek güce sahip değildi.

Rusya'nın Stanislas Pontovoski'yi zorla kral seçtirip, Lehistan'a asker sevk ederek halkı sindirmeye çalışması üzerine Lehistan'da ayaklanan halk Osmanlı Devleti'nden Bar Konfederasyonu aracılığı ile yardım istedi. Tüm bu gelişmeler üzerine zaten Rusya'ya savaş açma taraftarı olan Sultan Üçüncü Mustafa harekete geçti. 8 Ekim 1768 tarihinde Rusya'ya savaş açıldı.

Ruslar beş koldan saldırıya geçtiler. Kafkasya, Gürcistan, Ukrayna ve Baserabya'yı istilaya başladılar. Otuz bin kişilik bir Rus ordusu Kartal Ovasında 180.000 kişilik Osmanlı ordusunu bozguna uğrattı. Savaş tüm şiddetiyle devam ederken Rus Çariçesi İkinci Katerina boş durmuyor, Osmanlı Devletini içten karıştırmaya çalışıyordu. Ayrıca İngilizlerin nezaretinde bir donanma hazırlatıp Cebeli Tarık Boğazı'ndan Akdeniz'e göndermişti. Çariçe İkinci Katerina'nın bu faaliyetleri kısa süre de sonuç verdi. Rumlar Mora'da bir isyan başlattı. Hüsamettin Paşa'nın donanmayla birlikte Akdeniz'de ilerlemesi üzerine Ruslar isyancıları yalnız bırakarak adadan ayrıldılar. İsyan, Osmanlı donanmasının adaya yaklaşmasıyla son buldu.

Rus donanması 1770 yılında Ege'de Çeşme limanında bulunan Osmanlı donanmasını yaktı. Çeşme felaketinden sonra Ruslar Çanakkale Boğazı'na kadar ilerlediler. Kaptan-ı Deryalığa getirilen Cezayirli Hasan Paşa, Rus donanmasını Ege Denizi'nin dışına attı. Rus saldırıları karadan devam etti. Ruslar Kırım'da önemli başarılar elde ettiler.

Rusların bu başarılarından dolayı diğer Avrupalı devletler siyasetlerini değiştirmeye başladılar. Kırım bozgunundan sonra Ruslar, Rusçuk ve Silistre'yi kuşattılar. Başarısızlıkla sürüp giden Osmanlı-Rus savaşının bütün acı ve huzursuzluğunu yaşayan Sultan Üçüncü Mustafa bu savaşın Osmanlı Devleti açısından önemini biliyordu.

Bütün olumsuzluklara rağmen 1773 yazında bizzat ordunun başında sefere çıkmak istedi. Fakat cephelerden gelen son acı yenilgi haberleri kendisini büyük üzüntü ve ümitsizliğe düşürdü ve 21 Ocak 1774 Cuma günü öğle ezanı okunurken vefat etti.

İmar Çalışmaları


Sultan Üçüncü Mustafa'nın imar alanında da çalışmaları vardı. 1766 yılındaki depremde yıkılan Fatih ve Eyüb Sultan Camilerini ve bütün İstanbul'u adeta yeniden imar ettirdi. Kara ve Deniz Mühendishaneleri onun zamanında kuruldu. Laleli Camii ve Külliyesi'ni 4 yılda inşa ettirdi. Döneminde yapılan diğer eserler şunlardır; Üsküdar Ayazma Camii, Sipahiler Hanı, Kahire Emir Mehmed Bey Camii, Rosos Sultan Üçüncü Mustafa Camii.

Kişiliği ve Edebi Hayatı


Sultan Üçüncü Mustafa, son derece dindar, tutumlu, müşfik, çalışkan ve cömert bir insandı. İki dakika süren ve İstanbul’un hemen hemen yarıdan fazlasını yıkan büyük depremde evlerini, yakınlarını kaybeden halka kendi kesesinden yardım etti. Adaletle hükmeder, haksızlıklara asla göz yummazdı. Yalandan, riyadan ve rüşvetten nefret ederdi. Asla gurura kapılmaz, büyüklük taslamaz, yapamayacağı işleri vaad etmezdi.

Sultan Üçüncü Mustafa, yenileşmenin gerektiği fikrindeydi ve ıslahat yapmak istiyordu. Prusya Kralı İkinci Frederik’in ıslahat hareketlerini duymuş, Ahmed Resmî Efendi’yi ona göndermişti. Prusya Kralı İkinci Frederik, Sultan Üçüncü Mustafa’ya Ahmed Resmî Efendi aracılığı ile başarısının üç altın anahtarı dediği öğütlerini gönderdi.

– Bol bol tarih okuyun, eski tecrübelerden faydalanın.
– Güçlü bir orduya sahip olmaya çalışın ve barış zamanında askerlerinizi sürekli eğitime tâbi tutun.
– Hazineniz daima parayla dolu bulunsun, ekonomiye önem verin.

Sultan Üçüncü Mustafa, bu öğütleri dinledikten sonra acı acı güldü. Sonra da “Biz de bunları yapmak niyetindeyiz, lâkin yolu nedir?” diye mırıldandı. Memleketine en büyük felâketin Rusya’dan geleceğini düşünüyordu. Müdafaa için geceli gündüzlü çalışarak her türlü hazırlığı yaptı. Savaşlarda kullanılmak üzere hazineyi altınla doldurdu.

Süveyş Kanalını bile açtırmayı düşünüyordu. Fakat iş başına getireceği yetenekli devlet adamlarının olmaması onu üzüyordu. Rus Savaşı sırasında üzüntüsünden hastalandı ve kalp yetmezliğinden dolayı 21 Ocak 1774 günü vefat etti.

Sultan Üçüncü Mustafa, orduda bir yenileşme gerektiği fikriyle hareket ediyordu. Askerlere eğitim kuralları getirdi. İtirazlara aldırmadan tüfeklere süngü taktırdı. Yeni bir tophane kurdurup güçlü toplar döktürdü. Bahriye, istihkâm ve topçu okulları açtı. Yaşlı subaylara bile eğitim mecburiyeti getirdi. Ordudaki ıslahat konusunda Baron de Tott adlı Macar uyruklu Fransız’dan çok yararlandı. Baron de Tott, Osmanlı topçu sınıfını yeniden ele alıp modernize etti ve askere Avrupa usûlü eğitim yaptırdı.

Sultan Üçüncü Mustafa şair bir padişahtı. Cihangir mahlasıyla yazdığı şiirleri çok meşhurdur. Şiirlere “el-fakir Mustafa Han-ı Sâlis” şeklinde imza atardı. Şiirlerinden birisinde şöyle der:

Yıkılupdur bu cihan sanmaki bizde düzele Devlet-i çerh-i denî verdi kamu müptezele Şimdi ebvâb-ı saadetle gezen hep hezele İşimiz kaldı heman merhamet-i Lem Yezel’e.

Ailesi


Eşleri


  1. Mihrişah Valide Sultan
  2. Adilşah Kadın
  3. Rif'at Kadın
  4. Aynülhayat Kadın
  5. Fehime Hanım

Erkek Çocukları


  1. Şehzade Selim
  2. Şehzade Mehmed

Kız Çocukları


  1. Hatice Sultan
  2. Şah Sultan
  3. Fatma Sultan
  4. Beyhan Sultan
  5. Fatma Sultan
  6. Hibetullah Sultan
 
Son düzenleme:
Tüm sayfalar yüklendi.
Üst