Osmanlı Ermenileri ve Türkiye Ermenileri

Ugur

Administrator
Bir Osmanlı Ermenisi (1779
Osmanlı Devleti kuruluş döneminde Ermeniler, genellikle Çukurova, Doğu Anadolu ile Kafkasya bölgelerinde bulunan beylikler altında yaşamaktadırlar. Bursa'nın başkent olduğu dönemde Ermeni ruhani reisliği başkente alınmıştır. İstanbul'un fethinden sonra da İstanbul'a taşınmış ve daha sonra da İstanbul Ermeni Patrikhanesi kurdurulmuştur. Refah ve huzur içinde yaşayan Ermeniler Anadolu'dan gelen göçlerle İstanbul'da büyük bir cemaat oluşturmuştur.

Osmanlı Devleti, Gülhane Hatt-ı Hümayunu ile yapmayı vaadettiği ıslahatları ilân etmiş, ancak gayrimüslimler verilen yeni haklardan memnun kalmamışlardır. Tanzimat ile gayrimüslimlere askerlik mükellefiyeti getirilmiş, devlet memuriyetleriyle idari ve askeri okullara girmelerine izin verilmiştir.

Osmanlı yönetimindeki diğer gayrimüslim azınlıklar gibi Ermeniler de askere gitmedikleri gibi, gerek bürokraside gerekse ticari hayatta kilit noktaları ele geçirmek suretiyle, toplum içinde ön plana çıkmışlardır.

10. yüzyılda, Abbâsî ordusunda yer alan Türk kumandan ve ailelerin Ermenilerle ilişkileri olsa da; Ermeniler ile Türkler arasındaki ilk büyük çaplı ilişliler 11. yüzyılda, 1015-1020 yılları arasında Büyük Selçuklu Devleti Sultanı Alp Arslan'ın babası Çağrı Bey'in Doğu Anadolu'ya düzenlediği bir keşif sırasında başladı. Bu yıllarda Ermeniler, Doğu Roma İmparatorluğu himayesinde yaşamaktaydı. 1071'deki Malazgirt Meydan Muharebesi'nde Selçukluların galip gelmesi ve kısa sürede Anadolu'ya yerleşmesinin ardından Doğu Roma himayesinde yaşayan Ermeniler Klikya bölgesine yerleşerek, burada Doğu Roma'ya bağlı bir prenslik kurdu. Bu prenslik, 1375 yılında Memlûk Sultanlığı tarafından yıkıldı. Bölgenin 15 ve 16. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu tarafından ele geçirilmesiyle, buradaki Ermeniler Osmanlı egemenliğine girdi.

İmparatorluğun kuruluş ve yükseliş dönemi

Osmanlı İmparatorluğu'nun kurucusu Osman Gazi'nin 1324 yılında Bursa'yı başkent yapmasının ardından Kütahya'daki Ermenilerin çoğunluğu ve Ermeni ruhani merkezleri Bursa'ya nakledildi. 1461'de II. Mehmed, Bursa'da bulunan Ermeni psikopos Ovakim ve Anadolu'daki bazı Ermenileri, devletin yeni başkenti İstanbul'a getirdi. Samatya'da bulunan Sulumanastır isimli kiliseyi Ermenilere veren II. Mehmed, yayınladığı bir fermanla İstanbul Ermeni Patrikhanesini kurdurttu ve Ovakim'i patrik olarak tayin etti.

İstanbul'daki Ermeni kadınlar ve çocuklar (1912)


I. Selim'in 1514-1516'da Güney Kafkasya ve Doğu Anadolu'yu fethetmesiyle buradaki Ermeniler de aynı cemaat bünyesine alınarak İstanbul Patrikliğine bağlandı.

Tanzimat sonrası

  • Tanzimat ile gayrimüslimlere askerlik mükellefiyeti getirilmiş, devlet memuriyetleriyle idari ve askeri okullara girmelerine izin verilmiştir.
  • 1863: Buna dayanarak Ermeniler, 1863'de yürürlüğe giren 99 maddeden oluşan Ermeni Milleti Nizamnamesi'ni bir fermanla Babıâli'ye onaylatmışlardır.

I. Dünya Savaşı öncesi dönem

1914 Osmanlı nüfus sayımı sonuçlarına göre, imparatorluk sınırları içerisindeki Ermenilerin toplam nüfusu 1.229.007'ydi.

Osmanlı yönetimi altında Ermeniler

Ermenistan, on altıncı ve on yedinci yüzyıllarda büyük ölçüde Osmanlı yönetimi altındaydı. Ermeni milleti olarak adlandırılan Ermenilere, Kostantiniyye Ermeni Patrikhanesi'nin ruhani lideri önderlik ediyordu. Büyük cemaatlerin batı illerinde, özellikle başkent Kostantiniyye'de de yaşamasına rağmen nüfus, Türkiye Ermenistanı ya da Batı Ermenistan olarak da anılan Osmanlı İmparatorluğu'nun doğu illerinde yoğunlaşmıştı. Halk; ezici çoğunluğun bağlı olduğu Ermeni Apostolik mezhebinin yanı sıra Ermeni Katolik ve Ermeni Protestan mezheplerine de bağlıydı. Millet sistemi sayesinde, Osmanlı hükûmeti tarafından yapılan küçük kapsamlı müdahaleler sayılmazsa Ermeni toplumuna kendilerini kendi sistemleri altında yönetme hakkı verilmişti. Düzyanları (darphane yöneticileri), Balyanları (saray mimarları) ve Dadyanları (barut kontrolörleri ve sanayi fabrikası yöneticileri) kapsayan Kostantiniyye merkezli zengin sosyete Amira sınıfı dışındaki Ermeni nüfusun yaklaşık %70'i taşrada tehlikeli koşullar altında fakir bir şekilde yaşamaktaydı. Ermeni nüfusla ilgili var olan verilerde, Ermeni Patrikhanesi'ne ait rakamlar ile Osmanlı resmî rakamları birbirini tutmamaktadır. Patrikhaneye göre 1878 yılında 400.000'i Kostantiniyye ile Balkanlarda, 600.000'i Anadolu ile Kilikya'da, 670.000'i Küçük Ermenistan ile Kayseri civarında ve 1,300.000'i Batı Ermenistan'da olmak üzere üç milyon Ermeni yaşamaktaydı. Doğu illerinde Ermeniler, Türk ve Kürt komşuları tarafından zaman zaman ağır vergi uygulamalarına, haydutluğa ve adam kaçırmalara maruz kalmalarının yanı sıra İslam'a geçmeye zorlanmaktaydı ve bunlar yapılmadığı takdirde merkezî ya da yerel makamların müdahalesi olmaksızın sömürülmekteydi. Müslüman ülkelerde uygulanan zimmî sistemine uygun olarak Osmanlı İmparatorluğu'nda da Hristiyan ve ayrıca Yahudilere tanınan belirli özgürlükler vardı. İmparatorluğun zimmî sistemi büyük ölçüde Ömer Paktı örnek alınarak oluşturulmuştu. Gayrimüslimlere yaşama ve ibadet özgürlüğü hakları tahsis edilmişti ancak özünde ikinci sınıf vatandaş konumundaydılar ve Türkçede kâfir ya da imansız anlamlarına gelen gâvur sözcüğüyle küçük düşürücü bir şekilde adlandırılıyorlardı. Ömer Paktı kapsamında gayrimüslimlerin yeni ibadet alanları inşa etmesi yasaklansa da bu yasağa Osmanlı İmparatorluğu'nun her bölgesinde uyulmadı. Bazı yerlere tapınak inşa edilmesinin önüne geçilse de bazı bölgelerde yeni ibadet yapılarının ortaya çıkışı görmezden gelindi. Dini azınlık mahallelerinin oluşumu ile ilgili herhangi bir yasa bulunmamasına rağmen ibadet yeri oluşturma engeli yüzünden gayrimüslim halk var olan tapınaklara yakın yerlerde toplanıp yaşamaya başladı.

Diğer yasal kısıtlamalara ek olarak Hristiyanlar, Müslümanlarla eşit görülmüyordu ve onlara karşı çeşitli yasaklamalar vardı. Gayrimüslimlerin Müslümanlara karşı herhangi bir suçta tanıklığı mahkemeler tarafından kabul edilmiyordu ve bu durum, onların tanıklığının yalnızca ticari durumlarda göz önüne alınabilir olduğu anlamına geliyordu. Ayrıca gayrimüslimlerin silah taşıması ve atlara ya da develere binmesi de yasaktı. Gayrimüslim evleri de Müslümanların gözünden kaçmadı ve inançlarına ait uygulamalar birçok şekilde sınırlandırıldı. Örneğin imparatorlukta kilise çanlarının çalması kesinlikle yasaktı.

Türkiye Ermenileri

Türkiye Ermenileri, nüfusu 40.000 ile 76.000 arasında değişen (Hemşinliler dahil edilmemiştir) ve çoğunluğu İstanbul'da yaşayan topluluktur. Türkiye Ermenileri, diğer gayrimüslim cemaatlerde de olduğu gibi yurtdışına göçler, düşük doğum oranları ve daha yüksek ölüm oranlarından dolayı azalmaktadır.

1900'lerin başlarında geleneksel kıyafetleriyle Türkiye'de yaşayan bir Ermeni, Artvin


Büyük çoğunluğu bağımsız bir Hristiyan mezhebi olan Ermeni Apostolik Kilisesi mensubu, çok küçük bir bölümü ise Roma Katolik Kilisesi mensubudur. Tüm Türkiye Ermenileri 60 binin biraz üzerinden gösteren Uluslararası Azınlık Hakları Organizasyonu, bu nüfusun 60 binini Apostolik, 2 binini ise Katolik olarak belirtir ve az sayıda Protestan Ermeninin varlığını da bildirir. Ermeni Apostolik Kilisesi mensubu olanlar İstanbul Ermeni Patrikhanesi'ne bağlıdırlar. Lozan Antlaşması'na göre azınlık statüsünde sayılıp okul açabilirler, gazete ve dergi çıkarabilirler.

Nüfus

Türkiye Ermenileri kabaca 3'e ayrılır. Bunlar;
  • Resmi Ermeniler: Kiliseler bağlı olan Ermenilerdir. Alt kimliğini açıkca belli eden kişilerdir.
  • İslamlaşmış Ermeniler 17. ve 18. yüzyıllarda Müslümanlaşan bu Ermenilere Hemşinliler örnek verilebilir.
  • Gizli Ermeniler: Ermeni İsyanları ve Ermeni Kırımı sonrası Müslümanlaşan ve Kürt-Alevi kimliğini ortaya çıkaran Ermenilerdir, Ermenilik bilincini koruyan ya da korumayan, genelde Anadolu'da yaşayan bireylerdir. Örneğin, Dersim Ermenileri. Günümüzde Dersim Ermenileri dernek kurarak kimliğini açıkça yaşamaya başlamıştır.

Türk vatandaşı olmayan ve nüfus olarak genel Ermeni nüfusu içinde yer almayan; ama Türkiye'de yaşayan Ermeni kökenli kaçak işçiler de ayrı bir grup olarak ele alınabilir. Nüfusları siyasi liderlerce farklı ve 100.000 gibi büyük sayılarla belirtilse de yapılan araştırmalar bu nüfusun 10-13 bin civarında olduğudur. Göçmenler Ermenistan'ı çok etkilen 7,2 şiddetindeki Spitak Depreminden sonra ve Sovyet dönemi sonrası hâlâ süren ekonomik istikrarsızlık yüzünden Türkiye'ye gelmiştir. Gelenlerin çoğu kadındır ve ev işlerinde çalışmaktadırlar.

Dağılım

Türkiye'nin 60 bin üzerindeki Ermeni nüfusunun yaklaşık 50 bini İstanbul'da yaşamaktadır. Bu topluluğun 30 bini ise sadece tek bir ilçede, Bakırköy'de yaşamaktadır. Bir diğer önemli yerleşim yeri ise Hatay'a bağlı Vakıflı köyüdür. Nüfusunun tamamı Ermeni olan Vakıflı köyü, bu anlamda Türkiye'deki tek yerleşim yeridir.

Türkiye'de yaşayan Gizli Ermeniler (Kripto-Ermeniler)


Diaspora

Cumhuriyet sonrasında çeşitli nedenlerle Türkiye'yi terk eden Ermeniler, farklı ülkelere göç etmişlerdir. Örneğin, Ermenistan milli takımında da forma giymiş olan Türkiye doğumlu Hollandalı futbolcu Aras Özbiliz bu gruba örnektir.

Türkiye'de Ermenice

Türkiye'de Ermenice (Batı Ermenice lehçesi) bugünkü Ermeni toplumunda sadece küçük bir azınlık tarafından konuşulmaktadır. Ermeni toplumunun yüzde 82'si anadili olarak Türkçe konuşurken, Ermeni toplumunun sadece yüzde 18'i anadili olarak Ermenice konuşuyor. Bu oran gençler arasında daha da düşüktür, ve yüzde 92'si anadili olarak Türkçe konuşurken, sadece yüzde 8'i anadili olarak Ermenice konuşmaktadır. anadili olarak Türkçe Ermenice'nin yerini alıyor ve bu yüzden Türkiye'de Ermenice yok olma sürecine girmiştir. UNESCO, Türkiye'de Ermeni dilini Dünya yıllık "Atlas of the World's Languages in Danger" (Tehlikede olan Dünya Dilleri Atlası)na eklemiştir ve burada Türkiye'de Batı Ermeni lehçesini "definitely endangered language" (kesinlikle tehlikede bir dil) olarak tanımlanıyor.

Kaynak:
Osmanlı Ermenileri - Vikipedi
Türkiye Ermenileri - Vikipedi
 
  • Beğen
Tepkiler: MURATS44
Üst