Girit İsyanı

Girit İsyanı“İlk olarak 1821´de Osmanlı yönetimine başkaldırdılar”

2 Nisan 1830´da Osmanlı Devleti tarafından bağımsızlığı kabul edilen Yunanistan, bununla yetinmiyordu ve yetinmek niyetinde de değildi. İstanbul´un merkezinde bir Rum İmparatorluğu kurma hayali Yunan devlet adamlarının her zaman ilk isteği olmuştur. Casuslar nerede Rumlar yaşıyorsa orada faaliyet gösteriyor, Osmanlı Devleti topraklarında yaşayan Rumları ayaklandırmak için ne mümkünse yapıyorlardı.

“Girit´e kancayı takmışlardı”

O sıralarda Girit´te yaşayanların yarısına yakın kişilerin Müslüman olduğu tarih sayfalarında yazılıdır. Bu durumdan faydalanarak isyan başlatmak isteyen Yunanistan, casuslarını Girit´e yığmıştı. Yunan´ları, Rusya ve Fransa gibi büyük devletler de destekliyordu. Dünya çapında güçlü bir propaganda ağını kurmuşlardı. Güya; Müslümanlar Rumları eziyor, Hristiyanlara zulüm yapıyorlardı. Tabi ki bütün bunların aslı astarı yoktu. Ama günümüzde olduğu gibi dünyaya asla derdimizi anlatamıyorduk. Gerçekler göz ardı ediliyor, açıkçası biz ne desek sallamıyorlardı.

“İsyancıların başına Hacı Mihal isimli serseri geçmişti.”

Nihayet Girit isyanı patlak verdi. İsyancıların başına da “Hacı Mihal” isimli serseri geçmişti. Yunan hükümeti anlaşmaları açıkça çiğneyemediği için Girit isyancılarına gizlice silah, erzak ve asker yardımı yapıyordu. Tıpkı günümüzde yabancı devletlerin ülkemizin aleyhine terör örgütlerine yardım ettikleri gibi! Miralay Koreneos isimli bir subay da bu iş için görevlendirilmişti. Yunan ticaret gemileri, savaş gemilerinin koruması altında Girit´e durmadan silah, malzeme ve asker taşıyordu. Bütün bunlar dünyanın gözü önünde oluyordu ve kimse kılını kıpırdatmıyordu.

“Çocukların üzerinde nişan talimi yapıyorlardı!”

Rumlar Girit´te yaşayan Müslümanları kan ve ateşte boğuyorlardı. Türk köylerini yağmalıyor, masum insanları diri diri yakıyorlardı. Müslümanlar kalelere sığınmışlar, ellerinden hiçbir şey gelmiyordu. İstanbul´da ise bir matem vardı. Padişah çok üzgündü. Eski sadrazamlarından Giritli Mustafa Naili Paşa´yı huzuruna çağırdı. “Paşa” dedi. “Girit işi yüreğimizi yakar. Sen Giritlisin, hem de 30 sene valilik yaptığın yerdir, hem de bağlı bulunduğun devletin malıdır. Girit´i kurtarmak üzere seni göndermeyi düşünürüz. Ayaklanıp Girit´i Yunanistan´a ilhak kararı alan âsilerin hakkından gel.”

“Ferman efendimizindir” deyip Girit´e gitti. (8 Eylül 1866)”

Olağanüstü yetkilerle altı buçuk ay Girit´te kalan Mustafa Naili Paşa, bu süre içinde ne isyanı bastırabildi, ne de âsilerle görüşmelerinden bir sonuç alabildi. Bunun üzerine en sonunda üye çoğunluğunu Rumların teşkil ettiği bir meclisin kurulmasıyla ayaklanma bastırıldı. Daha sonra adanın Rum halkı çeşitli haklar istemeye başladı. 1877-1878´de yapılan antlaşmalarla ada valisinin Rum, yardımcısının Türk olması, 80 üyelik meclise 50 Rum üyenin seçilmesi, resmi işlem ve yazışmaların hepsinde Rumcanın kullanılması kabul edildi.

“Verdik, verdik, verdik; günü gelir almasını da biliriz…”

Târihler 1866 ilâ 1869 yılları arasında Akdeniz‘de mühim bir ihtilâlden bahseder.


Girit‘e 1341‘de ayak bastık. Girit‘in tümüyle fethi ise 1645 yılına rastlar. Kıbrıs‘ta olup bitenleri anlamak için Girit‘te olanları bilmemiz lazım. İlk Girit isyanı Rusların tahrikiyle 1770‘de patlak verir. 1820 Mora İsyanı‘yla (ki Patrik‘in karıştığı ve asıldığı ve hâlâ Kin kapısı olarak duran olayın olduğu tarih) birlikte Rumlar Girit‘i de ayaklandırır. Bu isyanlarla Yunanistan devleti kurulur ve kurdurulur. İsyanların arkasında, İngiltere, Fransa ve Rusya (şimdiki ABD-AB-İsrail gibi) vardı.

Târihler 1866 ilâ 1869 yılları arasında Akdeniz‘de mühim bir ihtilâlden bahseder. Bu olay Girit İsyanıdır. Osmanlı İslâm devletinin Donanmayı şahanesinin de bir mânada o devre ait icraatıdır dersek hâta etmiş olmayız.

Süleyman Paşa‘nın, Osmanlı İslâm devleti nâmına Mevlid müellifi Süleyman Çelebi Hz. lerinin: "Velâyet gösterip halka suya seccade salmışsın/Dest-i takva ile Rumelin almışsın" dediği târihlerdeki 1354‘ün akabinde başlayan Rumeli toprak fetihleri, bu günkü Yunanistan‘ı teşkil eden Rumların ve arazilerinin bu fetihler silsilesi içinde Osmanlı devletince dâr‘ül islâm yapılmasıdır.

Bu topraklar ve Rum ahali, Müslümanlığın adalet tevziinden müstefit olup, birinci sınıf vatandaşın da fevkinde hür ve müreffeh bir hayat sürmüş olduğu insaf sahibi Rumlar tarafından da itiraf olunmaktadır. 1789 Fransa ihtilali ile etnik ayrımcılığın ve din düşmanlığının temelleri atıldı. Nihayetinde kopan ihtilâl bütün taçlı yönetimlere te‘sir etti. Nitekim Avrupa‘daki bütün hanedanlar bir sarsıntıya maruz kaldılar. Bu durumdan Osmanlı devleti bir endişe duymadı. O sırada da Osmanlı tahtında 3. Selim gibi Avrupayı çok iyi tâkip eden bir padişah vardı. İşte Yunanistan bütün küçük prenslikler gibi Osmanlı ülkesinde yaşarlarken, Rusya‘nın üzerine aldığı Ortodoks mezheplileri koruma plânı içinde bu prensliklerin de bağımsızlık istemelerini teşvik ettiği gibi yardımlarını da esirgemeyeceğini dile getirmeye başladığı görüldü. Yunanistan‘da yaşayan aydınlar bağımsızlık şarkılarını terennüme başladılar. Nitekim 1822‘de Yunan İstiklâlinin ilânı gerçekleştirildi.

Yunanistan Krallığına seçilen Bavyera Kralının oğlu Oton, bu makamı Yunanistan‘ın genişletilmesinin şartını benimseyerek 7 Mayıs 1832‘de üzerine almıştı. Ertesi sene Yunanistan‘ın Kuzeyindeki sınırı Golos-Narda hattına çıkarılıp, Asporatların bir kısmı da ilhak edilmek suretiyle Yunanistan‘ın biraz daha büyütülmesi sağlanmıştı. Oton selefi gibi Nabistlere dayanmaktaydı. Memleketin vaziyeti ise hâmi devletlerden her hangi biriyle iyi geçinip diğerlerini gücendirmeye müsait değildi. Osmanlı idâresinde kalan yerlerin Yunanistan‘a ilhakından söz ediliyor yalnız, yedi Yunan adası hiç bahse konu edilmiyordu. 1841‘de Girit‘in asayişi bozuldu. Girit Rumları hedef olarak Yunanistan‘a iltihak etmeyi göze almış ve bunu temin için de isyân etmişti.

Mahalli hükümetin idâresizliğine karşı, tabii bir muhalefet şeklinde kabul edildi. 1848 ve 1849‘da Yedi Yunan adası da ihtilâl içinde kaldı. Bu da Yunanistana katılmayı temin propagandasının görülen bir tezahürüydü. Aleksandr Mavro Kordato 1848‘de yâni yedi ada isyanının başladığı sıralarda bir siyasi program çıkarıp Yunanistan‘a ilhakı lâzım gelen kaynakların listesini yaptı. Lord Palmerston politikasının mürevvici geçinen bu diplomat Teselya, Epir ve Makedonya ve de Girit Adasını saymakta, o da öbür 7 ada‘yı sözkonusu etmemekte idi. İngiltere‘ye istinat eden bir partinin programına girmek, Girit ihtilâl komitesine sadece kuvvet vermeyip cesaret aşılayacak ve taşkınlığa sevk edecekti. Bu konuda ayrıca Rusya‘dan da kuvvet ve tâlimat alıyordu Mavro Kordato.

Kırım Harbi esnasında Kral Oton müşkül mevkide kaldı. Çünkü Yunan himayecisi İngiltere ile Fransa Osmanlı devletinin müttefiği olmuş ve de Çarlık Rusya‘sına karşı harp etmekteydiler. Yunanistan, İngiltere ile Rusya arasında kalmıştı. Hangisini tercih etmeliydi? Bu hususta Rusya Kral Oton‘u kendi tarafına celp etmeye muvaffak oldu. Bunun karşılığında İngiliz ve Fransız filolarından Pire limanına asker çıkarıldı ve Atina işgal edildi. Bu tazyik iki buçuk yıldan ziyade devam etti. Kral Oton bütün bunlara rağmen Rus fırkasının çok güçlü olmasından dolayı Çarlığa sadık, bununla beraber İngiltere ve Fransa‘ya da muhalif kalmaya devam etti. Rusya; muvaffak olsaydı, Yunanistan çok şey kazanacaktı. Halbuki harbin neticesinde Nabistler umduklarını bulamadı. 1861‘de İtalyan harbinde büyük şöhret kazanmış olan Garibaldi ile müzakerelere girişti. Bu müzakerelerin esasını Garibaldi kumandasında bir İtalyan gönüllü Alayının Yunanistan‘a girmesi teşkil etti.

Danimarka kralının oğlu Corc, Yunanistan krallığına 9/3/1861‘de seçilmiş oldu. Yeni Kral 1. Corc, Yunanistan‘a yedi ada‘yı hediye getiriyordu. İngiliz diplomasinin, Nabistler fırkasını yere sermiş olduğunu görüyoruz ve İngiliz taraftarı partiyi işin başına geçirmişti. Yunanlıların hesaplarına göre ilhak sırası Girit Adasına gelmiş oluyordu. İhtilâl komitesi Girit adasındaki Rum çoğunluğu tahrik etmek suretiyle çıkardığı olaylar neticesinde emellerine nâil olacağı kanaatini taşıyordu. Bunu sağlamak için her yerde cemiyetler ve dernekler teşkil edilerek, gönüllüler kaydedilmeye, yardım toplanmaya başlanıldı.

1. Corc‘ un, Rus Çarlık hanedanına mensup Grandüşes Olga ile izdivacı dedikoduları Rus‘ların Girit Adasını, Olga‘nın çeyizi olarak Yunanistan‘a vereceğine dâir havadis ortalığı kapladı. Rusya Avusturya savaşları sonunda Avrupa‘da ortaya çıkan vaziyet, Fransa ve Avusturya‘yı, Rusya‘ya rahatsızlık vermeye mecbur ettiği gibi İngilizler de doğu tarafındaki üs‘lerine tarafsız bir görüşle baktığından Rusya‘nın hedefi Yunanistan meselesine hâkim oldu. Memleketteki fikir cereyanlarını temizlemekle beraber Romanya konsolosu Gergedenof vasıtasıyla Girit‘teki isyan eğilimlerine kuvvet vermeye başladı. İsyandan evvel Türk filosu Girit isyanının husule geldiği 1866 senesinin hemen başında Türk filosunda şu gemiler bulunmaktaydı. 1840 yapımı Peyki Zâfer, 1855 yapımı Sinop Fethiye, 1857 yapımı Reşadiye, 1858 yapımı Tosya, bu saydıklarımız 3100 ilâ 3500 tonluk gemiler olup her birinde 33‘er top ile donatılmıştı. Altı kıta uskurlu ahşap fırkateyn, Muhbir-i suru 1850 yapımı, 1860 yapımı Hüdavendigâr, Mahsuraziz 1861 yapımı, Gemlik Ertuğrul ve Keyvan-ı Bahri 1863 yapımı İstanbul‘da, Selimiye 1865‘de İstanbul‘da yapılmıştır. Bunların 1.‘si 1472 tonluk gemi olup, 3 adet 38 adet küçük top ile teçhiz edilmişti. Diğer üçü 2200/2800 tonluk olup her biri 20‘şer librelik 32 topla silahlandırılmıştı. 4717 tonluk bir firkateyn olan altıncısı kuru tekne hâlinde bulunuyordu. Silahlar takılmaya başlanıldıysa da, işlem tamamlanamadı bundan dolayı da filoya iltihak edemedi.

Bunun için uskurlu ahşap fırkateyn hakikatte beş kıta idi. 14 kıta uskurlu ahşap kuvvet filo, Sinop, Edirne, İzmir, Bursa, Seddülbahir, Osman Gâzi, İlan-ı Bahri 1863 İstanbul diğeri ise Utarit, İngiltere, 1863‘de İzmit‘te Vietnam 1864‘de bunlar 37 librelik sekiz ilâ onikişer toplarla mücehhez 600 ilâ 800 tonluk gemilerdi. 25-30 geminin Talia, Fuat, Peyk-i Meserret, Rehber-i Tevfik, Mecidiye, Fevz-i Bahri, Eser-i Cedit, Sefer-i Bahri, Şevket -i Hayr, Eser-i Nüzhet, Sulhiye, Peyk-i Ticaret, Sürat, Süreyya, Hayreddin, Kılıc Ali; Zinet-i Derya, Tevfikiye, Kaptan-ı Derya, Neveser, Gemlik, Nimet, Konfide gemileriydi, bunlar doğrudan tersaneye bağlı olup, nakliye işlerinde kullanılmaktaydı. Kimilerinde iki ilâ altı adet top bulunmaktaydı. Tonajları ise; 150 ilâ 1100 ton arasında değişmekteydi.

Sonralarıysa; İdare-i Aziziye, İdâre-i Mahsusa ve Seyr-i Sefain isimlerini almış bulunan Fevaid idâresinin de küçüklü, büyüklü vapurları bulunduğundan içlerinde uygun olanlar kullanılmaktaydı. 1866 senesinde filomuz bilfiil faaliyet halinde olarak 23 savaş gemisi, 25‘de nakliye gemisinden mürekkepti.

Ne var ki; Girit‘de Rusların iğfal edip kendilerini şişirip, silah ve teknik yardımlar yaparak tahrik etmekte olduğu bahse konu adanın yerli Rumları ve daha önce megalo idea gereği ada‘ya gizlice soktukları Yunan palikaryaları, iki asırdan ziyade Osmanlının adalete riayeti, inançlarına ve hayatlarına asla müdehale etmiyerek huzûr içinde yaşayan ada ahalisini birbirine karşı yâni Müslümanlara karşı gayrimüslimleri harekete geçir-meye muvaffak olmuştu. Ruslar; neticeten ada‘yı bir isyana kalkışmaya razı etmiş bilfiil ihtilâl ateşini tutuşturmuştu.

Donanmanın istasyonları​

Adalar denizi de denilen Ege ve Akdenizin bazı limanlarında tesbit edilmiş istasyonlarımız şöyle idi: Girit‘de; Peyk-i Zâfer, Rehber, Selânik‘te; Âkka, Golos‘ta; Şevketnüma, Pire‘de; Sinop, İzmir‘de; Muhbir-i Sürûr, Ayvalık‘da, Boyana, Midilli‘de Tâir-i Bahri, Sisam‘ da; Sünne korveti, Rodos‘da İskender, Preveze de; Peyk-i Şevket, Bar‘da; Beyrut ve de Edirne gemilerimiz bulunuyordu. Donanmanın başkumandanlığı hazarda olsun, seferde olsun Kaptanpaşa‘nın uhdesindeydi. Girit isyanı çıktığında bu makam Adile Sultan‘ın zevci Damat Mehmed Ali Paşa üzerindeydi. 1840 senesinde liva yâni Tuğamiral olan Mehmed Ali Paşa, denizcilik sınıfını seçtiğinden vazifelerde ve rütbelerde damat olması hasebiyle de çabuk yükseldi. Devlet hizmeti boyunca bir kere sadrazam olmuş, iki defa Seraskerlik makamına geçmiş ve beş seferde kaptanı derya olarak bulunmuştu. Sultan Aziz, Eniştesi Mehmed Ali Paşayı 6. defa kaptanı derya yapmak suretiyle bahriyenin başına getirdiğinde takvimler 1866 senesi Nisan ayını gösteriyor, kaptanı derya 53 yaşın verdiği tecrübelerle dolu, zengin, güçlü, muktedir bir şahsiyet idi.

Girit isyanı öncesi​

Avusturya ile İtalya‘nın savaşa tutuşması, savaşın genişleyeceği korkusu önceleri Avrupa‘da endişelere sebep teşkil etmiş öte yandan Bosna-Hersek ile Eflâk ve Buğdan‘da gerginlik hissedilir mertebeydeydi.

İlk tedbirler ve isyan​

Bilindiği gibi Osmanlı devlet idâresinde, azınlıkları bir emanet olarak görmesinden doğan, hassas ve iyi niyetli bir yaklaşım yer almıştır. Bunu temin için zaman zaman gayrimüslimlerin çok olduğu yerlerde o cemaatin isteklerini ehemmiyyetle kaale alır ve onlarla istişâre ederek, bir idâre tarzına girerdi. İzmir‘li bir muhtedi olan Hekim İsmail Paşa, 6 yıldır Girit adasında vâli idi. Mekteb-i Tıbbiye tahsili sonrasında elinden tutanlar olmuş ki, evvelâ eczâne müdürü daha sonra baştabip olmuştu. Sultan Abdülmecid devrindeki meşhur sünnet düğününde şehzadeleri bizzat Hekim İsmail Paşa sünnet ettiğinden hem itibarı ziyadeleşmiş hem de ûla evvelliğine yükseltilmişti. 1847‘de hem vezir ve de Yanya Vâliliğine nasb edilmiştir. Hemen peşinden Nafia (Bayındırlık) Nezaretine tâyin olundu. Böylece mühtedi İsmail, hem paşa, hem vâli, hem de recul-i devlet yâni Osmanlı kabine üyeleri arasında yer almıştı. Abdülmecid Hânın hayatı boyunca defalarca nafia ve ticaret nazırlıklarına getirildi. 1860 tarihinde Osmanlı tahtına oturan Abdülaziz Hân, İsmail Paşayı, Girit‘e vâli olarak göndermişti. Kökeninde Rumluk ve Hıristiyanlık anlayışı bulunan Hekim İsmail Paşa‘nın, Girit ahalisine yapmakta olduğu vâliliğin 6. yılında ada‘da yaşayan Rumların hayat tarzını, tercihlerini ve siyasal düşüncelerini bilmesi ve tâkip etmesi icâb ederken, bunda ne derece gayret gösterdi bilemiyoruz. Vâli olmadan evvelki görevleri olan nâzırlık görevlerini daha nâfi olduğu yoksa vâlilik vazifesinin mi? Ülkemize faydalar getirdiği hususunda karar kılmak hayli müşküldür.

Girit‘de yaşama şansı bulmuş ve genişlemekte muvaffak olmuş bulunan Yunan-Rum ihtilâl komitesinin başı Hacı Mihal, yıllarca yaptığı fesatlıklarla Girit Adasını patlamaya hazır bir bomba haline getirdiğini bizim Hıristiyanlıktan mühtedi vâlinin fark etmesi ve bunları önleyecek tedbirleri almaması anlaşılacak gibi değildir.

Ne var ki; "Girit İhtilâli" adlı kitabının 8. sayfasında Ali Haydar Emir Alpagut: "Şu muhakktır ki; Hekim İsmail Paşa‘nın Girit Rumlarının hazırlıklarındaki vüs‘at (genişlik) ve ciddiyeti tam vaktinde ve lâyık olduğu katiyetle hükümete bildirmedi ancak 1866/Nisanın‘da Bâbıâliye bir tahrirat gönderip, ada ahvalinin nezaketinden bahsederek sahilleri karakol yapmak üzere bir büyük ve üç küçük müsellah (silahlı) vapur istedi.

Bu tahrirat Babıâli‘den Kaptanpaşalığa havale edildiği zaman pek tabii olarak Anadolu filosunun, Suda‘yı hareket merkezi yapacağı ve o halde ayrıca gemi tahsisine lüzum kalmadığı, cevabı verildi." demektedir.

Ali Haydar Emin Alpagut​

(Türk deniz subayı. 1887‘de Gelibolu‘da doğmuş bulunan Alpagut, Osmanlı deniz kuvvetlerine 1907‘de teğmen rütbesiyle dâhil oldu. Çünkü vakit geçmiş, Hekim İsmail Paşa‘nın istediği vapurlar değil, Moralı‘nın bütün filosu Girit sularına toplansa dahi ihtilâli önlemek gayrimümkündü. Hanya‘ya yakın Homelos Yaylasında Girit‘in sözü geçen insanları bir araya gelmiş, müzakereler sonunda on maddelik bir istekler listesi tanzim etmişlerdi. Bu liste vilâyet makamına takdim olundu. Hekim İsmail Paşa kendisine verilen bu talepnameyi Babıâli‘ye gönderdi. Cihet-i askeriyede müşirlik rütbesine kadar yükselen Mütercim Rüşdü Paşa, Eflâk meselesi ile boğuşurken, Avrupa‘da husule gelen vak‘aları zikrederken, Girit‘ten yükselen sesin mânasını anlamakta gecikmedi. Verdiği cevapda; hükümetin ahalinin yükselmesinin temininin boynuna borç olduğunu bilir ne var ki bu tarz nümayişlerin isyan sayılarak buna cesaret edenlere alınacak kararların da ona göre olacağını belirten bir talimatı yazdı. Vâli ve kumandana ayrı ayrı bildirdi. Takvimler bu sırada 1866 yılı Mayıs ayını gösteriyordu.

Ada‘nın Yunanistan‘a ilhakı olduğundan hemen harekete geçti. İsyan edenlerin halet-i ruhiyesinde saklı olan histeri araştırmayı kendine vazife edinen Âli Paşa‘nın meşhur Girit seyahati esnasında Fransızca kâtipliği ile kendisine refakat eden Şarl Mismer hatıratında diyor ki: "Rumların köylerde yaşayan büyük bir kısmı ise, Müslümanların gidişiyle onlardan kalan toprakların sahibi olma anını hayal ediyordu. Bunlara ilâveten, beynelmilel basın dünyasının tahrikleri, kimi gurupların ihtirası yanında pek çabuk yükselmek isteyen ve tabi olduğu devletin hariciyesinin akla gelen ismi olmak istiyen konsoloslar çeşitli teşebbüslerle entrikalar çevirip ortalığı kızıştırdığı da görülebilir." demektedir. Çok kanlı baskınlarla karşılaşan Müslümanlar toprak, servet ve eşyalarını bırakıp sahildeki eş-dost ve ahbablara, akrabalara sığınıyorlardı. Bu haberler Babıâliye ulaştığında, Mısır Hidiv‘i İsmail Paşa‘ya Girit‘e çok acil yardım göndermesi bildirildi.

Görülen, Girit adasının bir ateş ve kan odağı hâline gelmiş olmasıydı. Rusya, İngiltere ve Fransa, donanmalarının bazı gemilerini Girit sularına sevk ettiler. Böylece de, Girit isyanı Osmanlı devletinin iç işi olmaktan çıkmış bir Avrupa meselesi halini almıştı. Çünkü Girit‘de bir karmaşa almış yürümüştü. İhtilâl çizgisinin ilk devresi diyebileceğimiz Hekim İsmail Paşa‘nın vâlilik döneminin dört aylık kısmı ihtilâlin adanın her semtini te‘sirine alması hâlidir. Adanın asayişi için karada alınan tedbirler Ferik Osman Paşa‘nın komutasına kâğıt üzerinde 16 tabur asker verilmesinden ibarettir. Yoksa böyle bir kuvvete varan sayımız olmadığı gibi Rum kökenli vâli beldenin en büyük âmiri olduğundan Osman Paşa pek fazla bir şey yapamadı. Mısır Cihadiye Nâzırı İsmail Paşa bizzat adaya gelirken üç tabur asker ve bir kaç tane de savaş gemisi getirdi. Artık işler büyüyor, buna karşılık bizim kuvvetler bir komuta altına alınmayınca çok başlı bir idare vücud bulmuştu.

Donanmanın istasyonları​

Adalar denizi de denilen Ege ve Akdenizin bazı limanlarında tesbit edilmiş istasyonlarımız şöyle idi: Girit‘de; Peyk-i Zâfer, Rehber, Selânik‘te; Âkka, Golos‘ta; Şevketnüma, Pire‘de; Sinop, İzmir‘de; Muhbir-i Sürûr, Ayvalık‘da, Boyana, Midilli‘de Tâir-i Bahri, Sisam‘ da; Sünne korveti, Rodos‘da İskender, Preveze de; Peyk-i Şevket, Bar‘da; Beyrut ve de Edirne gemilerimiz bulunuyordu. Donanmanın başkumandanlığı hazarda olsun, seferde olsun Kaptanpaşa‘nın uhdesindeydi. Girit isyanı çıktığında bu makam Adile Sultan‘ın zevci Damat Mehmed Ali Paşa üzerindeydi. 1840 senesinde liva yâni Tuğamiral olan Mehmed Ali Paşa, denizcilik sınıfını seçtiğinden vazifelerde ve rütbelerde damat olması hasebiyle de çabuk yükseldi. Devlet hizmeti boyunca bir kere sadrazam olmuş, iki defa Seraskerlik makamına geçmiş ve beş seferde kaptanı derya olarak bulunmuştu. Sultan Aziz, Eniştesi Mehmed Ali Paşayı 6. defa kaptanı derya yapmak suretiyle bahriyenin başına getirdiğinde takvimler 1866 senesi Nisan ayını gösteriyor, kaptanı derya 53 yaşın verdiği tecrübelerle dolu, zengin, güçlü, muktedir bir şahsiyet idi.
 
Bunlar da ilginizi çekebilir...
Girit Meselesi
  • BULUT
  • BULUT,
  • Ansiklopedi
  • 0    2K
I. İbrahim (Girit Fatihi)
  • Tarihci
  • Tarihci,
  • Biyografiler
  • 0    2K
Şeyh Said İsyanı (Şubat - Nisan 1925)
  • Ugur
  • Ugur,
  • Tarih
  • 0    1K
Çerkez Ethem İsyanı
  • Ugur
  • Ugur,
  • Tarih
  • 0    1K
Kabakçı Mustafa İsyanı (1807)
  • Ugur
  • Ugur,
  • Tarih
  • 0    1K
Geri