I. İbrahim (Girit Fatihi)

Tarihci

topragizbiz.com

I.İbrahim (Girit Fatihi)
Osmanlı Padişahları Listesi
Sıra 18.
Hüküm süresi 1640 - 1648
Önceki IV.Murad
Sonraki IV.Mehmed
Doğumu 1615, İstanbul
Ölümü 1648, İstanbul
Babası I.Ahmed
Annesi Kösem Sultan
Eşleri - Turhan Hatice Sultan
- Saliha Dilaşub Sultan
- Hatice Muazzez Sultan
- Ayşe Sultan
- Saçbağlı Sultan
- Mahıenver Sultan
- Şivekar Sultan
- Telli Hümaşah Sultan
- Zafire (Cariye)
Çocukları - IV. Mehmed
- II. Süleyman
- II. Ahmed
- Şehzade Murad
- Şehzade Selim
- Şehzade Osman
- Şehzade Bayezid
- Şehzade Cihangir
- Şehzade Orhan
- Ümmü Gülsüm Sultan
- Fatma Sultan
- Gevherhan Sultan
- Kaya Sultan
- Beyhan Sultan
- Atike Sultan
- Ayşe Sultan
- Bican Sultan
Türbesi İbrahim Türbesi, İstanbul
Sultan İbrahim (d. 5 Kasım 1615, İstanbul – ö. 18 Ağustos 1648, İstanbul), 18. Osmanlı padişahı ve 97. İslam halifesidir. İbrahim, 8 Şubat 1640'ta ağabeyi IV. Murad'ın ölümü üzerine 25 yaşında ve 18. padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. Şehzadeliğinde çok sıkı bir saray hayatı yaşamış, erkek kardeşleri IV. Murad tarafından öldürtülmüş olduğundan korku içinde büyümüştü.
İçindekiler

Şehzadeliği​

I. İbrahim 5 Kasım 1615 tarihinde doğdu. Babası Osmanlı Padışahı I. Ahmed, annesi Kösem Sultan'dır. Babasının 1617 senesinde vefat etmesi ve amcası I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi ile ağabeyi II. Osman tahta çıktı. Daha iki yaşındayken Kafes'e kapatıldı. Daha sonra aynı anne'den doğan ağabeyi IV. Murad tahta çıktı. Sultan IV. Murat'ın emriyle Şehzade Bayezid 1635'te Revan Sefer'ine çıkarken ibrişim kemendiyle boğduruldu. Aynı zamanda diğer kardeşi Şehzade Süleyman da boğduruldu. Kösem Sultan'dan doğan öz kardeşi Şehzade Kasım ise 1638'de Bağdat Seferi arefesinde boğduruldu. Ağabeyi IV. Murad ölürken Şehzade İbrahim'in katledilmesi ve tahta Kırım hanının geçmesi emrini verdi ise de bu emir Kösem Sultan tarafından engellendi. Böylece sadece en küçük Şehzade olan İbrahim annesi Kösem Sultan sayesinde kurtuldu ve Osmanlı tahtına çıktı.

Dönemin önemli olayları​

Sultan İbrahim minyatürü, 17. yüzyıl
Sultan İbrahim tahta geçtiğinin ilk senesinde Emirgüneoğlu olayı yaşandı. IV. Murad'ın İran Seferi sırasında Revan Kalesi kumandanı olan Emir Mirgünoğlu, kalenin fethinden sonra affedilerek Emirgan’da oturmasına izin verilmişti. Mirgünoğlu, IV. Murad'ın ölümünü fırsat bilerek bölücü ve yıkıcı propaganda yaptı. Bu faaliyetleri üzerine İbrahim, onu idam ettirdi. Ancak bundan dolayı İbrahim bazı çevrelerden düşmanlar edindi.

Diğer taraftan, Malta Şövalyelerinin fırsat buldukça Türk ticaret gemilerine saldırmaları yüzünden, Sultan İbrahim onların en büyük sığınağı olan Girit Adası'nın fethini emretti. 20 Haziran 1645'te Sakız Adası'ndan denize açılan Osmanlı donanması, 17 Temmuz'da Girit'in Hanya limanını fethetti. Hanya'nın Osmanlılar tarafından fethi, Avrupa'da büyük etki uyandırdı. Almanya ve İtalya bölgelerinde ülkeler asker göndererek Venedik'e yardım kararı aldılar. Bu sırada Hanya muhafazasına getirilen Deli Hüseyin Paşa, harekâta devâmla Resmo Kalesi'ni ele geçirdi.

Bu sırada Hezarpare Ahmed Paşa aleyhine olarak başlayan isyan, İbrahim'in de tahttan indirilmesiyle sonuçlandı. Tahta oğlu IV. Mehmed çıkarıldı. İsyancılar ve bunların önderi olan Sofu Mehmed Paşa, İbrahim'i idam ettirdiler (18 Ağustos 1648). Ayasofya Selatin haziresinde, caminin Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan kısmına defnedilmiştir (I. Mustafa ve İbrahim Türbesi).

Sultan İbrahim döneminde devletin iç huzurunun sağlanması, mali durumunun düzeltilmesi için önemli çalışmalar yapılmış, para basılmadan para ayarının düşürülerek ve vergilerin toplanarak hazinenin güçlendirilmesine çalışılmıştı.

Araba yasağı​

İstanbul sokaklarında sık sık dolaştığı günlerden birinde önüne çıkan bir öküz arabası Sultan İbrahim'i hiddetlendirir. Bunun üzerine Sultan İbrahim verdiği bir emir ile şehir içinde halka arabayı yasaklar. Ancak günün birinde üfürükçüye gittiği sırada karşısına bir araba çıkması üzerine Sultan İbrahim, bundan sorumlu tuttuğu Vezîriâzam Sâlih Paşa'yı üfürükçünün evine çağırtıp oracıkta kuyu ipiyle boğdurttu.

Varvar Ali Paşa İsyanı​

Güzelliğiyle bilinen İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendine isteyen Sultan İbrahim'in emrine Varvar Ali Paşa karşı gelmiş ve İpşir Paşa'nın eşini Sultan İbrahim'e götürmemişti. Bu durum üzerine emri yerine getirmeyen Varvar Ali Paşa'nın görevinden alınmasına karar verildi. Onu öldürmekle görevlendirilen İpşir Paşa'nın saldırısına ise hazırlıksız yakalandı. Eşini savunduğu İpşir Paşa, Varvar Ali Paşa'nın sonu oldu. İdam edilen Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı ve İpşir Paşa da ödüllendirildi.

Varvar Ali Paşa İsyanı, 1647'de tayin edildiği Sivas beylerbeyiliği sırasında Varvar Ali Paşa'nın çıkardığı isyandır. Osmanlı Padişahı İbrahim'in İpşir Paşa'nın Sivas'taki eşi Perihan Hanım'ı kendisine istemesi ve İstanbul'a getirilmesini emretmesi üzerine Varvar Ali Paşa ayaklandı. Başka birinin eşini Padişah İbrahim'e getirmeyi kabul etmeyerek emri yerine getirmeyen Varvar Ali Paşa'nın görevinden alınıp öldürülmesine karar verildi. Varvar Ali Paşa, onu öldürmek için görevlendirilen askerleri bulunduğu şehre sokmadı. Başka bir yolla İstanbul'a davet edilerek Sivas'tan çıkartılmak istendiyse de bulunduğu yerden ayrılmadı. Ayrıca Varvar Ali Paşa'nın Celâlî olduğu ilan edilerek ona olan desteğin zayıflatılması hedeflendi.

Varvar Ali Paşa, eşini Padişah İbrahim'e vermeyi kabul etmediği İpşir Paşa'nın saldırısına uğradı. Bu saldırı karşısında Varvar Ali Paşa'nın ordusu dağıldı, kaçmaya çalıştığı esnada yakalandı. İpşir Paşa, onu idam ettirdi ve Varvar Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'a yollandı. İpşir Paşa bunun üzerine Halep valiliği ile ödüllendirildi.

Ölümü​

Sultan İbrahim'in savruk harcamaları tamamen mücevher işli yeni bir saltanat kayığı yaptırması isteği ile daha da arttı. Bunun için esnaftan, ulemadan, ocak ağalarından ve devlet ricalinden ek vergiler istenildi ve buna muhalefet edecek olanların cezalandırılacakları duyuruldu. Kösem Sultan, bunun bir patlamaya yol açabileceğine dair Sultan İbrahim'i uyarmak istemesi dolayısıyla saraydan atılarak İskender Bahçesi'ne sürgün edildi. Sadrazam Tezkereci Ahmet Paşa ise kendi savruk harcamalarına devam etmekte ve oğlunun düğünü için yaptığı eğlentiler ve harcamalar hakkındaki haberler şehirde herkese yayılmakta idi.

Soldan sağa: Amcası I. Mustafa ve Sultan İbrahim'in kabirleri
7 Ağustos 1648'de ulema Fatih'te (başlarındaki yeniçeri ağası) kapıkulu ocakları ağaları da Etmeydanı'nda Orta Camii'nde toplandılar. Sultan İbrahim'in sefahatine ve koyduğu samur ve amber vergisine karşı olarak bir ayaklanma üzerinde anlaştılar. Sabahleyin silahlanmış kapıkulu askerleri Fatih Camii avlusuna geldiler. Bunu haber alan sadrazam Tezkereci Ahmet Paşa korkup saklandı. O zaman başdefterdar olan Sofu Mehmed Paşa Fatih Camii'ne çağrıldı ve burada isyancıların liderleri olan ocak ağaları ve ulema liderleri tarafından geniş tecrübesi nedeniyle kendisinin sadarete getirildiği ilan edildi. O zamana kadar sadrazam olan Tezkereci Ahmet Paşa saklandığı için kendisinden mühr-ü humayun alınamamıştı. O akşam geç saatlerde Tezkereci Ahmet Paşa saklandığı konağında yakalandı. Konağı yağmalandı. Eski sadrazam, Fatih Camii'ne isyancı kapıkulu askeri komutanları; ulema liderleri ile bunların veziriazam seçtikleri ve sarayın da bunu teyit ettiği Sofu Mehmed Paşa önüne getirildi. Orada Cellat Kara Ali tarafından boğularak idam edildi. Öldürüldüğü yaşının 50'yi geçtiği bildirilir.

Sadrazam olan damadının katledilmesinden sonra, Sultan İbrahim durmadan haber gönderiyordu, isyancılara. Artık dağılınız. Bir değişiklik olmadığını tespit edince, saray burçlarına topları yerleştirtmiş, bostancıları silahlandırmıştı. İtaatsizlikleri devam ettiği takdirde hepsini kırıp geçireceği haberinin yayılsın istiyordu. İsyancılar ise Kösem Valideye saldıkları bir haberde, Şehzade Mehmed Sultanı Orta Camii'e göndermesini talep ettiler. Kösem Sultan bunun mümkün olamayacağını, böyle bir cülus adeti olmadığını, padişahın patırdısına bakılmamasını, kendisinin sarayda her ne kadar on iki bin silahlı bostancı neferi olmasına rağmen Ağaların kendisi tarafında olduğunu bildirdi. Cemiyet saraya geldiğinde bostancıların kendilerine iltihak edeceğini bildirdi. Bu bilgiyi ertesi gün gizlice kıyam erbabının yanıbaşına gelen Bostancıbaşı te'yid etti. O gün Cuma idi ve bu hâl üzere salatı cuma elden gitmişti. Atmeydanı'na doluşan kıyamcılar, ayak divanı istediler, orada da durmayıp saray içine daldılar. Karşılarında Sultan İbrahim değil, Valide Sultanı gördüler. Karşılıklı olarak konuştular. Valide Sultan kıyam edenlere her ne kadar mukavemet etmeye çalıştıysa da, oğlu İbrahim'in tahtta kalmasını sağlayamadı. Sonunda: "Varayım arslanımın sarıkcığını sardırayım ve çıkarayım" diyerek içeri girdiği görüldü. Az sonra küçük şehzade babaannesinin elinden tuttuğu halde, masum ve güzel yüzü ile göründü. Osmanlı tahtına oturtuldu. Birbir önünden biat ederek geçiyorlardı. Bu kalabalıktan ürken yeni padişah ağlamağa başlayınca, daha fazla rahatsızlık vermeyi önlemek için biat yeterli sayıldı. 6 ağustos 1648 çarşamba günü başlayan ihtilâl, cuma günü nihayetlendiğinde, Osmanlı tahtında otuz dokuz yıl hüküm sürecek, IV. Mehmed ünvanlı Sultan İbrahim'in oğlu vardı.

Mimari gelişmeler​

Dönemin önemli mimari eserleri; Topkapı Sarayı'nın içine yapılan Sünnet Odası, yine Topkapı Sarayı'nda Sünnet Odası ile Bağdat Köşkü arasına inşa edilen Kameriye (İftar yeri) ve sarayın alt tarafında, deniz kıyısına yapılan yazlık Sepetçiler Köşkü'dür. Bir diğer eseri de Edirne'de Gazi Mihal Köprüsü'ne bitişik olarak Tunca Nehri üzerinde yaptırdığı Seferşâh Köprüsüdür. Bu köprü abisine (IV. Murat) olan bir sözden dolayı yapılmıştır.

Kişiliği​

Sultan İbrahim üç erkek kardeşi IV. Murad tarafından öldürtülmüş, 23 yıl kafes denilen bölümde yaşamış, öldürülme korkusu nedeniyle sinirleri bozulmuş biri olarak 25 yaşında tahta çıktı. İbrahim'in kişiliğine kardeşlerini öldürten IV. Murad'dan duyduğu korku damgasını vurmuştu. Öyle ki IV. Murad'ın ölüm haberi ona ulaştırıldığında buna inanmamıştı.

Sultan İbrahim'in samur kürke ve ambere aşırı düşkünlüğü nedeniyle "kürk ve amber vergisi" denilerek halktan para toplandı. Üstelik bu düşkünlüğü kedilere varıncaya dek sarayı samurla donatmasına neden oldu. İbrahim sevdiği kedilere samur kürk giydirerek dolaştırıyordu.

Kadınlara oldukça düşkün olan Sultan İbrahim, devletin en önemli haslarını kadınlarına vermekteydi. Bir defasında İstanbul'daki en iri kadının kendisi için bulunmasını emretmiş ve bulunan bu kadından memnun kalınca Şam'ın tüm gelirlerini ona bağışlamıştı. Kadınlara olan düşkünlüğü Varvar Ali Paşa İsyanı'nın çıkmasına sebep oldu. Sultan İbrahim'in İpşir Paşa'nın Sivas'taki nikahlı eşini kendine istemesi Varvar Ali Paşa İsyanı'na neden oldu. İsyan eden Varvar Ali Paşa idam edildikten sonra kesilen başı İstanbul'a yollandı. Döneminde görevliler mevki ve geleceklerini Sultan İbrahim'in kadınlarından bekler olmuşlardı. Sıkıntılarını gidermek için üfürükçüleri saraya dolduran Sultan İbrahim, Cinci Hoca olarak bilinen bir üfürükçüye özel ilgi gösteriyordu. Sultan İbrahim'i etkisi altına alan Cinci Hoca için dayalı döşeli bir saray inşa ettirildi. Asıl amacı maddi kazanç elde etmek olan Cinci Hoca, sorumluluğu altındaki ilmiye kadrolarını rüşvetle satarak çok büyük bir servetin sahibi oldu.

Ailesi​

Eşleri​

  1. Turhan Hatice Sultan
  2. Saliha Dilaşub Sultan
  3. Hatice Muazzez Sultan
  4. Ayşe Sultan
  5. Saçbağlı Sultan
  6. Mahıenver Sultan
  7. Şivekar Sultan
  8. Telli Hümaşah Sultan
  9. Zafire (Cariye)

Erkek çocukları​

  1. IV. Mehmed
  2. II. Süleyman
  3. II. Ahmed
  4. Şehzade Murad
  5. Şehzade Selim
  6. Şehzade Osman
  7. Şehzade Bayezid
  8. Şehzade Cihangir
  9. Şehzade Orhan

Kız çocukları​

  1. Ümmü Gülsüm Sultan
  2. Fatma Sultan
  3. Gevherhan Sultan
  4. Kaya Sultan
  5. Beyhan Sultan
  6. Atike Sultan
  7. Ayşe Sultan
  8. Bican Sultan

İbrahim Türbesi​

İbrahim Türbesi, İstanbul
Bizans kaynaklarına göre Ayasofya kilisesindeki iki vaftizhâneden biri olup kilisenin güney cephesi yanında ana binadan biraz ayrı kubbeli bir yapıdır. Ayasofya camiye dönüştürülünce burası, kandil yağlarının depolandığı bir ambar haline getirilerek iki yüzyıl kadar böylece kullanıldıktan sonra XVII. yüzyılın ilk yarısı içinde türbeye çevrilmiştir. Osmanlı padişahlarının bazıları sağlıklarında yaptırdıkları özel türbelere gömülmüş, bazılarının defnedildikleri yerde üzerlerine bir türbe inşa edilmiş, pek azı da esası Bizans dönemine ait olan eski yapılardan çevrilen türbelere gömülmüştür. Osman ve Orhan Gazi’nin Bursa’daki türbelerinden sonra eski bir Bizans yapısının aynı maksatla kullanılmasının ancak XVII. yüzyılda bir daha tekrarlandığı görülmektedir. Sultan I. Mustafa ile Sultan İbrâhim’in türbesi olan bu mezar binası daha çok bu ikinci padişahın adıyla tanınır.

1617-1618’de doksan dört gün, arkasından 1622-1623’te bir yıl dört ay kadar padişahlık yapan I. Mustafa 1639 yılının ilk günlerinde vefat etmiş veya IV. Murad’ın emriyle öldürülmüştür. Kendisi için önceden bir türbe inşa edilmemiş olan I. Mustafa’nın, İstanbul’da o sırada mevcut selâtin türbelerinin hiçbirinde yer bulunmadığı gerekçesiyle Ayasofya’nın eski vaftizhânesine gömülmesine karar verilmiştir. Naîmâ bunu, I. Mustafa’nın “Ayasofya hareminde kapıya muttasıl kable’l-feth bina olunmuş bir kubbe-i âliyede” defnedildiği şeklinde zikreder. Evliya Çelebi ise bu hususta daha geniş bilgi verir: Sultan Mustafa öldüğünde türbeler dolu olduğundan ona yer bulunamamış ve naaşı on yedi saat musallâda bekletildikten sonra nihayet Evliya Çelebi’nin sarayda kuyumcubaşı olan babası Derviş Mehmed Zıllî’nin hatırlatmasıyla Ayasofya’nın hareminde mevcut eskiden bir yağhâne kubbesi olan kâgir binanın içine gömülmüştür. Fakat binanın içinde toprak bulunmadığından Hasbahçe’den toprak getirtilerek kabir örtülmüştür.

Sultan İbrâhim sekiz yıl süren saltanatının sonunda 18 Receb 1058’de (8 Ağustos 1648) tahtından indirilip 28 Receb (18 Ağustos) günü öldürülünce bu yapıya defnedilir. Evliya Çelebi, Sultan İbrâhim Türbesi’nin âdeta kadınlar tarafından ziyaret edilen bir yatır makamı haline geldiğini belirtir ve, “Bu kubbe içinde medfun olanların hepsi kadın sultanlardır” dedikten sonra türbede Sultan I. Ahmed’in kızları, Bayram Paşa’nın zevcesi Hanzâde Sultan ile Kenan Paşa’nın zevcesi Âtike Sultan’ın ve IV. Murad’ın kızı, Melek Ahmed Paşa’nın zevcesi olup doğum yaparken 1069 (1659) yılında ölen İsmihan Kaya Sultan’ın kabirlerinin bulunduğunu bildirir. Ayvansarâyî, XVIII. yüzyıl sonlarında kaleme aldığı eserinde Sultan Mustafa ile İbrâhim’in türbesinde Osmanlı hânedanından on beş kişinin yattığını belirterek bunlardan yedisinin, Sultan Mustafa ile Sultan İbrâhim, II. Ahmed’in oğlu Şehzade İbrâhim, Sultan IV. Murad’ın kızları Kaya ve İsmihan sultanlar, I. Ahmed’in kızı ve Bayram Paşa’nın zevcesi Hanzâde Sultan ve yine I. Ahmed’in kızı ve Kenan Paşa’nın zevcesi Âtike Sultan’ın adlarını verir. Halûk Şehsuvaroğlu ise bu türbede iki padişah, beş şehzade, altı yetişkin hanım sultanla dört çocuk sultan olmak üzere toplam on yedi kişinin sandukalarının bulunduğunu yazmıştır. Halbuki türbenin içinde on sekiz sanduka görülmüştür. Mehmed Süreyyâ Bey’in eserini yeni baştan düzenleyerek yayımlamaya girişen Gültekin Oransay, bu türbede iki padişah dışında üç şehzade ile iki hanım sultanın adını verir. I. Ahmed’in oğlu Şehzade Kasım’ın burada yattığı söylenirse de şehzade 2 Şevval 1047’de (17 Şubat 1638) öldürüldüğüne göre bu tarihte bina henüz türbeye çevrilmediğinden onun burada gömülü olmasına ihtimal verilemez. Esasen Mehmed Süreyyâ Bey, Şehzade Kasım’ın Ayasofya hazîresindeki Sultan III. Murad Türbesi’nde yattığını bildirmiştir (Sicill-i Osmânî, I, 63). Şimdiki tesbitlere göre I. Mustafa ile Sultan İbrâhim’den başka Ayasofya’daki türbede şu kişilerin yattığı kesindir: Sultan IV. Murad’ın kızı İsmihan Kaya Sultan, I. Ahmed’in kızı Hanzâde Sultan, yine aynı padişahın kızı 1660’ta ölen Âtike Sultan, İbrâhim’in oğlu 1669’da ölen Şehzade Selim ile IV. Mehmed’in 1679’da ölen oğlu Şehzade Selim. Bu türbeye en son defnedilen kişi Sultan II. Ahmed’in 1714’te ölen oğlu Şehzade İbrâhim’dir. Evliya Çelebi, Kaya Sultan’ın İbrâhim Türbesi’nde harimine nâzır pencerenin iç yüzüne defnedildiğini kaydetmiştir. Buna göre, eski vaftizhânenin Ayasofya’nın güneydeki yan kapısına komşu büyük pencere arkasındaki tek sanduka Kaya Sultan’ınki olmalıdır.

Türbede XVIII. yüzyılın ikinci yarısında, belki de 1766 depreminin arkasından girişin önüne barok üslûbunda kemerli bir sundurma ile bir türbedar odası eklenmiş veya daha önceden var olan bu unsurlar o yılların sanat akımına uygun biçimde yenilenmiştir. Ayasofya’da 1847-1849 yılları arasında geniş çapta restorasyon işleri yapan İsviçreli mimar Gaspare Trajano Fossati’nin bu türbe ile de ilgilendiğine dair bir iz olmadığı gibi İsviçre’deki arşivinde de bu hususu aydınlatacak herhangi bir belgeye rastlanmamıştır. Fakat en azından dışını sıvattığı ve badana ettirdiği kesindir. Uzun yıllar, türbe ile Ayasofya’nın güney yan duvarı arasındaki küçük avlu kalınlığı 2 metreyi bulan bir moloz tabakası ile örtülü olduğundan burada yer alan dev ölçüde yekpâre mermerden vaftiz teknesi gözlerden uzak kalmış, ancak Ayasofya Müzesi müdürü Sami Boyar döneminde 1943’e doğru avlu temizlenerek tekne ve birkaç büyük yağ küpü meydana çıkarılmıştır. 1973’te Semavi Eyice idaresinde küçük bir ekip burada incelemeler yaparak türbenin resimlerini çekmiş, Yılmaz Önge de plan ve rölövelerini çizmiştir. 1980 yılına doğru müze müdürlüğü ile Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün İstanbul Rölöve Bürosu türbenin restorasyonunu bir müteahhide havale etmiştir. Bu çalışmalar sırasında türbenin iç duvarları ve kubbesinin iç yüzeyindeki sıvalar bütünüyle raspa edilmiş, köşelerdeki nişlerin dolap haline getirilmesinde takılan kanatlar kaldırılmış, barok üslûbundaki giriş sundurması ile türbedar odası sökülmüştür. Çalışmalar sırasında ahşap sandukaların hepsi yerlerinden kaldırılarak dışarıdaki küçük avluya üst üste yığıldığından çalışmalar bittiğinde bunların ne dereceye kadar doğru olarak yerlerine konulduğu bilinemez.

Yapı, vaftizhâne olarak mimarisi bakımından benzer binaların en büyük ölçülü olanlarındandır. Türbeye dönüştürüldüğünde bazı değişikliklere lüzum görülmüştür. Bu işleri kimin yaptığı bilinmezse de bu yıllarda hassa mimarlarından Kasım Ağa akla gelen ilk isimdir. Binanın tam ortasında gömülü olan mermer vaftiz teknesini dışarı çıkarmak için Ayasofya tarafındaki duvarda geniş bir gedik açılarak tekne burada duvara yanaştırılmış, ardından tekrar örülmüştür. Binanın batı tarafındaki esas girişi iptal edilerek bir pencere biçimine sokulmuş, evvelce narteks durumunda olan çapraz tonozlu üç bölüm halindeki kısmın orta bölümüne Kaya Sultan defnedilmiştir. Köşelerdeki eksedraların içlerindeki nişlerle pencereler örülerek dolap haline getirilmiş ve eksedraların yarım kubbeleriyle pandantifler ve ana kubbe kalem işi klasik üslûpta nakışlarla süslenmişti. Türbenin girişi binanın kuzeydoğu köşesindeki eksedrada açılan bir kapı ile sağlanmıştır. Bunun dışına ve eski vaftizhânenin doğu tarafına bitişik bir sundurma, hol ve türbedar odası yapılmıştı.
 
Üst