Ülkeler Ruanda Cumhuriyeti

GEZGİN

Üye


Ruanda
Başkent Kigali
Resmî diller Kinyarwanda, Fransızca, İngilizce
Yönetim Şekli Başkanlık Sistemi
Yüzölçümü 26.338 km²
Nüfus 10.996.895
Nüfus Yoğunluğu 417,5/km²
Para birimi Ruanda frangı (RWF)
Zaman dilimi UTC+2 (CAT)
Telefon kodu +250
İnternet TLD .rw
Ruanda ya da resmî adı ile Ruanda Cumhuriyeti, Afrika kıtasının orta bölümünün doğu kısmında yer alan ve denize kıyısı bulunmayan bir ülkedir. Ülkenin sınır komşularını (kuzeyden saat yönünde ilerlendiğinde) Uganda, Tanzanya, Burundi ve bir kısmı Kivu Gölü ile olmak üzere Kongo DC oluşturmaktadır. Ülkenin başkenti Kigali'dir.

Ülke ismi

Ülke ismi eski Ruanda dilinde bulunan kwanda (Türkçe:büyümek,genişlemek) kelimesinden gelmektedir. Ön ek olan ku- (ku-anda = kwanda) eki fiilerin önüne geliyor olup, bu ön ek ülke isimlerinde bu, ru hecelerinin yanı sıra u tanımlık hali eklenerek kullanılmaktadır.

Köken -anda: u-Ru-anda = uRwanda ya da Rwanda (büyüyen/gelişen ülke, Ruanda)

Ülke engebeli yapısı nedeniyle bin tepeli ülke olarak da adlandırılmaktadır. Kelimenin Fransızca karşılığı olan Mille Collines terimi ülke genelinde de sık kullanılmakta olup, ülkede radyo ve televizyon yayını yapan Radio-Télévision Libre des Mille Collines bu ismi kullanmaktadır. Bu kelime günümüzde Ruanda'nın eş anlamlısı olarak günlük hayatta da sık olarak kullanılmaktadır.

Tarih

Erken tarih : Ülkenin kurulu olduğu bölgelerde yaşayan ilk grupların günümüzde Ruanda toplumu içerisinde azınlığı oluşturan Twalar olduğu tahmin edilmektedir. Twa topluluklarının ne şekilde hangi koşullarda bu bölgeye geldikleri tam olarak bilinmemektedir. Bölgede 13.yy'den itibaren gelecekte Ruanda Cumhuriyeti'nin kurulacağı topraklarda Ruanda Krallığı var olmuştur.

Ruanda Krallığı, o bölgede var olan etnik bir grup olan Tutsiler tarafından kurulan, ilk başlarda yerel bir yöneticinin komşu evleri himayesine alarak genişleyen ve krallığı kadar giden bir yönetim biçimi olmuştur. Her ne kadar bünyesine kattığı topraklarda yaşayan Hutu etnik grubu belli bir dönem sonra nüfusun %85'ini oluştursa da, yönetim katında ve önemli görevlerde Tutsiler yer almıştır. İlerleyen dönemlerde Hutu etnik grubuna mensup kişiler, Tutsi grubuna mensup kişilerin hizmetine verilmiş, ilhak edilen topraklarda yaşayan kişiler de etnik grubuna bakılmaksızın Hutu olarak sınıflandırılmıştır.

Almanya sömürge dönemi : Ruanda, Helgoland-Zanzibar Antlaşması kapsamında 1890 yılından itibaren I.Dünya Savaşı sonuna kadar uluslararası hukuk kapsamında Alman Doğu Afrikası'nın bir parçası konumundaydı. 1894 yılında Ruanda kraliyet alanında iki ay kalan üsteğmen Gustav Adolf von Götzen böylece bu şekilde bu bölgede kalan ilk Avrupalı olmuştur. 1900 yılında bölgede ilk misyonerlik merkezleri oluşturulmuş, 1907 yılında da Kigali'de ilk Alman üs noktası açılmıştır. Richard Kandt Alman İmparatorluğu'nun Ruanda'da ilk temsilcisi olarak 1908 yılında göreve başlamıştır. Almanya sömürge dönemi boyunca bölgede görevlendirilen Alman koloni memurlarının sayısı düşük düzeyde tutulmuş, az sayıda memur ile işlemler gerçekleştirilmiştir. 1910 yılında Brüksel'de gerçekleştirilen koloni konferansında Belçika Kongosu, Britanya Ugandası ile birlikte Ruanda-Burundi'nin de içerisinde bulunduğu Alman Doğu Afrikası'nın sınırları belirlenmiştir. 1911 yılında ülkenin kuzeyinde gerçekleştirilen halk ayaklanması Alman koruma orduları tarafından Tutsili kabile şeflerinin de yardımı ile bastırılmıştır. Bu sömürge dönemi içerisinde 1913-1914 yılları arasında da kahve ekimi ile birlikte ihracatına da başlanmıştır.

Belçika manda yönetimi : Belçika orduları, I. Dünya Savaşı'nın devam ettiği bir dönemde Almanların herhangi bir direniş ile karşılaşmadan bölgeden uzaklaştırarak Ruanda ve Burundi'yi işgal etmişlerdir. I. Dünya Savaşı'nın sona ermesi ile birlikte günümüzde Ruanda'nın olduğu bölge tümüyle Milletler Cemiyeti manda bölgesi olarak Belçika'ya bağlanmıştır. Yönetimi ele alması ile birlikte bir önceki Almanya sömürge döneminin aksine varlığını tüm alanlarda kesin bir şekilde hissettiren Belçika sömürge yönetimi, 1933 yılından itibaren ırk ayrımını devreye almış, belirlenen dış özellikler ile birlikte yaşam biçimlerine göre ırklara ayırdığı halka kimlik kartlarını da buna göre dağıtarak yapay olarak farklı sınıflar yaratmıştır. 1946 yılında Milletler Cemiyeti'nin manda yönetimi sonlandırılarak bölge yine Belçika idaresinde Birleşmiş Milletler Güvenli Bölge ilan edilmiştir. Kasım 1959 yılında çiftçi Hutuların üst yönetimlerde bulunan Tutsilere karşı ayaklanmış, toplumsal gerginlik gün yüzüne çıkmıştır. Yaşanan bu ayaklanmada 10.000 kişi hayatını kaybetmiş, birçoğu uzaklaştırılmış ve 150.000 Tutsi'de Belçika sömürge yönetiminin ülkede düzeni yeniden sağlayana kadar komşu ülkeler Burundi ve Uganda'ya kaçmıştır. 1960 yılında gerçekleştirilen yerel seçimleri bir Hutu partisi olan ve Grégoire Kayibanda önderliğinde 1959 yılında kurulan Parmehutu (Parti du Mouvement de l’Emancipation des Bahutus) kazanarak önemli bir başarı elde etmiştir. Bu seçimlerden sonra ülkede kalan Tutsiler siyasi bir önemsizliğe terk edilmiştir.

Bağımsızlık : 01 Kasım 1959 tarihinde fanatik Tutsilerin tanınmış bir Hutu siyasetçisine saldırması sonrası ülke genelinde artan şiddet gösterilerinde fanatik Hutular, Tutsilere ait evleri yakarak evde yaşayanları kovmuşlardır. Yaşanan bu kanlı çatışmaların gölgesinde Hutu siyasetçilerin talepleri daha da radikal bir hal almış, ülkenin geleceğine yön vermek adına bir konferans yapılması kararlaştırılmıştır. 28 Ocak 1961 tarihinde sömürge bölgesindeki tüm Hutu üyesi belediye başkanları ve yerel meclis üyeleri Gitarama'da gerçekleştirilen bir konferansa davet edilmiştir. Bu davete katılanların sadece küçük bir kısmı konferansın amacını önceden bilerek Gitarama'ya gelmiş, katılımcıların büyük çoğunluğu ise yeni bir geçiş anayasanın karara bağlandığını bu konferansta öğrenmiştir. Gitarama darbesi olarak adlandırılan girişim sonucu geçici bir parlamento oluşturulmuş, geçici devlet başkanı ile birlikte geçici bakanlar kurulu belirlenmiştir.

Yaşanan bu gelişmeler ışığında yönetimde bulunan Tutsi kralı V.Kigeri tahttan indirilerek krallık ile birlikte tüm krallık kurumları ve sembolleri kaldırılarak cumhuriyet ilan edilmiş, Parmehutu partisi önderliğinde yeni hükumet kurulmuştur.

Belçika yönetimi altında tuttuğu bölgede yaşanan bu gelişmeler karşısında gerekli adımları atamamış, birkaç gün sonra da BM'nin tüm hoşnutsuzluğuna rağmen Brüksel seçilen yeni hükumeti tanıdığını açıklamıştır. Birleşmiş Milletler Mart 1961 yılında yaptığı açıklama ile Ruanda'da daha önceki aylarda şikayet edilen baskıcı bir rejimin yerine başka bir baskıcı bir rejimin kurulduğu ve etnik bir diktatörlük ile ülkenin yönetildiği ifade edilmiş, azınlıkta bulunan Tutsilerin büyük mağduriyet yaşama tehlikesi ile karşı karşıya olduğu bildirilmiştir.

25 Eylül 1961 tarihinde gerçekleştirilen meclis seçimlerinde Parmehutu oyların %77,7'ini elde ederek çoğunluğu kazanmış, Ekim ayında da mecliste gerçekleştirilen seçim ile de Grégoire Kayibanda ülkenin başkanı olarak seçilmiştir. Yaşanan bu gelişmelerin ışığında Ruanda 01 Temmuz 1962 tarihinde bağımsızlığını ilan ederek, Belçika sömürge yönetimine son vermiştir.

Bağımsızlık sonrası süreçte Hutular ile Tutsiler arasındaki gerginlikte herhangi bir azalma olmamış, özellikle Tutsiler yönetimi tekrar ele almak adına girişimlerde bulunmuşlardır. 1963 yılında onbinlerce Tutsi'nin katılımı ile gerçekleştirilen gücü yeniden ele alma çabası olumlu sonuçlandırılamamış, kanlı bir şekilde bastırılan girişim sonucunda yeniden alevlenen iç savaş Tutsilerin büyük bir bölümünün hayatını kaybetmesine neden olmuştur. 05 Temmuz 1973 yılında Juvénal Habyarimana önderliğinde gerçekleştirilen askeri darbe sonucu yönetime el konulmuş, Juvénal Habyarimana ülkenin yeni başkanı olarak ilan edilmiştir. Bu darbe sonucu ilk seçimler için üç yıl beklenmiş ve 1978 yılında gerçekleştirilmiştir.

İç savaş ve soykırım : 1990 yılından itibaren Uganda sınırına yakın bölgelerde yerleşik bulunan Tutsi asi orduları Hutu iktidarını hedef almaya başlamış, yurt dışına iltica eden Tutsilerin Ruanda'ya geri dönmelerini hedeflemişlerdir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 1993 yılında aldığı karar doğrultusunda ülkeye General Roméo Dallaire önderliğinde BM Barış Gücü göndermiştir. 1994 yılında uçağının düşürülmesi sonucu devlet başkanı Juvénal Habyarimana hayatını kaybetmiş, yaşanan bu olayın nedenleri ile ilgili olarak tam açıklayıcı sebepler günümüze kadar da ortaya çıkarılamamıştır. Uçağın düşüşü ile ilgili olarak Tutsili asi güçler sorumlu tutulsa da, uçağın düştüğü alanın Hutular tarafından kontrol altında tutulduğu bölge içerisinde yer alması ve Tutsi güçlerinin o günkü insan ve silah gücü göz önüne alındığında böyle bir işlemi söz konusu bölgeye sızarak gerçekleştirme olasılığının düşük olması nedeniyle şüpheler daha çok Hutulu fanatiklere yönelmiş olsa da uçağın düşme sebepleri tam anlamıyla ortaya çıkarılamamıştır. Özellikle son dönemlerinde Tutsilere yönelik ılımlı adımlar atması ve Tutsileri de ülke yönetiminde söz sahibi yapma isteği ve bunlara bağlı olarak Tanzanya'da bu yönde imzaladığı antlaşmanın dönüşünde uçağının düşmesi bu yönde düşüncelerin de oluşmasına neden olmuştur. Yaşanan bu olay sonrası Tutsiler ile birlikte muhalif Hutuları da yönetimde istemeyen fanatik Hutuların başlatmış olduğu soykırım faaliyetleri sonucunda Nisan-Haziran 1994 döneminde 750.000 Tutsi ile 50.000 ılımlı Hutu hayatını kaybetmiştir. Bu dönemde gerçekleştirilen bu soykırımda ülke içerisinde yayın yapan Radio-Télévision Libre des Mille Collines radyosu propaganda aracı olarak aktif bir şekilde kullanılmış, radyodan yapılan ırkçı söylemlerin de daha büyük bir kitleye ulaşması nedeniyle yaşanan olayların boyutları daha da artmıştır. Aynı dönemde Kangura gazetesinde ölüm listeleri açıklanarak kişiler bizzat hedef olarak gösterilmiştir, bu olaylara müdahil olmak istemeyen ılımlı Hutular da aynı şekilde öldürülerek cezalandırılmışlardır. Ruanda devletinin yayınladığı resmi verilere göre gerçekleştirilen soykırım sürecinde 1.074.017 kişi hayatını kaybetmiş, bu kişilerden de 951.018 kişinin ismi tespit edilebilmiştir.

Ülke içerisinde yaşanan bu soykırım sonrası Génocidaires olarak adlandırılan ve yaşanan bu soykırım faaliyetlerinde bizzat yer alan kişiler nüfusun büyük çoğunluğunu komşu ülkelere kaçmaları yönünde zorlamışlar, özellikle Zaire'de oluşturulan mülteci kamplarında da Tutsilere ve Zaire'de yaşayan bir etnik grup olan Banyamulengelere saldırmışlardır. İlerleyen dönemlerde BM tarafından gerçekleştirilen organizasyonlar ile de ülkeden kaçan kişilerin yeniden Ruanda'ya dönüşleri sağlanmıştır.

Günümüzde : Ruanda genelinde yaşanan bu huzursuz ortamın sona ermesi ile birlikte Paul Kagame 2000 yılında Tutsi azınlığını temsilen ülkenin devlet başkanlığı koltuğuna oturmuş ve 2003 yılında Hutular arasında gerçekleştirilen halk referandumu ile de Hutular tarafından da devlet başkanlığı onaylanmıştır. Günümüzde ülke genelinde Tutsilerin partisi olan RPF çoğunluğu sağlamakta olup, ülkeyi yönetmektedir.

2010 yılında gerçekleştirilen devlet başkanlığı seçimlerde oyların %93'ünü alan Kagame yeniden devlet başkanlığı koltuğuna oturmuştur.

Ruanda Soykırımı

Ruanda Soykırımı, Ruanda'da 1994 yılında yaklaşık yüz gün içinde 800.000 Tutsi ve ılımlı Hutu'nun, aşırı uç Hutular (Interahamwe) tarafından öldürülmesi olayıdır. Katliam, Tutsi destekli isyancı Ruanda Vatansever Cephesi lideri Paul Kagame'ye bağlı güçlerce, Hutu ağırlıklı hükümetin düşürülmesi ile son buldu. Ardından yönetimden güç alan Tutsilerin öç bahanesiyle saldırması sonucu yüzbinlerce Hutu, komşu Zaire'ye (Kongo Cumhuriyetine) sığındı. Fransa, soykırımı gerçekleştiren Hutu hükümetinin o dönem içerisinde en yakın dostu ve destekçisi olması sebebiyle Ruanda Soykırımı'ndan en fazla sorumlu tutulan ülkedir.

Öncesi : 1890 Brüksel Konferansı'nda, bölgede neredeyse hiç Alman olmamasına rağmen, egemen devletlerce Ruanda, Almanya idaresine verildi. Doğal kaynaklar açısından zengin diğer devletler varken, kendi payına bu fakir ve karasal devletin düşmesinde yarar görmeyen Almanya, 1907'ye kadar ülkeye bir idareci bile göndermedi. I. Dünya Savaşı'nın ardından Ruanda yönetimi Belçika'ya verildi. Belçikalılar Almanların aksine yönetimle daha fazla ilgilendiler. Doğal yaşam ihtiyaçlarını karşılamak dışında çalışmayan Ruandalılara kahve tarlalarında çalışma zorunluluğu ve çalışmayanlar için kırbaçla cezalandırma gibi yeni kurallar getirildi.

Ülkede o zaman yaşayanların %90'ı Hutu, %9'u Tutsi, %1'i ise Pigmeydi. Pigmeler yaşam alanı ve kültür olarak diğerlerinden farklı olsa da, o güne kadar bir arada yaşayan Tutsi ve Hutular birbirlerinden çok farklı görülmüyordu. Afrika siyasetinde yönetici ve yöneten unsurların birbirinden ayrılması prensibini uygulayan Belçikalılar bu politikayı Ruanda için kontrolün elde tutulmasının garantisi olarak gördüler ve bölgede bulunan azınlıktaki Tutsileri, Hutulara karşı desteklemek amacıyla ırka dayalı bazı ayrıcalıklar verdiler. Koloni güçlerine kolaylık olması amacıyla, herkese ırkını gösteren kimlikler dağıtıldı. Tutsi ve Hutuların aslında ortak olan dil-gelenek-etik geçmişleri ve kültürleri yok sayılarak, bir tür yapay ırksal ayrımcılığa başlandı. Belçikalı yöneticiler ayrımcılığı körüklemek amacıyla, işe alımlardan hastane kabullerine kadar bütün kararları ırksal farklılıklara göre almaya başladılar. Bu dönemde Tutsiler, Hutulara göre çok daha iyi yaşam şartlarına ve daha iyi işlere kavuştu. İnsanların hangi ırktan olduğuna karar verilirken bazı objektiflikten uzak ve akıl dışı kriterler kullanılmıştır. Etiyopya kökenli olduğuna inanılan Nuh'un soyuna dayandırılan Tutsilerin daha ince yapılı ve narin bir görünüşe sahip olduğu iddia edilmiş ve uzun boy, güzel görünüm gibi fiziki özellikleri olanlar Tutsi sayılmıştır. Bunun yanında zengin olanlar, örneğin, 10 inekten daha fazlasına sahip olanlar da Tutsi olarak kaydedilmiştir.

Daha sonra üniversiteler, eğitim ve sosyal olanaklar Hutulara neredeyse tamamen kapanmıştır. 1950'lere kadar Tutsileri Hutulardan üstün tutma siyaseti güden Belçika, bu tarihten sonra savaşın ardından özgürlükçü akımların güç kazanması üzerine, Hutuların üzerindeki baskıyı hafifletmiş, hatta zamanla, sayıca üstünlüklerinden ötürü Hutuları desteklemeye yönelmiştir. Bunun bir sebebi de, uzun vadede ülkedeki yönetimin seçimler aracılığı ile sayıca üstün Hutulara geçme olasılığının artmasıdır. Belçika, Ruanda ve Burundi'yi, 1962 yılında her iki devlet bağımsızlıklarını kazanana kadar yönetti. Bu dönemdeki Belçika yönetimi tıpkı İngilizlerin Güney Afrika Cumhuriyeti'nde uyguladıkları gibi, yerli halk üzerinde acımasız ve adaletsiz olmakla suçlanmıştır.

Başlangıcı : II. Dünya Savaşı'nın bitmesiyle, bağımsızlığa hazırlamak amacıyla Ruanda yönetimi Birleşmiş Milletlere verildi. Beklenen şekilde yapılan seçimlerde Hutu milliyetçisi PARMEHUTU Hareketi (Hutu Özgürlük Hareketi) iktidara geldi. İktidara geldikleri andan itibaren, Belçikalıların desteğiyle, eski yönetimin uzantısı sayılan Tutsilere karşı hemen her bölgede çeşitli faaliyetlerde bulundular. Bu faaliyetlerin sonucunda 20 bin ila 100 bin arasında Tutsi öldürüldü, 160 bin kadarı da komşu ülkelere, Tanzanya ve Uganda'ya sığındı.

Bağımsızlık kazanılmasından sonra PARMEHUTU yönetimi, tek parti iktidarı sırasında da Hutu milliyetçisi bir politika izledi. 1964 ve daha sonra 1974'teki pogrom adı verilen olaylarda birçok Tutsi öldürüldü ya da sürüldü. Bu olaylar sırasında Tutsi öldüren Hutular devlet tarafından korundu. Göstermelik bir iki olay dışında kimse yargılanıp cezalandırılmadı. Tutsilerin nüfusa oranları olan %9 oranı bütün ülkede üst limit olarak tanımlanarak Parlamento başta olmak üzere tüm kurum ve kuruluşlardaki eğitimli Tutsiler işten çıkarıldı ve sürgüne zorlandı.

1973'te Hutu Juvénal Habyarimana bir darbeyle iktidarı ele geçirip, PARMEHUTU hareketine son verdi. Ancak kendisi de bir Hutu milliyetçisi olduğundan Tutsiler açısından pek fazla değişiklik olmadı.

1980 yılına kadar komşu ülkelerdeki Tutsi nüfusu 500 binlere kadar ulaştı. Eğitimli ve kalifiye kişiler olmaları sebebiyle gittikleri ülkelerdeki önemli kadroları ele geçirerek ülkelerine dönüş için organize olmaya çalıştılar. Bu amaçla kurulan "Ruanda Yurtseverler Birliği" (RYB) Ruanda hükümetine baskı kurmaya çalıştı ancak politik bir çözüme varılamadı.

Uganda'daki kamplarından çıkıp Ruanda'da hükümetle silahlı mücadeleye başladıkları 1 Ocak 1990'dan 1992'ye kadar bir iç savaş yaşandı ancak Ağustos'ta imzalanan ateşkesle geçici olarak savaş durduruldu. Bu sürede soruna "kalıcı çözüm" bulmak isteyen aşırı uçtan Hutular aldıkları kararları hayata geçirmeye kadar verdiler.

En ücra köylere kadar her yerde Interahamwe adı verilen yerel yarı-askeri örgütler kurularak Tutsiler ve ılımlı Hutular fişlendi. Ülkenin ekonomisi silah alımına uygun olmadığı için Çin'e yüzbinlerce satır siparişi verildi. Satır verilemeyenlere ise, sivri uçlu sopalar verilerek bunları yakında başlayacak olan "böcek" avında kullanmaları söylendi. Bütün bu hazırlıkların farkında olan Hutu hükümeti önlem olarak hiçbir şey yapmamıştır.

6 Nisan 1994'te tarihin gördüğü en kanlı katliamlardan birisi radyoda yapılan anonslarla başladı. O gün, bir Hutu olan devlet başkanının uçağı düşürüldü. Ülkede yaşanan kaostan faydalanan Interahamwe üyeleri ellerindeki listelere bakarak, eğitimli Tutsi ve ılımlı Hutular başta olmak üzere kıyıma başladılar.

Somali başarısızlığının etkisiyle bölgeden uzak durmak isteyen ABD, baskı yaparak ve bölgede öldürülen 10 BM askerini sebep göstererek, BM Barış Gücü askerlerinin çekilmesini sağladı. Bunun üzerine katliam daha da şiddetlendi. Hutu milisleri, neredeyse ellerine geçen her aletle, balta, bıçak, satır, taş ile Tutsileri öldürmeye başladılar. Parası olan Tutsiler kurşun parası vererek, acısız ölümü satın alıyorlardı, olmayanlar ise en acımasız şekilde öldürülüyordu. Öldürmekten yorulan Hutular, Tutsilerin kaçmasını önlemek maksadıyla aşil tendonlarını kesiyor, dinlendikten sonra katliamlarına devam ediyorlardı. Kilisede rahipler, hastanede doktorlar, ellerindeki Tutsileri cellatlarına teslim ediyorlardı.

Ceset saklanabilecek her yer cesetlerle dolmuş, cesetlere saldıran köpeklere sinirlenen Hutular, o dönemde neredeyse ülkedeki tüm köpekleri öldürerek yok etmişlerdir. Dünyadaki soykırımlara seyirci kalmayacağını söyleyen Fransa ve ABD gibi ülkeler, bölgeye müdahale etmemek için BM'de soykırım sözcüğünü içeren tüm önergelerde değişiklik isteyerek, belgelerden çıkartılmasını istemişlerdir.

Katliam haberlerini alan RYB üyeleri ülkenin doğusundan girip katliamcılarla savaşarak başkente kadar ülkeyi ele geçirdiler. O ana kadar bölgeye müdahaleden uzak durmaya çalışan Fransa, ani bir kararla, katliamı destekleyen ve o anda legal olarak tanınan Hutu hükümetine askeri yardıma başladı. Bölgede hızla ilerleyen Fransız askerleri, Kigali'nin batısından Kongo'ya kadar olan bölgenin yönetimini ele geçirdi ve oraya RYB askerlerinin girmesini engelleyip, bölgedeki katliama müdahale etmedi. O ana kadar 600 bin insan öldürülmüşken, kendi sorumlulukları altındaki bölgede 200 bin kişinin daha öldürülmesine seyirci kaldılar.

100 gün içinde bölgede 800.000'e yakın insan öldürülmüş, 2.000.000 Hutu, Tutsilerin ve RYB askerlerinin öç almasından çekindiği için komşu ülkelere mülteci olarak sığınmıştır. Tüm devlet kurumları çökmüş, ekili alan kalmamıştır.

Nedenleri : Soykırımın nedeni olarak, Avrupa kaynaklı ırk temeline dayalı teoriler de öne sürülmektedir. Avrupa'da o dönemde, ırk üzerine düşünce üreten bazı çevrelerce, Ruanda bölgesinde yaşayan insanların, ari ırk ile aşağı ırk olarak kabul edilen zenciler arasında bir tür geçiş ırkı olduğu iddia edilmiştir. Bu yüzden Hutuların, Tutsileri gerçek Ruandalı olarak değil, kendilerini sürekli aşağılayan ve sömüren Avrupalıların ülkelerindeki işgalci akrabaları olarak değerlendirdikleri iddia edilmiştir. Benzer olaylar başka ülkelerde örneğin Sudan'da da görülmüştür.

Bir başka neden olarak, özelikle Tutsi bölgelerinde kalan verimli tarım alanlarının Hutularca ele geçirilme isteği de gösterilmektedir. Zengin komşularının mallarını ele geçirmek isteyen Hutuların, özellikle Tutsileri öldürdükleri ve katliamın bir anda yayıldığı da düşünülmektedir.

Sorumluları : Yaşanan katliamın ardından, sorumluların tespit edilmesi ve yargılanması için çalışmalar yapılmıştır. Ancak sorumluların sayısının fazlalığı ve yaşanan olayların yıkıcılığı yüzünden, yargılamada bazı sorunlar yaşanmıştır. Katliam sırasında neredeyse tümüyle yok olan devlet kurumlarının olmaması sebebiyle, katliam sanıklarının büyük kısmı kendi köylerinde yaşamaya devam etmiştir. Katliamın acısının halk üzerinde yarattığı etkinin dindirilmesi amacıyla, halkın kendi kuracağı mahkemelerde alacağı kararların adli olarak tanınacağının bildirilmesi üzerine "halk mahkemeleri" (gacaca ) 3'ten fazla insan öldürenleri yargılamış ve halk kendi cezasını kendisi vermiştir. Daha büyük suçlular için Birleşmiş Milletler gözetiminde Arusha Tanzanya'da bir uluslararası suç mahkemesi kurularak yargılamalar sürdürülmüştür.

Sonuçlar : Bütün politik ve ekonomik yardımlara rağmen Ruanda, yaşanan soykırımın şokunu atlatamamıştır. Ülkenin yakınında meydana gelen Kongo savaşları sebebiyle ülkede ekonomik ve sosyal açıdan istenen ilerleme sağlanamamıştır. 1999'da katliamın ardından yapılan ilk seçim de politik istikrarı sağlayamamıştır.

31 Mart 2005'te, Interahamwe'nın ardından kurulan Demokratik ve Özgürlükçü Ruanda Güçleri (FDLR), soykırımı kınayarak iç savaşa son verdiğini açıklamıştır.

İddialar : Fransa ve ABD'nin özellikle bölgede katliamı başlatan Hutu'ların engellenebileceği zamanlarda Birleşmiş Milletler'i işlevsiz kılmaya yönelik diplomatik girişimleri bu iddialara temel teşkil eder. Ayrıca Fransa Eski Cumhurbaşkanı François Mitterrand O ülkelerde bir soykırım yaşanması o kadar da önemli bir şey değil. şeklinde açıklamada bulunmuştur. (Le Figaro, 12 Ocak 1998)

1992 yılında Ruanda Cumhurbaşkanlığı Muhafızları'nı eğitmek için bölgede bulunan emekli Ulusal Jandarma Müdahale Grubu Komutan Yardımcısı Thierry Prungnaud, devlet radyosu France-Culture’e verdiği mülakatta “1992 yılında Fransız askerlerinin Ruandalı sivil milislere atış eğitimi verdiğini gördüm.” diyerek Fransa'nın henüz anlaşılamayan sorumluluğuna değinmiştir. Emekli komutan, mülakatı yapan gazetecinin ‘Fransa’nın Ruandalı milisleri eğittiğini reddettiğini’ hatırlatması üzerine “Fransa bunu her zaman inkâr etti, başka şeyler gibi. Ama önemli değil, ben doğruluyorum.” şeklinde cevap vererek benzer iddialara destek vermiştir.

Ruanda bayrağı

Ruanda bayrağı, günümüzde kullanılan hali ile 25 Kasım 2001 tarihinde göndere çekilerek kullanılmaya başlanmıştır.

Bayrak açık mavi, sarı ve yeşil renklerin yanı sıra 24 ışını bulunan güneşten oluşmaktadır. Bayrağın üst yarısını yatay bir şerit halinde oluşturan açık mavi renk mutluluğu ve barışı sembolize etmektedir. Bayrağın alt yarısın iki eşit yatay şerit halinde oluşturan renklerden sarı, ekonomik kalkınmayı ifade ederken diğer renk olan yeşil ise ülkede var olan kaynakların dengeli kullanımı ile oluşan refahı ve umudu temsil etmektedir. Bayrağın dalgalanan tarafında açık mavi zemin üzerinde sağ üst köşede bulunan 24 ışınlı altın sarısı güneş ise Ruanda halkını aydınlatan ışığı sembolize etmekte ve bu aydınlatılan ışık ise birliği, şeffaflığı ve cehalete karşı verilen savaşı temsil etmektedir.

Ruanda 2001 yılına kadar Pan-Afrika renklerinden oluşan bir bayrak kullanmaktaydı. Bayrağın ortasında yer alan R harfi, ülkenin baş harfi olmanın yanı sıra devrimi, referandumu ve cumhuriyeti (Revolution, Referendum, Republic) ifade etmekteydi.

Ruanda Arması

Ruanda arması, Afrika ülkesi Ruanda tarafından kullanılan resmi devlet armasıdır. Arma, ülkede 01 Ocak 2002 tarihinde ülke bayrağı, ulusal marşı ile birlikte armanın da değiştirilmesi sonucu ülkenin resmi arması olarak kabul edilmiştir.

Armanın orta kısmında geleneksel Ruanda sepeti olan ve Agaseke olarak adlandırılan sepet yer almakta olup, heraldik açıdan sağ tarafından sorgum çiçeği, heraldik açıdan sol tarafında ise kahve çiçeği konumlandırılmıştır. Her iki çiçeğinde yanlarında da geleneksel Afrika simgesi olarak kalkan yer almakta olup, bu kalkanlar ülke vatanseverliği, ulusal bağımsızlığın savunmasını ve dürüstlük ile adaleti simgelemektedir. Sepetin alt kısmında mavi çark, üst bölümünde ise ülke bayrağında da yer alan güneş konumlandırılmıştır. Güneşin üst bölümünde yer alan ve sarı zemine sahip slogan bandında Kinyarvanda dilinde ülkenin ismi olan Repubulika y'u Rwanda (Türkçe:Ruanda Cumhuriyeti), alt kısmında yer alan yine sarı zemine sahip ikinci bir slogan bandında ise ülkenin sloganı olan Ubumwe, Umurimo, Gukunda Igihugu (Türkçe:Birlik, Çalışma, Vatanseverlik) yazmaktadır. Tüm arma yeşil renge sahip bir çember ile çevrilmiş konumda olup, çember armanın alt kısmında düğüm atılmış olarak görüntülenmektedir. Bu çember ise birlikte gösterilecek azim ile gerçekleştirilecek sanayi gelişimini ifade etmektedir.

Ülkede yeni armanın 2002 yılında kullanılmaya başlanmasından önce 2001 yılı sonuna kadar var olan arma, ülkede gerçekleştirilen soykırım ile bağlantılı algılandığı için uzun süre resmi olarak kullanılmamıştır.

İnsan hakları

Ruanda'da, Uluslararası Af Örgütü'nün gözlemlerine göre düşünce özgürlüğü ciddi oranda kısıtlanmış bir konumdadır. Ülke genelinde örgütlenme özgürlüğü de hükumet tarafından engellenmekte, sivil halk, insan hakları savunucuları, gazeteciler hükumet yetkilileri tarafından kontrol edilerek hükumet aleyhine olduğu düşünülen söylemlerde işlerinin yapılması engellenebilmektedir. Ruanda genelinde bulunan mahkemeler yine Uluslararası Af Örgütü'nün tahminlerine göre herhangi bir uluslararası standarta sahip konumda olmayan, adaletli kararların verilmediği yerler olarak kabul edilmektedir.

Ruanda'da yaşanan soykırım özellikle çocuklar üzerinde olumsuz etkileri daha derin yaşanmaktadır. UNICEF verilerine göre 600.000 çocuk anne ya da babasından birinin ya da ikisinin de birden olmadığı bir ortamda çok kötü hayat koşullarında yaşamaktadır.

Ordu

Ruanda silahlı gücü olan Ruanda Savunma Kuvvetleri (Fr.:Forces Rwandaises de Défense - İng.:Rwanda Defence Forces - RDF) ülkenin ordusunu oluşturmaktadır. Genelkurmay başkanlığı emrinde silahlı kara kuvvetleri, hava kuvvetleri komutanlığı yanı sıra özel komanda birlikleri yer almaktadır.

Günümüzde RDF içerisinde yer alan birçok emekli rütbeli askere karşı Ruanda'da 1994 yılında yaşanan soykırım ile ilgili olarak suç işlediği gerekçesiyle suç duyurusunda bulunulmuştur.

İdari yapılanma

Ruanda kendi içerisinde beş yönetim bölgesine (intara) ayrılmıştır. Söz konusu idari bölgeler de kendi içerisinde 31 ilçeye (Tekil:akarere - Çoğul:uturere) ve belediyeye (Tekil:umujyi - Çoğul:imijyi) ayrılmış konumdadır. 1 Ocak 2006 yılına kadar 12 idari yönetim bölgesinden oluşan ülkede, bu tarihte kabul edilen yeni idari yapılanma yasası ile idari yönetim bölgeleri beşe düşürülmüş ve merkezi yönetim yetkilerinin bölgesel yönetimler üzerinden gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır. 2002 yılına kadar perefegitura (Türkçe:Bölge) olarak adlandırılan idari yapılar, bu tarihten itibaren il olarak adlandırılmıştır.

Özellikle 1994 yılında yaşanan Ruanda soykırımı ile ilgili geçmişe bir son verebilmek adına ülke bayrağı, millî marşı yanı sıra bölgeler de yeniden düzenlenerek, etnik grupların bir bölgede çoğunluğu etmesinden ziyade karışık bir şekilde her bir ilde yaşaması planlanmış ve yeni idari yapılanmalarda sınırlar bu konuya özen gösterilerek çizilmiştir.

Ekonomi

Ruanda ekonomik açıdan gelişim gösterememesinde belirli faktörler önemli rol oynamaktadır. Buna göre
  • nüfus yoğunluğunun yüksek düzeyde olması
  • bireysel tarımın arazi kıtlığına rağmen ön planda tutulması ve yeraltı kaynaklarına ulaşımın zor olması
  • hizmet ve sanayi sektörlerinin yetersiz olması
  • pazarın küçük, parçalı ve kurallar ile aşırı düzeyde çizgileri belirlenmiş olması
  • ülke içerisindeki piyasaların bölgesel entegrasyonunun yetersiz olması
  • bölgesel çatışmalar ve savaşların olması
  • dünya pazarlarına erişiminin uzun mesafeler nedeniyle yüksek maliyetli olması
Ruanda'nın ekonomik gelişiminde engel olarak görülen nedenlerindendir.

Ülke ekonomisinin en önemli parçasını tarımsal faaliyetler oluşturmaktadır. Ülke nüfusunun yaklaşık olarak %93'ü direkt ya da dolaylı olarak tarımsal faaliyetler içerisinde yer almaktadır. Bu alanda gerçekleştirilen faaliyetlerin %90'ı ise kişisel tüketimi karşılamak için gerçekleştirilmektedir. Ülke topraklarının küçük olmasının aksine nüfusun yoğun olması ailelerin %90'ının tarımsal faaliyetleri bir hektardan daha az alanlarda yapmaya zorlamaktadır. Tarımsal alanların büyük çoğunluğu yamaçlarda yer almaktadır, tarımsal faaliyetlerle uğraşan aileler en küçük toprak parçasını bile değerlendirmekte, alanların nadasa bırakılması işlemi ise günümüzde neredeyse hiç uygulanmamaktadır.

Uzun yıllar tarım reformunu içeren bir yasa tartışılmış, bu yasa 2005 yılında kabul edilerek yasalaştırılmıştır. Bu yasaya göre tarımsal faaliyetlerin gerçekleştirildiği toprakların ekimi gerçekleştiren aileler ve kişiler tarafından sürekli olarak sahiplenmesi ve buna bağlı olarak bu alanlara yatırım yapılması amaçlanmıştır. Bu yasanın kabulünden önce ülkedeki tüm topraklar devlete aitti ve ailelerin topraklar üzerinde sadece intifa hakkı bulunmaktaydı. Kahve, çay, manyok, tatlı patates, bezelye, soya, muz , mısır ekilen ve yetiştirilen en önemli tarım ürünlerini oluşturmaktadır. Soya özellikle tofunun üretiminde sık olarak kullanılmakta ve bu yüzden de yaygın olarak yetiştirilmektedir.

Tarımsal faaliyetlerin yanı sıra hayvancılıkta toplum arasında yaygın bir konumdadır. Özellikle büyükbaş hayvan yetiştiriciliği önemli bir faaliyet konusudur. Büyükbaş hayvanların sütünden (özellikle tereyağı yapımında) ve etinden faydalanılmaktadır. Bunun yanı sıra az da olsa keçi başta olmak üzere küçükbaş hayvan yetiştiriciliği ile domuz ve tavşan yetiştiriciliği de aileler tarafından gerçekleştirilmektedir.

Sanayi üretiminde ise çimento, küçük ölçekli içecekler, sabun, mobilya, plastik eşya, sigara gibi ürünler üretilmekte ve çoğunluğu iç piyasada satışa sunulmaktadır.

İhracat

Ülke ekonomisinin en önemli ihracat ürünlerini kahve, çay, dalmaçya pire otundan elde edilen böcek ilaçları, koltan ve kalay oksit gibi madenler oluşturmaktadır. Ülkenin 2012 verilerine göre ihracat yaptığı ilk altı ülke sağdaki tablodadır.

İthalat

Ülke ekonomisinin en önemli ithalat ürünlerini makine ve ekipmanları, çelik, petrol ürünleri, gıda ürünleri ve inşaat malzemeleri oluşturmaktadır. Ülkenin 2012 verilerine göre ithalat yaptığı ilk sekiz ülke sağdaki tablodadır.

Turizm

Turizm ülke genelinde herhangi bir önemli rol oynamamaktadır. Ruanda bölgesinde yer alan Tanzanya, Kenya gibi ülkelerin aksine büyük bir ulusal parka sahip değildir. Bu yüzden ülke kitle turizminden ziyade bireysel turizmin tercih edildiği bir ülke konumundadır. Afrika kıtasında seyahat düzenleyen bireysel gezginler de ülkede uzun süreli kalmayı tercih etmemektedir. Ülke genelinde ziyaretçilerin önem verdiği uğrak noktaları arasında dağ gorillerinin gözlemlenme süreci önemli bir yer tutmaktadır. Bunun haricinde Kivu gölü civarında bulunan az sayıda turistik tesisler ile ülkenin güneyinde yer alan Nyungwe yağmur ormanları ile soykırım dönemine ait müzeler ve anıtlar turist olarak ülkeye gelen gezginler tarafından ziyaret edilmektedir.

Ulaşım


Demiryolu : Ruanda'da güncel olarak herhangi bir demiryolu ulaşımı bulunmamaktadır. Ruanda genelinde ülkeyi Tanzanya ile bağlayacak bir demiryolu hattının da dahil olduğu çeşitli demiryolu inşaatının yapımı için planlar önerilmiş olsa da henüz bir gelişme kaydedilememiştir. Aynı şekilde ülkenin Uganda ile de bağlantısını sağlaması planlanan demiryolu hattı da henüz aktif olarak gündeme alınamamış bir konumda bekletilmektedir. Geçmişte sanayide kullanılmak üzere inşa edilen demiryolu hatları da günümüzde aktif konumda değildir. Ülkede yaşanan iç çatışmalar ve savaşlar nedeniyle büyük hasar gören bu küçük çaplı demiryolu bağlantıları 20.yy sonlarında tamamen kapatılmıştır.

Havayolu : Ülke genelinde bulunan ve öneme sahip olan beş adet havaalanı içerisinde en önemlisi başkent Kigali'de bulunan Kigali Uluslararası Havalimanı'dır (Kigali International Airport).

Ülkenin ulusal havayolu 2002 yılında RwandAir Express olarak kurulan ve ismini Haziran 2009 yılında değiştiren RwandAir'dir. Havayolu şirketi %100 oranda devlete ait olup, birçok Afrika ülkesinin havayolu şirketinin aksine IATA üyesidir. RwandAir ülke içerisindeki hedeflerin haricinde Kenya, Güney Afrika Cumhuriyeti, Burundi, Uganda ve Tanzanya'daki hedeflere uçuş gerçekleştirmektedir.

Ulusal havayolunun haricinde Kenya Airways, Brüksel Airlines, Ethiopian Airlines, Qatar Airways, KLM ve Türk Hava Yolları gibi havayolu firmaları da Ruanda ile bağlı oldukları ülkeler arasında karşılıklı uçuşlar gerçekleştirmektedir.

Karayolu : Ülkede mevcut olan 12.000 km karayolunun sadece 1.000 km'si asfaltlanmış konumdadır. Ülkenin en önemli bağlantı yolları şu şekildedir:

Denizyolu : Bir kısmı Ruanda sınırları içerisinde de yer alan Kivu Gölü üzerinden insan ve yük taşımacılığı gerçekleştirilmektedir. Göl üzerinden bulunan küçü adalara da sık olmasa da belli aralıklarda taşımacılık gerçekleştirilmektedir. Ayrıca Ruanda deniz filosuna bağlı ekiplerde sınırın diğer tarafından gelebilecek olası olumsuzlukları durdurabilmek adına göl üzerinde sürekli devriye gezmektedir.

Ülkede bulunan diğer göllerde de daha az da olsa iki göl yakası arasında insan ve yük taşımacılığı yapılmaktadır.

Coğrafya

Ülkenin toplamda sahip olduğu 893 km sınırın 290 km'si Burundi, 217 km'si Demokratik Kongo Cumhuriyeti, 217 km'si Tanzanya ve 169 km'si Uganda ile oluşmaktadır.

Ülke genel olarak derin vadilerle yer yer kesilmiş dağlık ve yaylalık bir ülkedir. Ruanda'da ortalama yükseklik 1.500 m düzeyinde olup, ülke genelinde 1.000 m ile 4.507 m arasında yükseklikler görülebilmektedir. Ülkenin en yüksek noktasını 4.507 m ile Demokratik Kongo Cumhuriyeti sınırında bulunan ve Virunga volkanik dağların bir parçası olan Karisimbi Dağı oluşturmaktadır.

Ülke genel olarak üç arazi çeşidine ayrılmış konumdadır. Bu araziler güneydoğu vadileri, merkezi yüksek platolar ve Kongo-Nil havzasıdır. Ülkenin merkezinde yer alan yüksek platolar 1.500 m ile 2.000 m yüksekliği arasında bulunmakta olup, güneydoğu vadileri ile Kongo-Nil havzası arasında kalmaktadır. Bu bölgeler birçok su yolu ile bölünmüş olup, özellikle Kongo-Nil havzasına doğru ilerledikçe ülke için kullanılan bin tepeli ülke deyimi ile doğru orantılı birçok tepe gözlemlenebilmektedir. Bölgede yüzey su kaynaklarının bolluğu ile birlikte yıllık yağış ortalamalarının yüksek olması nedeniyle tarımsal faaliyetler yoğun bir şekilde gerçekleştirilmektedir. Geçmiş yıllarda bölgede çok sık bir şekilde bulunan ormanlık alanlar ise tamamen yok olmuş konumdadır.

Ülkenin kuzey kesimlerinde yer alan Virunga volkanik dağları Ruanda'nın en yüksek noktalarını oluşturmaktadır. Bu bölgede düşük sıcaklıklar ve yoğun yağışlar gözlemlenebilmektedir. Virunga dağlarının yanı sıra batıdan Kivu gölünün etrafından kuzey ve güney yönde ilerleyen Kongo-Nil havzası da ulaştığı 3.000 m'ye yakın yükseklik ile bir diğer yükseltiyi oluşturmaktadır. Kongo-Nil havzasında yükseltiler 1.200 m ile 2.700 m arasında değişim göstermektedir. 1990 yılların sonlarına kadar ülkede var olan yağmur ormanları özellikle 1994 yılından sonra iç savaş nedeniyle komşu ülkelere kaçan Ruandalıların geri gelmesi ile yeni yerleşim alanları oluşturulmak adına yok edilmiştir. Günümüzde sadece Nyungwe yağmur ormanları varlığını sürdürmekte olup, bu orman alanı doğu ve merkez Afrika genelinde bulunan en büyük dağ ormanı olarak kabul edilmektedir. Nyungwe ormanları 2012 yılında ulusal park ilan edilmiştir.

Ruanda'nın doğu ve güneydoğu bölgelerinde yer alan vadiler 1.000 ila 1.500 m arası yükseklikte bulunmaktadır. Coğrafi şartların yanı sıra iklim ve çeçe sineğinin varlığı bu bölgelerde tarımsal faaliyetlerin yapımını pek mümkün kılmamaktadır.

Ülkenin kıyısı bulunduğu Kivu gölü civarında derin koy ve dik yamaçlar mevcuttur. Ülkenin Tanzanya'ya sınırının olduğu doğu bölgelerde bulunan ve Akagera bataklıkları olarak adlandırılan bataklıklar ve göller iki ülke arasında doğal bir sınır oluşturmaktadır.

İklim

Ruanda konum olarak ekvatora yakın bir konumda olmasına rağmen yükseltilerin çok olması nedeniyle hafif nemli bir iklime sahiptir. Bölgede hakim olan sıcak ekvator iklimi dönemsel doğu Afrika iklimi ile üst üste gelmesi sonucu yükseltilerin de etkisi ile iklim yumuşamaktadır. Yıl genelinde ortalama sıcaklık yükseltiye bağlı olarak değişkenlik gösteriyor olsa da sıcaklık değerlerinde büyük değişimleri yaşanmamaktadır. yıllık sıcaklık değerleri en düşük 15 °C en yüksek 26 °C seviyesinde yaşanmaktadır. Ruanda genelinde yılda iki defa yağmur sezonları yaşanmaktadır. Muson yağmurları ülke içerisinde umuhindo olarak adlandırılan ve yıllık yağışların %27'sinin yağdığı Eylül-Aralık döneminde yağarken, itumba olarak adlandırılan muson yağmurları ise Şubat-Haziran döneminde yağmaktadır. Bu ikinci dönemde ise Mart-Mayıs aylarında yıllık yağışların %40'ı gerçekleşmektedir. Yıllık yağışlardaki düzensizlik ve buna bağlı yaşanan kuraklık ve yoğun yağışların art arda gelebilmesi tarım ürünleri üzerinde olumsuz etki yaratmakta olup, dönem dönem kıtlık yaşanmasına neden olabilmektedir.

Bitki örtüsü ve yaban hayat

Ruanda'nın özellikle yüksek kesimleri burada yaşanan özel ekolojik sistemin de etkisi ile emsalsiz yaban hayatı ve bitki örtüsüne sahiptir. Bu bölgelerde mevcut olan nemli, sisli ve soğuk tropikal iklim bu ortamın oluşmasında başlıca etkenler arasında yer almaktadır. Özellikle Nyungwe yağmur ormanları ülkenin geriye kalan tek yağmur ormanları olarak benzersiz bir çeşitliliğe sahiptir.

Ülkenin orta kısımlarında alanlar genel olarak tarımsal faaliyetler gerçekleştirmek adına tarım alanı olarak kullanılmaktadır.

Ülkenin kurak ve sıcak doğu bölgelerinde ise çimin ve ağaçların hakim olduğu ovalar ağırlıkla bulunmakta olup, ayrıca bataklıklar ve göllerde bu bölgelerde yer yüzeyini şekillendirmektedir. Bölgede yer alan Akagera Ulusal Parkı 1994 yılına kadar bünyesinde birçok aslan, leopar,zebra, impala, antilop çeşitleri gibi hayvanların yanı sıra, az miktarda da olsa fil, zürafa mevcuttu. Sulak alanlarda birçok su aygırı ve timsah yaşamaktaydı. İç savaşın etkisi nedeniyle ülkede başta aslan ve zebralar olmak üzere yaban hayat neredeyse bitme noktasına gelmiştir.

Ülke yaban hayatının en önemli parçalarından birini oluşturan ve soyu tükenme tehlikesi ile karşı karşıya olan ve koruma altında olan dağ gorilleri Virguna dağlarının yüksek kesimlerinde yaşamaktadır.

Nüfus

Ruanda'da son olarak 2012 yılında gerçekleştirilen resmi sayım sonuçlarına göre 10,515,973 nüfus tespit edilmiştir. Bu güncel olarak son resmi sayım konumunda olup, 2018 tahmin sayım sonuçlarına göre ülkede 12,187,400 nüfus belirlenmiştir. Ülke içerisinde 433 kişi/km² nüfus yoğunluğu ile Ruanda Afrika kıtasının nüfus yoğunluğu en fazla olan ülkesi konumundadır. Ülke nüfusunun çoğunluğu başkent Kigali'de yaşamaktadır.

Ruanda genç bir nüfusa sahip olup, 2018 tahmini verilerine göre nüfusun %60,43'ü 0-24 yaş aralığındadır. Ülkenin sadece %2,49'u 65 yaş ve üzerindedir.

0-14 yaş: %40.98 (erkek 2,521,169/kadın 2,473,055)
15-24 yaş: %19.45 (erkek 1,187,249/kadın 1,183,278)
25-54 yaş: %32.93 (erkek 1,903,087/kadın 2,109,839)
55-64 yaş: %4.15 (erkek 225,273/kadın 280,545)
65 yaş ve üzeri: %2.49 (erkek 120,952/kadın 182,953)

Şehirde yaşayanların oranı 2019 verilerine göre %17,3 olan ülkede, nüfusun yıllık artış oranı 2018 tahmini verilerine göre %2,3 düzeyindedir.

Etnik gruplar

Ruanda genelinde aynı dile, kültüre sahip olan bir toplum yaşamaktadır. Günümüzde mevcut olan Tutsi, Hutu ve Twa etnik grupları Ruanda'nın sömürge bölgesi olarak ilk önce Almanya daha sonra da Belçika tarafından dolaylı yoldan yönetilmesi neticesinde bu ülkeler tarafından belli statüler verilerek ayrıştırılmıştır ve her biri etnik grup yerine kabile olarak konumlandırılmıştır. İlk olarak üst kademeyi oluşturan Tutsileri destekleyen sömürgeci ülkeler Tutsileri kendi amaçları doğrultusunda kullanmış, kabile olarak ayırdıkları grupları da genel olarak dış görünüşüne ve mesleği ile ilgili olarak sınıflandırarak Tutsi (büyükbaş hayvan sahipleri), Hutu (çiftçi) ve Twa (avcı, çömlekçi) ayrımını gerçekleştirmişlerdir. Bu ayrım neticesinde farklılıkları belirgin bir şekilde ortaya konulan gruplar ilerleyen yıllarda ülke genelinde daha büyük sorunların yaşanmasına neden olmuştur. Ruanda soykırımı olarak adlandırılan olayda Ruandalı Tutsi nüfusunun dörtte üçünün hayatını kaybetmesine neden olmuştur.

Sömürgeci Belçika devleti tarafından 1934/35 döneminde gerçekleştirilen nüfus sayımında, ailelerin hangi gruba dahil edilmesi gerektiği sahip oldukları büyükbaş hayvan sayısına göre kararlaştırılmış, buna göre on ve üzeri büyükbaş hayvana sahip olanlar Tutsi, ondan daha az büyükbaş hayvana sahip olanlar Hutu ve hiçbir büyükbaş hayvana sahip olmayanlar ise Twa olarak sayılmış ve sınıflandırılmıştır.

Günümüzde Hutu etnik grubu ülkede çoğunluğu oluşturmaktadır. Nüfusun %85'i bu etnik grubun üyesi konumundadır. Tutsi nüfusu toplam nüfusun %15'i seviyesinde olup, Twa etnik grubu %1 ile ülke içerisinde az bir nüfusa sahiptir.

Dil

Ülkenin Belçika sömürgesi olması nedeniyle Fransızca bağımsızlık sonrası resmi dil olarak kullanılmıştır. Bunun yanı sıra nüfusun %88 düzeyinde büyük çoğunluğunun anadil olarak kullandığı Kinyarwanda dili de ülkenin resmi dilleri arasında yer almaktadır. Bu dillere ek olarak özellikle Tanzanya ve Uganda'dan geri dönen uzun süreli mültecilerin nüfusa katılması ile 1994 yılında İngilizce de resmi dil statüsü kazanmıştır.

Ekim 2008 yılında hükumet tarafından yapılan açıklamada ülkenin ilerleyen yıllarda eğitim dilinin İngilizce olacağı belirtilmiş ve bu da 2009 yılından itibaren uygulanmaya başlanmıştır. Ülke genelinde bulunan tüm okullarda eğitimler ve sınavlar İngilizce dilinde gerçekleştirilmiştir. Yapılan bu değişik ile İngilizcenin hakim olduğu doğu Afrika ülkeleri ile daha sıkı ilişkiler hedeflenmiştir.

2003 yılı Ruanda anayasasının 5. maddesinde ülkenin ulusal dilinin Kinyarwanda, resmi dillerin İngilizce ve Fransızca olduğu belirtilmiştir.

Din

Ruanda genelinde hakim olan din Hristiyan dinidir. Buna göre nüfusun %93,4'ü hristiyan inancına göre yaşamını sürdürmektedir. Bu oran içerisinde katolik mezhebine mensup hristiyanların oranı %49,5, protestan mezhebine mensup %39,4 ve diğer hristiyan mezheplerine mensupların oranı da %4,5 düzeyindedir.

İslamiyet ülke içerisinde en yaygın ikinci din konumunda olmasına rağmen nüfusun sadece %1,8'i islami inancına göre yaşamlarını sürdürmektedir.Bu iki dinin haricinde yerel dinlere inanan çok küçük bir toplulukta mevcuttur.

Sosyal durum

Sağlık : Ülkede temiz su kaynaklarına ulaşabilen nüfusun oranı genel Afrika ortalamasına göre yüksek düzeyde olup, 2012 tahmini verilerine göre nüfusun %70,7'si temiz kaynaklardan su temin edebilmektedir.

Bunun yanı sıra nüfusun %63,8'i tam teçhizatlı sağlık hizmetlerinden yararlandığı ülkede, nüfusun %36,2'si daha ilkel şartlarda sağlık hizmeti alabilmektedir. Ülke içerisinde ishal, hepatit, tifo, sıtma ,humma ve kuduz çok sık görülen hastalıklar arasındadır. AIDS, Afrika kıtasının genelinin aksine düşük oranda görülmekte olup, bu oran 2012 verilerine göre %2,9 düzeyindedir.

2014 tahmini verilerine göre ülke genelinde ortalama yaşam 59,26 düzeyinde gözlemlenmekte olup, bu oran erkeklerde 63,11, kadınlarda ise 55,96 seviyesindedir.

Eğitim : Ülke genelinde 15 yaş ve üzerinde olan nüfusta okuma yazma bilenlerin oranı 2010 verilerine göre %71,1 düzeyindedir. Bu oran erkeklerde %74,8 iken, kadınlarda %67,5 seviyesindedir. Ruanda genelinde sekiz yıllık zorunlu ilkokul eğitimi herhangi bir ücrete tabi olmamakla birlikte, 2010 verilerine göre ilkokul çağındaki erkek çocuklarının %94'ü, kız çocuklarının da %97'si ilkokula gitmektedir.

Bu sekiz yıllık eğitim bitiminde üç yıl süren lise eğitimi alınabilmektedir. Ruanda genelinde birçok üniversite de yer almakta olup, en önemlisi başkentte bulunan Université nationale du Rwanda'dır.

Ülke genelinde 5-14 yaş aralığında bulunan çocukların 2000 verilerine göre %35'i çocuk işçi olarak kullanılmaktadır.

Spor : Ülkenin en sevilen spor dalı basketboldur. Ruanda millî basketbol takımı dört kez üst üste FIBA Afrika Şampiyonası'na katılma başarı göstermiş ancak şampiyona genelinde başarı elde edememiştir. 2007 ile 2013 yılları arasında yapılan dört şampiyona da ülkenin almış olduğu en iyi derece 2009 yılında Libya'da düzenlenen şampiyonada elde edilen 9.'luk olmuştur.

Ülkede popüler olan diğer bir spor dalı olan futbol, 1972 yılında kurulan Ruanda Futbol Federasyonu (Fédération Rwandaise de Football Association) tarafından yönetilmektedir. Ülkede on dört takımın katıldığı ulusal bir lig düzenlenmektedir. Ülkenin en başarılı futbol takımı bugüne kadar elde ettiği 14 şampiyonluk ile APR FC (Armée Patriotique Rwandaise FC) takımıdır.

Ruanda millî futbol takımı Aralık 2014'te FIFA sıralamasında en büyük başarısını elde ederek genel sıralamada 68., Afrika ülkeleri içerisinde 19., doğu Afrika ülkeleri içersinde de 1. sırayı elde etmiştir.

Kültür

Yerel dillerde gerçekleştilen müzik, dans ve şiir Ruanda kültürünün en önemli parçalarını oluşturmaktadır. Düzyazı, tiyatro ve görsel sanatlar geleneksel olarak daha az belirgin bir konumdadır.

Ülke genelinde yaygın olarak gerçekleştirilen resim sanatı olan Imigongo sanatında kooperatifler bünyesinde bir araya gelen sanatçılar tarafından ahşap paneller üzerine geometrik boyamalar ve çizimler gerçekleştirilmekte, inek gübresi ile üç boyutlu oluşturulan şekiller daha sonra kurutularak boyanmaktadır.

Bir savaştan dönüşü simgeleyen savaş dansı olan Intore ülkede yaygın bir şekilde dansçılar tarafından sergilenmektedir. Intore dansı kadınlar tarafından gerçekleştirilen bale, erkekler tarafından gerçekleştirilen kahramanlık dansı ve davul üçlüsünden oluşturulan bir dans bileşenidir. Davulcular büyük önem taşımakta olup, bu kişiler genelde yedi veya dokuz kişilik gruplar halinde çalmaktadırlar.

Ruanda'da en popüler dans türleri genellikle ragga, hiphop ve R&B türleridir. Kitoko, Riderman, Tom Close ve King James ülkenin önde gelen yerel sanatçıları arasındadır.

Müzik ve dans Ruanda'da gerçekleştirilen törenlerin, festivallerin ve sosyal toplantıların ayrılmaz bir parçası konumundadır.

Ülkenin önemli sembollerinden olan ve aynı zamanda Ruanda arması içerisinde de yer alan geleneksel Ruanda sepeti Agaseke barış sepeti olarak da adlandırılmaktadır.

Ruanda'daki Türkiye Elçiliği

Posta adresi
KG2 Ave. No. 25, PO Box: 7079, Kimihurura, Kigali
T:+ 250 252 600 299 / +250 781 462 272

F:
E: embassy.kigali@mfa.gov.tr

: T.C. Kigali Büyükelçiliği
: T.C. Kigali Büyükelçiliği

Görev Bölgesi :
Ruanda
 

İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Üst