Şehirler Kırklareli

Evliya Çelebi

Yeni Üye

Kırklareli
Plaka No 39
Bölge Marmara
Yüzölçümü 6.459 km²
Nüfus 351.684
Nüfus Yoğunluğu 54 kişi/km²
Telefon kodu +288
Rakım 231 m
İlçe sayısı 8
Kırklareli, Türkiye'nin Marmara Bölgesi'nin Trakya yakasında, doğuda Karadeniz, güneyde Tekirdağ, batıda Edirne ve kuzeyde Bulgaristan'nın Burgaz ili ile çevrili il.

Tarihçe

Kırklareli'nin bilinen ilk sakinleri tüm Trakya bölgesinde olduğu gibi Traklardır. MÖ 6. yüzyılda Yunanistan'a kadar uzanan büyük bir imparatorluk kuran İran soylu kavim Perslerin eline geçen bölge, MÖ 4. yüzyılda Büyük İskender önderliğindeki Makedonlar, MÖ 2. yüzyılda ise Romalıların hakimiyetine girer. Roma İmparatorluğu'nun 4. yüzyılda ikiye bölünmesiyle Doğu Roma İmparatorluğu'nun payına düşen Kırklareli, bu dönemde birçok Bulgar ve Peçenek istilası görmüştür. Şehrin Bizans dönemindeki adı "kırk kilise" anlamında Saranta Ekklesies'tir . 13. yüzyılda kısa bir Haçlı işgalinin ardından 1368 senesinde, Balkanlarda yayılan Türklerin egemenliğine girmiştir. Osmanlılar şehrin adını "Kırk Kilise" şeklinde Türkçeleştirmişlerdir, bu Bizans dönemindeki adının birebir tercümesidir . Bir görüşe göre Kırk Kilise ile kastedilen kırk adet kilise değil, "kırk azizler kilisesi" olsa gerektir (III. yüzyılın sonunda Sivas'ta din uğruna şehit olan kırk azizler efsanesi Anadolu Hristiyanlığının en popüler konularından biridir) . Osmanlı döneminde Edirne Vilayeti'ne bağlı bir sancak merkezi olan Kırklareli, 93 Harbi'nde (1878) Rus, Balkan Harbi'nde (1912) Bulgar ve de I. Dünya Savaşı'ndan sonra (1920-1922) Yunan işgali yaşamış, Türk Kurtuluş Savaşı'nın Türkler açısından zaferle sonuçlanmasıyla birlikte 10 Kasım 1922'de Türk topraklarına katılmıştır. 1924 yılında Kırkkilise milletvekili Dr. Fuad Bey (Umay) Meclis'teki müzakerelerden birinde, şehrin adının halk dilinde ve resmi olmayan kullanımlarda Kırklareli veya Kırklarili şeklinde geçtiğini belirterek şehrin adının "Kırklareli" olarak değiştirilmesine yönelik bir teklifte bulunmuştur; isim değişikliği teklifi 20 Aralık 1924'te TBMM'de kabul edilmiş ve ilgili kanun 14 Ocak 1925'te Resmî Gazate'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir . "Kırkkilise" olan adında kilise sözcüğü geçtiği için değiştirilmiştir.

Avcılık ve Toplayıcılık Dönemi


Paleolitik Çağ : MÖ 1 Milyon - MÖ 12.000 : İnsanların Trakya'ya ilk olarak yaklaşık 1.000.000 yıl önce geldiği düşünülmektedir. Günümüzden 14.000 yıl öncesine kadar süregeldiği kabul edilen ve kültür tarihinin en uzun dönemi olan bu süreç "Eski Taş Çağı" ya da "Avcılık ve Toplayıcılık Dönemi" olarak adlandırılmaktadır. Bu dönem boyunca av ve yenebilir bitki, yemiş toplayıcılığına dayalı bir beslenme düzeni ve göçebe bir yaşam biçimi hakim olmuş, kalıcı barınaklar yapılmamıştır. Oldukça uzun olan bu süreç içerisinde, dünya iklimi ile birlikte Trakya'nın ikliminde de önemli değişiklikler olmuş, birbiri ardına kuru soğuklardan yağışlı sıcağa kadar değişen iklim dönemleri, on binlerce yıl bölgeye hakim olmuştur. Bu dönemde, insanların el becerilerinde önemli gelişmeler olmuş, aletlerin büyük bölümü çakmak taşından ya da ağaç ve kemiklerden yapılmıştır. Bu döneme ait, Trakya'da bilinen en eski ve önemli buluntular, İstanbul yakınlarındaki Yarımburgaz Mağarası, Eskice Sırtı ile Ağaçlı Kumluğu'ndan gelmektedir. Yapılan arkeolojik kazılardan, Balkanlar ve Yakın Doğu'nun en uzun ve süreli tabakalaşmasının burada olduğu saptanmıştır. Yarımburgaz Mağarası'nda, Marmara Bölgesi'nin doğal çevre değişimini çok açık bir şekilde sergileyen jeolojik katmanlar ile birlikte, yaklaşık 600.000 yıl öncesine ait kültür katları da çok iyi korunmuş olarak bulunmuştur.

İlk Tarımcı Köy Toplulukları Dönemi


Neolitik Çağ : MÖ 5800 - MÖ 4800 : Dünya ikliminin günümüz koşullarına yakın bir duruma gelmesi ile birlikte, yaklaşık 8000 yıl önce Trakya'nın doğal çevre ortamı ve bitki örtüsü de bugünküne benzer özellikler kazanmış, insanlar değişen çevre koşullarına, gelişen teknolojileri ile uyum sağlamışlardır. Bu değişim, Anadolu'da 10 - 12 bin yıl kadar önce başlamıştır. İnsanlar ilk kez buğday, arpa, mercimek gibi tahılları tarıma alıp koyun, keçi, sığır ve domuz gibi hayvanları evcilleştirerek çiftçiliğe başlamış; ahşap, kerpiç ve taştan ilk kalıcı konutları yapmışlardır. Ancak bu gelişmelerin, çok zengin doğal çevre olanaklarına sahip olan Trakya'da Anadolu'dan daha sonra, yaklaşık olarak günümüzden 7000 yıl önce başladığı görülmektedir. Dönemin başlarından itibaren beslenmede su ürünleri, avcılık ve yaban yemiş toplayıcılığı da çiftçiliğin yanında devam etmiştir. Bölgede bilinen en eski çiftçi yerleşmeleri Enez yakınlarındaki Hoca Çeşme ile İstanbul yakınlarındaki Fikirtepe'dir. Hoca Çeşme'de yapılan arkeolojik kazılar, MÖ 6200 yıllarında tarihlenen ve tümü ile Orta Anadolu özellikleri gösteren, tarım ve hayvancılık yapan bir topluluğun ilk olarak burada yerleştiğini, daha sonra bunların yerel koşullara uyum sağlayarak, Bulgaristan'da bilinen kültürleri oluşturduğunu ortaya koymuştur. Hoca Çeşme'nin en eski katmanları, Balkanlarda şimdiye dek bilinen en eski neolitik kültürü oluşturmaktadır.

Trakya'nın Neolitik Dönem kültürlerini en iyi yansıtan merkezlerden biri de Kırklareli'ye 3 kilometre uzaklıktaki Aşağıpınar tarih öncesi yerleşim alanıdır. Burada şimdiye kadar rastlanan en eski kültür katı MÖ 5800 yıllarına tarihlenmektedir. Anadolu Kronolojisi'ne göre Son Neolitik, Balkan Kronolojisi'nde ise Orta Neolitik Çağ'a, Karanavo II döneminde tarihlenen bu ilk yerleşim Demir Çağı'na dek süregelecek olan Trakya kültürünün de temellerinin atıldığı bir süreci temsil etmektedir. Bu dönem yapıtları, kalın ahşap direklerden oluşan bir çatı sistemine sahiptir. Yine bu direklerin arası dallarla örülmekte ve kalın bir kerpiç toprağı ile sıvanmış duvarlar yapılmaktaydı. Çok odalı olan yapıların içlerinde, ayrıca dallar ile örülmüş bölme duvarları, kil sekiler, ocak, fırın ve ambar gibi işlevsel alanlar da bulunmaktaydı. Bunların yanı sıra bazı yapıların içine kült amaçlı (dinî) olduğu düşünülen küçük bir bölüm, dokuma tezgâhına ayrılmış bir alan ile çok sayıda tahıl taneleri bulunmuştur. Yanarak kömürleştiği için günümüze kadar gelebilen tahıl tanelerinin incelenmesinden, MÖ 5800 yıllarında Aşağıpınar insanlarının iki tür buğday, arpa, burçak ve mercimek ekip biçtikleri, büyük bir olasılıkla da yağı için badem depoladıkları anlaşılmaktadır. Beslenmede ayrıca domuz, koyun, keçi ve sığırın yanı sıra geyik, karaca ve yaban sığırı avının da önemli bir yeri olduğu anlaşılmaktadır. Şiddetli bir yangın ile tahrip olduğu anlaşılan Aşağıpınar'ın ilk tabakası her bakımdan Balkan Neolitik Kültürlerinin özelliklerini taşımaktadır. Ancak bu en alt tabaka, Anadolu kökenli çiftçi-köylülerin aradan geçen 300-400 yıl içinde Trakya'nın yerel koşullarına uyum gösterdiğini ortaya koymuştur. Artık bu topluluklar evlerini kerpiç ya da taş yerine meşe ağaçları, saz ve kamış kullanarak yapmaya başlamış, köylerde evler bitişik olarak değil, bağımsız birimler durumuna getirilmiştir. Yine bir değişiklik de evcil hayvanların arasında koyun ve keçinin yerini, Trakya ortamına daha yugun olan sığırın almş olmasıdır.

Gelişkin Köy Toplulukları Dönemi


Kalkolitik Çağ: MÖ 4800 - MÖ 3200 : Anadolu'da genel olarak tarım ve hayvancılığa dayalı yaşam biçiminin giderek geliştiği, daha kompleks toplumsal düzenin oluşmaya başladığı ve uzmanlk alanlarının belirlendiği, köy topluluklarının kentleşme ürecine girdiği bu zaman dilimi, Trakya tarih öncesi kültürlerinin de en gelişmiş ve görkemli dönemidir. Bu dönemin ilk başlarında, Orta Balkanlar'dan Anadolu içlerine kadar yayılan, parlak yüzeyli, siyah renkli çanak-çömleği ve ilginç insan biçimli heykelcikleri ile belirginleşen büyük kültür bölgesi, zaman içinde daha çok yeni özelliklerin hakim olduğu küçük gruplara bölünmektedir.

Kent Toplulukları ve Devletin Ortaya Çıkışı


Tunç Çağı: MÖ 3200 - MÖ 1200 : Anadolu ve Yakın Doğu'da MÖ 3. bin yıl, kentleşme hareketinin başladığı, yavaş yavaş şehir devletlerinin oluştuğu bir süreci temsil etmektedir. Batı Anadolu'da en iyi Truva ile tanınan bu kent kültürleri, artık yavaş yavaş çömlekçi çarkını kullanmakta, yeni oluşan yönetici snıf, toplmuun diğer kesimlernden ayrı olarak, sur ile çevrili, küçük de olsa bir iç şehirde oturmaktadır. Ekonomiyi denetleyen bir ruhanî sınıfın da ortaya çıktığı, anıtsal tapınak yapıları ile belirginleşmektedir.

Siyasî Yapılanma ve Trak Beylikler Dönemi


Demir Çağı: MÖ 13. - MÖ 6. yüzyıl : Tunç Çağı gelişim süreci içinde, geniş boyutlu ilişkilerin kurulduğu, büyük göçlerin yaşandığı ve ticaretin ortaya konduğu bir devir olarak dikkat çekmektedir. Yakın Doğu'nun büyük bölümünde olduğu gibi, Anadolu ve Ege'de de Tunça Çağı, bütün bu bölgeleri yakıp yıkan bir göç dalgasının etkisiyle sona ermiştir. Anadolu'da Hitit, Ege'de Miken uygarlıklarına son veren ve yaklaşık 300 yıl süren bir "karanlık çağ"ı başlatan bu göç dalgasının, Anadolu'yu etkileyen bir bölümünün Kırklareli-Trakya üzerinden geldiği sanılmaktadır.

Klasik ve Helenistik Dönemler: MÖ 5 - MÖ 1. yüzyıl


MÖ 513-512 tarihinde, [Persler]'in [İskit Seferi]'ni mütekip Kırklareli topraklarına girdiği ve uzun bir süre [tarih kayıtlarına göre otuzdört yıl] burada kaldığı kesin olmakla birlikte, Trakya'da satraplık oluşturduğu yönünde bilgi de bulunmaktadır. Bu satraplığın merkezi, bugün Kırklareli'nin bir ilçesi olan Vize'dir. Odrisler'in oluşturduğu yeni yapılanmayla birlikte, Trakya ve Kırklareli'de [Bu cümlenin düzeltilmesini yazarına bırakalım. Ancak, çok anlamsız ve yuvarlak bir cümledir! Ayrıca, o tarihte Kırklareli'nin yerinde herhalde henüz ormanlar vardır!] yaşam biçimi ve kültürel yaşamda da değişiklikler olmuştur. Eski teokratik oluşumun yerine, soylu savaşçıların odağını oluşturduğu bir sistem geçmiştir. Bu durum soyluluk belirtisi olan bir atlı kavramı çevresinde odaklanarak, sanatta da kendini göstermiştir.

Osmanlı Dönemi


Edirne Vilayet Matbaası Müdürü Şevket Dağdeviren'in yazdığı 1892 tarihli salnameye göre;

Kırkkilise sancağının bir kazası olan Kırkkilise, Rus işgaline kadar kaymakamlıkla yönetilirken, R: 1295 ; M: 1879/80 başında mutasarrıflık merkezi olmuş ve Lüleburgaz, Babaeski, Midye, Ahtapolu, Vize ve Tırnova kazaları buraya bağlanmıştır.

Kasabanın dört tarafı 120.000 dönümden fazla üzüm bağları ile çevrilmiştir. Kasabada 4.326.000, köylerinde 663.000, Pınarhisar ve Üsküp’te 2.130.000, toplamda 7.119.000 kiye şarap elde edilirdi.

Hükumet konağı, adliye, jandarma, posta ve telgraf daireleri,hapishane, 3 kışla, 1 topçu kışlası, asker hastanesi ve redif deposu vardı.

Kasabada 8 cami vardır. Bunların en büyüğü Büyük Cami, diğerleri, Karakaş Cami, Bayezid Cami, Kapan Cami, Hacı Zekeriya Cami, Pehlivan Ağa Cami, Küçük Cami ve Kışla Cami’dir.

Kırkkilise’de biri 60, diğeri 20 beygir gücünde 2 un fabrikası vardır. Çalışan 45 işçi yılda 109.000 çuval yani 8.300.000 kiye un üretirdi. Bene ve Büyükdere köylrinde de su ile çalışan 26 beygir gücünde 2 un fabrikası vardı.

Kırkkilise kasabasında şayak, fanila, çul, çuval üretmeye yarayan 45 ve Mandıra köyünde 3 tane halı tezgahı vardı. Bunlarda 191 işçi yılda 4150 zira şayak, ve fanila ile 6360 adet çul, çuval ve halı üretirdi.

Kırklareli, Türkiye'nin kuzeybatısında, Marmara Bölgesi'nin Trakya kesiminde yer almaktadır. Dünyadaki konumu itibarıyla, 41 derece, 13 dakika, 34 saniye ve 42 derece, 05 dakika, 03 saniye kuzey enlemleri ile 26 derece, 54 dakika, 14 saniye ve 28 derece, 06 dakika, 15 saniye doğu boylamları arasında bir yerdedir. Kuzeyinde Bulgaristan; doğusunda Karadeniz; güneydoğusu ve güneyinde Tekirdağ (Saray, Çorlu, Muratlı ve Hayrabolu); batısında ise Edirne, güneyi ve güney batısında (Uzunköprü, Havsa ve Lalapaşa ilçeleri) bulunmaktadır. Toprakları, kuzeyden Bulgaristan sınırını oluşturan Revze Deresi Vadisi, doğudan Karadeniz, güneyde Ergene Irmağı ana vadisi ve batıdan ise Ergene Irmağı'na karışan Teke Deresi'nin su bölüm çizgisi olan sırtlarla kuşatılmıştır. Yüz ölçümü 6650 km² olup, il merkezinin denizden yüksekliği 203 metredir.

Başlıca akarsuları Ergene Nehri ve Rezve Deresi'dir. Bitki örtüsü olarak ormanlık ve step özelliği göstermektedir.

Ekonomi

Sanayi : İlde sanayi daha çok D-100 karayolu etrafında ve özellikle Lüleburgaz’da yoğunlaşmıştır. Kırklareli’nde sanayi artan bir hızla gelişmektedir. 1987-2001 döneminde yüzde 6,7 ile sanayi, ilin en hızlı büyüyen sektörü olmuştur. Kırklareli’nin İstanbul ve Avrupa’ya yakın olması bunun temel nedenlerindendir.

Kırklareli’de toplam 224 sanayi tesisi bulunmaktadır. Bunların yüzde 87’si Merkez, Babaeski ve Lüleburgaz ilçelerinde geri kalan yüzde 13’ü diğer ilçelerde yer almaktadır. Merkezde 64, Babaeski’de 38, Demirköy’de 2, Kofçaz’da 1, Lüleburgaz’da 94, Pehlivanköy’de 2, Pınarhisar’da 9, Vize’de 14 sanayi tesisi mevcuttur.

Kırklareli ilinde, "gıda ürünleri ve içecek imalatı", "tekstil ürünleri imalatı", "kimyasal madde imalatı" ile "metalik olmayan diğer mineral ürünlerin imalatı" sektörleri öne çıkmaktadır.

Gıda ürünleri ve içecek imalatı sektöründe, unlu mamuller ve öğütülmüş tahıl ürünlerini içeren imalatlar dışında, “süthane işletmeciliği ve peynir imalatı”, “çiftlik hayvanları için hazır yem imalatı”, rafine sıvı ve katı yağların imalatı” ile “kakao, çikolata ve şekerleme imalatı”; tekstil ürünleri imalatı sektöründe, “giyim eşyası dışında hazır tekstil ürünleri imalatı” ile “dokumanın aprelenmesi”; kimyasal madde ve ürünleri imalatı sektöründe, “farmasötik preparat imalatı”, “boya, vernik benzeri kaplayıcı maddeler ile matbaa mürekkebi ve macun imalatı” alt sektörleri önde gelmektedir. Metalik olmayan diğer mineral ürünlerin imalatında, cam imalatı önemli bir yer tutmaktadır.

Gıda, içki ve tütün imalatı yapan 92; tekstil, giyim ve deri imalatı yapan 58; orman ürünleri ve mobilya üretimi yapan 15; kâğıt, kâğıt ürünleri ve basım imalatı yapan 2; kimya, petrol, kömür, kauçuk ve plastik ürün imalatı yapan 13; taş ve toprağa dayalı 19; metal eşya, makine ve teçhizat imalatı yapan 17; diğer imalat yapan 8 tesis bulunmaktadır.

Bu tesislerde 19 bin dolayında kişi çalışmaktadır. 500’ün üzerinde çalışanı olan 8 tesisi bulunmaktadır. Bu 8 tesiste toplam çalışanların yüzde 37’si istihdam edilmektedir. 1000 ve daha fazla kişi çalışan 2, 500-999 kişi çalışan 6, 250-499 kişi çalışan 14, 100-249 kişi çalışan 27, 50-99 kişi çalışan 16, 10-49 kişi çalışan 74, 10’dan az kişi çalışan 54 tesis bulunmaktadır.

Türkiye'nin önemli sanayi tesislerinin bir bölümü Kırklareli’nde yer almaktadır. Cam, gıda, tekstil, ilaç alanında önemli tesisler bulunmaktadır. Bunların arasında Türkiye'nin ilk şeker fabrikası Alpullu Şeker Fabrikası, Danone, Saray Gıda, ACT Tekstil, Akın Tekstil, Edip İplik, Konteks Mensucat, Tüp Merserize, Zorlu Linen, Gossard Tekstil, Eczacıbaşı İlaç, Kırklareli Cam, Trakya Cam, Trakya Otocam, Trakya Çimento, Trakya Döküm, 2002 TEKSTİL, AKMAYA AŞ ve ilk akla gelenlerdir. Bu tesislerin hem ülke hem de il ekonomisine büyük katkıları olmaktadır. Üretilen mamüllerin önemli bir kısmı ihraç edilmektedir.

Tarım : İlin yüz ölçümü 655.000 hektar olup, arazi varlığının yüzde 41’i kültür arazisi, yüzde 37’si orman, yüzde 11’i çayır-mera geriye kalan yüzde 11’i ise kültür dışı arazidir. 268.311 hektar tarım arazisinin yüzde 17’sinde sulu tarım, geriye kalan yüzde 83’ünde de kuru tarım yapılmaktadır.

Türkiye genelinde olduğu gibi Kırklareli'ne de çiftçi aile sayısına göre arazi dağılımı dengeli değildir. Bu bakımdan tarımla uğraşan aile sayısı fazla olduğundan ilde daha çok küçük işletmeler bulunmaktadır. Tarımsal işletmelerin yapısına baktığımızda, işletmelerin toprak büyüklüğü bakımından 50-200 dekar arasında yoğunlaştığı, çoğunluğunun hem hayvancılık, hem de bitkisel üretimi birlikte yaptıkları görülmektedir.

Tarım yapılan arazinin 45.229 hektarlık yani yüzde 17’lik bölümünde de sulama yapılabilmektedir. Bu alanın 33.230 hektarı yani yüzde 73’ü devlet, 11.999 hektarı yani yüzde 27’si çiftçi imkânları ile sulanmaktadır.

Bitkisel Üretim : İlin tarımsal yapısıı içinde hububat, ayçiçeği, şeker pancarı, mısır, yemeklik tane baklagiller, bağ önemli rol oynamaktadır. Tarım ürünlerinde, ağırlıklı bitkisel ürünlerimiz buğday ve ayçiçeğidir. 2005 yılında 140.300 hektar buğday ekilmiş olup toplam 597.250 ton ürün elde edilmiştir. Böylece dekar başına ürün miktarı 425 kg olmaktadır.

Bitkisel üretim içinde ikinci ağırlıklı ürünümüz ayçiçeğidir. 2005 yılında 66.500 hektar alana ayçiçeği ekilmiş olup, toplam 146.190 ton ürün elde edilmiştir. Böylece dekar başına ürün miktarı 220 kg olmaktadır. Kırklareli’nin, Türkiye ayçiçeği ekimindeki ve üretimindeki payı yıllara göre pek fazla değişmemekte ve takriben yüzde 12 civarında olmaktadır.

Hububat ve ayçiçeğinden sonra ağırlıklı ürünlerimiz sırasıyla şeker pancarı, mısır ve patatestir.

Sulanabilir sahalar içerisinde ikinci ürün ekilişi yıllara göre bir artış göstermektedir. İkinci ürün olarak hububat hasadı sonrası silajlık mısır, kuru fasulye ve hasıla biçilen ayçiçeği ile güzlük ekilişlerde macar fiğ sonrası ayçiçeği ve mısır ekilişleri yapılmaktadır.

İlde bağ bahçe tarımı işlenebilir arazinin yüzde 2’sinde yapılmaktadır. Bu sahanın yüzde 84’ünde sebzecilik, yüzde 12’sinde bağcılık ve yüzde 8’inde meyvecilik yapılmaktadır.

Hayvancılık : İl düzeyinde 95.795 adet büyük baş, 228.013 adet küçük baş ve 359.312 adet kümes hayvanı mevcuttur. Hayvancılık nispeten fenni usullerle yapılmaktadır. Büyük baş hayvan mevcudunun yüzde 97’sini kültür ırkı ve melezleri, yüzde 3’ünü ise yerli ırk teşkil etmektedir. Hakim ırk Holstein’dir. İl bazında 19.342 adet hayvancılık işletmesi mevcut olup, işletmeler daha çok küçük aile işletmeciliği şeklindedir.

Hayvansal ürün olarak yılda 2.620 ton et, 202.418 ton süt ve 30 milyon adet yumurta üretilmektedir.

Su Ürünleri : İlde İğneada, Kıyıköy, Beğendik ve Limanköy Karadeniz sahilinde yer alan yerleşim yerleridir. Buralarda 1.139 ruhsatlı balıkçı tarafından 232 adet kayıtlı tekne ile balıkçılık yapılmaktadır.

Bunun dışında baraj ve göletler ile alabalık tesislerinde de balıkçılık faaliyetleri sürdürülmektedir. İlde su ürünleri yönünden önem arzeden Hamam, Mert ve Pedina gölleri olmak üzere üç adet tabii göl, Kırklareli, Armağan ve Kayalı barajları olmak üzere üç adet baraj ile 34 adet gölet mevcut olup, buralar balıklandırılmıştır. Kültür balıkçılığı kapsamında faaliyette bulunan 5 tesis bulunmaktadır.

Coğrafya

Kuzeye doğru çıkıldıkça giderek sarplaşan ve Türkiye Trakyası'nın en yüksek noktasını teşkil eden 1031 m rakımlı Mahya Dağ'nin de bulunduğu Yıldız Dağları'na varılan ilin genelinde kara iklimi hüküm sürer. İlin en önemli akarsuyu Ergene, Kırklareli'nin güneyinde tarıma elverişli, dolayısıyla birçok yerleşim biriminin bulunduğu bir plato yaratmıştır.

Nüfus

Kırklareli İli Nüfusu: 351.684'dür. Bu nüfusun %81,0'i şehirlerde yaşamaktadır (2016). İlin yüzölçümü 6.459 km²'dir. İlde km²'ye 54 kişi düşmektedir. (Bu sayı merkez ilçede 60'dır. Lüleburgaz’da 143) İlde yıllık nüfus artış oranı %1,36 olmuştur. İl merkezinin denizden yüksekliği: 231 m.'dir.

Folklor

Kırklarelinde Halk oyunları ekipleri yörenin çeşitli folklor oyunlarını oynarlar.

Bu oyunlardan birkaçı şunlardır:
  1. Kapçuk
  2. Kambana
  3. Kız Karşılaması
  4. Ali Paşa
  5. Ahmet Bey
  6. Arabaya Taş Koydum
  7. Bilal Oğlan
Bir Kırklareli Türküsü


Eğitim

Kırklareli’nde okuma yazma oranı 2000 Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre yüzde 93’tür. 1970'te 71, 1975'te 75, 1980’de 80, 1985'te 86, 1990’da 88 olan okuma yazma oranı 2000 yılında yüzde 93’e çıkmıştır. 2000 sonuçlarını ilçelere göre değerlendirdiğimizde okuma yazma oranının ilçe merkezleri için Merkez’de 94, Babaeski’de 94, Demirköy’de 92, Kofçaz’da 96, Lüleburgaz’da 95, Pehlivanköy’de 94, Pınarhisar’da 94, Vize’de 92, bucak ve köylarde yüzde 91 olduğu görülmektedir.

Genel Okul Durumu : İlde 2005-2006 öğrenim yılında toplam 299 okulda, 60.986 öğrenci eğitim görmekte ve 2.394 öğretmen görev yapmaktadır.

Okul Öncesi Eğitim : Okul öncesi eğitimde, üç bağımsız anaokulu, iki kız meslek lisesi bünyesinde uygulama anasınıfı bulunmaktadır. 99‘u da ilköğretim okulu bünyesinde anasınıfı olmak üzere toplam 104 okul öncesi eğitim kurumunda 111 öğretmen görev yapmakta ve 3.140 öğrenci eğitim görmektedir. Okul öncesinde okullaşma oranı yüzde 26'dır.

İlköğretim : İlde 151 ilköğretim okulu bulunmaktadır. Öğrenci sayılarının yetersiz olması nedeniyle 105 köyümüzün okulu kapalıdır. Bu okullarımızın öğrencileri taşımalı eğitim uygulamasından yararlanmaktadır. İlköğretimde ikili öğretim yapan okulumuz bulunmamaktadır. İlköğretimde 1.401 öğretmen görev yapmaktadır. İlköğretim okulu öğrenci sayısı 37.139’dur. Bir dersliğe 21, bir öğretmene 26 öğrenci düşmektedir. İlköğretimde okullaşma oranı yüzde 96'dır.

Orta Öğretim : İlde 19’u genel lise, 18’i mesleki ve teknik lise olmak üzere toplam 37 lise bulunmaktadır.

Orta öğretim kurumlarında 801 öğretmen görev yapmaktadır.Orta öğretimde eğitim ve öğretime devam eden öğrenci sayısı 15.169’dur. Bir dersliğe 27, bir öğretmene 19 öğrenci düşmektedir. Orta öğretimde okullaşma oranı yüzde 62'dir.

Yüksek Öğretim : Kırklareli'nde yüksek öğretim faaliyetleri, Trakya Üniversite'sine (Edirne) bağlı yüksek okulların varlığından dolayı uzun senelerdir devam etmektedir. 2007 yılında Kırklareli Üniversitesi kurularak, bu yüksekokullar Kırklareli Üniversite'si bünyesine aktarılmıştır. Kırklareli Üniversitesi'nin önümüzdeki senelerde Kırklareli'nin ekonomisine de büyük katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Kültür

Merkez ve beş ilçemizde 12 halk kütüphanesi bulunmaktadır. Kırklareli, tarihi yapılar bakımından zengin bir kültür mirasına sahip illerden biridir. Bu eserler arasında camii, hamam, çeşme, şehitlik, külliye, köprü ve türbeler yer almaktadır. Keza Türkiye'de en çok tümülüs grubu il sınırları içinde, özellikle Vize ilçesinde bulunmaktadır. Ayrıca, birçok dolmen de ilde yer almaktadır. Kale ve kule kalıntıları da ilin kültür zenginliğini arttırmaktadır.

Höyük ve tümülüs kazılarına devam edilmektedir. Bu kazılar Kırklareli’nin yakın zamana kadar hiç bilinmeyen erken dönemlerine ait yeni bilgileri ortaya çıkarmaktadır. Vize Çömlektepe’de yapılan kazıda tüm Trakya’da şimdiye kadar bilinen tek antik tiyatro açığa çıkarılmıştır.

İstanbul’un Türkler tarafından fethi sırasında kullanılan top güllelerinin bir bölümü Demirköy ilçesinde bulunan Dökümhane’de imal edilmiştir. Burada yapılan kazılar büyük bir uygarlığı ortaya çıkaracaktır.

İl merkezinde bir müze bulunmaktadır. 1999 yılında 12.915, 2000 yılında 11.730, 2001 yılında 10.249, 2002 yılında 11.677, 2003 yılında 15.524, 2004 yılında da 14.723 kişi müzeyi ziyaret etmiştir.

İl Kültür Müdürlüğü


Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın taşra teşkilatı olarak faaliyetini sürdürmektedir. Bu doğrultuda ildeki kültür hizmetinin yaygınlaştırılması, geliştirilmesi ile ilgili araştırma ve planlamaları yapmak, her türlü kültürel, sanatsal etkinliği gerçekleştirmekle yükümlü olan İl Kültür Müdürlüğü, Kırklareli Müzesi ve 9 adet halk kütüphanesinden oluşan toplam 10 bağlı birimde hizmet vermektedir.

Müdürlük, her yıl düzeni olarak tiyatro gösterileri, çeşitli konserler ve sergilere evsahipliği yapmakta, güncel konularda konferanslar, paneller, açık oturumlar vb. kültürel etkinlikler düzenlemektedir.

İl Kültür Müdürlüğü, önceleri Valilik Binası'nda hizmet vermekte iken, 1994 yılında, İstasyon Caddesi altında bulunan, metruk haldeki Gümrük (Oktavra) Binası'nın Kültür Bakanlığı tarafından restore ettirilmesiyle kazanılan yeni binasına taşınmıştır.

Kırklareli Müzesi


Kırklareli Müzesi binası, 1894 yılında Mutasarrıf Neşet Paşa ve Belediye Başkanı Hacı Mestan Efendi zamanında yaptırılmıştır. 20 Aralık 1930'da Büyük Önder Atatürk tarafından ziyaret edilen bina, 1962 yılına dek fiilen Belediye Binası olarak kullanılmış, 1970'li yıllarda ise tamamen boşaltılarak terk edilmiştir. 1983 yılında başlayan ve çeşitli aralıklarla devam eden restorasyon çalışmaları 1993 yılında tamamlanmıştır. Tarihî binanın müze olarak düzenlenmesi çalışmaları ise Aralık 1990 tarihinde başlatılmış ve 14 Ocak 1994 tarihinde Kırklareli Müzesi resmen ziyarete açılmıştır. Bodrumu hariç iki katlı betonarme olan yapının dört cephesinde kemerli pencereler yer almakta olup, girişte dört sütuna oturan cumba vardır. Arkeoloji ve etnografya seksiyonları üst katta yer almakta, giriş katında ise kültür ve tabiat sergisi salonu bulunmaktadır. Kırklareli Müzesi'nde hâlâ 553 etnografik, 1189 arkeolojik, 1995 adet de sikke olmak üzere, toplam 3737 adet kayıtlı eser mevcuttur.

Gelişmişlik göstergeleri

Devlet Planlama Teşkilatı'nın 2003 verilerine göre, Kırklareli sosyo-ekonomik gelişmişlik sıralamasında 81 il içerisinde 11. sırada bulunmaktadır. Eğitim sektörü gelişmişlik sıralamasında 7, sağlık sektörü gelişmişlik sıralamasında 15, imalat sanayi gelişmişlik sıralamasında 14. sırada yer almaktadır. İlçeler sıralamasında, 872 ilçe içinde Lüleburgaz 35, Merkez 106, Babaeski 147, Pınarhisar 214, Vize 219, Demirköy 259, Pehlivanköy 262 ve Kofçaz 460. sırada yer almıştır.

Turizm

Doğal yerler : Kırklareli'nde gezip görülebilecek doğal yerler arasında göl ve barajlar, mağara, tabiatı koruma alanları, orman içi dinlenme ve mesire yerleri ile plajlar bulunmaktadır.Peynir, yoğurt, sucuk ve köftesi cok lezzetlidir.

Göl ve barajlar : Kırklareli'nde Hamam, Pedina, Mert, Erikli ve Saka gölleri ile Kırklareli,Armağan ve Kayalı barajları bulunmaktadır.

Mağaralar : Merkezde Bedre, Demirköy'de Dupnisa Mağarası, Pınarhisar'da Pekmezdere, Vize'de Domuzdere, Kaptanın, Kıyıköy ve Yenesu mağaraları bulunmaktadır. Dupnisa mağarasının içinin yaz aylarında bile çok soğuk olduğu biliniyor.

Tabiatı Koruma Alanları : Demirköy ilçesinde Saka Gölü Longozu Tabiatı Koruma Alanı ve Vize İlçesinde Kastro Körfezi Tabiatı Koruma Alanı bulunmaktadır.

Plajlar : Demirköy'de İğneada, Vize'de Panayır "Panayır İskelesi", Poliçe Plajı ve Kıyıköy plajları bulunmaktadır.

Tarihi Yerler : Kırklareli'ndeki Osmanlı mirası arasında cami, hamam, imaret, şehitlik, çeşme,arasta, köprü ve türbeler yer almaktadır.

Fatih Sultan Mehmet'in, İstanbul'u fethetmek için kullandığı bir kısım topların döküldüğü Fatih Dökümhanesi'nde ise düzenleme çalışmaları hâlen devam ediyor. Demirköy ilçesinde bulunan ve İstanbul'un fethi sırasında kullanılan topların döküldüğü dökümhanenin çevresi teller ile koruma altına alınmış ve çevre temizliği yapılmıştır. Dökümhanede üniversiteler tarafından gerçekleştirilen kazı çalışmalarına yaz aylarında devam edilmektedir. Fatih Dökümhanesi'nden günümüze fırın bacası ve temel seviyesinde duvarlar kalmıştır. Dökümhanenin dönemin bölgedeki en modern işletmesi olduğu varsayılmaktadır.

Dupnisa Mağarası'nın daha rahat ziyaret edilebilmesini sağlayacak tedbirler alınmıştır. Kırklareli Valiliği tarafından hazırlanan "Dupnisa Mağarası Düzenleme Sistemi Projesi" uygulaması tamamlanmıştır. Proje ile mağaranın aydınlatması sağlanmış ve gezi yolları ve giriş bölümü çevre düzenlemesi yapılmıştır.

Kırklareli Mutfağı

Mutfak kültürü kavramı beslenmeyi sağlayan yemek, yiyecek, içecek türleri ve bunların hazırlanması, pişirilmesi, saklanması ve tüketilmesi sürecini; buna bağlı mekan ve ekipmanı, yeme – içme geleneği ile bu çerçevede gelişen inanış ve uygulamalardan oluşan bütünsel ve kendine özgü bir kültürel yapıyı anlatır.

Kırklareli mutfak kültürü; yörede yetişen besin çeşitlerine, tarihsel süreç içerisinde İl’de yaşayan ve göç gelmiş toplulukların yeme-içme alışkanlıklarına, inançlarına göre şekillenmiştir.

Yöre mutfağının kaynağını tarım ürünleri, büyük ve küçükbaş hayvancılık ile deniz ürünleri oluşturmaktadır.

Kuzu Kapama
Papara
Yörede ekilen ve yöre mutfağına besin olarak giren tarım ürünleri şunlardır. Buğday, ay çiçek, şeker pancarı, çekirdeklik kabak, patates, mısır, kuru fasulye, arpa, üzüm, karpuz, kavun, domates, biber, meyve olarak şeftali, erik, ceviz, kayısı, elma, ayva, dut, çilek yetiştirilmektedir. Hayvancılık olarak inek, koyun, keçi, manda, kümes hayvanlarından da tavuk, ördek, hindi, kısmen de kaz bakılmaktadır. Kırklareli’nin Karadeniz’le kıyısı olan Demirköy ve Vize ilçelerine bağlı İğneada, Kıyıköy, Beğendik, Limanköy’de yaşayan halkın geçim kaynağının önemli bir kısmı balıkçılık olup, buralarda avlanıp Kırklareli’nin diğer bölgelerine gönderilen balıklar da; kalkan, tekir, barbun, mezgit, hamsi, istavrit, palamut, çinekop, sarıkanat lüfer, kofana, yayın balıklarıdır. Ayrıca ilimizde mevcut akarsularda yaşayan ve avlanıp yöre mutfağına giren balıklar da şunlardır. Göletlerde aynalı sazan ve İsrail sazanı, derelerde ise; kara sazan, kızılkanat, miryana, gümüş balığı ve alabalıktır.

Yörede hayvansal ürün olarak; hayvan kesimiyle elde edilen et, hayvandan elde edilen süt ile yoğurt, peynir, ekşimik, kümes hayvanlarından da yine et ve yumurta elde edilmekte, elde edilen bu ürünlerden yöre insanımızın becerisine ve mutfak kültürüne göre değişik yiyecekler yapılmaktadır.

Yörede yapılan çeşitli yemeklerden yöresel isimle anılanlardan bazıları şunlardır.

-Çorbalar: İşkembeden yapılan değirmendere, hamurdan yapılan umaç çorbası, sığır etinin kaynatılmış suyundan yapılan höşmel, papara, yağlı çorbalar, özel olarak hazırlanmış ve içinde birçok katkı maddesi bulunan tarhanadan yapılan tarhana çorbasıdır.

-Sebze yemekleri: Yoğurtlu labadadan yapılan borani, unla pişirilen labadadan yapılan toğga, korda sendirilmiş patlıcan ve biberden yapılan manca, turşu lahanadan yapılan kapuska yemekleridir.

-Kümes hayvanlarından yapılan yemekler: Lahana turşusu ve pirinç ilave edilerek yapılan kalle yemeği, un ile yapılan tavuk bulamacı, pirinç katkılı tavuk kapama ve hindi kapamadır.

-Balık yemekleri: Kalkan balığı, tekir, barbun, mezgit, hamsi, istavrit ve Eylül ayı sonuna kadar yağlanmadan önce palamut balığı tavada yağda kızartılarak yenir. Boylarına göre ismi değişen çinekop, sarıkanat lüfer, kofana yağlı balık olduklarından, Eylül ayından sonra palamut balığı da yağlanmaya başladığından ızgarası yapılmaktadır. Gerek tatlı su balıkları gerekse Karadeniz’den tutulan balıkların hepsi korda yapılmaktadır. Karadeniz’de tutulan palamut ve torik balıklarının lakerdası, kefalin pilakisi zevkle yenen balık yemeklerimizdendir. Hamsi balığının tavada yağda kızartması yapıldığı gibi fırında buğulaması da yaygın olarak yapılıp yenmektedir.

-Av hayvanlarından yapılan yemekler: Göç hayvanları yolu üzerinde bulunan ilimizde tavşan, bıldırcın, üveyik, ördek, kaz, çulluk, tahtalı, keklik gibi av hayvanları bulunmakta ve bunların bir kısmı avcılar tarafından avlanmaktadırlar.
Avlanan tavşandan; tavşan çorbası, tavşan köftesi, tavşanlı tarhana bulamacı, tavşan tandır, tavşanlı papaz yahnisi,

Bıldırcından; Bıldırcın çorbası, Bıldırcın kâğıt kebabı, bıldırcın yahni,

Üveyikten; Üveyik çorbası, üveyik kapaması, üveyik kâğıt kebabı, üveyik yahni,

Ördekten; Ördek çorbası, Ördek kâğıt kebabı, ördek kandilli mantısı, ördek yahni yapılıp zevkle yenmektedir.

-Yabani otlarla yapılan yemekler: Isırgan otundan yapılan Kupriva yemeği ve yine ısırgan otundan yapılan bir çeşit börek olan ısırgan böreğidir.

-Ekmekler: Köy fırınlarında yapılan has un ekmeği, içine tuz katılmadan has un ekmeği gibi yapılan tuzsuz ekmek, nohutlu ekmek, katmer, somun, akıtma ve gözlemedir.

-Börekler: Yufka içine pırasa konarak yapılan pırasa böreği, ekşimik, kıyma, tereyağ konarak yapılan muhacir böreği, bulgur, ekşimik konarak yapılan kıvrım böreği, rendelenmiş kabak konarak yapılan kabaklı kıvrım, sarımsaklı yoğurt ile yapılan tatar böreği, ıspanak böreği ve soğan ile yapılan kalın kıyı yöremizde yapılıp zevkle yenen böreklerdir.

-Çörekler: Saç üzerinde pişirilen yufkadan yapılan kartalaç, mısır unu, yoğurt ile yapılan pilaska, hamurun ortası açılarak bir tepsiye konur ve açılan orta yerine soğan, kıyma konup fırında pişirilerek yapılan kalın kıyı ismiyle yapılan çöreklerdir.

-Tatlılar: Baklava, irmik tatlısı, kadıngöbeği, taze peynir, irmik ve yumurta ile yapılan höşmerim (yağmur dualarında yaygın olarak yapılır), zerde tatlısı, üzüm şırasının kaynatılmasıyla yapılan bulama tatlısı, kabarmamış hamurun içine yumurta kırılarak yapılan hurma tatlısı, ekmek tatlısı, kabak tatlısı yöremizde bilinen tatlı çeşitleridir.

Tarihi Yapılar

Kırklareli Kadı Camii: Kırklareli merkezinde Ahmet Mithat İlkokulu karşısında bulunmaktadır. Emin Ali Çelebi tarafından 1577 (H.985) yılında yaptırılmış olan cami, halen kullanılmakta olup, kare planlıdır. Vakıflar Genel Müdürlüğü mülkiyetinde olan çami; 457 m² arsa üzerinde 93 m² lik bir iç alana sahiptir. Aynı anda 200 kişinin ibadet edebileceği bir kapasiteye sahiptir. Daha önceden yakınında bulunan bir mahkemeden dolayı Kadı Camii denilmektedir. Bir diğer adı da Emin Ali Çelebi Camii olan yapının duvar bünyesi, üç cephede düzgün yonu köfeki kaplamadır. Alt sıra pencerelerinin söveleri ve mihrabı, çok iyi bir işçilikle köfeki taşından yapılmıştır. Hafifletme kemerlerinde köfekiye hakedilmiş kabartma dilimli ve kemer sivrisine yakın rozetler, caminin tek tezyinat özelliğidir. Tavan ve çatı ahşap olup, dört mahyalı ve üzeri alaturka kiremit örtülüdür.Minaresi camiye bitişik olup, çok köşeli kütüklüdür. 2007 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından aslına uygun bir restorasyon geçirmiştir. Bu restorasyonda minaresi tamamen yenilenmiştir. İbadete açıktır.

Beyazıt Camii: Kırklareli merkezinde Kocahıdır Mahallesi’nde bulunmaktadır. İlk inşaa tarihi 16. yüzyıldır. İkinci inşa, 1593-1594 (H.1002) tarihinde Güllabi Ahmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Halen ibadete açık olup, kare planlıdır. 489 m² arsa üzerinde 105 m² lik bir iç alana sahiptir. Aynı anda 210 kişinin ibadet edebileceği bir kapasiteye sahiptir. Duvarların dış yüzleri alternatif tuğla sıkıştırmalı köfeki ve tuğla hatıl sıralıdır. İç tezyinatı ve çatısı ahşaptan, dört mahyalı, üzeri alaturka kiremit örtülüdür. Minare kaideden itibaren köfeki örgülüdür.

Karakaş Camii: Kırklareli merkezinde Karakaş Mahallesinde bulunan cami, 1628 (H.1110) tarihinde Karakaş Hacı Mehmet Bey tarafından yaptırılmıştır. Halen ibadete açık olan cami kare planlı, moloz taş, ahşap çatılı bir yapıdır. Eski caminin minaresi, kesme muntazam köfeki, tek şerefeli ve külahı kurşunludur. Yeni bina betonarmedir, minaresi kütüğe kadar yıkılmış, yeniden yapılmıştır. Sonradan ek bir son cemaat kısmı ilave edilmiştir. Çatısının üzeri marsilya kiremitleri ile örtülüdür.

Hızırbey Camii (Büyük Camii): Kırklareli merkezinde, çarşı içindedir. 1383 (H.785) yılında Köse Mihalzade Hızır Bey tarafından yaptırılmış, kare planlı bir yapıdır. Duvarların dış yüzleri, kubbe kasnağı ve minaresi düzgün yonu köfeki kaplamadır. 1470 m² arsa üzerinde 15x15 mt. ebatlarında temel üzerine oturmuş, 328 m ²lik bir iç alana sahiptir. Aynı anda 1000 kişinin ibadet edebileceği bir kapasiteye sahiptir. Deprem sonucu yıkılan, cami inşasından daha sonra yapılmış olan dikdörtgen planlı son cemaat yeri, Aydos'lu Hacı Yusuf Paşa tarafından 1824 yılında onarılmıştır. Tosunoğlu Ali Efendi tarafından 1887 yılında bir onarım daha geçirmiştir. Minaresi kesme taş ve tek şerefeli, kütük kare ve külah kurşunludur. Balkan Savaşında

Bulgarlar tarafından yarıya kadar yıkılan minaresi tekrar yapılmıştır. Büyük Camii olarak da bilinen yapı ibadete açıktır. 2007 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından aslına uygun bir restorasyon daha geçirmiştir. Zengin kalem işi süslemeleri ile erken Osmanlı dönemi yapısıdır. İç duvarlarını süsleyen büyük harfli yazılar 1308 tarihinde Kastamonu’lu Hattat Tevfik tarafından yazılmıştır. Diğer bir özelliği ise; 15x15 mt. temel üzerine oturan cami, bu ölçüleriyle de Kabe-i Maazzama ile benzeşmektedir.

Kapan Camii: Kırklareli merkezinde Belediye binasının yanında bulunmaktadır. 1640 (H.1050) yılında Karaca İbrahim Bey tarafından yaptırılmış olup, Karaca İbrahim Bey Vakfına aittir. Diğer adı Karaca İbrahim Bey Camii olan yapı, halen ibadete açıktır. Bina esasen kare planlı olup, eski Müftülük binası sonradan ilave edilmiştir. 900 m² arsa üzerinde 256 m² iç mekana sahiptir. Aynı anda 300 kişinin ibadet edebileceği kapasitededir. Duvarların dış yüzü düzgün yonu köfeki kaplama ve taş dizileri arası tuğla hatıllıdır. Çatısı dört mahyalı olup, ahşap üzerine marsilya kiremit kaplıdır. Minaresi muntazam kesme taş örgülü, tek şerefeli ve külah kesme taşlıdır. Bu günkü minaresi, camiin 1958 yılı onarımında yapılmıştır. 2007-2008 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından aslına uygun bir restorasyon daha geçirmiştir.

Üsküpdere Camii: Merkez İlçe’ye bağlı Üsküpdere Köyü’nde bulunmaktadır. 1904 yılında yaptırılan cami, dikdörtgen mekânlıdır. Kadınlar mahfili ve son cemaat yeri bulunmaktadır. Tavanı ahşaptan olup, dört cephede sivri kemerli pencereleri bulunmakta ve minaresi tek şerefelidir. Halen ibadete açıktır.

Babaeski Cedid Ali Paşa Camii: Babaeski İlçemizdeİstanbul-Edirne asfaltı yanında bulunmaktadır. 1555 (H.962) yılında Cedid Ali Paşa tarafından Koca Sinan’a yaptırılmıştır. Halen cami olarak kullanılmakta olan bu yapı, 1832’de esaslı bir tamir görmüştür. Dört satırlık Türkçe inşa kitabesi ile on satırlık tamir kitabesi mevcuttur. Kare bir plan üzerine kesme köfeki taşı kullanılarak yapılmış, üzeri kurşun kaplı büyük bir kubbe ile örtülmüştür. Birinin çatısı ahşap olmak üzere, birbirine ekleme yapılmış iki son cemaat yeri vardır. Tek şerefeli minaresi Balkan Harbi’nde (1912) Bulgarlar tarafından yıkılmış ise de sonradan tekrar yapılmıştır. Cami, Edirne’deki Selimiye Camii’nin küçük bir modelidir.

Babaeski Fatih (Eski) Camii: Babaeski İlçemizdeİstanbul-Edirne asfaltı yanında, tarihi çeşmenin arkasında bulunmaktadır. 1467 (H.871) tarihinde yapılmış ve halen ibadet amacıyla kullanılmaktadır. Moloz taş, dört duvardan ibaret olan bu caminin, son cemaat kısmı ahşap, üzeri kiremit örtülüdür. Minaresi yıkılmış olup, sonradan şerefeden yukarısı ahşap olarak yapılmıştır. İç kapı üzerinde taşa hakedilen iki satırlık bir inşa kitabesi mevcuttur.

Lülebu
rgaz Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi: Lüleburgaz ilçe girişinde oldukça geniş bir sahaya yayılmıştır.1569-1570 (H.977) yıllarında ibadet, ticaret ve eğitim amaçlı yapılan külliye; cami, kemerli dükkanları, hanı, hamamı, medresesi ile bir kompleks özelliği göstermektedir. Ancak çeşitli tahribatlara maruz kalan külliye, bugün adeta birbirinden bağımsız birer yapı görünümü arz etmektedir.

Türbeler


Zindan Baba Türbesi: Hükümet binası yanında yer almaktadır. Sağlam durumda bulunan Zindan Baba Türbesi, Bursa tipi türbeleri anımsatmakta ise de esas mahiyeti tam olarak bilinmemektedir. Tuğla ve köfeki taşından yapılmıştır. Daha önceden binanın üzerinde tahtadan bir saat kulesi bulunmakla birlikte, sonradan yıkılmıştır. İçindeki mezar, Bulgar ve Yunan askerleri tarafından tahrip edilmiştir. Üç katlı olan binaya kuzeydoğu cephesindeki küçük bir kapıdan girilmektedir. Dikdörtgen prizma şeklinde yükselen kulenin üstünde silindir şeklinde bir kasnak yer alır. Her katta, kare tabanlı tek bir hacim bulunur. Yapının bodrum katında, beşik tonoz örtülü 3.70 x 3.90 m. boyutlarındaki türbe kısmı yer almaktadır.

Binbir Oklu Ahmet Baba Türbesi: Erenler Köyü girişinde bulunmaktadır.14. yüzyılın ikinci yarısında yapılmış, sekiz köşeli, her cephesinde sivri kemerleri bulunan, kapı büyüklüğünde yedi penceresi olan bir yapıdır. Duvarlar kalın, muntazam kesme köfeki taş kaplamadır. Kubbe sekiz köşeli tambur üzerine oturtulmuştur. Orijinalinde kurşun kaplı iken, halen çimento sıvalıdır. 14. yüzyıla ait olan içindeki yapı, 16. yüzyılın mimari karakterini taşımaktadır.

Kervansaraylar


Lüleburgaz Sokollu Mehmet Paşa Kervansarayı: İlk yapıldığında külliyenin kuzeyinde tabhane ve imaret ile birlikte yapılan yapı, 1935 yılında yol geçirilmesi amacıyla yıkılmıştır. Bu gün arasta duvarına bitişik duvar üzerinde ocak ve duvar nişleri, taç kapı ve giriş bölümünün batısında tam olarak ne işe yaradığı anlaşılamayan dikdörtgen bir yapı ayakta kalmıştır.

Evliya Çelebi Seyahatnamesinde, Kervansaray hakkında şunları yazmaktadır.

Lüleburgaz’ın kervansarayı büyük bir kapıdan girilen kale gibi karşı karşıya yüzeli ocağı olan büyük bir handır. Avlusu, deve konulan yeri ve ahırı dardır ki, sadece ahırı üç binden fazla hayvan alır. Kapıda devamlı olarak bekçileri bulunur. Akşam olunca kapıda mehterhane çalınıp kapı kapanır. Bekçiler vakıf olan kandilleri yakıp kapı dibinde yatarlar. Eğer gece yarısı misafir gelirse kapıyı açıp içeri alırlar. Hazır yemek getirirler. Amma dünya yıkılsa içeriden dışarı bir kimse bırakmazlar. Vakıf şartı böyledir. Tâ bütün misafirler kalkınca yine mehterhane çalınıp herkes malından haberdar olur. Hancılar tellallar gibi;

-“Ey ümmet-i Muhammed, Malınız, canınız, atınız, donunuz tamam mıdır? Diye rica edip bağırırlar. Misafirler;

-“Hepsi tamamdır. Hak, hayır sahibine rahmet eyleye” dediklerinde, bunlar kapıları açıp kapı dibinde;

-“Yollarda gafil gitmen, vakit kaybetmen, herkesi arkadaş etmen, yürün, Allah kolaylık getire” diye dua ve nasihat ederler. Herkes bir tarafa yol alır. Bu yapı da Sokullu Mehmet Paşa’nın olup, demir kapının kemeri üzerinde beyaz mermer taşa Karahisari hattıyla kitabesi şöyle yazılmıştır. “Bu kervansaraya gelen oldu hep revan”.

Köprüler


Sokollu Mehmet Paşa Köprüsü: İstanbul-Edirne asfaltı üzerinde, Lüleburgaz’ın Edirne çıkışı tarafında Lüleburgaz Deresi üzerinde bulunmakta olup,

Sokullu Mehmet Paşa tarafından Mimar Koca Sinan’a yaptırılan Lüleburgaz Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi ile birlikte 1569-1570 yıllarında yapılmıştır. Çevre taşları ince yonu, menba tarafındaki orta ayak detayları sağlamdır. Mansap tarafında, muntazam on iki köşeli bir planın yarısı üzerine resmedilen piramitten oluşan kısım, Lüleburgaz tarafında olan ayakta ilk şeklini muhafaza etmektedir. Diğeri ise sonradan ehil olmayan ustalarca, piramit yerine koni şeklinde yapılmıştır. Halen kullanılmakta olup, İstanbul-Edirne asfaltı İlçe dışına alındıktan sonra bu köprünün yükü azalmıştır.

Köprünün yapılış amacı; Kervan ve posta yolları üzerindeki suları aşmak için yapılmış ve aynı zamanda 16.y.y.da Osmanlı İmparatorluğunun yaptığı hizmet etmektir. Osmanlı İmparatorluğu zamanında sefere çıkan ordunun. Mimarbaşının seçtiği hassa mimarlarından birinin emri altında yüzlerce inşaat ustası bulunuyordu. Strateji icabı yapıları ve köprüleri bu ekip yapmaktaydı. Bu köprülerin bir kısmı acelece ahşaptan yapılmaktaydı. Ancak Batı sefer yolları üzerinde bulunan Harami deresinde Kapı Ağası, Büyük Çekmece, Silivri, Lüleburgaz Sokullu Mehmet Paşa, Alpullu’da Sinanlı, Cisri Mustafa Paşa Köprüsü ile Visograd’ta Vizir-i Azam Mehmet Paşa ve Mostar Köprüsü sağlam işçilikle yapılmış, günümüze değin gelebilen köprülerdir. Lüleburgaz Sokullu Mehmet Paşa Köprüsü de batı seferlerine çıkan orduya hizmet etmesinin yanında, imar faaliyetlerinin içinde yer almasıyla önemlidir. (Kaynak: Zekeriya Kurtulmuş ;Lüleburgaz Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi, Atatürk Ün. Fen-Ed. Fak. Ark. S. Tarihi Böl. S. Tarihi Ana Bilim Dalı Bitirme Tezi)

Babaeski Köprüsü: İstanbul-Edirne asfaltının Babaeski Deresi (Şeytan Dere)ni geçtiği, Babaeski’nin Lüleburgaz çıkışında yer alır. 1633 (H.1043) yılında 4. Murat devrinde yapılmıştır. Muntazam kesme taş kaplı, kargir bir köprüdür. Nehir taştığı zaman zedelenmemesi için, 6 kemerli köprünün kemer aralarında büyük delikler bulunmaktadır. Nöbet hücreleri birer dantel gibi taş işlemedir. Kuzeydeki nöbet hücresi aslına uygun olarak yeniden yapılmıştır. Halen kullanılmaktadır.

Alpullu (Sinanlı) Köprüsü: 16. yy. ortalarında Sokullu döneminde yapılmıştır. Mimar Koca Sinan’ın en muhteşem abide köprüs üdür. Sivri kemerlidir. Koca Sinan, bu büyük kemeri teşkil eden 76 cm.lik çevre taşlarını da tek taş olarak kullanmıştır. Bu genişlikte kemer taşına hiçbir köprüde rastlanmaz. Bu taşların boyları 2,5 metreyi bulmaktadır. Korniş profili aynı olup, korkuluk taşı ile dış yüzleri birleştirilmiştir.

Pehlivanköy Akarca Köprüsü: Uzunköprü-Edirne yolu üzerinde, Pehlivanköy’e Uzunköprü tarafından girişte bulunan Ergene Nehri üzerinde bulunmaktadır. Osmanlı imparatorluğunun Anadolu'dan Balkanlara genişlemesi sırasında önünde engel görünen Ergene Nehri'nin bol suyunu aşmak amacıyla yapılmıştır. Ortadaki büyük kemerli gözün etrafında oluşturulan yuvarlak kemerli gözlerle toplam 7 gözlü olarak yapılan köprü, bugün kullanılır durumdadır. Üst yarısı kırılmış ve tarihi bulunmayan (muhtemelen kırılan kısmında tarih mevcut idi) kitabesine göre yapılış yılı kesin bilinmemekle birlikte, köprünün yapılış şekli, malzeme ve kullanım amacı gözetildiğinde Osmanlı döneminde 16.y.y. da yapıldığını söylemek mümkündür.

Bir rivayete göre köprü Pavlu adlı bir usta tarafından yapılmıştır. Ancak tüm çabalara rağmen orta kemeri tutturmak mümkün olmamıştır. Yine rivayetlere göre köprüyü yapan usta bir yiğidin kurban edilerek duvarın içine gömülmesi ile ancak kemerin ayakta kalabileceğini söyler. Çare olarak kendilerine bir gün yemek taşıyan hanımlar arasında kura çekilir. Her kim ki kurada çekilirse kurban edilecektir. Ertesi gün yemek getirecek olan kadına kura isabet eder. Kurada çıkan kadın yeni doğum yapmış, kucağında çocuğunu emzirmektedir. Kadın ertesi gün gelir, köprünün kemerine sıkıştırılmak suretiyle kurban edilir ve kemer de tamamlanır. Bu nedenle, her Cuma gecesi köprü ayağında ağlayan kadın sesi duyulduğu ve iki taş arasından süt aktığı söylenile gelmiştir.

Çeşmeler


Kırklareli kent merkezinde mevcut yazılı kaynaklara göre 15 adet geleneksel mahalle çeşmesi bulunduğu ancak bu çeşmelerden 4 adedinin Kırklareli Belediyesi’nin yürüttüğü çalışmalar neticesinde yıkılmış olduğu tespit edilmiştir. Günümüze ulaşan çeşmelerden ise ikisi farklı bir yere taşınmış, dördü geçirdikleri onarımlar neticesinde özgün durumlarını büyük ölçüde yitirmiştir. İl merkezinde bulunan Kadı Ali, Paşa, Kayyumoğlu, Hapishane, Kuru Paşa (Kayalık), Büyük Camii (Alman), Gerdanlı, Kocahıdır çeşmeleri Yüksek Anıtlar Kurulu’nun 20/04/1990 gün ve 646 sayılı kararı ile tescillenerek Kırklareli İl Merkezi ve İlçelerindeki Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlıkları Listesi’ne alınmıştır (Kırklareli Müze Müdürlüğü). Kent merkezindeki çeşmeler yoğun olarak şehrin ticaret hayatının da yaşandığı çarşı meydanı ve çevresi ile bu meydanın etrafında bulunan camilerin yakınında inşa edilmiştir. Şehrin çarşı meydanını Hızırbey Külliyesi ile Dingiloğlu Parkı’nın arasında kalan bölge oluştururken meydanın ortasında ve parkın köşesinde yer alan birer çeşme ile meydan vurgulanmıştır. Çeşmelerin konumlandırılmasında dikkat çeken diğer bir nokta da kentin ilçeleriyle ve diğer illerle bağlantısını sağlayan caddelerin sokaklarla kesiştikleri yerlerde olmalarıdır. İl merkezindeki çeşmelerin çoğu ilişkili oldukları sokaklara isimlerini vermiş ve bu özellikleri ile geleneksel sokak dokusunun algılanmasını sağlamıştır.

Şehrin fazla sayıda su kaynağına sahip olmasına rağmen mevcut çeşmelerin yeterli olmaması nedeniyle su sıkıntısı çektiği yıllarda Kayserili Hacı Hasan Ağa isimli bir şahsın inşa ve tamir ettirdiği çeşmeler ile bu sorun büyük ölçüde çözümlenmiştir. Şehir merkezinin çeşitli mevki ve mahallerindeki kaynakların sularındaki kalker oranının yüksek olması dolayısıyla şehrin kuzey ve kuzey batısında bulunan içilebilir nitelikteki kaynaklardan getirilen su ile çeşmeler beslenmiştir. Bu kaynaklar; Gerdanlı, Söğütçük, Çukur Çeşme, Aslanlı Çeşme, Aşağı Pınar, Baba Pınar, Sıyrıncak ve Nallı Horoz olarak sıralanabilir (Dursunkaya, 1948). (Bu çalışma; Yard. Doç. Dr. İzzet Yüksek, Kırklareli Ün. Öğr.Üyesi ile Arş. Gör. Ali Yıldız, Kırklareli Ün. Öğr. Üyesinin “Tarihi Kırklareli Çeşmelerinin Geleneksel Kent Dokusu İçerisindeki Yeri ve Önemi” adlı bildirisinden alınmıştır.)

Kadı Ali Çeşmesi : Çeşme 1568-69 yılları arasında Köse Mihalzade Ali bin Hızır Bey tarafından inşa ettirilmiştir (Kırklareli İl Yıllığı, 1967). Dikdörtgen plan şemasıyla kesme küfeki taştan tek cepheli bir köşe çeşmesi olarak yapılan çeşme; Doğu Mahallesi’nde, Yanık Kışla ve Tırnova caddelerinin kesiştikleri köşede, Kadı Camii karşısında yer almaktadır. Su, sivri kemerli bir niş içerisine yerleştirilmiş ayna taşındaki tek musluktan temin edilmektedir. Nişin iki yanında oturma taşı bulunmaktadır. Kemerin iç kısmında tepe noktasına yakın bir yerde inşa kitabesi yerleştirilmiştir. Çeşmenin ön yüzünü dikdörtgen bir çerçeve içine alan profillerle cepheye hareket kazandırılmış, üst kısmını çevreleyen saçak silmesiyle de yapımı tamamlanmıştır. Sonraki yıllarda saçak silmesinin üst kısmına taş ve betonarme malzemeyle ilave bir bölüm eklenmiştir. (Bu çalışma; Yard. Doç. Dr. İzzet Yüksek, Kırklareli Ün. Öğr.Üyesi ile Arş. Gör. Ali Yıldız, Kırklareli Ün. Öğr. Üyesinin “Tarihi Kırklareli Çeşmelerinin Geleneksel Kent Dokusu İçerisindeki Yeri ve Önemi” adlı bildirisinden alınmıştır.)

Paşa Çeşme : Çeşme, 1622 yılında caminin tamiri sırasında Külabi Ahmet Paşa tarafından yaptırılmıştır (Dursunkaya, 1948). Kocahıdır Mahallesi’nde, Paşa Camii avlu duvarının batı köşesine tek yüzlü bir duvar çeşmesi olarak kare plan şemasıyla yerleştirilen çeşme, kesme küfeki taştan inşa edilmiştir. Basık sivri kemerli bir niş içerisine yerleştirilen ayna taşı üzerinde tek musluk bulunmaktadır. Kemerin kilit taşı dışarıya doğru çıkıntı yapacak şekilde oturtulmuştur. Çeşmenin saçak kısmının üzerindeki ve ayna taşındaki süslemeleri çeşmeyi sadelikten kurtarmıştır. (Bu çalışma; Yard. Doç. Dr. İzzet Yüksek, Kırklareli Ün. Öğr.Üyesi ile Arş. Gör. Ali Yıldız, Kırklareli Ün. Öğr. Üyesinin “Tarihi Kırklareli Çeşmelerinin Geleneksel Kent Dokusu İçerisindeki Yeri ve Önemi” adlı bildirisinden alınmıştır.)

Kapan (Salı Yeri) Çeşmesi : Karakaş Mahallesi’nde, Kapan Camii avlu duvarına bitişik olarak 1771 yılında Kayserili Hacı Hasan Ağa tarafından yaptırılmıştır (Kırklareli İl Yıllığı, 1967). Geçirdiği onarımlar neticesinde, çeşmenin üzeri mermer kaplanmış ve günümüzde orijinalliği kalmamıştır. (Bu çalışma; Yard. Doç. Dr. İzzet Yüksek, Kırklareli Ün. Öğr.Üyesi ile Arş. Gör. Ali Yıldız, Kırklareli Ün. Öğr. Üyesinin “Tarihi Kırklareli Çeşmelerinin Geleneksel Kent Dokusu İçerisindeki Yeri ve Önemi” adlı bildirisinden alınmıştır.)

Kayyumoğlu Çeşmesi : Çeşme, Karacaibrahim Mahallesi’nde 1772 yılında eski İstanbul yolu üzerinde Kayserili Hacı Hasan Ağa tarafından yaptırılmıştır (Altuntaş, 1995). Dikdörtgen plan şemasına sahip bir köşe çeşmesi olarak inşa edilen çeşmenin tek yüzündeki yuvarlak kemerli bir niş içerisine yerleştirilen musluktan su sağlanmaktadır. Bu niş içerisinde kemerin tepe noktasına yakın bir seviyede çeşmenin inşa kitabesi, kemerin iki yanına birer kabara ve üst kısmına tamir kitabesi yerleştirilmiştir. Su haznesinin üzeri tonozla örtülü olan çeşmenin ön cephesinde üçgen alınlık oluşturan bir saçak silmesi bulunmaktadır. (Bu çalışma; Yard. Doç. Dr. İzzet Yüksek, Kırklareli Ün. Öğr.Üyesi ile Arş. Gör. Ali Yıldız, Kırklareli Ün. Öğr. Üyesinin “Tarihi Kırklareli Çeşmelerinin Geleneksel Kent Dokusu İçerisindeki Yeri ve Önemi” adlı bildirisinden alınmıştır.)

Kara Umurbey Çeşmesi : Demirtaş Mahallesi’nde bulunan çeşme, pazar yerinde Hacı Süleyman isimli bir hayırsever tarafından 1844 yılında yaptırılmıştır. Pazar yerinde iken dört yüzlü bir meydan çeşmesi olan yapı bulunduğu yerden kaldırılarak bugünkü yerine taşınmıştır (Kırklareli İl Yıllığı, 1967). Günümüzde, çeşmenin tek cephesinde bulunan musluktan faydalanılmaktadır. Musluk, sivri kemerli bir niş içerisine yerleştirilen ayna taşı üzerinde yer almaktadır. Kare planlı olarak, kesme küfeki taş malzeme ile inşa edilen çeşme yer yer beton malzeme kullanılarak onarılmıştır. Ön cephedeki oturma taşı sonradan ilave edilmiştir. (Bu çalışma; Yard. Doç. Dr. İzzet Yüksek, Kırklareli Ün. Öğr.Üyesi ile Arş. Gör. Ali Yıldız, Kırklareli Ün. Öğr. Üyesinin “Tarihi Kırklareli Çeşmelerinin Geleneksel Kent Dokusu İçerisindeki Yeri ve Önemi” adlı bildirisinden alınmıştır.)

Hapishane Çeşmesi : Karakaş Mahallesi’nde bulunan çeşme, XIX. yüzyılın ikinci yarısında yapılmıştır. İki cepheli bir meydan çeşmesi olarak inşa edilen çeşmenin ismini aldığı Hapishane binası çeşmeye bitişik olarak sonraki yıllarda yapılmıştır (Kırklareli İl Yıllığı, 1967). İki cephesinde de yuvarlak kemerli birer niş bulunan çeşmenin günümüzde tek cephesi kullanılmaktadır. Kemer kilit taşlarının bir kısmı dikdörtgen şekilli olarak dışarıya doğru çıkıntı yapacak biçimde işlenmiştir. Çeşmenin köşe kısımları yuvarlatılmış pilastrlarla, üzeri profillendirilmiş çift sıra saçak silmesiyle şekillendirilmiştir. Kare planlı olan çeşme tümüyle sıva ile kaplanmışken günümüzde sıvanın büyük bir bölümü dökülmüştür. (Bu çalışma; Yard. Doç. Dr. İzzet Yüksek, Kırklareli Ün. Öğr.Üyesi ile Arş. Gör. Ali Yıldız, Kırklareli Ün. Öğr. Üyesinin “Tarihi Kırklareli Çeşmelerinin Geleneksel Kent Dokusu İçerisindeki Yeri ve Önemi” adlı bildirisinden alınmıştır.)

Kuru Paşa (Kayalık) Çeşmesi : Karacaibrahim Mahallesi’nde, XIX. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilmiştir (Kırklareli İl Yıllığı, 1967). Tek cepheli bir duvar çeşmesi olarak inşa edilen çeşmenin ön yüzündeki basık kemerli niş içerisine yerleştirilen musluktan su temin edilmektedir. Dikdörtgen plan şemasıyla kesme küfeki taşından inşa edilmiş, fakat üzeri sonradan sıvanmıştır. (Bu çalışma; Yard. Doç. Dr. İzzet Yüksek, Kırklareli Ün. Öğr.Üyesi ile Arş. Gör. Ali Yıldız, Kırklareli Ün. Öğr. Üyesinin “Tarihi Kırklareli Çeşmelerinin Geleneksel Kent Dokusu İçerisindeki Yeri ve Önemi” adlı bildirisinden alınmıştır.)

Söğütlü (Söğütçük) Çeşmesi : Akalar Mahallesi’nde, XIX. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilen tek cepheli çeşmeye, toprak seviyesinden birkaç basamak merdivenle inilerek ulaşılmaktaydı (Kırklareli İl Yıllığı, 1967). Sonraki yıllarda etrafı açılarak muslukları dışarı çıkarılan çeşme betonarme olarak yeniden inşa edilmiş, dolayısıyla orijinalliğini yitirmiştir. (Bu çalışma; Yard. Doç. Dr. İzzet Yüksek, Kırklareli Ün. Öğr.Üyesi ile Arş. Gör. Ali Yıldız, Kırklareli Ün. Öğr. Üyesinin “Tarihi Kırklareli Çeşmelerinin Geleneksel Kent Dokusu İçerisindeki Yeri ve Önemi” adlı bildirisinden alınmıştır.)

Büyük Camii (Alman) Çeşmesi : Çeşme, XIX. yüzyılın sonlarında Hacı Adil Bey tarafından yaptırılmıştır (Kırklareli İl Yıllığı, 1967). Karakaş Mahallesi’nde, Hızırbey Camii bahçe duvarının Çarşı Meydanına bakan köşesinde yer alan çeşme, daha önce Çarşı Meydanının ortasında bulunmaktayken sonradan bugünkü yerine taşınmıştır. Dört yüzlü bir meydan çeşmesi olarak kare plan şemasıyla tamamen mermerden inşa edilmiştir. Kare planlı olan çeşmenin bir yüzü, günümüzdeki yerine taşınınca duvara bitiştirilerek iptal edilmiştir. İşçiliği ve süslemeleriyle dikkat çeken çeşmenin cepheleri birbirinin aynısı olup süslemeler ayna taşında ve üst kısmında yoğunlaşmıştır. Ayna taşının üst kısmında kitabelik ve iki farklı renkteki mermerden oluşturulmuş sivri kemer şeklindeki çerçeve, kemer formunun iki yanında birer kabara bulunmaktadır. Muslukların altında, çeşmenin gövdesine monte edilmiş geniş mermer kurnalar bulunmaktadır. Çeşmenin üst örtüsü eski yerinden taşınmadan önce, geniş saçaklı eğimli yüzeylerin merkezine yerleştirilmiş soğan biçimli bir kubbe ile oluşturulmuşken, şimdiki yerine taşındığında düz betonarme bir döşeme olarak teşkil edilmiştir. Son zamanlarda Kırklareli Belediyesi, çeşmeyi meydandaki eski yerine taşıma yönündeki çalışmalara başlamıştır. (Bu çalışma; Yard. Doç. Dr. İzzet Yüksek, Kırklareli Ün. Öğr.Üyesi ile Arş. Gör. Ali Yıldız, Kırklareli Ün. Öğr. Üyesinin “Tarihi Kırklareli Çeşmelerinin Geleneksel Kent Dokusu İçerisindeki Yeri ve Önemi” adlı bildirisinden alınmıştır.)

Gerdanlı Çeşmesi : Doğu Mahallesi’nde bulunan çeşme, XIX. yüzyılın sonlarında yapılmıştır. İki cepheli bir meydan çeşmesi iken günümüzde yalnızca bir cephesi kullanılmaktadır (Kırklareli İl Yıllığı, 1967). Fazlaca bir yüksekliğe sahip olan çeşme kare planlıdır. İki cephesinde sivri kemerli birer niş bulunan çeşmenin caddeye bakan tarafındaki niş içerisinde iki adet musluk bulunmaktadır, bu kısımdaki mermer kaplama sonradan yerleştirilmiştir. Diğer cephesindeki muslukların ise yakın zamanda kapatıldığı düşünülmektedir. Kesme küfeki taştan inşa edilen çeşmenin kemerindeki kilit taşları dışarıya doğru çıkıntı yapacak şekilde oturtulmuştur. (Bu çalışma; Yard. Doç. Dr. İzzet Yüksek, Kırklareli Ün. Öğr.Üyesi ile Arş. Gör. Ali Yıldız, Kırklareli Ün. Öğr. Üyesinin “Tarihi Kırklareli Çeşmelerinin Geleneksel Kent Dokusu İçerisindeki Yeri ve Önemi” adlı bildirisinden alınmıştır.)

Kocahıdır Çeşmesi : Çeşme, 1905 yılında Kayserili Hacı Hasan Ağa tarafından eski İstanbul yolu üzerinde yaptırılmıştır (Altuntaş, 1995). Kocahıdır Mahallesi’nde, Kocahıdır İlköğretim Okulu’nun avlu duvarının güney batı köşesine yerleştirilmiş olan çeşme tek yüzlü bir duvar çeşmesi olarak inşa edilmiştir. Dikdörtgen plan şemasına sahip olan çeşmenin köşeleri pahlanmışken, ön cephede bu pahlanma kemer üzengi seviyesinden itibaren başlamaktadır. Çeşmenin basık sivri kemerli bir niş içerisine yerleştirilen ayna taşı üzerindeki musluğundan su temin edilmektedir. Bu nişin iki yanında oturma taşı yer almaktadır. Arka cephesinde küçük bir niş içerisinde kitabesi ve musluk bulunmayan bu nişin altında küçük bir kurnası bulunmaktadır. Çeşmenin üzeri ilk inşa edildiği yıllarda, saçak kısımlarında ahşap süslemeleri olan katlanmış plak şeklinde, ahşap bir kırma çatı ile örtülüyken günümüzde bunun yerini betonarme döşeme almıştır.

Bu çeşmelerden başka, şehir merkezinde, yazılı kaynaklardan tespit edilen ancak farklı sebeplerle ortadan kaldırılan Çukur Çeşme, Dere Mahallesi Çeşmesi, Boyacı (Kalancı) Çeşmesi, Aslanlı Çeşme bulunmaktaydı (Dursunkaya, 1948). Ayrıca XX. yüzyılın ortalarında şehrin yeni gelişen yerleşim alanlarında birbirine benzer tarzda dört adet çeşme inşa edilmiştir. (Bu çalışma; Yard. Doç. Dr. İzzet Yüksek, Kırklareli Ün. Öğr.Üyesi ile Arş. Gör. Ali Yıldız, Kırklareli Ün. Öğr. Üyesinin “Tarihi Kırklareli Çeşmelerinin Geleneksel Kent Dokusu İçerisindeki Yeri ve Önemi” adlı bildirisinden alınmıştır.)

Babaeski Dördüzlü (Dört Yüzlü) Çeşme : Asfalt üzerinde, hamam karşısında bulunmaktadır.17. yy. yapısıdır. Şehir suyu akıtmakta olan çeşmenin kitabesi Bulgar istilasında kazınmıştır. Kesme köfeki taştan, dört cepheli ve kubbeli bir meydan çeşmesidir. Halen tek yüzü faal olup, Edirne’nin klasik çeşmeleri tipindedir.

Lüleburgaz Çarşı (Orta) Çeşmesi : Eski adıyla Cedidi Müslüm Bey Mahallesinde bulunan meydanın ortasında, bu günkü Turgut Bey Caddesi’nde Osmanlı padişahlarından IV. Mehmet tarafından 1667 (H.1078) yılında meydan çeşmesi olarak yaptırılmış olup, bu nedenle 4. Mehmet (Avcı) Çeşmesi ve Orta Çeşme olarak da bilinmektedir. Halen sağlam ve faal olup, cephe aynasında talik yazı ile beş mısralık ilk inşa kitabesi bulunur. Dört köşe ve dört cepheli olup, her yüzü kare şeklinde bir meydan çeşmesidir. Üzeri kubbe ile örtülü, duvarlar kesme köfeki taşındandır. Rivayete göre avlanmayı seven padişah IV. Mehmet bu yörede dinlenirken içtiği suyun hoşuna gitmesiyle bu mahalleye bu çeşmeyi yaptırmıştır. (Yazar Ali ARSLAN’ın “Kasabadan Kente Bir Cumhuriyet Yürüyüşü” 1. Kitap Eğitim ve Kültür Tarihi” adlı eserinden yararlanılmıştır.)

Lüleburgaz Zafer Çeşmesi : Çeşme; 1917 M. (1333 H.) yılında I. Dünya savaşının devam ettiği yıllarda yapılmıştır. 1920-22 yılları arasındaki Yunan işgali sırasında zarar görmüş ve 1962 yılında aslına uygun restorasyonu yapılmış, ancak 1990 yılında bir trafik kazası neticesinde kamyon çarpması ile yıkılmış ve tekrar yapılmıştır. Bu yapımının Edirne Valisi Hacı Adil Bey tarafından yaptırıldığını gazete kaynaklarından öğreniyoruz. Çeşmenin dört yanında yalakları ve suyu akan kurnası mevcut iken, bu yalak ve kurnalar 1944 yılında kaybolmuştur. Çeşme, köfeki taştan dikdörtgen sütun şeklinde olup, temel gövde, alınlık ve tabla üstünde küçük bir kubbeden ibarettir. Dört topuzlu kubbenin tepesinde pirinç bir ay bulunur.

Çeşmenin dört alınlığının her bir yönünde Osmanlıca olarak yazılmış tarihi ibareler mevcuttur.

Güney alınlığında; “Atalarının oğullarına armağanıdır”,

Kuzey alınlığında; “10 Temmuz 1324 – Su Hayattır”,

Doğu alınlığında; “ 7 Temmuz 1329 Tarihini Unutmayınız.”

Batı alınlığında; 1333 Zafer Çeşmesi” yazmaktadır.

10 Temmuz 1324 (Miladi 23 Temmuz 1908) ile “II. Meşrutiyet’in ilânı”,

10 Temmuz 1331 (Miladi 1915) ile “Çanakkale Zaferi”,

7 Temmuz 1329 (Miladi 20 Temmuz 1913) ile “Lüleburgaz’ın Bulgarlardan Kurtuluşu” vurgulanmaktadır. Lüleburgaz’ın düşmandan geri alınışı, düşmanın kasabayı tahliye etmesi, askerlerin kışlalarına dönmesinin sevinç nişanesi olarak ta yapılan bu çeşme, anıt görünümünde, zarif edası ve kitabeleri ile kasabanın önemli yapılarından biridir. (Yazar Ali ARSLAN’ın “Kasabadan Kente Bir Cumhuriyet Yürüyüşü” 1. Kitap Eğitim ve Kültür Tarihi” adlı eserinden yararlanılmıştır.)

Vize Cemilzade Mahmut Ağa Çeşmesi : Hamam Caddesi, Kale Mahallesi’nde bulunmakta olup, 16. yüzyıl yapısıdır. Çeşme üzeri ufak kubbelidir. Kare planlı, iki oluklu ve yalaklı meydan çeşmesidir. 1838 yılında tamir görmüş, muntazam kesme köfeki taşlardan yapılmıştır.
 
Tüm sayfalar yüklendi.
Üst